Şubat 2013 için arşiv

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim

!f Ankara’nın başlamasına sadece bir gün kaldı. Belki biraz geç kaldık ama bu sefer sırf festival sırasında izlediğim filmlere yorum yapmanın dışında öncesinde de festival takipçilerine hangi seans için hangi filmi seçelim konusunda bir hizmetimiz olsun dedim. Diğer festivallerde filmlerin büyük bir kısmı en az iki kez gösterildiği ve festivallerin süresi de bir hafta kadar olduğu için istenildiği ve vakit olduğu takdirde festivaldeki hemen hemen tüm filmleri izlemek mümkün oluyor. Oysa !f Ankara’da sadece dört günde 2 salonda 41 film gösteriliyor (Cinemaximum Cepa dışındaki gösterim ve etkinlikleri şimdilik dışarda tutalım). Bu durumda vaktiniz olsa da her seans için karşılıklı salonlarda oynayan iki filmden birini seçmek zorundasınız. Kendi adıma çeşitli faktörleri göz önüne alarak tüm filmleri değerlendirdim ve kendime bir izlence çıkardım. Elbette aynı filmleri seçiniz demiyorum ama kısaca nedenleri ile birlikte yazayım, belki film seçemeyenlere faydası olur.

Filmler hakkında çok detaylı bilgiler vermeyeceğim. Bu nedenle filmlerin konuları ile ilgili olarak seyircileri festivalin sitesine ya da kataloglara davet ediyoruz.

28 Şubat Perşembe:

12:30 – A Som Ao Redor / Komşu Sesler
13:00 – Consuming Spirits / Ruhları Tüketmek

Komşu Sesler modern yaşam üzerine gerilim tonları da olan bir hikaye anlatırken Ruhları Tüketmek ise farklı animasyon tekniklerini bir arada kullanan bir animasyon. Eleştirilerini ve ödüllerini incelediğiniz zaman Komşu Sesler’in bir adım daha öne çıkmış olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca Komşu Sesler, festivalin İstanbul ayağında Keş!f jürisinin ödülünü de aldı. Benim seçimim Komşu Sesler ama özellikle animasyon sevenler Ruhları Tüketmek’i de dikkate almalı. Bu arada her iki filmin de 130 dakikanın üzerinde olduğunu ekleyelim.

——————————————

15:00 – Devremülk
15:30 – Back To The Square / Meydana Dönüş

Devremülk enteresan bir Türk filmi, Meydana Dönüş ise Arap Baharı sonrası yaşananlara bakan bir belgesel. Şimdi kendi filmimize üvey evlat muamelesi yapmış olacağım ama Devremülk’ü daha rahat seçim yapabildiğimiz başka bir festivalde izleyebileceğimizi düşündüğüm için Meydana Dönüş’ü seçtim. Ayrıca geçtiğimiz yıllarda farklı festivallerde gösterilen Arap Baharı ile ilgili belgeselleri olay çok tazeyken çekildiği için durumun heyecanına kapılıp olayları geniş kapsamlı değerlendiremediği için eleştirmiştim, üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra çekilen Meydana Bakış’tan daha kapsamlı bir bakış umuyorum.

——————————————

17:00 – We Are Legion: The Story of Hacktivists / Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi
17:30 – Call Me Kuchu / Ben Kuçuyum

İki belgesel karşı karşıya. Biri adından da belli olduğu üzere bir hacker grubunun hikayesine götürüyor bizi, diğeri ise Uganda’da eşcinsel olmak üzerine bir belgesel. Aslında yakın zamanda KuirFest’de eşcinseller ile ilgili belgeseller izledik, hackerlar ile ilgili meseleler de çalıştığım işle ilgili olunca ilk tercihim o yöndeydi ama Ben Kuçuyum çok iyi eleştiriler almış bir belgesel. Kaçırmamak lazım.

——————————————

19:00 – Frances Ha
19:30 – Black Pond / Kara Göl

Yaptığım zor seçimlerden biri. Frances Ha bir Noah Baumbach filmi demek yeterli aslında. Bu yıl adını da sıkça duyduğumuz filmlerden biri. Siyah-beyaz görüntüleri, yeni dalga bağlantıları gayet merak uyandırıyor. Kara Göl ise özetine ve fragmanına baktığımda çok seveceğimi tahmin ettiğim bir film. Festival kataloğunda ne diyor filmle ilgili: “çarpık mizahı, iddiasız derinliği, saçmasapan diyaloglarla güzel sözlerin karışımı”. Evet bu filmi severim muhtemelen ama Frances Ha da kaçırılmamalı. İşin bir de şu boyutu var. Festival kataloğunda Frances Ha’nın Türkiye dağıtımcısı Bir Film olarak görülüyor. Yani gösterime girme ihtimali var ama henüz gösterim tarihi belirlenmemiş. Frances Ha’yı kaçırma riskini göze alamayarak onu seçtim ama Kara Göl’e gidenlere de nasıldı film diye soracağım mutlaka.

——————————————

21:30 – Laurence Anyways
22:00 – All The Light In The Sky / Gökteki Tüm Işıklar

Bir yanda önceki filmlerini pek sevdiğimiz Xavier Dolan’ın yeni filmi, diğer yanda yine sevdiğimiz bir oyuncu olan Jane Adams’ın başrolde olduğu ve 40’ını aşmış kadın oyuncular ile ilgili, tam bir Amerikan bağımsızı olduğu her halinden belli olan bir film. Her ikisi de izlemek istesem de Xavier Dolan adı Laurence Anyways’i fazlasıyla öne çıkarıyor. Ama filmin 161 dakika olması da fena halde düşündürüyor. Günün beşinci filmi olarak izlediğimde uyuklama ihtimalimin çok olduğunu düşünerek içim kan ağlayarak 79 dakikalık Gökteki Tüm Işıklar’ı seçiyorum. Ama o gün 1-2 film izleyecekler için seçim Laurence Anyways olmalı. Bu arada Dolan’ın önceki filmlerinin sinemalarımızda vizyona girmiş olmasına ve Laurence Anyways’ın haklarının Kurmaca Film’de olmasına da güveniyorum. Umarım bu filmi de vizyona sokarlar.

1 Mart Cuma:

12:30 – Stories We Tell / Anlattığımız Hikayeler
13:00 – Uus Maailm / Yeni Dünya

Yine iki belgesel karşı karşıya. İlkinde bir yönetmen kendi ailesi üzerine bir belgesel yapıyor ikincisi ise bir grup aktivistin kendilerine bağımsız bir yaşam alanı yaratma çabaları. İlk film için bir yönetmenin kendi ailesi üzerine yaptığı bir belgesel beni neden ilgilendirsin denebilir ama yönetmenin adının Sarah Polley olması işi değiştiriyor. Esasen oyuncu olarak tanıdığımız Polley’in geçen yıl izlediğimiz Take This Waltz filmini çok sevmiştim, kendi ailesine yaklaşımını da merak ediyorum. Bu yüzden benim için Anlattığımız Hikayeler kolay bir tercih oldu.

——————————————

15:00 – Benim Çocuğum
15:30 – Occupy Love

Benim Çocuğum, çocukları LGBT bireyler olan anne-babalar üzerine yerli bir belgesel. Yapım süreci boyunca sosyal medyadan haberlerini aldık, sonrasında da iyi bir belgesel olduğuna dair çok olumlu yorumlar aldık. Kesinlikle izlenmeye değer bir belgesel olduğundan eminim ama yine kendi filmimize üvey evlat muamelesi yaparak bu filmi başka bir festivalde yakalarım diyerek Occupy Love belgeselini tercih ediyorum. Aman diyeyim bana uyup Benim Çocuğum filmini boş bırakmayın sakın…

——————————————

17:00 – Celeste and Jesse Forever / Vazgeçmem Senden
17:30 – Jason Becker: Not Dead Yet / Jason Becker: Henüz Ölmedi

Yıllar boyunca festival yazılarımı takip edenler bilirler (ki bu yazıda da şimdiye kadarki kısımdan anlaşılmıştır aslında). Sonradan sinemada izleme fırsatım olan bir film varsa festivallerde izlemeyi tercih etmiyorum çok fazla. Bu iki film arasındaki tercihte de bu etkili oldu. Vazgeçmem Senden’in iyi bir bağımsız olduğu açık, hatta başka bir şeye bakmasam iki film arasındaki tercihim de o olurdu. Ama film 24 Mayıs’ta gösterime giriyor. Bu durumda tercihimi hastalıkla boğuştuğu zamanlarda bile müzikten vazgeçmeyen Jason Becker ile ilgili belgeselden yana kullanıyorum.

——————————————

19:00 – On the Road / Yolda
19:30 – Nobody Walks

Walter Salles’in, Kerouac’ın romanına bakışını, Kristen Stewart’ın Twilight sonrası kendini oyuncu olarak kanıtlayıp kanıtlamadığını gayet merak ediyorum ama yine yukardakine benzer bir bakış açısı ile Yolda 22 Mart’ta gösterime gireceği için istikamet Nobody Walks.

——————————————

21:30 – The Paperboy / Gazeteci Çocuk
22:00 – Kibô no kuni / Umut Diyarı

Aynı şeyi tekrarlayacağım. Paperboy 12 Nisan’da gösterime gireceği için tercihim Tohoku depremi sonrası yaşanan nükleer felaketi anlatan Umut Diyarı.

2 Mart Cumartesi:

12:30 – Baraka
12:30 – The Act Of Killing / Öldürme Eylemi

Baraka’yı iyi bir ekranda izlememiş olanlar için zor bir karar. Mutlaka sinemada ya da çok iyi bir kopyadan izlenmesi gereken bir film çünkü. Öldürme Eylemi de festivalin İstanbul ayağında da ödül almış çarpıcı bir belgesel. Hakkında kötü bir eleştiriye rastlamadım. Kendi adıma Baraka’yı yıllar önce sinemada izlediğim, şu anda da evimde Blu-Ray’i olduğu için fazla düşünmeden Öldürme Eylemi’ni tercih ettim ama Baraka’yı izlemeyenleri hatta sadece televizyondan ya da yıllar önce ülkemizde çıkmış olan çok feci bir görüntü kalitesine sahip olan DVD’den izleyenleri sinemaya alalım.

——————————————

15:00 – Everyday / Hergün
15:30 – Ha-Sippur Shel Yossi / Yossi

Normal şartlarda bu iki film arasındaki tercihim bir Michael Winterbottom filmi olan Hergün filmi olurdu. Hem yönetmeni seviyorum hem de karşısındaki film Yossi, 2002 yapımı ve benim izlemediğim Yossi ve Jagger filminin devamı. O filmi izlemeden bu filmi izlemek ne kadar doğru olacak bilemiyorum ama bir önceki seans için seçtiğim Öldürme Eylemi 159 dakika olunca Yossi’yi seçmekten başka şansım kalmadı.

——————————————

17:00 – Love, Marilyn / Sevgiler, Marilyn
17:30 – Berberian Sound Studio / Berberian Ses Stüdyosu

Marilyn Monroe’nun kendi mektupları ve günlüklerinden oluşan bir belgesel kesinlikle ilgimi çekiyor ama Berberian Ses Stüdyosu da bu yılın en iyi eleştiri alan filmlerinden biri. Ayrıca özel bir ilgim olan İtalyan giallo filmlerine saygı duruşu olduğu da söyleniyor, o da yetmezmiş gibi yönetmeni David Lynch ile karşılaştıran yazılar gördüm. Aklım ve gönlüm Marilyn’de kalsa da Berberian Ses Stüdyosu diyorum.

——————————————

19:00 – Le Magasin des suicides / İntihar Dükkanı
19:30 – Bernie / Bernie’nin Suçu Ne?

Patrice Leconte animasyon çekmiş. Üstelik üç boyutlu animasyon çekmiş. Filmin adı da İntihar Dükkanı imiş. Tamamdır, bu üç cümle başka bir şey bilmeden filmi izlemek için yeterli sebep oluşturdu, karşısındaki filmin de çok şansı kalmadı. Bernie filmi hakkında da iyi eleştiriler gördük. Jack Black’i de severiz aslında ama yapacak bir şey yok. Bu arada duyduğumuz kadarıyla İntihar Dükkanı’nın biletleri bitmiş, şu noktadan sonra bilet alacakların Bernie‘den başka şansı kalmadı ama pişman olmayacaklarını sanıyorum.

——————————————

21:30 – Aurora / Kaybolan Dalgalar
22:00 – Iron Sky / Demir Gökyüzü

Sanıyorum festivalin en kolay kararı. Iron Sky’ı Altın Portakal’da izlemiştim zaten. Bu durumda ilginç bir bilim-kurgu olarak gözüken Aurora kolay bir tercih oldu benim için. Ama Iron Sky’ı eğlenceli B filmleri sevenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Zamanında ayın karanlık yüzüne kaçmış, yıllar sonra dünyaya geri dönen nazileri anlatan, politik göndermeleri de olan çok eğlenceli bir film.

——————————————

00:00 – Maniac / Manyak

Karşısında hiçbir film olmadığı için tercih uyku ile bu film arasında olacak. Elijah Wood’u bir katil olarak görmek isteyen korku sineması tutkunlarını salonun yolunu tutacaktır. Filmi izlemek istiyorum ama o saatte uykum gelir benim diyenlere vizyon takviminde 14 Haziran’da gösterime gireceğinin gözüktüğünü hatırlatalım. Yine de 14 Haziran’a çok zaman var, iptal edilip sadece DVD’de çıkma ihtimali de göz önünde tutulmalı.

3 Mart Pazar:

12:30 – Museum Hours / Ziyaret Saatleri
13:00 – Halley / Kuyruklu Yıldız

Pazar sabahı için seçilen her iki film de belli ki tam bir “festival filmi”. Fragmandan ve yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla her ikisi de gayet ağır tempolu filmler. Özellikle sanat tarihine ilgi duyanların Ziyaret Saatleri’ni seçmelerinde fayda var ama benim seçimim kimi kaynaklarda melankolik zombi filmi diye tabir edilen Halley oldu. Tabii zombi filmi dedik ama klasik zombi filmi sevenlere de uygun bir film değil muhtemelen.

——————————————

15:00 – Safety Not Guaranteed / Zaman Yolcuları
15:30 – Joshua Tree 1951: A Portrait of James Dean / Joshua Ağacı 1951: Bir James Dean Portresi

Zaman Yolcuları yine merak ettiğim bir Amerikan bağımsızı ama yine gösterime girecek filmlerden. 26 Nisan’da Ankara’ya da beklediğimiz Zaman Yolcuları’nı es geçiyorum ve James Dean’in hayatına eşcinsel sinema tarafından bakan Joshua Ağacı’nı seçiyorum.

——————————————

17:00 – The Imposter / Hayat Avcısı
17:30 – The Queen Of Versailles / Versay Kraliçesi

Yine iki ilginç belgesel var karşımızda. Hayat Avcısı on üç yaşında kaybolan bir çocuğun üç yıl sonra ortaya çıkmasını ama aslında farklı bir kişi olma ihtimalini anlatan bir belgesel. Adeta bir gerilim filmi deniyor. Versay Kraliçesi ise Amerika’nın en zengin ailelerinden birinin ekonomik kriz sonrası dibe vurması sonrası yine aynı yaşam tarzını sürdürmeye çalışmalarını anlatıyor. Aslında Hayat Avcısı da 15 Mart’ta gösterime giriyor ama hem Ankara’ya gelmeme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum, hem de programa ancak o uydu. Bu nedenle Hayat Avcısı’nı seçiyorum ama Versay Kraliçesi de ıskalanmamalı.

——————————————

19:00 – Samsara
19:30 – Antiviral

İşte festivalin benim için en zor kararı. Baraka’yı referans alırsak Samsara mutlaka sinemada izlemesi gereken bir film. Brandon Cronenberg’in Antiviral’i ise hemen tüm kaynaklarda babasının ilk dönem filmleri ile karşılaştırılan bir film. David Cronenberg’in ilk dönem filmlerinin hastası olduğum düşünülürse mutlaka izlemek istediğim bir film. Ünlülere yakın olmak için onlardan alınan virüsleri kendi vücutlarına enjekte eden insanlar zaten başlı başına ilginç bir hikaye (ilginç gelmediyse ya da David Cronenberg sevmediğiniz bir yönetmense doğrudan Samsara’nın yolunu tutunuz). Antiviral’in Türkiye haklarının Kurmaca Film’de olması önemli bir veri ama film için herhangi bir gösterim tarihi belirlenmemiş henüz. Twitter’dan sorduğum soruya da bir cevap vermediler. Uzun süre düşündükten sonra sinemada izlemeliyim diyerek Samsara’yı seçtim ama Kurmaca Film’e de bir mesaj vermeden geçemeyeceğim. Antiviral’i gösterime sokmazsanız ya da gösterime sokup Ankara’ya yollamazsanız iki elim yakanızda…

——————————————

21:30 – Not Fade Away / Sen Gitmeden Önce
22:00 – Da-reun na-ra-e-suh / Bambaşka Bir Ülkede

Yine zor bir karar. Bir yanda 60’ların rock’n roll ortamında geçen bir film ve Sopranos’un yaratıcısı David Chase’in ilk sinema filmi (1945 doğumlu bir adamın ilk sinema filminden bahsediyoruz bu arada). Üstelik Chase’in yıllardır üzerinde çalıştığı bir proje bu. Çoğunlukla genç oyuncularla çalışmış olsa da James Gandolfini başta kimi Sopranos oyuncuları da var kadroda. Ama işte karşısında Isabelle Huppert olunca işler değişiyor. Huppert, Bambaşka Bir Ülkede filminde üç farklı karakteri canlandırıyor ama üçünün de adı Anne, üçü de Fransız ve üçü de aynı insanlarla, benzer durumlarla karşılaşıyor. Sadece Huppert için değil farklı yapısı için de izlenmesi gereken bir film gibi gözüküyor. Bu yüzden benim seçimim bu film oldu.

İşte benim bu yıl !f Ankara için seçtiğim filmler bu şekilde. Umarım bir faydası olmuştur. Festival sırasında her gece ya da sabaha karşı o gün izlediklerimle ile ilgili ufak yorumlarda buluşmak üzere.

8. Dağ Filmleri Festivali 28 Şubat’ta Başlıyor

Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen ve bu yıl “Sınırlarını Keşfet” temasıyla yola çıkan 8. Dağ Filmleri Festivali, 28 Şubat – 3 Mart 2013 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarıyla buluşuyor. Festivalde ödül rekortmeni filmlerin yanı sıra macera ile adrenalin dolu toplam 41 film ücretsiz gösterilecek.

Türkiye’nin, doğa, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan Dağ Filmleri Festivali, 28 Şubat’ta, İstanbul Beyoğlu’nda, izleyicileriyle buluşuyor. 4 Mart’a kadar sürecek festivale, Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ev sahipliği yapacak.

Dünyanın en iyi doğa filmleri festivalde

Dünya festivallerinde gösterilen 500’den fazla film arasından seçilen 2013 seçkisi 10’u yerli 31’i yabancı olmak üzere toplam 41 filmden oluşuyor. Filmler; “Ülkemizden”, “Dünyadan”, “Keşif Ruhu”, “Doğa-Çevre-İnsan”, “Su Dünyası”, “Bisiklet”, “Kayak”, “Autrans Özel Seçkisi” ve “Doğa Filmleri Yarışması Finalistleri” olmak üzere, 9 tema başlığı altında toplanıyor. Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleriyle gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alıyor.

Simone Moro ile Everest’e yolculuk

Bu yılın en çarpıcı teması “Dünyadan” ile The North Face sponsorluğunda 6 film beyaz perdeye yansıyor. Bu tema altında ödül şampiyonu “Düşlerin Etkisinde” filmi dikkat çekiyor. Film, dünyaca ünlü İtalyan dağcı Simone Moro’nun Everest tırmanışını anlatıyor.

“Bisiklet” ile hayatı değişenler

Salcano sponsorluğunda, Dağ Bisikleti Türkiye işbirliği ile hazırlanan bu temanın en etkileyici filmi “Georgena Terry” adını taşıyor. Terry, bisikletlerinin yaratıcısı Georgena Terry üzerine yapılmış kısa filmde kadın bisikletleri endüstrisi hakkında bilgi verirken yaşanan zorlukları de en ince ayrıntısına kadar izleyiciye aktarıyor.

Bisikletle İstanbul’dan Fransa’ya

Festivalin ilginç yapımlarında biri “Yaşamak Güzel, Yaşatmak Da”, İstanbul’dan Fransa’nın Chamonix kasabasına bisikletleriyle ulaşan ve geçtikleri ülkelerdeki dağların zirvelerine tırmanan İzmir’li sporcuların serüven dolu bir yolculuğunu anlatıyor.

“Keşif Ruhu” ile kutuplara yolculuk

Adrenalin düzeyini yükselten tema “Keşif Ruhu” altında Victorinox sponsorluğunda toplam 6 film gösterilecek. Temanın en dikkat çekici filmi “İran-Volkanlarla Yaşamak” Film, değil film çekmek serbestçe dolaşmanın bile çok zor olduğu volkanik İran coğrafyasında keşif yolculuğuna çıkan kayakçıları anlatıyor.

Bilinmeyene yolculuk: Chamje Khola

Nefis görüntüler eşliğinde çıkacağınız sıradışı bir yolculuğa hazır olun. 2012 yapımı film Himalayalar’ın keşfedilmemiş kanyonu Chamje Khola’yı geçmeye çalışan kaşiflerin serüvenini anlatıyor.

Doğa, çevre ve insan öyküleri

Toplam 8 öyküyü içeren ve festivalin bir diğer güçlü teması olan “Doğa, Çevre ve İnsan” Steppen/Doğa kağıt sponsorluğunda izleyiciyle buluşuyor. Temanın en dikkat çekici filmi olan “Ana Kampta 40 Gün” sizleri çok uzaklara, Himalayalar’a götürecek. Yüksek irtifa dağcılığına farklı bir bakış açısı ile yaklaşan film gösterildiği festivallerde gördüğü büyük ilgi ile adından sözettiriyor.

Temanın ikinci çarpıcı filmi “Afgan Pamir’in Tutsakları” filminde ise yeryüzünün en yüksek irtifasında ve dünyadan en kopuk yaşayan topluluğu Afgan Kırgızları’nı konu ediyor. Filmde Tacikistan, Çin ve Pakistan arasındaki dar ve uzun toprak parçasında sıkışıp kalan topluluğun hızla değişen dünyadaki hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor.

Çocuklar için doğa filmi

Festival bu yıl ilk kez bir çocuk filmini programına alıyor “Katerina ve Sihirli Rastlantı”. Çocuk ve çocuk kalanların kaçırmaması gereken film, 8 yaşındaki Katerina’nın doğayla olan ilişkisini resmediyor.

AUTRANS Özel Seçkisi…

Fransa Autrans Dağ Filmleri Festivali işbirliğinde hazırlanan bu bölümde festivalde ödül kazanmış 4 özel film yer alacak. Türkiye’de çekilen “Yörük” ve bol ödüllü “Çay mı Elektrik mi?” bölümün dikkat çekici filmlerinden.

Bacakları olmayan kayakçı

Festivalin olmazsa olması “Kayak” teması kapsamında 3 film yer alıyor. Katıldığı festivallerde bol ödül toplayan ve çok ciddi bir kaza geçirmesine rağmen spordan uzaklaşmayan kayakçının hikayesini anlatan “Özgürlük Sandalyesi” bu yılın en dikkat çekici filmlerinden biri.

Tabarly, yelkenseverler için İstanbul’da…

Festivalin çiçeği burnunda teması “Su Dünyası” kapsamında gösterilecek filmler “Açık Deniz Akademi” sponsorluğunda gösterilecek.  Temanın en dikkat çekici filmi olan “Tabarly” Fransa’nın en ünlü denizcisi ve açık deniz yarışçısı “Profesör” lakaplı Eric Tabarly’nin hayatını anlatıyor. Film, deniz ve yelken severlerin çok ilgisini çekecek.

“Ülkemizden” hikayeler

Ülkemizden beyaz perdeye yansıyan hikayelerin anlatıldığı bu tema altında festivallerin gözdesi olmuş bizden hikayeler yer alıyor. Temanın ve belki de festivalin en çarpıcı filmlerinden biri olan ödül şampiyonu “Tepenin Ardı” Katıldığı çoğu festivalden ödülle dönen film “Düşman” ve “ötekileştirme” üzerine düşündürücü bir film. Bir diğer yerli yapım ise “Eksi-artı”. Film, ultra maraton koşucusu Alper Dalkılıç’ın dünyanın 4 büyük çölünü aşarak “Grand Slam” ünvanı alışını konu ediyor.

Gala filmi ‘Buzu Aşmak’

Festival galası 28 Şubat 2013 gecesi Fransız Kültür Merkezi’nde yapılacak. Festivalin açılışında gösterilecek film ise “Buzu aşmak”. Kutbun çevresinde farklı bir yarışı konu alan film, hayatlarında hiç kayak yapmamış iki Avustralyalının dünyanın en güney ucuna olan yolculuğunu anlatıyor. Film Bannf’ta kazandığı “Büyük Ödül” apoleti ile festivale konuk oluyor.

Film gösterimleri ücretsiz

Tüm film gösterimlerinin ücretsiz gerçekleştirileceği festival kapsamında; kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenleniyor. Geniş bir izleyici kitlesine hitap eden Dağ Filmleri Festivali kapsamındaki bu etkinliklerle; dağ ve doğa bilincine dikkat çekiyor, ulusal dağ ve doğa belgeselciliğine katkı sağlayarak doğa kültürü alanındaki önemli bir boşluğu dolduruyor.

National Geographic dergisinin de ana basın sponsoru olduğu festivalin programıyla ilgili bilgi almak ve etkinlikleri takip etmek için, aşağıdaki iletişim adreslerini kullanabilirsiniz.

Web               : www.dagfilmfest.org
E-posta          : bilgi@dagfilmfest.org
Google Grup : http://groups.google.com/group/dagfilmfest
Facebook      : http://www.facebook.com/DagFilmleriFestivali
Twitter            : http://twitter.com/DagFilmFest
FrienfFeed    : http://friendfeed.com/dagfilmfest

10. Ankara Japon Filmleri Festivali Başlıyor

27 Şubat-2 Mart 2013 tarihleri arasında Ankara Alman Kültür Merkezi’nde 10. Ankara Japon Filmleri Festivali düzenleniyor. Festivalin programı şu şekilde:

27 Şubat 2013, Çarşamba
• 17:30 – Demiryolları / Railways
• 19:50 – Çiçeklerin Ardından / After the Flowers

28 Şubat 2013, Perşembe
• 17:30 – Yaz Savaşları / Summer Wars
• 19:35 – Gegege’nin Karısı / The Wife of Gegege

1 Mart 2013, Cuma
• 17:30 – Kayıp Seslerin Peşinde / Children Who Chase Lost Voices
• 19:35 – Tıbbi Kayıtlar / In His Chart

2 Mart 2013, Cumartesi
• 13:00 – Ruhların Kaçışı / Spirited Away
• 15:15 – Benden Sana / From Me to You
• 17:35 – Zirve / Peak: The Rescuers

Filmler hakkında detaylı bilgiye Japon Büyükelçiliği‘nin sayfasından ulaşmak mümkün.

!f İstanbul’da Büyük Ödül Sambacılarla Gecekonduların Ötesindeki Brezilya’ya gitti

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışmalı bölümü Keş!f’in “ilham veren” yönetmenleri belli oldu. Günümüz Brezilya’sına farklı bir bakış getiren Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho Keş!f Jüri Ödülü’nün sahibi olurken, SİYAD Ödülü de Öldürme Eylemi filmiyle Joshua Oppenheimer’a gitti.

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen 12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece BackYard’da yapılan ödül töreniyle sona erdi. Beste Bereket’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü Brezilyalı yönetmenin

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl 11 ülkeden 9 film yarıştı.

Meltem Cumbul, Richard Peña, Miguel Gomes, Marianne Slot ve Denis Côté’den oluşan Keş!f Jürisi, Neighbouring Sounds/Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho’yu “yılın ilham veren yönetmeni” seçti. Jüri adına açıklamayı okuyan Meltem Cumbul; “Ödülü vermeye karar verdiğimiz film, bizi günümüz toplumuna dair  algı açıcı bir yolculuğa çıkarmakla kalmıyor, bunu öyle bir şekilde yapıyor ki, sonunda her izleyicinin bu toplum hakkında kendi çıkarımlarına varmasına da izin veriyor” dedi.

Oyuncaklı hikâyesiyle kimi zaman zekice yazılmış bir komediye kimi zaman da bir gerilim filmine dönüşerek türler arasında sürüklenen Komşu Sesler, seyirciyi Brezilya’nın Recife adlı kıyı kasabasında bir mahallenin sakinlerinin yaşamlarında gezintiye çıkarıyordu.

SİYAD Joshua Oppenheimer dedi

Ceylan Özçelik, Çağdaş Günerbüyük ve Yeşim Tabak’tan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi ise The Act of Killing/Öldürme Eylemi’nin yönetmeni Joshua Oppenheimer oldu.

SİYAD Jürisi adına konuşan Yeşim Tabak, ödülü verme gerekçeleri olarak şunları söyledi: “Kurmacanın gücünü belgesel sinemanın sınırları içine dahil etme konusundaki yaratıcı yöntemi; bu sayede, bir insanlık suçunu ya da suçluları teşhir etmenin ve buna karşı bir siyasi tavır almanın çok ötesine geçerek malzemesini felsefi boyutuyla, üstelik sinemanın doğası hakkında da düşündürerek ortaya koyabildiği için, SİYAD Ödülü’nü Öldürme Eylemi’ne veriyoruz.”

Endonezya’da geçen belgesel, karaborsada sinema biletleri satan Anwar ve arkadaşlarının ‘sinema çetesi’nin, daha sonra milyonlarca kişinin öldürülmesinden sorumlu paramiliter, aşırı sağcı bir örgüte dönüşmesini anlatıyor. Film, geçtiğimiz hafta da Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde Ekümenik Jürisi Ödülü ve Seyirci Ödülü’nü kazanmıştı.

Kısa izleyicisi Sonra’yı seçti

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Nazlı Elif Durlu’nun yönettiği Sonra seçilirken, Akile Nazlı Kaya’nın Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar’ı ikinciliği, Yıldıray Yıldırım’ın 1982 adlı kısası da üçüncülüğü aldı.

Ankara ve İzmir’e gidiyor

17-24 Şubat tarihlerinde gerçekleşen !f İstanbul bu sene de dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızlar ve ustaların son filmleri Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturdu. Bu yıl 80’den fazla filmin gösterildiği festivali 70 bin kişi izledi. Festival, 28 Şubat’ta Ankara ve İzmir’e doğru yola çıkacak ve 3 Mart’ta sona erecek.

85. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu, En İyi Film Argo

Argo85. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. Beklenen oldu ve en iyi film Oscar’ını Argo aldı. Argo bu ödül dışında en iyi uyarlama senaryo ve en iyi kurgu ödüllerini de kazandı. Değişik defalar belirttiğim gibi bence Argo adayların en iyisi değildi. Hatta adaylar arasında olmasa bile itiraz etmezdim. Ama yapacak bir şey yok, bu yılın gidişatı bu şekilde idi.

İşin ilginci, gecenin en çok Oscar alan filmi Life of Pi oldu. Ne şekilde sonuçlanacağı merakla beklenen en iyi yönetmen yarışının galibi Ang Lee olunca en iyi görüntü yönetmeni, müzik ve görsel efekt ödüllerini de kazanan Life of Pi geceyi dört ödülle kapatmış oldu.

Adaylıklara baktığımızda akademinin çok sevdiğini gördüğümüz Silver Linings Playbook‘dan bir sürpriz beklenebilirdi ama o da sadece Jennifer Lawrence’ın en iyi kadın oyuncu Oscar’ı ile yetindi.

Ödül sezonunun başlarında yarışın favorilerinden sayılan Zero Dark Thirty belki de çevresinde yaratılan işkence tartışmalarının da etkisiyle sadece en iyi ses kurgusu ödülünü alabildi. Ki filmin işkenceye bakışını ben de çok sorunlu bulanlardanım. Filmin teknik olarak çok iyi olduğunu düşünsem de başka ödül kazanmamasını olumlu buldum.

Her ne kadar Daniel Day-Lewis’e en iyi erkek oyuncu Oscar’ı kazandırsa da Lincoln‘ün de Oscar’dan boynu bükük ayrılan filmlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Bu ödül dışında sadece en iyi sanat yönetmeni ödülünü alabildi.

Aslında bu sene akademinin hiç bir filmi çok fazla öne çıkarmadığını söyleyebiliriz. Les Misérables 3, Django Unchained ve Skyfall ise 2 Oscar kazanan filmler oldular.

Yabancı dilde en iyi film dalının galibi kimseyi şaşırtmadı. Amour bu dalda ödülünü çok rahat aldı, akademi de bir Avrupa filmine 5 adaylık verdik zaten, bu ödül ona yeter dedi muhtemelen. Bence en iyi film adaylarının en iyisiydi bu arada.

En iyi animasyon ödülünü ise Brave kazandı. Kötü bir film değildi ama aynı filmi Pixar dışında bir stüdyo yapsa Oscar alacağından fena halde şüpheliyim.

Törene gelirsek, Seth MacFarlane’in performansı ne çok iyi ne de çok kötüydü. Açıkçası MacFarlane daha sivri şakalar yapabilir gibi geliyordu ama işi pek aşırı uçlara taşımadı. Bu yılın temasına uygun şekilde bol şarkı söylenen bir tören oldu. Şarkıların kimi iyi, kimi de uyutucuydu doğrusu. Tören içinde spontan olarak gerçekleşen akılda kalıcı bir olay da yoktu. En iyi film ödülü için Beyaz Saray’a bağlanılması ve zarfı Michelle Obama’nın açması ise tümüyle gereksiz bir atraksiyondu.

Son olarak eğer merak eden varsa hafta sonu yaptığım güncel tahminlerdeki isabet oranımı da vereyim: 16/24. Çok parlak değil yani.

İşte Oscar sahiplerinin tam listesi:

En İyi Film: Argo
En İyi Erkek Oyuncu: Daniel Day-Lewis (Lincoln)
En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence (Silver Linings Playbook)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Django Unchained)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Anne Hathaway (Les Misérables)
En İyi Yönetmen: Ang Lee (Life of Pi)
En İyi Özgün Senaryo: Quentin Tarantino (Django Unchained)
En İyi Uyarlama Senaryo: Chris Terrio (Argo)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Claudio Miranda (Life of Pi)
En İyi Kurgu: William Goldenberg (Argo)
En İyi Sanat Yönetmeni: Rick Carter, Jim Erickson (Lincoln)
En İyi Kostüm: Jacqueline Durran (Anna Karenina)
En İyi Makyaj: Lisa Westcott, Julie Dartnell (Les Misérables)
En İyi Müzik: Mychael Danna (Life of Pi)
En İyi Şarkı: “Skyfall” Söz-Müzik: Adele Adkins, Paul Epworth (Skyfall)
En İyi Ses Miksajı: Andy Nelson, Mark Paterson, Simon Hayes (Les Misérables)
En İyi Ses Kurgusu: Paul N.J. Ottosson (Zero Dark Thirty), Per Hallberg, Karen M. Baker (Skyfall)
En İyi Görsel Efekt: Bill Westenhofer, Guillaume Rocheron, Erik De Boer, Donald Elliott (Life of Pi)
En İyi Animasyon (Uzun): Brave
Yabancı Dilde En İyi Film: Amour (Avusturya)
En iyi Belgesel (Uzun): Searching for Sugar Man
En İyi Belgesel (Kısa): Inocente
En İyi Animasyon (Kısa): Paperman
En İyi Kısa Film: Curfew

Yılın En Kötüsü The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2

Ödül sezonunda sürekli olarak en iyilerden bahsediyoruz ama bir de en kötüler var. Her yıl geleneksel olarak Oscar ödüllerinden bir gün önce açıklanan Altın Ahududu ödülleri (Razzie Awards ya da Golden Raspberries olarak geçiyor) 33. kez sahiplerini buldu. Twilight serisinin son filmi olan Breaking Dawn – Part 2, on kategoride onbir adaylık almıştı. Bu kategorilerden yedisinde ipi göğüslemeyi başardı(!!). Zaten serinin hemen her filmi de bu ödülü defalarca kazanmıştı.

Geçen yıl Jack & Jill ile on kategorinin hepsinde Altın Ahududu’ya layık görülen Adam Sandler’ın yılki filmi That’s My Boy en kötü erkek oyuncu ve senaryo ödülleri ile yetinmek zorunda kaldı. Ayrıca Rihanna da Battleship‘deki rolüyle en kötü yardımcı kadın oyuncu seçildi.

Kısa bir yorum yapmak gerekirse, Twilight serisinden hiç haz etmeyen biri olarak son filmi yine de serinin en tahammül edilebilir filmi olarak görmüştüm. Seri biterken bol bol Ahududu vermek istediklerinden eminim ama adaylardan Battleship çok daha kötü bir filmdi kanımca. Bu filmde Rihanna’nın akıllara zarar performansını atlamamaışlar yine de. Hoş suç onda değil onu deniz komandosu rolü için düşünen kafada ama olsun. That’s My Boy‘u izlemedim ama Adam Sandler’ı biliyoruz, aldığı her Ahududu’yu hakettiğine eminim…

İşte kazananlar!!!

En Kötü Film: The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2
En Kötü Erkek Oyuncu: Adam Sandler (That’s My Boy)
En Kötü Kadın Oyuncu: Kristen Stewart (Snow White and the Huntsman ve The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2)
En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu: Taylor Lautner (The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2)
En Kötü Yardımcı Kadın Oyuncu: Rihanna (Battleship)
En Kötü Kadro: The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2
En Kötü Yönetmen: Bill Condon (The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2)
En Kötü Devam Filmi, Remake ya da Arak: The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2
En Kötü Çift: Mackenzie Foy ve Taylor Lautner (The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2)
En Kötü Senaryo: David Caspe (That’s My Boy)

Bağımsız Ruh Ödülleri’nin Galibi Silver Linings Playbook

Umut Işığım (Silver Linings Playbook)

Her yıl Oscar’lardan bir gün önce dağıtılan Bağımsız Ruh Ödülleri (Independent Spirit Awards) sahiplerini buldu. Bu yıl Oscarlarda da öne çıkan filmlerden olan Umut Işığım (Silver Linings Playbook) en iyi film, yönetmen, senaryo ve kadın oyuncu ödülleri ile gecenin galibi oldu. Aslında bu ödüllerin bir kez daha Silver Linings Playbook‘un tanıtım kampanyasının ne kadar güçlü olduğunu gösterdiğini söyleyebiliriz. Jennifer Lawrence’ın kadın oyuncu ödülüne diyecek bir şey yok ama bağımsız filmleri ödüllendiren bir grubun Moonrise Kingdom‘ı tümüyle es geçip (5 dalda adaydı ve hiç ödül almadı) Silver Linings Playbook‘u bu kadar öne çıkarması ilginç. Oscarlarda da beklenenden daha fazla ödül alabilir. Bir kaç ödül için ümitli olan filmlerden Beasts of the Southern Wild da sadece en iyi görüntü yönetmeni ödülünü kazanabildi.

Bu hafta sinemalarımızda gösterime giren Aşk Seansları (The Sessions) filmi ise John Hawkes ve Helen Hunt’a en iyi erkek oyuncu ve yardımcı kadın oyuncu ödüllerini getirdi (bu arada Helen Hunt her ne kadar filme biraz geç dahil olsa da belirgin bir şekilde baş kadın oyuncu aslında, büyük ihtimalle şansı artsın diye yardımcı oyuncu kategorisine kaydırıldı).

Bir Zamanlar Anadolu’da filminin de aday olduğu en iyi yabancı film ödülü de beklendiği gibi Aşk (Amour) filminin oldu.

Yılın dikkat çeken bağımsızlarından The Perks of Being a Wallflower ve Safety Not Guaranteed ise sırasıyla en iyi ilk film ve en iyi ilk senaryo ödüllerini kazandılar.

İşte Bağımsız Ruh Ödülleri’nin tam listesi:

En İyi Film: Silver Linings Playbook
En İyi Yönetmen: David O. Russell (Silver Linings Playbook)
En İyi Senaryo: David O. Russell (Silver Linings Playbook)
En İyi İlk Film: The Perks of Being a Wallflower
En İyi İlk Senaryo: Derek Connolly (Safety Not Guaranteed)
John Cassavetes Ödülü:($500,000 altında bütçe ile yapılan filmlere veriliyor) Middle of Nowhere
En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence (Silver Linings Playbook)
En İyi Erkek Oyuncu: John Hawkes (The Sessions)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Helen Hunt (The Sessions)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Matthew McConaughey (Magic Mike)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Ben Richardson (Beasts of the Southern Wild)
En İyi Belgesel: The Invisible War
En İyi Yabancı Film: Amour (Fransa)
Robert Altman Ödülü: Starlet ekibi (Sean Baker (yönetmen), Julia Kim (kast yönetmeni), Dree Hemingway, Besedka Johnson, Karren Karagulian, Stella Maeve, James Ransone)
Piaget Yapımcı Ödülü: Stones in the Sun (Mynette Louie)
Gelecek Vaad Eden Yetenek Ödülü (Someone to Watch Award): Adam Leon (Gimme the Loot)
Kurgudan Daha Gerçek (Truer Than Fiction) Ödülü: Peter Nicks (The Waiting Room)


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 264.711 hits
Şubat 2013
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: