Archive for the 'Arşiv' Category

David Prowse Anısına

28 Kasım 2020 günü, orijinal Star Wars üçlemesinde Darth Vader maskesinin arkasında olan ve filmde kimsenin yüzünü görmediği David Prowse’u kaybettik. 2010 yılında ülkemize geldiğinde onunla çok keyifli bir söyleşi yapma fırsatı bulmuştum. O tarihte Gölge e-Dergi’de yayımlanan bu söyleşiyi, David Prowse anısına buraya alıyorum.

Unutmayalım ki o dönemde, yeni Star Wars üçlemesi (Bölüm 7, 8 ve 9) henüz ortada yoktu, Lucas Film Disney’e satılmamıştı ve bir İngiliz olan Henry Cavill, Superman olarak seçilmemişti.

——————————————–

Geçtiğimiz ay (Eylül 2010), Star Wars serisinde Darth Vader maskesinin altındaki adam olan Dave Prowse ülkemizdeydi. Prowse JBC Yayıncılık tarafından Türkiye’ye özel olarak hazırlanan Darth Vader çizgi romanının imza gününe katılmak üzere ülkemize geldi ve Ankara’da bir, İstanbul’da iki adet olmak üzere üç imza gününe ve bir Star Wars partisine katıldı. Biz de henüz imza günleri başlamadan önce Ankara’da kaldığı otelde kendisi ile özel bir söyleşi yapma fırsatı bulduk. Söyleşinin gerçekleşmesindeki katkılarından dolayı JBC Yayıncılık’tan Ertan Ergil’e teşekkür ederiz.

Ülkemize hoş geldiniz Bay Prowse. Sizinle tanışmak bir şeref.
Siz çok tanınan bir film serisinin çok önemli bir parçasısınız. Bugün çok büyük bir fenomene dönüşmüş bir seri bu, çok büyük fan grupları var. İlk filmi çekerken böyle bir başarı hayal etmiş miydiniz?

Hayır. Bu kadar büyük bir film olacağını hiç düşünmemiştim. İlk filmi çekerken bu benim için sadece diğerleri gibi bir filmdi. Hatta ikincisi ve üçüncüsünün olacağını bile bilmiyordum. Hatta kimi zaman çok başarılı olmayacağını bile düşündüm. Çünkü filmi çekerken özellikle özel efektler ile ilgili sorunlar yaşadık. Ya hazır değillerdi ya da istenen şekilde olmuyordu. Sette de çeşitli problemler yaşadık.

İlk filmin yapımının çok zor olduğunu biliyoruz. Hatta pek çok stüdyo filmi kabul etmemiş ve sonunda 20th Century Fox filmi yapmayı kabul etmiş.

Doğrudur. 20th Century Fox’un bir filmiydi. George Lucas’la da ilk kez Star Wars’un yapımından bir süre önce Fox’un ofisinde görüştük. Beni Stanley Kubrick’in A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) filminde görmüş ve bana bir rol teklif etmek istemiş. Bu arada A Clockwork Orange’ın benim için çok önemli bir film olduğunu da eklemek isterim. Çok kısa bir süre gösterimde kalabildi ama Kubrick bu filmle ilgili pek çok ölüm tehdidi almıştı. Çok kısa bir süre gösterilmiş olmasına rağmen şanslıyım ki George Lucas görmüş, beni beğenmiş ve 5 yıl sonra Star Wars çekileceği zaman beni hatırlamış. Londra’ya geldiğinde de beni aradığına dair haber geldi ve kendisiyle Fox’un ofisinde buluştuk.

Lucas bana önce Chewbacca rolünü önerdi. Nasıl bir şey dediğimde kıllı bir gorile benziyor cevabını alınca oynamak istemedim. Oynayabileceğim başka bir rol yok mu deyince filmin en kötü karakteri var bir de dedi. Ben de bu rolü kabul ettim.

Ancak filmde yüzünüz de hiç görünmüyor, sesiniz de hiç duyulmuyor aslında.

Aslında her üç filmde de sette ben konuştum. Ancak ilk filmin çekimlerinin ortasında sonradan seslendirme yapılması gerektiğine karar verildi. Çünkü ne söylersem söyleyeyim bir maskenin arkasında konuşuyordum. Her ne kadar sette herkes beni duysa ve anlasa da ses film için uygun değildi. Lucas da bunu dert etmememi, çekimler sonrasında tüm diyalogların tekrar kaydedileceğini söyledi. Ben de sonradan stüdyoya girip kendimi konuşacağımı zannetmiştim doğrusu. Film bittiğinde stüdyodaki çalışmaları yapmak için Amerika’ya gittiler. Bu durumda karşılarına iki seçenek çıktı. Ya beni Londra’dan Amerika’ya getirteceklerdi ya da Amerikalı çok tanınmış bir dublaj sanatçısını kullanacaklardı. Maliyetinin daha az olacağını düşünerek ikinci seçeneği seçmişler. Ama seslendirmeyi yapan James Earl Jones’un sesi de gerçekten çok başarılıydı.

Serinin en önemli anlarından biri Darth Vader’ın Luke’a babası olduğunu söylediği andır. Sizin bu sahnede Darth Vader’ın söylediklerini önceden bilmediğiniz, sonradan seslendirmede değiştirildiği söylenir. Gerçekten doğru mudur bu bilgi?

Gerçekten de bilmiyordum. Filmi seyirciyle beraber ilk seyrettiğimde ben de onlar gibi ilk kez duyuyordum bunu ve çok şaşırdım.

Bu arada ilginç bir bilgi de vereyim size. Ben henüz James Earl Jones ile hiç tanışmadım. Yakın zamanda Londra’ya bir tiyatro oyunu oynamaya gelmişti. O dönem James Earl Jones’un oğlundan babasının benimle tanışmak istediğine dair bir telefon aldım. Ancak ben de o dönem Londra’da değildim. Hatırlarsanız bir ara yanardağ patlamış ve küller nedeni ile tüm uçuşların iptal olmuştu. İşte o günlerde oluyor bu. Bir süre o Londra’yı ben de kaldığım yeri terk edemedik. Küller dağıldığında da Amerika’ya dönmesi gerekti ve bu yüzden hala karşılaşabilmiş değiliz. Ama birkaç hafta önce evimde oturup televizyon izlerken bir telefon çaldı ve telefonda “Ben James Earl Jones” diyen görkemli bir ses vardı. Şöyle bir titredim doğrusu. New York’dan arıyormuş ve Amerika’ya yolum düştüğünde artık görüşelim dedi. Planlamayı yaptık, umuyorum ki Ekim ayında kendisiyle bir yemek yiyeceğiz.

Üçüncü filmde sonunda Darth Vader’ın yüzünü görürüz ama gördüğümüz yüz yine sizin değildir.

Evet. Bu kez Sebastian Shaw’un yüzünü görürüz. Sanırım Shaw, Sir Alec Guinness’in arkadaşıydı ve bu nedenle onun ricası ile filme dahil oldu. Ama zaten o sahnede yoğun bir makyaj vardı. Bu nedenle ben oynasaydım bile muhtemelen beni hiç tanıyamayacaktınız. Hatta bu nedenle oynamadığıma memnun bile sayılırım.

Yeni üçlemede ise Darth Vader’ın gençliğini Hayden Christensen oynadı. Bu filmler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Filmleri izledim ama çok sevmedim. Özellikle The Phantom Menace berbattı. Hele o Jar Jar Binks yok mu. Ama asıl sorun filmler arasındaki zaman ve teknoloji uyumundaki problemdi bence. Sonradan çekilen Episode 1-2-3’de inanılmaz bir teknoloji vardı. Ama bizim çektiğimiz Episode 4-5-6’da elimizde öyle bir teknoloji yoktu ve filmler de bunu yansıtıyordu. Halbuki sıralamaya baktığınızda hikayede önce büyük bir teknoloji varken sonra birdenbire o teknoloji kaybolmuş gibiydi. Ben hala eski üçlemenin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bence George Lucas yeni üçleme ile hikaye anlatmaktan çok teknoloji ile neler yapabileceğini göstermek istedi.

En fazla tanındığınız rolünüz Darth Vader ama oynadığınız ya da oynamak istediğiniz sizin için özel başka bir rol var mı?

Oynamak istediğim bazı rollere çok yaklaştım ama sonuçta olmadı. Mesela Bond filmlerindeki Jaws rolü. Daha önce birkaç Bond filmi çekmiş olan Guy Hamilton çekilecek yeni film için benimle bağlantıya geçmiş ve bir Bond filminde kötü karakteri oynamayı düşünüp düşünmediğimi sormuştu. Ben de memnuniyetle kabul ettim. Ne yazık ki filmin çekimleri başlamadan önce Hamilton kovuldu ve Lewis Gilbert filmin yönetmeni olarak seçildi. O da Richard Kiel’ın bu rolü oynamasını istedi.

Peki ya Superman? Bu film için Christopher Reeve’e vücut çalıştırdığınızı biliyoruz. Siz bu rolü oynamayı ister miydiniz?

Hayatımda hiçbir rolü oynamak için bu kadar uğraşmadım. Fakat hem yönetmen, hem yapımcı, hem de kast yönetmeni tarafından ayrı ayrı reddedildim. Fizik olarak tam istediğimiz gibisin dediler. Uzun boy, kaslı bir vücut, güçlü kollar. O zamanlar gerçekten iri ve kaslı idim. Ama Superman bir Amerikan kahramanı, onu mutlaka bir Amerikalı oynamalı dediler. Bir İngiliz’in bu rolü oynamasına sıcak bakılmadı. Amerikan seyircisinin bu durumu kabullenemeyeceği düşünüldü.

Star Wars için üretilmiş pek çok materyal var ve dünyanın dört bir köşesinde de bu ürünleri toparlayıp koleksiyon yapan insanlar mevcut. Sizin kendinize özel bir Star Wars koleksiyonunuz var mı?

Birkaç parça bir şeyler olsa da öyle önemli bir koleksiyonum yok. En önemlisi, çekimlerde kullandığımız maskelerden biri halen bende. Bir de sevdiğim bir heykelim var. Onlar dışında çok fazla bir şey yok.

Son zamanlarda George Lucas ile bazı sorunlar yaşadığınızı duyduk. Resmi Star Wars toplantılarına katılmanız yasaklanmış. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Doğrusu bu konu hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum. Ama yaşadığım problemin George Lucas ile olmadığını vurgulamalıyım. O çok iyi bir yönetmen ve iyi bir insandır. Fazla konuşmayı sevmez, onunla uzun bir muhabbete giremezsiniz o kadar. Ama dediğim gibi iyi bir insandır. Benim yaşadığım problem Lucasfilm şirketi ile. Şirket ile zaten bir takım problemlerimiz vardı. Yaptığım söyleşilerde bana bununla ilgili sorular sorulduğunda her şey çok güzel gidiyor demek yerine gerçek düşüncelerimi söyledim. Onlar da şirket olarak benim söylediğim bazı sözlerin onlar tarafından kabul edilemez olduğuna karar verdiler ve Lucasfilm’in düzenlediği etkinliklere katılmamı engellediler. Özellikle “Celebration V”a katılamadığım için üzgünüm (“Celebration” etkinlikleri, Lucasfilm’in Star Wars serisi için önemli olan günlerde düzenlediği büyük etkinlikler. 1999 yılından beri 5’i Amerika’da olmak üzere tüm dünyada 7 adet “Celebration” etkinliği gerçekleştirildi. Dave Prowse, Ağustos 2010’da yapılan etkinliğe katılamadığından bahsediyor – HND’nin notu).

Darth Vader’ı canlandırmadan önce vücut çalıştığınızı ve halter sporu ile uğraştığınızı biliyoruz.

1960 benim için önemli bir yıldı bu konuda. Vücut geliştirme ile ilgili önemli bir şampiyonaya katılmıştım. Müsabaka sonrası hakemlerin başkanı yanıma gelerek bana asla birinci olamayacağımı söyledi. Ben de şaşırdım ve neden diye sordum. O an oradaki en iri yarışmacı bendim, gerekirse daha da çok çalışırdım. Bana fiziğimde hiçbir sorun olmadığını ama ayaklarımım çok çirkin olduğunu söyledi. Çok anlam veremedim ama anladım ki vücut geliştirme sporunda benim için pek bir gelecek yoktu. Ben de güçlü kuvvetli olduğum için halter sporuna geçiş yaptım. 1961 yılında İngiltere’deki ulusal şampiyonada üçüncü oldum, 1962’de ise birinciydim. Aynı yıl Avustralya’daki şampiyonada İngiltere’yi temsil ettim. 63 ve 64’de yine İngiltere’de birinciydim. 64’de Tokyo’daki olimpiyatlara katılmak üzere çalışıyorduk ama son saniyede bütçe kısıtlarından dolayı Tokyo’ya gidecek takımda kısıtlamaya gittiler ve ben de Tokyo’ya gidemeyenler arasında yer aldım.  1968 Olimpiyatları için çalışmaya devam ettim ama o tarihte rakiplerim de çok güçlenmişti. Olamadı.

Halen gayet iyi gözüküyorsunuz. Vücut çalışmaya devam ediyor musunuz?

Yakın zamanda geçirdiğim bazı hastalıklardan dolayı bir süredir durdurmak zorunda kaldım ama çok düzenli olmasa da çalışmaya hep devam ettim.

Türkiye’ye özel olarak hazırlanan Darth Vader çizgi roman kitabının imza günlerine katılmak üzere ülkemize geldiniz. Daha önce Türkiye’yi ziyaret etmiş miydiniz?

Yıllar önce bir tatil için gelmiştim. Çok güzel bir sahil beldesiydi. Şu anda adını hatırlamıyorum ama orada çok güzel bir tatil geçirmiştim.

Peki Darth Vader çizgi romanını nasıl buldunuz?

Çok güzel gerçekten. Ben gazete kağıdına benzer bir baskı bekliyordum, cildi ve baskısı çok kaliteli olmuş, çok beğendim.

Ülkemizde de gayet geniş bir Star Wars hayran kitlesi var. Eminim ki önümüzdeki imza günlerine ve düzenlenen partiye büyük bir katılım olacaktır. Umarım ziyaretinizden memnun kalırsınız. Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. Umarım güzel bir söyleşi olmuştur.

Arşivden: Saving Private Ryan (Er Ryan’ı Kurtarmak)

Son dönemde Sinema Manyakları blogunu istediğim kadar sıklıkla güncelleyemiyorum. Bu nedenle yeni yılda en azından eski yazılarımı buraya taşıyarak, arşivi burada toplamak istedim. İlk örnek olarak da Er Ryan’ı Kurtarmak’ı seçtim. Aşağıdaki yazı, filmle ilgili 1998 yılındaki görüşlerimi yansıtmakta olup, birkaç yazım düzeltmesi dışında müdahale edilmemiştir.

saving_private_ryan_poster

Amistad’ı sinemalarda seyrettiğim sıralarda Spielberg’in yeni bir film yapmakta olduğu haberi beni heyecanlandırmıştı. Zaten Spielberg küçüklüğümden beri favori yönetmenlerimden biridir ve beni çok az düş kırıklığına uğratmıştır.

Spielberg bu filmde yine ustalığını konuşturmuş. Filmin ilk 25 dakikasını oluşturan Normandiya çıkartması sahneleri belki de sinema tarihinin en iyi savaş sahneleri. Daha karakterleri bile tanımadan bir anda savaşın dehşeti içinde buluveriyoruz kendimizi. Teknelerin kapaklarının açılmasıyla birlikte askerler bir anda ölmeye başlıyor ve bu ölümler hiç de öyle çoğu filmde gördüğümüz düşüp de yerde kalan bir takım önemsemediğimiz insanlar değiller. Askerlerin gerçekten kolları ve bacakları kopuyor, gerçekten kan kaybediyorlar, gerçekten bağırsakları dışarı fırlıyor. Denizin suyu kandan kıpkırmızı oluyor. Kameranın kullanımı ve dijital ses düzeninin de yardımıyla kendinizi savaş alanının ortasında hissediyorsunuz. Bu sahneler savaşın dehşetini o kadar iyi vurguluyor ki bir daha herhangi bir savaş filmine veya haberine aynı gözlerle bakmak mümkün değil. Ayrıca bu savaş 2. Dünya Savaşı olmak durumunda da değil, benzer sahnelerin herhangi bir savaşta olabileceği de açık.

er-ryan-1

Filmin geri kalanı da savaşın dehşetini ve anlamsızlığını anlatmaya devam ediyor. Savaşın politik boyutu filmde hiç bir şekilde verilmediği için birbirini anlamsız yere öldüren insanlar görüyoruz perdede. Haklı ve haksız bir taraf yok sadece ölenler ve öldürenler var. Gerçek bir savaş alanında da durum aynen budur diye tahmin ediyorum. Bu yüzden filmin savaşın politik boyutunu vermeyişini olumlu buluyorum.

Ayrıca film Amerikan bayrağıyla açılıp kapanmasına rağmen Amerikan propagandası yaptığını da düşünmüyorum (zaten bu bayrak da tıpkı savaş alanındaki görüntüler gibi gayet soluk renklerde verilmiş). Filmde hiç kimse kahramanlık yapmıyor. Ayrıca hiç kimse de dünyayı kötülüklerden temizlemek gibi yüce bir idealle orada değil. Bir şekilde oraya gelmiş, bir görev almış olan insanlar görevlerini başarıp sağ kalmaya çalışıyorlar. Bu sırada teslim olan askerleri öldürenlerden tutun da korkudan donup kalanlara kadar birçok asker de görülüyor. Mesela (burada filmin önemli bir sahnesinden bahsediyorum, filmi görmeyenler bir sonraki paragrafa geçebilirler) kahramanlık edebiyatı yapan bir filmde korkmuş olan asker, arkadaşı iki adım ötesinde ölürken bir anda kahramanlık gösterir ve onu kurtarırdı, burada ise hiç bir şey yapamıyor. Ya da karşı taraftaki küçük bir çocuk mutlaka kurtarılırdı, yine bu filmde çocuğu kurtarmaya çalışan asker, hedef oluşturduğu için ölüyor. Film Alman askerleri açısından anlatılsaydı da değişen pek bir şey olmazdı bence.

er-ryan-2

Savaşta normal yaşamdan ne kadar çok uzaklaşıldığının birçok göstergesi var filmde. Örneğin grubun komutanı Yüzbaşı Miller savaştan önce öğretmenmiş, ama bunu uzun süre kimseye söylemiyor. Muhtemelen emrindeki adamların üzerindeki otoritesinin bozulacağından korkuyor. Miller bir sahnede dayanamayıp ağlamaya da başlıyor ama bunu da kimsenin göremeyeceği bir yerde yapıyor. Çünkü savaşta insani duygulara yer yok. Yine Onbaşı Upham filmin gerçekçiliğini olumlu yönde etkiliyor. Hiçbir sıcak savaş deneyimi olmayan Upham, korkuyu bir türlü üzerinden atamıyor ve arkadaşlarının bazılarının ölmesine sebep oluyor. Açıkçası öyle bir durumda kalsam benim de durumum Upham’dan pek farklı olmazdı diye düşünüyorum.

Film oyuncular açısından da gayet başarılı. Herkes rolünün hakkını vermiş. Özellikle Tom Hanks ve Tom Sizemore çok iyiler. Ama özellikle Upham rolünde Jeremy Davies beni çok etkiledi.

Filmden rahatsız olabilirsiniz ama mutlaka gidin görün. Böylece her ne amaçla olursa olsun savaşmanın ve adam öldürmenin anlamsızlığını ve dehşetini daha iyi anlayabilirsiniz.

(1998 yılında, o dönemki Sinema Manyakları web sitesinde yayınlanmıştır)


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 286.184 hits
Eylül 2021
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: