Aralık 2012 için arşiv



Gezici Festival’de Bugün: 7 Aralık Cuma

Deniz Sineması

20.30 lal gece reis çelik

Yönetmen Reis Çelik’in katılımıyla

türkiye, 2012, 35mm, 91’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller Kristal Ayı Berlin • En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu Nürnberg • En İyi Film Würzburg • Özel Mansiyon Buster • En İyi Erkek Oyuncu, İzleyici Ödülü Adana • En İyi A sya- Ortadoğu Filmi Tokyo • En İyi Film, En İyi Yönetmen Brüksel • En İyi Yönetmen Malatya

Lal Gece, kaba kuvvet, cinsiyet ve silah zoruyla sahip oldukları iktidarı kanunsuzluk pahasına korumak için feodaliteden vazgeçmeyen ataerkil toplumlarda erkeklerin de kendi kurdukları düzenin birer kölesi olduğunu gösteriyor –Alin Taşçıyan

22.15 lal gece reis çelik

Yönetmen Reis Çelik’in katılımıyla

türkiye, 2012, 35mm, 91’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller Kristal Ayı Berlin • En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu Nürnberg • En İyi Film Würzburg • Özel Mansiyon Buster • En İyi Erkek Oyuncu, İzleyici Ödülü Adana • En İyi A sya- Ortadoğu Filmi Tokyo • En İyi Film, En İyi Yönetmen Brüksel • En İyi Yönetmen Malatya

Lal Gece, kaba kuvvet, cinsiyet ve silah zoruyla sahip oldukları iktidarı kanunsuzluk pahasına korumak için feodaliteden vazgeçmeyen ataerkil toplumlarda erkeklerin de kendi kurdukları düzenin birer kölesi olduğunu gösteriyor –Alin Taşçıyan

Gezici Festival Sinop’a Yelken Açıyor

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen 18. Gezici Festival, Ankaralılar’a, Büyülü Fener Sineması ve Alman Kültür Merkezi’ndeki tıklım tıklım salonlar ve yedi gün boyunca sinema tutkunlarıyla bir araya gelen tanınmış isimlerle, sinema dolu bir hafta yaşama fırsatı sundu.

Gezici Festival, 6 Aralık’ta Ankara’da tamamlayacağı gösterimlerinin hemen sonrasında Sinop’a doğru yola çıkıyor. Geçtiğimiz yıl festivali coşkuyla karşılayan Sinop, 7-10 Aralık tarihlerinde bir kez daha dünya ve Türkiye sinemasının ödüllü filmlerini, Hollanda’dan çocuk filmlerini ve Türkiye’nin sevilen sinemacılarını ağırlayacak. Festivalin Sinop ayağı, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla gerçekleşecek.

Ankara’da tıklım tıklım salonlar

Gezici Festivalin Ankara gösterimleri yüzde 90 gibi rekor bir doluluğa ulaşırken, bazı gösterimlerin biletleri günler öncesinden tükendi. İzleyiciler yönetmen söyleşilerine yoğun ilgi gösterdi; özellikle Türkiye seçkisi ve Kısa İyidir gösterimlerinde seyirciler merdivenlere taştı. Türkiye Sineması 2012 bölümünden Araf, Babamın Sesi, Devir, Lal Gece, Küf, Şimdiki Zaman ve Zerre; Dünya Sineması’ndan Aşk, Düşler Diyarı, Hayır ve Perşembeden Pazara; Tuncel Kurtiz’in “bir daha, bir daha” izlediği filmlerden ise 2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas, All That Jazz ve Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş Hakkında Soruşturma filmlerinin tüm biletleri tükendi.

Yapımcı ve yönetmen söyleşilerine gösterilen yoğun ilgi, zaman zaman bir sonraki seansların gecikmesine neden oldu. Festivalin ilk konukları Zerre filminin yönetmeni Erdem Tepegöz ve yapımcısı Kağan Daldal oldu. Lal Gece’nin yönetmeni Reis Çelik, Küf’ün yönetmeni Ali Aydın, Araf’ın yönetmeni Yeşim Ustaoğlu, Devir’in yönetmeni Derviş Zaim ve Ankara Sinema Derneği’nin de yapımına katkıda bulunduğu Yeraltı’nın yönetmeni Zeki Demirkubuz bir hafta boyunca filmlerinin gösterimleri sonrasında seyircilerin sorularını yanıtladı. Festival’in Ankara’daki son konukları Şimdiki Zaman filminin yönetmeni Belmin Söylemez ile yapımcısı Haşmet Topaloğlu oldu.

Ankara’ya özel konuklar

Gezici Festival’in Tuncel Kurtiz’in ‘Bir Daha, Bir Daha’ İzlediği Filmler başlığı altında programına eklediği Avrupa ve Amerikan sinemasından beş klasiğin ilk gösterimleri öncesinde, Türkiye Sineması’nın usta ismi bu beş filmi neden “bir daha, bir daha” izlediğini seyircilerle paylaştı, kimilerini de seyircilerle birlikte izledi.

Festivalin yabancı konukları arasında neonazi kültürünün Avrupa’da yükselişini anlatan çarpıcı belgesel Kan Akmalı – Gizlice Nazilerin Arasında’nın Alman yönetmeni Peter Ohlendorf, iki gün süren Yeni Medya Belgeseli Atölyesi’ni düzenleyen İsrailli belgesel yönetmeni ve yapımcısı Yoram Schaffer ile Tel Aviv Üniversitesi, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden Udi Ben-Arie yer aldı. Savaşla Büyümek paneli ise, Uluslararası Af Örgütü’nden Volkan Görendağ, Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman, Uluslararası Çocuk Merkezi’nden Adem Arkadaş ve Türkiye’de yaşayan bağımsız gazeteci Frederike Geerdink’in katılımlarıyla gerçekleşti.

Sonraki durak Sinop

sinopkalesi

Gezici Festival’in Sinop programı, 7 Aralık Akşamı, bu yıl Berlin’de Kristal Ayı Ödülünü kazanan Lal Gece’nin gösterimiyle başlayacak. Gösterim sonrası yönetmen Reis Çelik seyircilerle bir araya gelecek. 8 Aralık tarihinde, Antalya’da En İyi İlk Film ve En İyi Yönetmen de dahil dört ödül kazanan Zerre filminin yönetmeni Erdem Tepegöz ile yapımcısı Kağan Daldal ve Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülünü alan Küf’ün yönetmeni Ali Aydın gösterimlere katılacak. Önümüzdeki hafta filmi Yeraltı ile Dubai Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak olan yönetmen Zeki Demirkubuz ise 9 Aralık’ta Gezici Festivalin Sinop’taki son konuğu olacak.

İnan Temelkuran’ın Kristen Stevens’la birlikte yönettiği, Siirtli milli güreşçi Evin Demirhan’ın öyküsünü anlatan ve Altın Koza’dan üç ödülle dönen belgesel Siirt’in Sırrı; Torino ve Hamburg’da gösterilen, Belmin Söylemez’in ilk uzun metrajlı filmi Şimdiki Zaman ve İki Dil Bir Bavul ile sinemaseverlerin kalbini kazanan Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın Altın Koza’dan En İyi Film ve Senaryo ödülleriyle dönen son filmleri Babamın Sesi de Türkiye Sineması 2012 bölümü altında Sinop’ta gösterilecek diğer filmler olacak.

Dünya Sineması’ndan ise Perulu yönetmen Adrián Saba’nın ilk uzun metrajlı filmi Temizlikçi, Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda Büyük Ödül’ü kazanan ABD-İspanya ortak yapımı, Antonio Méndez Esparza’nın yönettiği Orada Burada ve Montrealli sinemacı Kim Nguyen’in yönettiği, genç oyuncusu Rachel Mwanza’ya Berlin ve Tribeca’da En İyi Kadın Oyuncu ödülü getiren Savaş Cadısı, Sinop seyircisiyle buluşacak. İtalyan sinemasının klasiklerinden, Luchino Visconti’nin yönettiği Leopar ve Hollandalı yönetmenler Frodo Kuipers ve Arjan Wilschut’un canlandırmalarından oluşan Çocuk Filmleri de Sinop programının parçası olacak.

Sinop’ta Ünlü Konuklar

Nurgül Yeşilçay, Erkan Can ve Güven Kıraç da festivale katılmak üzere haftasonunda İstanbul’dan Sinop’a gelecekler.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesi, Facebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival 2012 İzlenimleri – 6. Gün: Kısa İyidir 2, Makine Adam, Öğün Çalış Güven, Kaplanın Yılı

Kısa İyidir 2:

Kısa İyidir bölümünün ikinci gösterimine de ilk gün kadar olmasa da iyi bir ilgi vardı. Seçki yine iyi filmlerden oluşuyordu. Türkiye’den gelen Buhar, televizyonda Esra Erol’un evlilik programı varken tek planda bir çiftin evliliklerinde yaşadıklarını anlatıyordu. Başarılı düşüncesini iyi kullanan bir filmdi. Buharı nasıl kullandığını anlatmayalım ama finalde o buharın dağılmasına gerek yoktu bence. İki çocuk arasındaki ilk aşkı anlatan Rehin son derece sevimli bir kısa filmdi. Chinti de azimli bir karıncayı anlatan hoş bir animasyondu. Edmond Bir Eşekti, toplumun genelinden farklı insanların durumu ile ilgili güzel bir animasyondu. Seçkinin en eğlenceli filmlerinden biri ise bir çiftin hayatını film fragmanları şeklinde anlatan Pek Yakında idi.

Eskiden Gezici Festival seyircilerden en iyi 3 kısa filmi seçmelerini isterdi. Bu yıl bu uygulama yok ama ben yine de bir liste vermiş olayım. Seçmek zor oldu ama;

1-Rehin
2-Pek Yakında
3-Sessiz
(Rehin‘i sinemasal özelliklerinden çok sevimli hikayesi ve oyunculukları için seçtim)

Makine Adam:

Üretim Hatası bölümünde yer alan kısa belgesel Makine Adam, fiziksel güç gerektiren işlerde çalışan insanların adeta birer makine gibi çalışmalarını anlatıyordu. Bangladeş’in başkenti Dakkar’da çalışan işçilerin çevresinde dolaşan kamera, insanların makine parçalarından bir farkı olmadığını gösteriyordu. 15 dakikalık kısa süresini iyi kullanan bir belgeseldi.

Öğün Çalış Güven:

Aynı bölümde yer alan Öğün, Çalış, Güven ise bu kez modern iş yaşamında zihinsel işler yapan insanların nasıl çalıştırıldığını anlatıyordu. Aslında bu filmi nasıl yorumladığınız modern iş yaşamındaki yeni teknikleri nasıl gördüğünüzle doğrudan ilintili. Esnek mesai saatleri, konforlu çalışma ortamı, kişisel performans değerlendirme, takım çalışması egzersizleri vs. vs. Bunların çalışanların mutluluğu için yapıldığını düşünüyorsanız filmin bunun en güzel örneklerini gösterdiğini savunabilirsiniz. Yok bunların çalışandan daha çok verim almak,daha çok sömürmek için yapıldığını düşünürseniz film bir anda tedirgin edici bir boyuta çıkıyor. Aslında performans, performans daha çok performans diyen şirketlerin düşünce yapısının hangisine uyduğunu tahmin etmek zor değil.

Kaplanın Yılı:

Kaplanın Yılı, festivalin hayal kırıklığı yaratan az sayıdaki filminden biri oldu benim için. Şili’de 2010’daki deprem ve tsunami sonrası hapisten kaçan bir adam, karısını ve kızını bulma çabaları ve umutsuzluğa düşüşü iyi bir konu. Öyle bir ortamda hapiste olmak mı daha iyi dışarda mı ikilemi de benzer şekilde üzerinde düşünülebilecek bir mesele. Fakat bunların filmde iyi işlendiğini söylemek zor. Ayrıca kaplan metaforu da çok iyi oturmamış bence. Film minimalist bir yapıya sahip olmasına rağmen zaman zaman giren yoğun fon müziği de işi bozuyordu. Neyse, festivaldeki her filmi de sevmek zorunda değiliz, arada nazar boncuğu da olsun.

Gezici Festival’de Bugün: 6 Aralık Perşembe

kızılay büyülü fener sineması – salon 1

12.15 babamın sesi orhan eskiköy, zeynel doğan

türkiye, 2012, 35mm, 88’, kürtçe, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Film, En İyi Senaryo Adana • En İyi Senaryo İstanbul

Babamın Sesi’nde Maraş Katliamı’ndan etkilenen Kürt-Alevi bir ailenin hikâyesini anlatan Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan, gerçek ses kayıtlarından ‘gerçek’ bir film çıkarmayı başarıyor. Geride kalanların travmasını anlamaya çalıştıkları gibi ülkenin ‘kirli’ tarihi ve asimilasyon politikasını büyük sözler etmeden hikâyeleştirebiliyorlar.-Hasan Cömert

14.30 düşler diyarı benh zeitlin

abd, 2012, 35mm, 92’, ingilizce; türkçe altyazılı

ödüller Altın Kamera, Genç Bakış Ödülü, Fipresci Ödülü, Kiliseler Birliği Özel Mansiyonu Cannes • Jüri Büyük Ödülü, En İyi Görüntü Sundance • En İyi Yönetmen Seattle • İzleyici Ödülü: En İyi Film Los Angeles • Büyük Ödül, Umut Veren Yeni Yönetmen Ödülü Deauvillle

Dış dünyayla ilişkisi kesilmiş, su baskını tehdidi altındaki küçük ve fakir bir topluluk hayatta kalmak için çabalamaktadır. Hem toplumsal gerçekçi bir dram, hem büyülü bir masal, hem de uyarıcı bir ekolojik öykü. Düşler Diyarı birbirinin içine geçmiş üç güzel film.

16.30 yeraltı zeki demirkubuz

Yönetmen Zeki Demirkubuz’un katılımıyla

türkiye, 2012, 35mm, 107’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Erkek Oyuncu, İzleyici Ödülü İstanbul • En İyi Asya Filmi Osians’ Cinefan • En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adana • İzleyici Ödülü St. Petersburg

Türk sinemasında ‘çukur’u bu kadar dürüstlükle, şevk, istek, alay ve artistik zevkle toplumsal perspektife yayan başka film bilmiyorum. Yeraltı’nın yanında birçok film sosyoloji tezi gibi kalacak mecburen. –Fatih Özgüven

18.45 devir derviş zaim

türkiye, 2012, 35mm, 75’ türkçe; ingilizce altyazılı

Devir, Burdur’un Hasanpaşa ilçesinde yaklaşık 750 yıllık bir geçmişi olan koyun yıkama şenliği etrafında gelişen olayları anlatıyor. Filminde yöre insanlarına yer veren Zaim, üç koyun çobanı üzerinden hem bölgedeki yöresel hayatı, hem şenliği, hem de köyün çevresine kurulan mermer ocağının çevrede yaptığı tahribatı gözler önüne seriyor.

21.15 aşk michael haneke

fransa, almanya, avusturya, 2012, 35mm, 127’, fransızca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Altın Palmiye Cannes • FIPRESCI Büyük Ödülü

Haneke’nin yeni filmi ondan beklediğimiz her şeyi, hatta daha fazlasını sunuyor: büyük bir içtenlik ve zeka içeren, dokunaklı, ürkütücü ve sıra dışı bir dram. Aşk, Avusturya’nın bu yılki Yabancı Film Oscar adayı.

kızılay büyülü fener sineması – salon 3

19.00 şimdiki zaman belmin söylemez

Yönetmen Belmin Söylemez ve senarist-yapımcı Haşmet Topaloğlu’nun katılımıyla

türkiye, 2012, dcp, 110’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Kadın Oyuncu İstanbul • Yılmaz Güney Ödülü, Film Yön Jürisi Özel Ödülü, Siyad En İyi Film Ödülü Adana

‘Bir kadın hikâyesi’ anlatan Belmin Söylemez, kaybolmuş bir ruhun kendini yeniden tanımlamaya çalışması diye yorumlayabileceğimiz yapısıyla bizi etkilemeyi başaran filmiyle hedefine ulaşırken, yarattığı atmosfere ilk andan finale kadar sadık kalıyor. Hikâyesini ‘fal’ yardımıyla dillendiren Söylemez, başkalarının fincanlarında kendi falına bakan genç bir kadının dünyasına sokuyor bizi. –Murat Özer

21.00 temizlikçi adrián saba

peru, 2011, dcp, 95’ ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

Adli tıpta temizlikçi olarak çalışan Eusebio, gizemli ve öldürücü bir salgın hastalığın hüküm sürdüğü kentte, ölülerin bulunduğu evleri temizlemektedir. Kimsenin yaşamadığı bir evde sekiz yaşında bir çocuk bulur. Çevrelerindeki uygarlık yok olup giderken çocuğa göz kulak olmaya karar verir.

Gezici Festival 2012 İzlenimleri – 5. Gün: Annemin Kollarında, Kısa İyidir 1, Havai Fişekler, Yarın, Onur Yürüyüşü

Annemin Kollarında:

Annemin Kollarında, Bağdat’da ayakta kalmaya çalışan bir yetimhaneyi anlatan bir belgesel. Filmin odağında yetimhanenin sahibi Hüsam ile biri ailesini bir patlamada kaybetmiş, diğeri hiç tanımamış iki çocuk var. Aslında film kimi anlarında belgeselden biraz uzaklaşıp kurmacaya yaklaşıyordu sanki. Konu önemli, insanın canını da acıtıcı ama bir belgesel olarak ne kadar yetkin olduğu tartışılır.

Kısa İyidir 1:

Kısa İyidir gösterimlerinin ilk seçkisi tıklım tıklımdı. Bir sürü kişi ayakta izledi filmleri. Bir o kadar kişi de kapıdan dönmüş. Geçmiş yıllarda, festival Kavaklıdere Sineması’nda düzenlenirken kısa film seanslarında Tunalı’ya taşan kuyruklar aklıma geldi. Bir ara ilgi azalmıştı, yine yükselmesi güzel. Seçilen filmler de tatmin ediciydi. Bu yıl epeyce animasyon vardı. Öne çıkan filmlerden kısaca bahsedelim.

Elbette Altın Palmiye’li kısa filmimiz Sessiz, seçkinin en iyilerindendi. 80’lerin Diyarbakır’ında geçen film hapiste bir ziyaret gününde iki insanın konuşmadan yaşadıklarını başarılı bir şekilde anlatıyor. Sadece hapisteki sahnelerde bitebilirdi gibi bir yorumum var. Bu film dışında Arjantin’deki kayıpları anlatan BüyükannelerHayatın Ritmi filminden tanıdığımız Altı Davulcu’nun noel müziği filmi, su altında yaşayan insanları anlatan Soluksuz, eşcinsel flamingolar arasında hetero olmaya çalışan bir flamingoyu anlatan Flamingo Pride seçkinin güzel filmleriydi. Bu arada Tramvay filminde ciddi festival seyircilerinden bazılarının iş cinselliğe geldiğinde nasıl cıvıyabildiğini gördük.

Seçkideki filmlerden Noel İçin Müzik ve Altı Davulcu‘yu örnek olarak verelim:

Havai Fişekler:

Festivalin Üretim Hatası bölümündeki kısalardan Havai Fişekler, bir yılbaşı gecesi çevreye zarar veren bir fabrikanın havaya uçurulmasını anlatıyordu. Bu özetten ve filmin adından doruk noktasının havai fişekler patlarken fabrikanın havaya uçması olduğunu anlamak mümkün. Öyle de oluyor. Çok önemli olmasa da iyi bir kısa filmdi.

Yarın:

Üretim Hatası bölümdeki uzun belgesel Yarın filminin sinemasal açıdan çok fazla bir değeri yok aslında.Daha çok Rusya’daki Voina adlı muhalif sanatçı grubunun eylemlerini anlatmasıyla önem kazanıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bu grupta pek bir sanatçı tavır göremedim kendi adıma. Film boyunca planlanmasını ve sonrasını gördüğümüz eylem ise bir polis arabasının devrilmesi ki bir protesto eylemi olabilir ama sanat olup olmadığı çok tartışmalı. Yalnız filmin sonunda gördüğümüz bir eylem vardı ki film onunla ilgili olsa onun muhalifliğine de sanatsallığına da itirazım olmazdı. Filmin yıldızının ise anarşist çiftin filmin yarısında anadan üryan dolaşan ufak çocukları olduğunu vurgulamalı. O olmasa film çok sıkıcı olabilirmiş.

Onur Yürüyüşü:

Onur Yürüyüşü, Balkanlarda birbiriyle çatışan farklı etnik kökenli maço erkeklerin bir eşcinsel yürüyüşünü korumak için toplanmalarını anlatıyor.  Hem maço erkekler hem de eşcinseller çok klişe çizilmiş belki ama film bazı anlarında gürültülü kahkahalar attıracak kadar komik. Genel olarak da hem etnik kökenlerden doğan ayrılıkların ne kadar yapay olduğunu göstermesi hem de eşcinsellere bakışı ile iyi bir film. Komedi seviyesinin zaman zaman kaba olduğu söylenebilir ama anlattığı adamlar öyle zaten.

Daha 2 gün önce bir arkadaşla Ben-Hur da ne güzel filmdir diye konuştuktan sonra burada Ben-Hur‘un eşcinsel alt metninin vurgulanması ayrı bir olaydı. Filmi bilenler Ben-Hur ve Messala’yı sevgili olarak düşünsün… Eh, hiç mantıksız gelmedi değil mi :-))

Gezici Festival’de Bugün: 5 Aralık Çarşamba

kızılay büyülü fener sineması – salon 1

12.15 all that jazz bob fosse

abd, 1979, 35mm, 123’, ingilizce; türkçe altyazılı

ödüller En İyi Kurgu, En İyi Müzik, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Oscar • Altın Palmiye Cannes • En İyi Kurgu Amerika Sinema Kurgucuları • En İyi Görüntü, En İyi Kurgu BAFTA Ödülleri • Avrupa Dışından Gelen En İyi Film Bodil Ödülleri

Yönetmeninin yarı otobiyografik özelliklerini taşıyan ama anlattıklarıyla izleyicisinin hayatla hesaplaşmasına yardımcı olan çok az film vardır. All That Jazz bunu başarabilen üç beş filmden biridir. Fosse’un başyapıtı, şov dünyasının samimiyetsizliğine vurgu yaparken yaratıcının kaybolmuşluğunun, yanlızlığının nasıl da mümkün olabileceğini gözler önüne serer. –Burak Göral

14.30 lal gece reis çelik

türkiye, 2012, 35mm, 91’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller Kristal Ayı Berlin • En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu Nürnberg • En İyi Film Würzburg • Özel Mansiyon Buster • En İyi Erkek Oyuncu, İzleyici Ödülü Adana • En İyi Asya- Ortadoğu Filmi Tokyo • En İyi Film, En İyi Yönetmen Brüksel • En İyi Yönetmen Malatya

Lal Gece, kaba kuvvet, cinsiyet ve silah zoruyla sahip oldukları iktidarı kanunsuzluk pahasına korumak için feodaliteden vazgeçmeyen ataerkil toplumlarda erkeklerin de kendi kurdukları düzenin birer kölesi olduğunu gösteriyor –Alin Taşçıyan

16.30 2000 yılında 25 yaşında olacak jonas alain tanner

isviçre, fransa, 1976, 35mm, 110’, fransızca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Senaryo Amerikan Ulusal Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri

Jonas, 1960’larda devrim idealleri yıkılmış gençleri konu alan birçok filmin aksine, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek rüyaların arasına sıkışmayı reddeden hayat dolu karakterleri anlatan, eğlenceli bir film.

18.45 yeraltı zeki demirkubuz

Yönetmen Zeki Demirkubuz’un katılımıyla

türkiye, 2012, 35mm, 107’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Erkek Oyuncu, İzleyici Ödülü İstanbul • En İyi Asya Filmi Osians’ Cinefan • En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adana • İzleyici Ödülü St. Petersburg

Türk sinemasında ‘çukur’u bu kadar dürüstlükle, şevk, istek, alay ve artistik zevkle toplumsal perspektife yayan başka film bilmiyorum. Yeraltı’nın yanında birçok film sosyoloji tezi gibi kalacak mecburen. –Fatih Özgüven

21.15 kaplanın yılı  sebastián lelio

şili, 2011, 35mm, 82’, ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Çevre Ödülü Locarno

27 Şubat 2011’de Şili’yi yerle bir eden deprem, hapisteki Manuel’i özgürlüğüne kavuşturur. Çaresizce sevdiklerini aramaya başlayan Manuel, dalgaların kıyıya sürüklediği kafesin içindeki kaplanı kurtarır ve ne kaplanın ne de kendisinin çok fazla yaşam şansı olmadığını fark eder.

kızılay büyülü fener sineması – salon 3

19.00 temizlikçi adrián saba

peru, 2011, dcp, 95’ ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

Adli tıpta temizlikçi olarak çalışan Eusebio, gizemli ve öldürücü bir salgın hastalığın hüküm sürdüğü kentte, ölülerin bulunduğu evleri temizlemektedir. Kimsenin yaşamadığı bir evde sekiz yaşında bir çocuk bulur. Çevrelerindeki uygarlık yok olup giderken çocuğa göz kulak olmaya karar verir.

21.00 onur yürüyüşü srđan dragojević

sırbistan, hırvatistan, makedonya, slovenya, 2011, dcp, 115’, sırpça; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Panorama İzleyici Ödülü, Kiliseler Birliği Özel Mansiyon Berlin • İzleyici Ödülü Torino Gey ve Lezbiyen Film Festivali • En İyi Kadın Oyuncu Pula

Geylere yönelik taciz ve iç savaşın sonuçları komediye dönüştürülmesi zor iki konu olsa da Dragojevic, Onur Yürüyüşü’nde bunu başarıyor. Homofobik bir haydut ile eşcinsel bir veteriner, tuhaf bir ittifak oluşturarak, Belgrad’daki gey onur yürüyüşünün güvenliğini sağlamaya çalışıyorlar.

alman kültür merkezi

10.00 Çocuk Filmleri: Hollanda

14.00 savaş cadısı kim nguyen

kanada, 2012, hdcam, 90’, fransızca, ingilizce, lingala dili; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Kadın Oyuncu, Kiliseler Birliği Jürisi Özel Mansiyonu Berlin • En İyi Kurmaca Film, En İyi Kadın Oyuncu Tribeca

Montrealli sinemacı Kim Nguyen, çocuk asker yapılmak üzere isyancılar tarafından Afrika’daki köyünden kaçırılan 14 yaşındaki kız çocuğu Komona’nın dokunaklı ve yürek parçalayıcı bir portresini çiziyor. Film Kanada’nın bu yılki Yabancı Film Oscar adayı.

16.00 Kısa İyidir 2

18.30 makine adam alfonso moral, roser corella

ispanya, 2011, digibeta, 15’, belgesel, ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

öğün, çalış, güven carmen losmann

almanya, 2011, digibeta, 90’, belgesel, almanca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Fipresci Ödülü, Kiliseler Birliği Ödülü, Sağlıklı İşyerleri Ödülü DOK Leipzig • Altın Anahtar Ödülü Kassel

Yönetmen Carmen Lossman belgeselinde Almanya’nın büyük şirketlerindeki değişim ve insan yönetimi stratejilerini, yöneticilerin çalışma alanlarında izleyerek, çalışanların birer nesneye dönüştüğü karanlık bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Gezici Festival’de Bugün: 4 Aralık Salı

kızılay büyülü fener sineması – salon 1

12.15 no pablo larraín

şili, abd, meksika, 2012, 35mm, 110’, ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Sanat Sineması Ödülü Cannes

Şilili diktatör Augusto Pinochet’nin 1988’de uluslararası baskı sonucu başkanlığını halk oyuna sunmasıyla ilgili gerçek bir öykü. Gael Garcia Bernal’in canlandırdığı reklamcı, muhalifler için hazırladığı kampanyayla sıradışı bir özgürlük hareketine imza atıyor. Zekice kotarılmış, komik ve sürükleyici bu politik gerilim, Şili’nin yabancı film Oscar adayı.

14.30 kaplanın yılı  sebastián lelio

şili, 2011, 35mm, 82’, ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Çevre Ödülü Locarno

27 Şubat 2011’de Şili’yi yerle bir eden deprem, hapisteki Manuel’i özgürlüğüne kavuşturur. Çaresizce sevdiklerini aramaya başlayan Manuel, dalgaların kıyıya sürüklediği kafesin içindeki kaplanı kurtarır ve ne kaplanın ne de kendisinin çok fazla yaşam şansı olmadığını fark eder.

16.30 araf yeşim ustaoğlu

türkiye, almanya, fransa, 2012 35mm, 124’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Sanat Yönetmeni, Umut Veren Kadın Oyuncu, Umut Veren Erkek Oyuncu Adana • Siyah İnci Ödülü Abu Dhabi • En İyi Kadın Oyuncu Tokyo

Ustaoğlu, bu aykırı aşk ve cinsellik öyküsünü gayet olgun bir sinemayla ve büyük ustalara yakışır dokunaklı bir sadelikle anlatıyor. Film böylece dar ilişkiler çerçevesini aşıp, hızla değişen bir topluma tutulmuş bir aynaya dönüşüyor da denebilir. –Atilla Dorsay

18.45 devir derviş zaim

Yönetmen Derviş Zaim’in katılımıyla

türkiye, 2012, 35mm, 75’ türkçe; ingilizce altyazılı

Devir, Burdur’un Hasanpaşa ilçesinde yaklaşık 750 yıllık bir geçmişi olan koyun yıkama şenliği etrafında gelişen olayları anlatıyor. Filminde yöre insanlarına yer veren Zaim, üç koyun çobanı üzerinden hem bölgedeki yöresel hayatı, hem şenliği, hem de köyün çevresine kurulan mermer ocağının çevrede yaptığı tahribatı gözler önüne seriyor.

21.15 düşler diyarı benh zeitlin

abd, 2012, 35mm, 92’, ingilizce; türkçe altyazılı

ödüller Altın Kamera, Genç Bakış Ödülü, Fipresci Ödülü, Kiliseler Birliği Özel Mansiyonu Cannes • Jüri Büyük Ödülü, En İyi Görüntü Sundance • En İyi Yönetmen Seattle • İzleyici Ödülü: En İyi Film Los Angeles • Büyük Ödül, Umut Veren Yeni Yönetmen Ödülü Deauvillle

Dış dünyayla ilişkisi kesilmiş, su baskını tehdidi altındaki küçük ve fakir bir topluluk hayatta kalmak için çabalamaktadır. Hem toplumsal gerçekçi bir dram, hem büyülü bir masal, hem de uyarıcı bir ekolojik öykü. Düşler Diyarı birbirinin içine geçmiş üç güzel film.

kızılay büyülü fener sineması – salon 3

19.00 her türlü kuşkunun ötesinde bir yurttaş hakkında elio petri

italya, 1970, dcp, 112’, italyanca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Yabancı Film Oscar • Jüri Büyük Ödülü, Fipresci Ödülü Cannes • En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu David di Donatello • En İyi Film Edgar Ödülleri • En İyi Yönetmen, En İyi Öykü, En İyi Erkek Oyuncu İtalyan Ulusal Film Eleştirmenleri Sendikası • En İyi Yabancı Film Kansas City Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri

Bir polis metresini öldürür; cinayetin araştırılmasını da kendi yönlendirir. Güçlü karakteri ve konumu nedeniyle meslektaşları onu suçlu bulma konusunda aciz kalırlar. Bir katilin kusursuz çizilmiş anatomisi. Petri’nin faşizm karşıtı filmi iğneleyici, dokunaklı, aynı zamanda da ürkütücü.

21.00 onur yürüyüşü srđan dragojević

sırbistan, hırvatistan, makedonya, slovenya, 2011, dcp, 115’, sırpça; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Panorama İzleyici Ödülü, Kiliseler Birliği Özel Mansiyon Berlin • İzleyici Ödülü Torino Gey ve Lezbiyen Film Festivali • En İyi Kadın Oyuncu Pula

Geylere yönelik taciz ve iç savaşın sonuçları komediye dönüştürülmesi zor iki konu olsa da Dragojevic, Onur Yürüyüşü’nde bunu başarıyor. Homofobik bir haydut ile eşcinsel bir veteriner, tuhaf bir ittifak oluşturarak, Belgrad’daki gey onur yürüyüşünün güvenliğini sağlamaya çalışıyorlar.

alman kültür merkezi

9.30 Çocuk Filmleri: Hollanda

14.00 annemin kollarında atia jabarah al-daradji, mohamed jabarah al daradji

ırak, ingiltere, hollanda, birleşik arap emirlikleri, 2011, hdcam, 86’, arapça; türkçe ve ingilizce altyazılı

Huşam, Bağdat’ın en tehlikeli mahallesinde kendisinin kurduğu küçük yetimhanede koruma altında olan, savaştan zarar görmüş 32 çocuğun umutlarını, hayallerini ve beklentilerini gerçekleştirmek için yorulmaksızın çalışmaktadır. Ev sahibi, yetimhaneyi boşaltmaları için Huşam ve çocuklara iki hafta süre verdiğinde umutsuz bir arayış başlayacaktır.

16.00 Kısa İyidir 1

18.30 havai fişekler giacomo abbruzzese

fransa, 2011, hdcam, 21’, kurmaca, italyanca, arapça, fransızca; türkçe ve ingilizce altyazılı

yarın zavtra andrey gryazev

rusya, 2012, hdcam, 90’, belgesel, rusça; türkçe ve ingilizce altyazılı

Rusya’da bir tür politik performans yapan ve ünü dünyaya yayılan sanat grubu Voina’nın devlet karşıtı muzip eylemleri üzerine bir belgesel.

Gezici Festival 2012 İzlenimleri – 4. Gün: Larry Jordan 1-2, Perşembeden Pazara

Larry Jordan 1-2:

Larry Jordan filmleri

Gezici Festival’in dördüncü gününün programında Larry Jordan’dan 8 kısa, 1 uzun film vardı. Bunların hepsini ayrı ayrı değerlendirmeye gerek yok. Ne de olsa 1950’lerden beri film yapan Jordan, deneysel animasyonlarında hep benzer yapılar ve benzer imgeler kullanmış. Bir kolaj yapısında olan animasyonlarında birbiriyle ilgisiz imgeleri müzik ve farklı seslerin eşliğinde birleştirmiş. Kelebek imgesi, yuvarlak objeler, kadın yüzleri, antik heykel imgeleri sıklıkla kullandığı imgeler. Çoğunlukla arka planda da hareketsiz resimler kullanmış. Hatta uzun metrajı Sophie’nin Yeri‘nde Ayasofya resmi de vardı. İzlediğimiz filmleri içinde bir tek Şehir Görüntüleri farklıydı. Burada San Francisco’nun aynalardan ve camlardan yansımalarını toplamış. Gösterimlerin başında yapılan tanıtımda da söylendiği gibi, seyircinin kendini müziğe ve arka arkaya gelen imgelere teslim etmesi lazım. Yoksa bu filmde ne anlatılıyor sorgulamasına girilirse işin içinden çıkmak zor. Bu arada itiraf edelim, deneysel animasyon için 90 dk. biraz uzundu. Uzun metraj filmini sinema ortamında izlemesek, evde sonunu getirmek zor olurdu.

Bir fikir vermek için Jordan’ın festival programında da yer alan Carabosse filmini izleyelim. Jordan hemen hemen tüm filmlerinde bu tarzı kullanmış.

Perşembeden Pazara:

Perşembeden Pazara

Dün izlediğim Perşembeden Pazara en saf tanımı ile bir yol filmi. Şili’de 4 kişilik bir ailenin yolda geçirdikleri 4 günün hikayesi. Karşılarına ne egzantrik karakterler ne de tekinsiz yabancılar çıkıyor. Sadece ve sadece bir aile draması izliyoruz. İşin o kısmında da kolaya kaçılıp öyle büyük duygu patlamaları falan yaşanmıyor. Yazar/yönetmen Dominga Sotomayor Castillo incelikli bir senaryo yazmış. Bu sessiz sakin film ufak ayrıntılar üzerinden giderek tıkır tıkır işliyor. Tüm hikayeyi ailenin kızı Lucia üzerinden izliyoruz. Festivalin çok öne çıkmasa da (tıklım tıklım olmayan az sayıda filmden biriydi) mütavazı ama hoş filmlerinden biri.

Gezici Festival ile Ankara’da Sinema Dolu Bir Hafta Sonu

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen 18. Gezici Festival ile başkentliler sinema ve sinemacı dolu uzun bir hafta sonu yaşama fırsatı buldular. 30 Kasım’da başlayan Gezici Festival, ilk üç gününde Tuncel Kurtiz’i, Türkiye sinemasından yönetmenleri ve Almanya ile İsrail’den sinemacıları ağırladı.

Gezici Festival, Türkiye’den yönetmenlerin katılımıyla devam eden Ankara yolculuğunu 6 Aralık’ta noktalayarak, Sinop’a doğru yola çıkacak. Geçtiğimiz yıl da festivale ev sahipliği yapan Sinop, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla 7-10 Aralık tarihleri arasında Gezici Festival’i ağırlayacak.

Türkiye Sineması’ndan yönetmenler Ankara’da

Zerre filmi söyleşisi

Ülkemizde bu yıl çekilen uzun metrajlı filmlerden derlenen Türkiye Sineması 2012 bölümünde yer alan filmlerin yönetmenleri festival boyunca izleyicilerle bir araya geliyor. Gezici Festival’in ilk konuğu 30 Kasım’da, Antalya’da En İyi İlk Film ve Yönetmen de dahil dört ödül kazanan Zerre filminin senarist ve yönetmeni Erdem Tepegöz ile yapımcısı Kağan Daldal oldu. Tepegöz, işçi sınıfına ve kadına bakışıyla izleyicilerden övgü alan filminde “işçi sınıfının susmuşluğu ve bastırılmışlığını” anlatmaya çalıştıklarını söyledi. Dolu salona konuşan Daldal ise, Ankara’nın ve festivallerin kendileri için öneminden söz etti: “Ankaralı bir ekibiz. İlk galamızı Gezici Festival’de yaptığımız için gurur duyuyoruz. Hayalimiz bu tarz filmlerle bu salonları daha fazla doldurabilmek” dedi. Gösterime katılan Tuncel Kurtiz “Bu film son yıllarda son yıllarda işçi sınıfını anlatan en iyi film. Yılmaz Güney izleseydi gurur duyardı”dedi.

Berlin’de Kristal Ayı kazanan Lal Gece filminin 1 Aralık’taki gösterimi sonrası izleyicilerle buluşan yönetmen Reis Çelik, İlyas Salman ve Dilan Aksüt’le çalışırken “senaryonun çeşitli yerlerine tuzaklar” kurduğunu ve “iki oyuncuyu çekimlerden önce yalnızca bir kez bir araya getirdiğini” söyledi. Bir seyircinin filmin ismini nasıl belirlediği sorusuna ise, “Bir Kars oyunu oynadım,” sözleriyle cevap verdi. “Lâl aksanlı olarak okunduğunda bir taş ve o taşın rengi, aksansız okunduğunda ise, dilsiz, konuşamayan anlamına geliyor. Tabii bir de kırmızı ve kanı çağrıştırması var.”

Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülünü alan Küf’ün yönetmeni ve senaristi Ali Aydın ise filmin 2 Aralık’taki gösteriminden sonra izleyicilerin sorularını yanıtladı. Aydın, “Filmin adı neden Küf?” sorusuna, “Türkiye’nin politik tarihindeki bir aralığı, 90’ları anlatmak istedim. Kokuşmuş, çürümüş bir sistemin olduğu bir dönem. Filmin adını bu kokuşmuş, çürümüş yapıdan aldım,” yanıtını verdi. En güzel övgü ise söyleşi sırasında salonda bulunan Tuncel Kurtiz’den geldi: “Büyük bir sevinçle seyrettim. Genç nesilden birinin dünya sinemasına bu eseri bırakmasıyla gurur duydum. İyi ki varsınız.”

Gezici Festival, Ankara yolculuğu süresince Adana, Moskova, Abu Dhabi ve Tokyo’da ödüller alan Araf’ın senarist ve yönetmeni Yeşim Ustaoğlu’nu; Anadolu’yu ve doğanın döngüsünü şiirsel bir dille anlatan Devir filminin gösterimi sonrası yönetmeni Derviş Zaim’i; Yeraltı filminin gösterimleri sonrası, Zeki Demirkubuz’u; Şimdiki Zaman filminin gösteriminden sonra da yönetmen Belmin Söylemez ile senarist ve yapımcı Haşmet Topaloğlu’nu izleyicilerle bir araya getirecek.

Tuncel Kurtiz, ‘bir daha, bir daha’ izlediği filmleri sunuyor

Tuncel Kurtiz

Gezici Festival bu yıl Tuncel Kurtiz’in ‘Bir Daha, Bir Daha’ İzlediği Filmler başlığı altında Avrupa ve Amerikan sinemasından beş klasiği programına dahil ediyor. Filmlerin ilk gösterimleri öncesinde, Türkiye Sineması’nın usta ismi bu beş filmi neden “bir daha, bir daha” izlediğini seyircilere anlattı.

“17 yıldır kimsenin cesaret edemediği filmleri sunan Gezici Festival’in hayranı,” olduğunu söyleyen Kurtiz, Bob Fosse’un yönettiği müzikal All That Jazz için, “Bu filmi 20 kereden fazla seyrettim. Kendimi ve gençliğimi hatırlıyorum. Sistem eleştirisidir bu film,” dedi. “Fellini’yle mukayese edilebilecek bir sinemacı” olarak tanımladığı Robert Altman’ın filmi Nashville’in ise “1970’lerin Amerikasının politik yapısını” nasıl muhteşem bir şekilde eleştirdiğini belirtti.

Tuncel Kurtiz, Luchino Visconti’nin yönettiği Leopar‘ı, uyarlandığı romanın ilk cümlesiyle tanıttı: “Hiçbir şeyin değişmesini istemiyorsanız, herşeyi değiştirin.” İsviçreli yönetmen Alain Tanner ve İngiliz yazar John Berger’i bir araya getiren 2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas filminin gösterimi öncesinde de, “2000 yılı geldi, geçti. Mesele hâlâ aynı. Film, çağımızın hikayesini anlatıyor,” dedi.

Elio Petri’nin Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş Hakkında Soruşturma filmi için, “Bu filmi ‘bir daha, bir daha’ seyrederim. Bana bir şeyler söyler, umut verir. Faşizm üzerine yapılmış harika bir filmdir bu,” sözlerini kullanan Kurtiz, filmleri Gezici Festival seyircisiyle birlikte izledi.

Peter Ohlendorf, Gezici Festival seyircisinin arasında

Ahmet Boyacıoğlu - Peter Ohlendorf

Alman belgeselci Peter Ohlendorf, yedi yıl boyunca Avrupa’nın çeşitli şehirlerindeki Neonazi konserlerinde gizli çekim yapan bir gazetecinin adımlarını yeniden izlediği ve konser mekanlarıyla çekim kayıtlarını bir araya getirdiği belgeseli Kan Akmalı – Gizlice Nazilerin Arasında’nın 2 Aralık’taki gösterimi sonrası izleyicilerin sorularını yanıtladı.

“Thomas Kuban’ın neonazi gençleri çektiği gizli kamera görüntülerini görünce çok şaşırdığını” söyleyen Ohlendorf, “Bu gençlerin sıradan, sokakta gördüğümüz çocuklardan farkı olmadığını,” söyledi.

Ohlendorf, fiminin Almanya’da giderek çoğalan bir seyirci kitlesine ulaştığını anlattı: “Filmin ilk gösteriminin Berlin Film Festivali’nde yapılması bize büyük kapılar açtı. On bir aydır Almanya’yı gezip, filmin gösterimlerine katılıyorum. Öğretmen, öğrenci ve gençlere ulaşmaya çalışıyorum. Şu ana kadar üç polis akademisine gittik. 15 bin izleyiciye ulaştık” dedi. Ohlendorf son olarak, “Avrupa’nın yüksek duvarlara ve aşılmaz sınırlara ihtiyacı olmaması gerektiğini belirterek, demokrat ve insan haklarına saygılı bir Avrupa” dileğini Gezici Festival izleyicisiyle paylaştı.

Gezici Festival’de Yeni Medya Atölyesi ve Savaş Paneli

Yeni Medya Atölyesi

Gezici Festival, Ankaralı sinemaseverlere kendi belgesel projelerini yaratma fırsatını sundu. İsrail’den gelen belgesel yönetmeni ve yapımcısı Yoram Schaffer ile Tel Aviv Üniversitesi, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden Udi Ben-Arie tarafından gerçekleştirilen Yeni Medya Belgeseli Atölyesi’nde ‘yeni medya’ araçlarının belgesel sinemada kullanımı interaktif olarak ele alındı.

İki gün süren atölyenin birinci gününde fikir geliştirmeden tasarıma, bir yeni medya belgesel projesinin tüm aşamaları ele alınırken, ikinci gün katılımcılar gruplara ayrılarak kendi projelerini üretme fırsatını buldular.

2 Aralık’ta gerçekleşen Savaşla Büyümek konulu panel ise, Uluslararası Af Örgütü’nden Volkan Görendağ, Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman, Uluslararası Çocuk Merkezi’nden Adem Arkadaş ve Türkiye’de yaşayan bağımsız gazeteci Frederike Geerdink’i bir araya getirdi.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesi, Facebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival 2012 İzlenimleri – 3. Gün: Zerre, Kan Akmalı, All That Jazz, Küf, Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş Hakkında Soruşturma

Zerre:

Zerre

Zerre bundan önce katıldığı festivallerde aldığı övgüleri hakeden bir filmmiş. Hayat mücadelesi veren bir karakterin hayatından bir kesiti çok güzel yansıtmış. Film tümüyle ana karakteri Zeynep’i merceğine almış ve onu izletiyor bize. Yanlışım yoksa onun gözükmediği hiç bir sahne yok filmde. Böyle olunca Zeynep’i canlandıran Jale Arıkan’ın üzerine ağır bir yük binmiş ama bu yükü sırtlamasını biliyor. Çok başarılı bir performans sergilemiş. İşin ilginci bir kaç gün önce izlediğimiz Şimdiki Zaman’da eksiklik olarak gördüğüm şeyler Zerre‘de de mevcut ama burada rahatsız etmedi. Ana karakterin geçmişine yönelik burada da bir şey öğrenemiyoruz, çocuğunun durumunun ya da sürekli burnunun kanamasının nedenlerini bilmiyoruz ama burada zaten öyle bir beklenti yaratılmadığı için sorun olmuyor. Filmin görsel yapısı da çok güçlü. Adındaki Zerre metaforunu çeşitli mekanlarda yakalamak mümkün.

Ufak bir eleştiri olarak filmin finali bir anda geldiğini söyleyebiliriz. Seyirciye ne oldu şimdi dedirtiyor. Adeta bir makara daha varmış da kaybolmuş gibi. Aslında bir ara filmin çok klişe bir finale doğru gittiğini hissediyordum. Böyle olmayıp açık uçlu bırakılması iyi bir seçim. Yine de biraz daha devam edebilirdi sanki ama filmin sonunda yönetmenin de dediği gibi bilinçli bir tercih bu da. Festivalde başka bir gösterimi yok ama büyük ihtimalle gösterime girecektir. O zaman kaçırmamak gereken bir film.

Kan Akmalı:

Kan Akmalı

Kan Akmalı, Neo-Nazi’ler üzerine bir belgesel. Çoğunlukla gizli kamera ile çekilmiş Neo-Nazi konser görüntülerine dayanan bir film. Bu görüntülerin çekiminin epey zor olduğu kesin. Önemli de görüntüler olunca film olayın bu yönüne fazlaca odaklanmış sanki. Halbuki gençlerin böyle bir görüşün etkisi altında kalmalarının nedenleri üzerine eğilinmesi daha iyi olabilirmiş. Yine de filmin çok kimsenin önemsemediği bir konu üzerine olması önemli. Bu arada tek kelime Almanca bilmediğim halde Ankara’ya konuk olan yönetmen Peter Ohlendorf’un akıcı konuşmasına bayıldım. Ohlendorf haber spikeri gibi seri konuştu açıkçası. Ahmet Boyacıoğlu da teklemeden çevirdi doğrusu (tabii Almanca bilmeyince anlamadım arada atladıkları oldu mu ama pek öyle bir izlenim vermedi).

All That Jazz:

All That Jazz

All That Jazz, Tuncel Kurtiz’in 20’den fazla izlediği filmlerden biriymiş. O kadar olmasa da benim de az değildir ama ilk kez sinemada izleme şansım oldu. Sinemada izlemenin ayrı bir keyif olduğunu söylemeliyim. Bazı yerlerini de biraz unutmuşum doğrusu. Hastane kısmı çok daha fazla iz bırakmış olmalı ki hem buradaki kısımları daha uzun diye hatırlıyorum ben de genel olarak filmdeki müzikal sahnelerini (ki onlar da çoğunlukla hastane kısmında zaten). All That Jazz için sahne dünyası üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri diyebiliriz. Bob Fosse açısından da son derece kişisel bir film. Bu noktada 8 1/2 ile olan arkabalığı da önemini yitiriyor aslında. O filmi temel almış olabilir ama tamamen kendi dünyasına uyarlamış Fosse. All That Jazz, Bob Fosse’nin son filmi değil belki ama hayata bıraktığı veda mektubu olarak yorumlanabilir. Zaten öyle görkemli, keyifli ve aynı zamanda hüzünlü bir finali var ki filmi sevenler cenazemde “bye bye life” çalsın diyebilirler rahatça.

Küf:

Küf

Sabah izlediğim Zerre için aldığı övgüleri hakeden bir film demiştim, Küf de öyle. Cumartesi Anneleri’ni çağrıştıran öyküsünde yönetmen-senarist Ali Aydın tabiri yerindeyse bir Cumartesi Babası’nın hikayesini anlatıyor. Oğlu 20 yıl önce kaybolmuş olan Basri bıkıp usanmadan devlete dilekçe yazıyor ve oğlu ölmüş olsa bile en azından mezarını bulmak istiyor. Nuri Bilge Ceylan sayesinde tanıdığımız Ercan Kesal, Basri rolünün içinde yaşayarak ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu göstermiş. Bir Zamanlar Anadolu’da filmindeki rol arkadaşı Muhammet Uzuner ile olan çocuğu kaybetmiş baba-polis sahneleri de çok başarılı. Küf finali ile insanın böğrüne bir yumru bırakıp öyle bitiyor.

Uzun planlardan oluşan yapısı bazı seyircilere biraz sıkıcı gelebilir ama Ahmet Boyacıoğlu’nun dediği gibi zor bir film olsa da nihayetinde 90 dakikada bitiyor. Yine vizyona girince kaçırılmaması gereken filmlerden biri diyorum.

Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş Hakkında Soruşturma:

Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş Hakkında Soruşturma

Bu uzun isimli film, Tuncel Kurtiz’in seçtiklerinden biriydi. Elio Petri, 1970 yapımı bu filminde sevgilisini öldürdükten sonra cinayet mahaline her türlü delili bırakan, hatta bilinçli olarak binadan çıkarken kendini komşulara gösteren bir polisin hikayesini anlatıyor. Cinayet masasının eski şefi olan polis, bunu deliller kaçınılmaz bir şekilde kendisini gösterse bile ona dokunamayacaklarını bilerek yapıyor. Hatta bunu ispat etmek için yapıyor. Bu düşüncesinde de haksız değil.  Öyle ki, suçunu itiraf ettiğinde bile onu suçlu olduğunu ispata zorluyorlar. Elbette bu filmle Petri, faşizmin bir allegorisini yapmış. Hala etkili ve ne yazık ki bazı noktaları ile anlattıkları hala geçerli bir film. Aslında Tuncel usta filmin kendisine umut verdiğini söyledi ama benim açımdan mevcut düzenin değişebileceğine dair pek ışık vermedi doğrusu.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 292.704 hits
Aralık 2012
P S Ç P C C P
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: