Mart 2009 için arşiv

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (29 Mart 2009)

SİYAD’ın bu haftaki listesine beklendiği gibi Reha Erdem’in yeni filmi Hayat Var, 2. sıradan giriş yapıyor. Kişisel olarak belki de Türk sinema tarihinin en iyi filmleri arasında olduğunu düşündüğüm bu film, kesinlikle bu yeri belki de daha yukarısını hakediyor. Bu konuda konuşmak için erken olabilir ama bu filmin adına önümüzdeki yılın SİYAD ödüllerinde de sıkça rastlayacağımızı şimdiden söyleyebiliriz.

Hayat Var‘ın listeye girişi ile geçen hafta listeye giren Teldeki Adam (Man On Wire) filminin de tekrar liste dışına çıktığını da belirtmeden geçmeyelim. Gelecek hafta gösterime girecek filmler arasında listeye girmesi beklenen bir film bulunmuyor. Belki her ne kadar çok beğenilmiş gözükmese de Wim Wenders’in yeni filmi Palermo’da Yüzleşme (Palermo Shooting) bizim eleştirmenlerimizden ilgi görürse listeye girebilir.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Açlık (Hunger)

3.58

2

Hayat Var

3.44

3

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

4

3

Süt

3.15

5

4

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.12

6

6

Şampiyon (The Wrestler)

3.06

7

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

8

7

Sahtekar (Changeling)

2.95

9

8

Frost/Nixon

2.91

10

9

Pandora’nın Kutusu

2.89

Reklamlar

Ankara Film Festivali 2009 İzlenimleri: 2.Gün (Yemin Ederim Ben Yapmadım, Bekçi, Gir Kanıma, Kalp Hırsızı)

Yemin Ederim, Ben Yapmadım! (C’est Pas Moi, Je Le Jure! / It’s Not Me, I Swear!):

1968’de Kanada’da geçen bu film 10 yaşındaki Leon’un hikayesini anlatıyor. Filme Leon’un kendisini asma çabası ile başlıyor ve hemen arkasında Leon’un daha önce de farklı intihar girişimlerinde bulunduğunu öğreniyoruz. Ama Leon bunu çok mutsuz olduğu ya da annesi/babası ona kötü davrandığı için yapmıyor. O meraklı bir çocuk ve yeni şeyler denemek istiyor. Bazen bunları dikkat çekmek ya da anne ve babasının ona ters gelen hareketlerini cezalandırmak için de yapıyor. Bu arada bir süreliğine evlerini boş bırakan komşularının evlerine de girerek pek çok zarar veriyor. Ayrıca aynı mahallede yaşayan Lea ile de bir çocukluk aşkı da yaşıyorlar. Film bu hikayeyi son derece iyi bir sinemasal dille anlatırken aynı zamanda çocuk psikolojisini de başarılı bir şekilde veriyordu. Sonuç olarak festivalin iyi filmlerinden biri idi.

Bekçi:

Festivalin yarışma bölümüne dahil olmayan Türk filmleri gösterimlerine genellikle bağımsız ve çok düşük bütçeli filmler seçilmişti. Özcan Tekdemir’in Bekçi isimli filmi de dijital kamera ile çekilmiş bu tip filmlere bir örnekti. Büyük bir sitenin güvenlik görevlisinin tekdüze hayatını anlatarak yola çıkan film uzunca bir süre sadece bunu anlatıyor, bir noktada baş karakterinin AIDS olması ile hayatının değişmesi ama bir anlamda yine de başka türlü tekdüze bir hayattan kurtulamaması noktasına geliyor. Oldukça durağan tempolu ve az diyaloglu bir film, ancak zaman zaman kullanılan diyaloglara bakıldığında tümüyle diyalogsuz olmasının daha iyi olabileceği hissi uyanıyor. Ne yazık ki filmin hemen her şeyini yapmış olan Özcan Tekdemir (yönetmen, senaryo yazarı, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni ve kurgucu kendisi) iyi diyaloglar yazamamış. Ama filmin özellikle seçilen kamera açılarını gayet başarılı bulduğumu belirtmeliyim. Anlatılan konu nedeniyle filmin durağan temposu ile de bir sorunum yok ancak karakterlerin de son derece durağan hareket etmeleri rahatsız edici idi. Sonuç olarak takdir ettiğim ama çok başarılı da bulmadığım bir çalışma oldu.

Gir Kanıma (Låt Den Rätte Komma In / Let the Right One In):

Gir Kanıma festival öncesi en merak ettiğim filmlerden biri idi. Aldığı onlarca ödülün yanında pek çok önemli eleştirmenden de hakkında olumlu yorumlar gelmişti. Sonuçta gerçekten de festivalin en iyi filmlerinden biri ile karşılaştık. Özellikle vampir mitine ilgi duyanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir film. İsveç’ten gelen bu film okuldaki ve mahalledeki arkadaşları tarafından sürekli aşağılanan Oskar adındaki 12 yaşındaki bir erkek çocuğu ile mahalleye yeni taşınan Eli isimli bir kız çocuğunun dostluğunu anlatıyor. Filmi benzerlerinden ayrıştıran nokta Eli’nin durumu. Eli 12 yaşında bir kız çocuğu ama bir süredir 12 yaşında. Çünkü o bir vampir ve belki de 200 yıldır bu dünyada yaşıyor.

Film, biri aslında çocuk olmayan iki çocuğun arasındaki sevgiyi son derece incelikli bir şekilde anlattığı gibi son derece güçlü sinemasal anlar da barındırıyor. Aynı zamanda her ne kadar kanlı bolca sahne olsa da bilinen anlamda bir korku filminin çok dışında ve derinlikli bir film. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilecek bu film umalım ki dağıtımcı firmalarımızdan birinin dikkatini çeksin ve gösterime de girsin.

Kalp Hırsızı (Serce na Dloni / With A Warm Heart):

Polonya’nın önde gelen yönetmenlerinden Krzysztof Zanussi festivalin konuklarından biriydi. Festivalde2 filmi de gösterildi. Kalp Hırsızı, Zanussi’nin 2008 tarihli en yeni filmi. Kalp nakline ihtiyacı olan bir mafya babası ile tahliller sonucu donör olmaya uygun olduğu görülen üstelik bu hayattan da bıkmış olan intihara meyilli genç bir adamın çevresinde gelişen film, iyi bir kara komedi. Özellikle genç adamın intihar girişimlerinde bir türlü başarılı olamaması olayları daha da ilginç bir hale getiriyor.

Filmden sonra Zanussi ile bir de söyleşi vardı. Film hakkında seyircilerin merak ettiği soruları cevaplayan Zanussi’nin, kapitalizmden yana görüşleri ile kimi seyircilerin tepkisini çektiğini de eklemeden geçmeyelim.

Ankara Film Festivali 2009 İzlenimleri: 1.Gün (Daima Mutlu, Kino Lika, Araf)

Daima Mutlu (Happy-Go-Lucky):

İngiliz yönetmen Mike Leigh’den beklenmeyecek kadar sevimli ve ismi kadar neşe dolu bir film. Her ne kadar Leigh zaman zaman komediler de çekse de sinemasında dramların daha ağırlıklı olduğunu söylemek lazım. Ancak bu filmindeki Poppy karakteri çevresindekilere ve başına gelen olaylara karşı o kadar olumlu yaklaşıyor ki ondan yayılan olumlu enerji tüm seyirciye yayılıyordu. Her ne kadar Leigh, Poppy’nin karşı kutbu olarak filme onun ehliyet öğretmeni olan ve hayata karşı olumsuz yaklaşan Scott karakterini koysa da Poppy hem karakteri hem onun hem seyircinin üzerinde etkisini kuruyor. Bunda Sally Hawkins’in Altın Küre ile taçlandırılan çok başarılı oyunculuğunun da büyük payı var.

Kino Lika:

Festivalin bol ödüllü filmlerinden Kino Lika, Hırvatistan’dan gelen ve Avrupa Birliği üyeliği konusunda yapılacak bir referandum öncesi ıssız bir köydeki bir takım hikayeleri anlatıyordu. Bu hikayeler, yanlışlıkla annesinin ölümüne sebep olan gelecek vaat eden bir futbolcu, fakir bir köylü ve hiç bir arkadaşı ve sevgilisi olmayan ama cinsel dürtüleri de uyanmaya başlamış şişman bir genç kız çevresinde şekilleniyordu. Doğrusu bir süre ilgi çekici halde devam etse de bir noktadan sonra filmin simgeselliği ve mistik dozu çok fazla arttı ve bu da seyirci ilgisini uzaklaştırdı.

Araf (Purgatorio / Purgatory):

1950’lerde Meksika’da geçen üç farklı öyküyü anlatan Araf, ilk önce görsel yapısı ile dikkat çeken bir film. Işık ve gölgenin çok başarılı bir şekilde kullanıldığı siyah-beyaz görüntüler, bu görüntülerin içindeki ateş, neon lambaları gibi kimi nesnelerin ise renkli olduğu bu görsel yapı özellikle bu tip denemelerden hoşlanan sinemaseverleri ilk anda tavlayabilecek bir unsur oluyor. Ancak film ilerledikçe ve bu görsel yapıya alıştıkça filmin anlattıkları hızla sıradanlaşmaya başlıyor ve ilk hikaye olan para kazanmak için büyük şehre gitmeye çalışan bu arada ailesini de babasına bırakan köylü dışındaki hikayeler fazlasıyla sıradan geliyor.

20. Ankara Film Festivali Ödülleri Sonbahar’a Gitti

Bu yıl 20. yaşını kutlayan Ankara Uluslararası Film Festivali’nin en iyi film ödülü Sonbahar filminin oldu. Böylece Sonbahar, uzun ödül listesine yenilerini eklemiş oldu. Festivalden 7 ödülle dönen Sonbahar dışında öne çıkan diğer film de 5 ödülle Dilber’in Sekiz Günü oldu. Ayrıca her yıl olduğu gibi kısa film ve belgesellere de ödüller verildi.

Ödül listesi şu şekilde:

Uzun Metrajlı Film Ödülleri:
En İyi Film: Sonbahar
Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü: Dilber’in Sekiz Günü
En İyi Yönetmen: Özcan Alper (Sonbahar)
En İyi Kadın Oyuncu: Nesrin Cavadzade (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Erkek Oyuncu: Fırat Tanış (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Megi Kobaladze (Sonbahar)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: İsmail Hacıoğlu (Gökten 3 Elma Düştü)
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü: Cemal Şan (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Feza Çaldıran (Sonbahar)
En İyi Sanat Yönetmeni: Veli Kahraman (Devrim Arabaları)
En İyi Özgün Müzik: Nail Yurtsever, Engin Aslan ve Cem Tuncer (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Kurgu: Thomas Balkenhol (Sonbahar)
Umut Veren Yeni Kadın Oyuncu: Toprak Sağlam (Gökten 3 Elma Düştü)
Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu: Cahit Gök (Fırtına) ve Metin Hara (Dinle Neyden)
Umut Veren Yeni Yönetmen: İsmail Necmi (Bunu Gerçekten Yapmalı mıyım?)
Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı: İsmail Necmi (Bunu Gerçekten Yapmalı mıyım?)
Seçici Kurul Özel Ödülü: Gitmek
SİYAD En İyi Film Ödülü: Sonbahar
FİLM YÖN En İyi Yönetmen Ödülü: Özcan Alper (Sonbahar)

Kısa Film Ödülleri:
Kurmaca Dalda En İyi Film: İnsan-lık
Deneysel Dalda En İyi Film: Açık Rüya
Canlandırma Dalında En İyi Film: Gemeinschaft
Seçici Kurul Özel Ödülü: Hayat-Derin Uzay

Belgesel Film Ödülleri (Amatör):
Birincilik Ödülü: Alamet-i Üstüvane
İkincilik Ödülü: Mezra Ezidiya
Üçüncülük Ödülü: Kağıt Hane
Seçici Kurul Özel Ödülü: Pembe Gri

Belgesel Film Ödülleri (Profesyonel):
Birincilik Ödülü: Birinciliğe değer eser bulunamadı
İkincilik Ödülü: Yaşam Arsızı
Üçüncülük Ödülü: 3 Saat
Seçici Kurul Özel Ödülü: Nazım’ın Küba Seyahatı

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (22 Mart 2009)

Bu hafta SİYAD’ın listesinde epeyce değişiklik var. Öncelikle uzunca bir süredir birinci sırada yer alan ve bu hafta Ankara Film Festivali’nde de en iyi film ödülünü alan Sonbahar, vizyondaki 3 aylık süresini doldurarak listeyi terkediyor. İşin ilginci bu hafta gösterime giren ve bir anlamda Sonbahar‘ın tema olarak tamamlayıcısı olarak görülebilecek Açlık (Hunger) filmi yeni 1 numara oluyor. Haftanın yenilerinden Güreşçi (The Wrestler) 6 numaradan listeye girerken, geçtiğimiz haftanın filmlerinden Teldeki Adam (Man on Wire) ise ortalamasını arttırarak 10 numaradan giriş yapıyor. Yeni girişler, Gran Torino ve Bolt filmlerinin de liste dışı kalmasına sebep oluyor. Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerden Reha Erdem’in yeni filmi Hayat Var‘ın listeye üst sıralardan girmesi beklenebilir.

Not: SİYAD’ın web sitesinden tek tek puanlara bakınca Süt ve Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road) tekrar yer değiştirmiş gözüküyor. Her ne kadar SİYAD’ın sayfasında liste bu şekilde olmasa da ben buradaki listeyi ona göre değiştirdim.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

Açlık (Hunger)

3.5

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

3

4

Süt

3.15

4

3

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.12

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

6

Şampiyon (The Wrestler)

3

7

6

Sahtekar (Changeling)

2.95

8

7

Frost/Nixon

2.91

9

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

10

Teldeki Adam (Man on Wire)

2.83

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (15 Mart 2009)

Geçtiğimiz hafta Ankara Film Festivali’ni takip ettiğim için blogu çok fazla güncelleme fırsatı bulamadım. Ancak arşivde kalması açısından bir hafta gecikmeli de olsa 15 Mart 2009 tarihli SİYAD’ın son üç ayın en iyi 10 film listesini koymayı atlamak istemedim. Bu listede bir önceki haftaya göre çok fazla bir değişiklik bulunmuyor. Sadece Hayallerin Peişinde (Revolutionary Road) filmi bir sıra yukarı tırmanmış gözüküyor.

 

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

3

4

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.16

4

3

Süt

3.15

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

6

6

Sahtekar (Changeling)

2.95

7

7

Frost/Nixon

2.91

8

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

9

9

Gran Torino

2.8

10

10

Bolt

2.78

Natasha Richardson (1963-2009)

İngiliz sinemasının köklü ailelerinden gelen Natasha Richardson geçtiğimiz gün kayak yaparken kötü bir kaza geçrimiş ve başından ağır yaralanmıştı. İlk andan itibaren gelen haberler hiç iç açıcı değildi ancak sevenleri yine de ümitle bekliyordu. Ne yazık ki kötü haber çok gecikmedi ve Richardson’ın hayata gözlerini yumduğu açıklandı.

11 Mayıs 1963’de dünyaya gelen Richardson, ünlü oyuncu Vanessa Redgrave ve ünlü yönetmen Tony Richardson’ın kızı idi. Ailesindeki oyuncuların yazmaya kalksak uzun bir paragraf ayırmak zorunda kalırız muhtemelen. Richardson, 1994 yılından beri de Liam Neeson ile evliydi ve çiftin 2 de oğlu bulunuyordu. Richardson’ın önemli filmleri arasında Gothic, The Handmaid’s Tale ve Nell sayılabilir. Ayrıca tiyatroda da önemli rollerde oynadığını belirtelim.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 262.217 hits
Mart 2009
P S Ç P C C P
« Şub   Nis »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: