02 Ara 2012 için arşiv

Gezici Festival’de Bugün: 2 Aralık Pazar

https://pbs.twimg.com/media/A9GCXJdCAAAth1F.jpg:large

kızılay büyülü fener sineması – salon 1

12.15 zerre erdem tepegöz

türkiye, 2012, hdcam, 80’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi İlk Film, En İyi Yönetmen, En İyi Sanat Yönetmeni, Siyad En İyi Film Ödülü Antalya • En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Kurgu Malatya

Zerre sinemamızda uzun zamandır duymadığımız bir sesi yeniden duyurdu. İşçi sınıfından bireylerin hikâyeleri pek anlatılmıyor… Zerre başarılı görüntü ve sanat yönetimi, iyi oyunculuğu ve Dardenne Kardeşleri hatırlatan gerçekçiliğiyle sinemamızda eksikliğini hissettiğimiz yeni bir nefes. Erdem Tepegöz’ün yeni filmlerini merakla bekleyeceğiz. –Cüneyt Cebenoyan

14.30 kan akmalı – gizlice nazilerin arasında peter ohlendorf

Yönetmen Peter Ohlendorf’un katılımıyla

Almanya’da son dönemde sekiz Türk ve bir Yunanlı’nın Neo-Nazi’lerce öldürüldüğünün ortaya çıkmasıyla yeniden güncellik kazanan aşırı sağ terör ile ilgili çarpıcı bir belgesel. Yedi yıl boyunca Avrupa’nın değişik kentlerinde Neo-Nazi konserlerinin gizli çekimlerini yapan gazetecinin kimliği güvenlik nedeniyle açıklanmıyor.

16.30 all that jazz bob fosse

abd, 1979, 35mm, 123’, ingilizce; türkçe altyazılı

Tuncel Kurtiz’in sunumuyla

ödüller En İyi Kurgu, En İyi Müzik, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Oscar • Altın Palmiye Cannes • En İyi Kurgu Amerika Sinema Kurgucuları • En İyi Görüntü, En İyi Kurgu BAFTA Ödülleri • Avrupa Dışından Gelen En İyi Film Bodil Ödülleri

Yönetmeninin yarı otobiyografik özelliklerini taşıyan ama anlattıklarıyla izleyicisinin hayatla hesaplaşmasına yardımcı olan çok az film vardır. All That Jazz bunu başarabilen üç beş filmden biridir. Fosse’un başyapıtı, şov dünyasının samimiyetsizliğine vurgu yaparken yaratıcının kaybolmuşluğunun, yanlızlığının nasıl da mümkün olabileceğini gözler önüne serer. –Burak Göral

18.45 küf ali aydın

Yönetmen Ali Aydın’ın katılımıyla.

türkiye, almanya, 2012, hdcam, 94’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller Geleceğin Aslanı Venedik • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü Antalya • Gümüş İskender Selanik

Küf son derece politik bir öykü anlatmasına rağmen, politik bir film olarak tanımlanabilecek bir film değil. Daha çok acı, suçluluk duygusu ve başkasının acısına duyarsızlık üzerine bir film diyebilirim. Ali Aydın sinemamız için müthiş bir kazanç.      –Cüneyt Cebenoyan

21.15 siirt’in sırrı inan temelkuran, kristen stevens

türkiye, 2012, hdcam, 89’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller Jüri Özel Ödülü, Jüri Özendirme Ödülü, En İyi Kurgu Adana • En İyi Belgesel Antalya

Güreşerek kazandığı parayla 13 kişilik ailesine destek olan genç Kürt kızı Evin Türkiye şampiyonudur. Kendi küçük kentinde bir kız olarak tek başına gidip ekmek alması mümkün değilken, dünya arenasında kendi yaratacağı geleceğe ulaşabilmesi için bir maçı kazanması yeterlidir.

kızılay büyülü fener sineması – salon 3

19.00 perşembeden pazara dominga sotomayor

şili, hollanda, 2012, dcp, 94’, ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Kaplan Ödülü Rotterdam • En İyi Film Indie Lisboa • En İyi Film Granada • En İyi Film New Horizons • En İyi Görüntü Yönetmeni Transilvania

Bir aile sabahın erken saatlerinde tüm hayatlarını derinden etkileyecek bir yolculuğa çıkar. Perşembeden Pazara, arka koltukta oturan kızın, bir yandan annesiyle babasının arasındaki ilişkinin bittiğini fark ederken diğer yandan da kendi çocukluğuna veda edip ergenliğe geçişini ustaca anlatıyor.

21.00 her türlü kuşkunun ötesinde bir yurttaş hakkında elio petri

Tuncel Kurtiz’in sunumuyla.

italya, 1970, dcp, 112’, italyanca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Yabancı Film Oscar • Jüri Büyük Ödülü, Fipresci Ödülü Cannes • En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu David di Donatello • En İyi Film Edgar Ödülleri • En İyi Yönetmen, En İyi Öykü, En İyi Erkek Oyuncu İtalyan Ulusal Film Eleştirmenleri Sendikası • En İyi Yabancı Film Kansas City Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri

Bir polis metresini öldürür; cinayetin araştırılmasını da kendi yönlendirir. Güçlü karakteri ve konumu nedeniyle meslektaşları onu suçlu bulma konusunda aciz kalırlar. Bir katilin kusursuz çizilmiş anatomisi. Petri’nin faşizm karşıtı filmi iğneleyici, dokunaklı, aynı zamanda da ürkütücü.

alman kültür merkezi

10.00 YENİ MEDYA BELGESELİ ATÖLYESİ

Yoram Schaffer ve Udi Ben-Arie tarafından gerçekleştirilecek atölyede, katılımcılar farklı dijital ifade platformlarını ve interaktif film türlerini keşfedip bir yeni medya belgesel projesi tasarlayacaklar. Katılım ücretsizdir ve herkese açıktır. Katılımcıların bilgisayarlarını yanlarında getirmeleri gerekmektedir. Panel iki gün sürecektir.

16.00 PANEL: SAVAŞLA BÜYÜMEK

Bu yılki özel bölümlerimizden biri olan Savaşla Büyümek kapsamında, Uluslararası Af Örgütü, Gündem Çocuk Derneği ve Uluslararası Çocuk Merkezi’nin desteğiyle, savaş bölgelerinde büyüyen çocukların durumu tartışılacak.

Gezici Festival İzlenimleri – 2. Gün: Aşk, No, Domuzların Kralı, 2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas

Aşk:

Aşk

Haneke filmleri ile bizi öyle ya da böyle sinema salonlarındaki koltuklarımıza mıhlamaya devam ediyor. Aşk filminde yine darmadağın olduk. Aslında Aşk, Haneke’nin tanıdığımız tarzında bir film değil. Çok daha klasik bir sineması var, karakterleri de pek sıradışı sayılmaz. Ayrıca Haneke, filmlerinde genelde seyirci ile arasına bir mesafe koyardı bu kez doğrudan filmin içinde, iki yaşlı insanla beraber yaşıyoruz. Filmin konusunu hemen herkes biliyordur artık. Yaşlı bir çiftten biri hastalanınca diğerinin ona bakma çabalarını ve ölüme doğru giden zamanı izliyoruz. Çiftin arasında geçenler dışında, kızları ve hemşireler ile olan ufak diyaloglar üzerine bile uzun uzun konuşmak mümkün. Belki de festival yoğunluğu geçtikten sonra film üzerine daha detaylı yazmak gerekecek. Jean-Louis Trintignant ve Emmanuelle Riva ve Haneke’nin çok sevdiği Isabelle Huppert de çok çok iyiler. Film genel olarak çok iyi ama yine de itiraf edeyim, Haneke’nin ilk dönem filmleri ile Cache‘sini hala daha çok seviyorum sanırım.

Bu arada ülkemizdeki her festivalde kapalı gişe oynayan, biletleri çok çabuk tükenen bu filmin vizyondaki seyirci sayısını çok merak ediyorum. Sırf bilet bulamadım diye üzülenler alsa epey bir seyirci çekmesi lazım. İlgi sadece festival olunca mı oluyor göreceğiz.

Bu arada tam da bu satırları yazarken aldığım bir haber. Aşk filmi Avrupa Film Ödülleri’nde en iyi film, yönetmen, erkek oyuncu ve kadın oyuncu ödüllerini aldı. Oscar yoldadır diyorum ayrıca Emmanuelle Riva da aday olsa ne de güzel olur.

No:

No

No filminde yönetmen Pablo Larraín, Şili’de Pinochet iktidarının devam edip etmeyeceği ile ilgili yapılan referanduma çeviriyor kamerasını. Aslında bu süreçte genel olarak yaşananlardan çok Hayır kampanyasını yürütenlerin yaşadıklarına tanıklık ediyoruz. Kampanyayı bir reklamcıya teslim edince o da işi politik altyapısından biraz uzaklaştırıp Hayır oyunu bir ürün gibi pazarlamaya yöneliyor. Hatta en başlarda tanıtım için gösterdiği reklamda doğrudan kendisinin bir kola markası için yaptığı reklamdaki görüntüleri kullanıyor. Film bu süreci iyi anlatmış aslında ama belli ki referandumda Şili’nin içinden ve dışından başka faktörlerin de önemli rolleri var. Yoksa bir reklam kampanyası ile koca diktatörlüğü devirmek pek mümkün gözükmüyor. İşin o taraflarına eğilmemek bir eksiklik olmuş.

Yönetmen tüm filmi o günlerin televizyonlarında izliyoruz gibi çekmiş (hafif bozulmuş bir VHS kaset kalitesinde göüntüleri vardı). Açıkçası filmin bir bölümü böyle olsa çok sıkıntı yoktu ama pürüzsüz görüntüleri olan, eski filmleri bile restorasyonla HD kalitesinde izlediğimiz bir dönemde tüm filmin böyle olması beni rahatsız etti.

Domuzların Kralı:

Domuzların Kralı

Domuzların Kralı, şu ana kadar festivalin en büyük sürprizi oldu benim için. Festival sonunda da haftanın en iyilerinden diyeceğimden eminim. İki eski arkadaşın yıllar sonra biraraya gelip yıllar önce ortaokulda yaşadıklarını hatırlamalarını anlatan bu animasyon çok etkili. Yoğun bir şiddet içeren yapım, festival kataloğunda yazdığı gibi kesinlikle çocuklara yönelik değil. İnsanın içindeki canavarın nasıl ortaya çıkabildiği gösteren film yoğun bir sınıf çatışması da getiriyor karşımıza. Daha ortaokul çağında bu yoğun sınıf çatışması içinde olan çocukların yaşadıkları tüm hayatlarını etkiliyor. Dünyaya da gayet umutsuz bir bakış atan film kanlı canlı bir film olsaydı bir kaç sahnesinin seyri çok zor olurdu. Animasyon olarak bile bazı seyircileri rahatsız edecektir ama kesinlikle tavsiye edilir. Bu arada alışkanlıktan ortaokul diyorum ama yaklaşık 15 yaşındaki çocukların yaşadıklarından bahsediyoruz burada.

2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas:

2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas

Tuncel Kurtiz’in seçtikleri arasında olan 2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas günün sert filmlerinden sonra bir nefes aldırdı. Kendilerini artık sürdürmek zorunda oldukları hayat mücadelesi içinde bulan 68 kuşağını anlatan film gayet de politik ama suratı asık değil. Bir yandan ideallerinden uzaklaşmayan ama bir şekilde de mecburen sistemin çarkları içine girmiş olan bu insanlar yine de bir değişim yaratmaya çalışıyor. Özellikle filmdeki tarih dersleri çok ilgi çekici. Zaten filmin tümü ince göndermelerle dolu. Bir önceki filmin aksine umudu da elden bırakmıyor. Jonas’ın 2000 yılında, 25 yaşında içinde olacağı dünyanın daha iyi olacağı umut ediliyor. Şimdi doğruya doğru, Jonas’la yaşıt olan biri olarak diyebilirim ki,  temel meseleleri düşünürsek çok da bir şey değişmemiş o günden bu yana ama bu yine de ufak ufak değiştirme çabalarını bırakmak için bir neden değil. Belki de 2035 yılında 25 yaşında olacak çocukları daha iyi bir gelecek bekliyor.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 265.356 hits
Aralık 2012
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: