Posts Tagged 'ankara film festivali'



24. Ankara Film Festivali’nde Bugün: 22 Mart Cuma

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından Halkbank’ın ana sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen 24. Ankara Uluslararası Film Festivali sona doğru yaklaşırken festival heyecanı sürüyor. “Ulusal Uzun Yarışma Filmleri”nden Erden Kıral’ın yönettiği Yük ve Zeynel Doğan, Orhan Eskiköy’ün yönettikleri Babamın Sesi filmleri Cuma günü jüri üyeleri ve seyirciyle buluşuyor.

“İki Dil Bir Bavul” filmiyle anadil meselesini etkileyici bir biçimde perdeye taşıyan Özgür Doğan , Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın yeni filmleri “Babamın Sesi”, Maraş Katliamı’nın travmasını atlatamamış bir anne ve oğulun hikayesine ortak ediyor seyirciyi. Geçmişin hayaletleri ve sesleri üzerinden güçlü bir filme dönüşen “Babamın Sesi”, 14:30 seansında Kızılırmak Sinemaları’nda.

Usta yönetmen Erden Kıral’ın son filmi “Yük”, bir cinayet işledikten sonra madene saklanan bir adamın hikayesini etkileyici bir sinema diliyle perdeye taşıyor. Pişmanlık, ölüm ve aşk üzerinden halüsinatif bir filme dönüşen Yük, filmin oyuncusu Tülin Özen ve yapımcı Afer Özgürel’in katılımıyla 17:00 seansında Kızılırmak Sinemaları’nda.

Festival kapsamında 22 Mart’ta “Ulusal Belgesel Film Yarışması” ve “Ulusal Kısa Film Yarışması”ndan filmler yönetmenlerinin katılımıyla, jüri üyeleri ve sinemaseverlerle buluşacak. Gösterimler Kızılırmak Sinemaları’ndan takip edilebilir.

Günün son filmi Daniel Schmid Retrospektifi’nde yer alan “Tosca’nın Öpücüğü” filmi 21:30 seansında Kızılırmak Sinemaları’nda.

Festival biletleri Kızılırmak Sinemaları gişeleri ve Mybilet’ten temin edilebilir.

Ankara Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

facebook.com/AUFFestivali  / twitter.com/AnkaraFF

Reklamlar

24. Ankara Film Festivali İzlenimleri – 3. Gün: Ötekinin Şeyi, Beresina: İsviçre’nin Son Günleri, Pazar Cinayeti, Ölü Sezon

Ötekinin Şeyi (O Necem Jinem / Something Different):

Çek Yeni Dalgası’nın ilk dönem filmlerinden Ötekinin Şeyi’nde yönetmen Vera Chytilová, iki farklı kadını getiriyor karşımıza. Hikayeleri arasında hiçbir organik bağlantı olmayan bu iki kadından biri sıradan bir ev kadını, diğeri ise bir sporcu. Birisi tüm hayatını yaramaz oğlu ve umursamaz kocasına ayırmışken diğeri de sporda başarılı olmaya odaklanmış. Kadınların her ikisi de aslında hayatlarından memnun değiller. Daha klasik bir anlatı yapısı olan bir filmde bu iki hikaye bir yerde kesişip iki kadının birbirlerinin hayatlarına imrenmelerini görebilirdik. Oysa Chytilová iki kadının hikayesini hiç kesiştirmeden ama kurgu marifetiyle arka arkaya ekleyerek seyircide bu duyguyu yaratmayı başarıyor. Festivalin iyi filmlerinden biri.

Beresina: İsviçre’nin Son Günleri (Beresina Oder Die Letzten Tage der Schweiz / The Last Days of Switzerland):

Bu yıl Ankara Film Festivali’nin toplu gösteri bölümü çok da tanımadığımız bir yönetmen olan Daniel Schmid’e ayırıldı. Beresina: İsviçre’nin Son Günleri, yönetmenin izlediğim ilk filmi oldu. Aslında bu şekilde yönetmenin filmografisine son filminden başlamış olduk. Beresina, başarılı bir politik taşlama. Filmde İsviçre’de yaşayan ve oradan bir vatandaşlık almaya çalışan Rus telekız Irina’nin çevresinde yer alan ülkenin önde gelen isimlerinin hayatlarına bir bakış atıyoruz. Irina bir telekız belki ama müşterileri önemli kişiler olunca pek çok gizli bilgiye de sahip oluyor ve hatta işin içine o bilgiyi ele geçirmek isteyenler de giriyor. Aslında Irina saf bir kız. Evine de sürekli gelişmeler hakkında (biraz değiştirerek tabii) mektup gönderiyor. Vatandaşlık alma çabası olumsuz bir yöne doğru gidip sınırdışı edilmesi gündeme gelince işin sonunun nereye varacağını düşünmeden elindeki bilgilerden birini kullanıyor ve olaylar gelişiyor. Hem kendisini, hem ülkeyi enteresan ve beklenmedik günler bekliyor. Schmid tüm bu hikayeyi kara mizah duygusunu sürekli olarak koruyarak aktarıyor. Böyle olunca da eleştirilerini asık suratlı bir şekilde değil daha seyirci dostu şekilde vermeyi başarmış. Daniel Schmid ile ilk tanışıklığımızın olumlu olduğunu söyleyebilirim.

Pazar Cinayeti (Zabitá Nedele / Squandered Sunday):

Pazar Cinayeti, Çek Yeni Dalgası’nın çok da bilinmeyen filmlerinden biri. Filmde bir askerin bunalımları ile birlikte anılarına tanıklık ediyoruz. Doğrusal bir anlatımı olmayan film klasik bir hikaye akışı olmayışı ile seyirciyi zorlayabilir ancak nasıl ufacık bir imgeden ya da sesten nasıl bir anı tetiklenebiliyorsa film de o şekilde kurgulanmış. Askerin hayatında belli bir imgeden bir anda bir anıya yollanıyoruz, oradan başka birine geçiyoruz ve film bu şekilde devam ediyor. Aslında filmin çatısında isminde de görülebileceği gibi bir Pazar günü geçen olaylar var ama bu kadarla sınırlamak yanlış olur. Genel olarak tüm filmi bir militarizm eleştirisi olarak okumak da mümkün.

Ölü Sezon (Hors Saison / Off Season):

Ölü Sezon günün ikinci Daniel Schmid filmiydi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu filmi Beresina kadar sevmedim. Filmde baş karakterimiz Valentin’in kısa bir süre sonra yıkılacak olan çocukluğunun geçtiği otele gitmesini ve otelde tek başına dolaşırken çocukluğunu hatırlamasını izliyoruz. Film sırasında hikayenin Schmid için kişisel bir tarafı olduğunu hissediyorsunuz. Film hakkında araştırma yapınca gerçekten de otobiyografik bir tarafının olduğunu görüyorsunuz. Schmid’in hayatında da benzer bir dönem yaşanmış. Bu nedenle filmde karakterlerin ve olayların yönetmen için özel anlamları olduklarını düşünmek yanlış olmaz ama bu durum her zaman seyirciye geçememiş. Ayrıca benzer yapıda çocukluğunu hatırlayan karakterler ile ilgili o kadar fazla ve gerçekten başarılı filmler izledik ki Ölü Sezon’un bunların içinde çok fazla öne çıkan bir özelliği yoktu. Kötü değil ama sıradan diyelim kısaca.

24. Ankara Film Festivali İzlenimleri – 2. Gün: Hvidsten Grubu, Anne Ruhu, Kapris Yazı, Güzelliğin On Par’ Etmez

Hvidsten Grubu (Hvidsten Gruppen / This Life):

Hvidsten Grubu, 2. Dünya Savaşı yıllarında nazi işgalindeki Danimarka’da direnişçi bir ailenin gerçek öyküsü. Fill ailesi ve arkadaşları İngiltere’den uçakla gönderilen malzemeleri toplayarak ülkedeki direnişçilere dağıtıyorlar. Nihayetinde yakalandıklarında ise başlarına gelenleri tahmin etmek de zor değil. Film genel olarak savaş ortamında geçmesine karşın aile içi dinamikleri de ihmal etmemiş. Bazı anlarda teatral kalındığı da söylenebilir ama sonuçta çok iz bırakmasa da eli yüzü düzgün bir dönem filmi olmuş.

Anne Ruhu (Tam Hon Me / Mother’s Soul):

Anne Ruhu, Vietnam’dan gelen iyi sayılabilecek bir aile draması. Sebze-meyve satarak zar zor geçinmeye çalışan bir kadın ve onun kızı ana karakterler. Hikaye genelinde bu yaşam çabası iyi işlenmiş. Kadının bir şöför ile cinsellik temelli bir ilişki yaşaması, yetim bir oğlanın bu ailede kendisine bir anne sevgisi araması da filmin diğer temaları. Özellikle film ilerledikçe giderek kendi başlarına kalan iki çocuğun birbirleri ile adeta anne-oğul ilişkisi kurmaları etkileyici idi. Filmde çok büyük bir yönetmenlik becerisi olmadığını itiraf etmek gerek ama oyuncuların başarısı ve doğallığı durumu kurtarıyordu.

Kapris Yazı (Rozmarné Léto / Capricious Summer):

Sanırım bu yıl festivalin en iyi filmlerini Çek Yeni Dalgası bölümünde izleyeceğiz. Sadece bir kaç yıl sürmesine rağmen iz bırakan bu dönemin filmleri gerçekten izlemeye değer. Kapris Yazı, Jiri Menzel’in o içinde bir hüzün de barındıran mizah duygusunu çok iyi veren bir film. Filmde üç orta yaşlı arkadaşın (biri bir havuz işletiyor, diğerleri ise bir rahip ve eski bir asker) bir yazlarını anlatılıyor. Bu üç arkadaş ve aralarından evli olan tek kişi olan havuz işletmecisinin karısı havuz başında sıradan günler geçirirken, kasabaya bir ip canbazı (Jiri Menzel’in ta kendisi) ile genç ve güzel asistanının gelişi ile işler değişiyor. Üç adam da umutsuzca genç asistanla birlikte olmaya çalışıyorlar, bu arada havuzcunun karısı da ip canbazı ile yaşamaya başlıyor. Orta yaşlı bu adamların aşkla kendilerinden geçmeleri ama bir şey de becerememeleri ince bir mizahla verilmiş. Filmin cinsellik dozu tam yerli yerinde. Hiç aşırıya kaçmadan zarif bir şekilde işlenmiş. Hoş zaten aşırıya kaçabilecek bir olay da olamıyor. Filmi izleyince Jiri Menzel gibi yönetmenleri özlediğini hissediyor insan. Usta bu yıl yeni bir film çekmiş. Seneye de festivalde onu izleriz umarım.

Güzelliğin On Par’ Etmez (Deine Schönheit ist Nichts Wert):

Güzelliğin On Par’ Etmez Antalya’da en iyi film dahil pek çok ödül alarak ön plana çıkmıştı. En iyi film ödülünü ne kadar haketmiştir tartışılır ama ama kabul etmeli iyi filmmiş. Film babasının politik durumu nedeniyle ailecek Avusturya’ya iltica etmek zorunda kalan Veysel’in hikayesi. Adını Aşık Veysel’den alan Veysel Almanca’yı tam sökemediği için okulda durumu iyi değil ama bir kızdan hoşlanıyor. Okulda bir şiir ezberlemesi istendiğine de aklında o kıza ithaf edeceği Güzelliğin On Par’ Etmez geliyor. Bu arada ailenin diğer oğlu da evden kaçmış durumda ve babaları küçük yaşta kendilerini bıraktığı için ona öfkeli. Hatta babasını “Kürt teröristi”olarak niteleyip kendisi de bu babasına olan duygularından ötürü karşı tarafa kaymış, Türk milliyetçisi olmuş. Film aslında temelde Veysel’i takip ettiği için bu mesele üzerinde çok durmayıp Veysel’in ilk aşkına daha çok vakit ayırıyor. Hikayenin bu tarafınn altından da iyi kalkmış doğrusu. Zaten finalde de hikayenin bu kısmı bağlanırken diğer taraflarının ucu açık kalıyor.

Antalya’da filmin üç oyuncusu ödül almıştı (Veysel, abisi ve annesini oynayan oyuncular). Açıkçası bunlara pek katılamayacağım. Veysel’i oynayan Abdülkadir Tuncer çok sevimli bir çocuk, rolüne de çok iyi oturmuş ama büyük bir oyunculuk sergilediğini söylemek zor. Abi rolündeki Yüşa Durak’ın ise oyunculuğunu zaten sorunlu buldum. Bir kaç öfke patlaması ve duygusal an içeren zor bir rolü var. Özellikle öfke patlamaları kısmında inandırıcı gelmedi açıkçası. Anne rolü ise zaten çok ön planda değildi. İşin ilginci filmin en iyi oyuncusu bence komşu rolündeki Orhan Yıldırım idi ve o hiç ödül alamamış. Doğrusu filme ayrı bir hava katan da o karakterin bir yandan maço, bir yandan duygusal halleri idi. Güzellğin On Par’ Etmez‘in Mayıs’ta vizyona girmesi bekleniyor. Bence izlemeye değer bir film.

24. Ankara Film Festivali İzlenimleri – 1. Gün: Eve Geldik, Che Guevera Lübnan’da Öldü, Kumun Hassas Anı

Eve Geldik (We Came Home):

Eve Geldik son derece kişisel bir belgesel. Amerika doğumlu ama Afgan kökenli olan yönetmen Ariana Delawari kendisini ve ailesini anlatıyor. Sovyet işgali döneminde babası Amerika’da konuyla ilgili düzenlenen eylemlerin aktif bir üyesiymiş. Taliban sonrası dönemde ise merkez bankası başkanı olmuş. Ariana da bu dönemde ilk kez Afganistan’a gitmiş ve gidip gelmeye devam etmiş. Ayrıca müzikle de ilgilenen Ariana bu dönemde Afgan müzisyenlerle bir albüm de kaydetmiş. Film Ariana’nın çocukluğundan gelen görüntülerle Afganistan seyahatlerinin, albüm çalışmaları ve ailesi ile yaptığı söyleşilerin bir karması niteliğinde. Açıkçası film de Afganistan’a bütünlüklü bir bakış atmaktan ziyade bir ailenin bu mücadele içindeki yerini ve düşüncelerini anlatıyor. Bu nedenle filmde yer alan Afganistan ile ilgili görüşler de bu ailenin görüşleri olarak kalıyor. Zaten festivale de konuk olan yönetmen de görüntüleri çekerken bunların film olacağını düşünmediğini, sonradan bu fikrin oluştuğunu söyledi. Filmin kişisel bir “video journal” olarak düşünülebileceğini de ekledi. Bu haliye samimi bir çaba ama çok ilgi çekici bir yapım olarak bulmadım.

Filmin en ilginç yanı bir anda karşımızda David Lynch’i bulmamızdı. David Lynch, Ariana’nın albümüne yapımcı olarak destek vermiş, hatta film bitince yazılardan farkettik ki bu filmin yapımcılarından biri de David Lynch’in eşi Emily Lynch. Bu durumda David Lynch bir ışık gördüyse vardır bir bildiği diyoruz.

Che Guevera Lübnan’da Öldü (Che Guevara Died in Lebanon):

Sonraki belgesel Che Guevara Lübnan’da Öldü de benzer şekilde çok kişisel bir yapımdı. Burada da yönetmen Christina Foerch Saab, Lübnan iç savaşında önemli bir komutan olan kocası Ziad Saab’ın belgeselini yapmış. Burada bir önceki belgeselin aksine kişisel hikayenin yanında Lübnan’ın durumuna da daha geniş anlamda bakıldığını söylemek mümkün ama insanın eşi hakkında bir belgesel yapması sıkıntılı bir durum. Zaten içiçe olduğunuz birisinden bazı şeyleri film için ilk kez dinliyor gibi yapmak pek olmamış. Aslında iyi bir düşünceyle bir kaç sahnede ev halleri de işin içine katılmış ama o sahnelerin de mizansen olduğu çok fazla hissediliyordu. Filmin yönetmeni festivalin konukları arasındaydı. Gençliğinden beri barış hareketi içinde olduğunu belirtti. Filmde de kocası üzerinden insanların neden ellerine silah alıp birbirlerini öldürdükleri sorgulamaya çalıştığını söyledi.

Bu arada filmin yönetmeni Christina Foerch Saab kendi filmini sessizce izledi ama günü diğer filmlerde yanındaki kişiyle resmen sohbet etti. Konuk yönetmendir, üzerine gitmeyelim dieyerek uyarmadım ama buraya yazmaktan da kendimi alamadım ne yapayım.

Kumun Hassas Anı (Vaghte Latife Shen / The Tender Moment of Sand):

Günün son filmi Kumun Hassas Anı enteresan bir yapımdı. Belli ki yönetmen Farid Mirkhani’nin aklında pek çok fikir uçuşmuş durmuş. Filmin doğrusal olmayan yapısı, farklı ses kullanımı, değişik kamera açıları yönetmenin gerçekten film üzerine epey düşündüğünü gösteriyor. Fakat ne yazık ki bunların toplamı ortaya iyi bir film çıkaramamış. Hatta bir karmaşa haline dönmüş diyebilirim. Bu filmin yönetmeni de konuklar arasındaydı. Filmi başka yerde göstermeyim tarzı sert yorumlar geldi filme. Bence gerek yoktu. Bu arada yönetmenin de alçakgönüllü bir insan olduğunu gördük. Filmi sevmeyenlerden özür bile diledi (ki bir seyircinin dediği gibi özür dilenmesine de gerek yoktu, beğeni de değişken bir şey sonuçta). Ayrıca filmin ne kadar zor koşullarda çekildiğini de öğrendik. Sansür kurulu senaryonun 30 dakikasını kısaltmış, çekimleri 3 yıl süren filmde oyuncular defalarca değiştirilmek zorunda kalınmış. Bu gibi durumlar olmasa belki de daha iyi bir film izleyecektik.

Bu arada filmi sevmeyip çıkmayı anlıyorum ama çıkarken yavaş davranıp bir de üstüne perdenin önünden eğilmeden geçenleri anlamıyorum. Halen filmi izlemeye devam edenlere biraz saygı lütfen.

24. Ankara Film Festivali’nde Bugün: 15 Mart Cuma

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından Halkbank’ın ana sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen 24. Ankara Uluslararası Film Festivali 15 Mart’tan itibaren dolu dolu bir program ve etkinliklerle sinemaseverlere merhaba diyor. Festivalin ilk gününde Daniel Schmid Retrospektifi ve yönetmenlerin katılımıyla “Doğu İmgeleri” bölümünden filmler yer alırken; “50. Yılında Çek Yeni Dalgası” söyleşisi de dikkat çekiyor.

Festival Kızılırmak Sinemaları, Goethe Institut ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde perdelerini açarak sinemaseverlere merhaba diyor. Festival, Sinema Avrupa bölümünde İsviçre Sineması’na damgasını vurmuş usta yönetmen Daniel Schmid’in retrospektifine yer veriyor. Retrospektifi anlama kılavuzu işlevi görecek olan bir belgesel de bu kapsamda seyirciyle buluşacak. Benny Jaberg ve Pascal Hofmann’ın yönettikleri “Daniel Schmid – Düşünen Kedi” belgeseli, İsviçre’nin en sıradışı sanatçılarından biri olmak üzere yetişen, yoğun ölçüde hayalperest bir erkek çocuğun kalbine yapılan esrarengiz bir yolculuğa çıkarıyor seyirciyi. Doğuştan bir hikaye anlatıcısı olan Daniel Schmid, 1949’larda, ileride sahnesi olacak, konukları da karakterleri haline gelecek, eski bir otelde yetişir. Fassbinder, von Praunheim ve Schroeter’in yanında film, tiyatro ve opera yönetecek hale gelecektir. Bu zekice belgesel, bir çocuğun, ifade sanatını keşfettiğinde mucizevi şeylerin olabileceğini ispatlamaktadır. “Daniel Schmid – Düşünen Kedi” belgeseli 12:00 seansında Kızılırmak Sineması’nda.

Daniel Schmid retrospektifinde yer alan 1976 yapımı “Meleklerin Gölgesi”, Fassbinder’in Almanya’da anti-semitik olduğu gerekçesiyle şiddetli saldırılara maruz kalan oyunu Çöp, Şehir ve Ölüm’e dayanır. Fassbinder, Almanların geçmişten dolayı oyundan daha da suçlu olduklarında ısrarcı olur. Schmid tarafından oldukça stilize formda filme alındığından, oyuna karşı olan protestolar da bitmez. Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden Rainer Werner Fassbinder’in senaristleri arasında olduğu “Meleklerin Gölgesi” 14:30’da Kızılırmak Sineması’nda.

Festival bu yıl “Doğu İmgeleri” ana temasıyla kültürel boyuta vurgu yapmak için ‘Doğu’yu mercek altına alıyor ve Türkiye’de hemen hiç bilinmeyen ülke sinemalarından on filmlik bir seçki oluşturuyor. Başta orta ve yakın doğu olmak üzere programda bir çok ülke sinemasına yer veriyor. Ariana Delawari’nin yönettiği “Eve Geldik”, Afgan Amerikalı müzisyen Ariana Delawari aracılığıyla Afganistan’ı anlatır. Sovyetlerin Afganistan’ı işgal ettiği yıl Los Angeles’ta doğan Ariana’nın evi mültecilerle, Afgan müziğiyle ve babasının Afganistan’a adanmışlığıyla doludur. 11 Eylül sonrası, yeniden inşasına yardım etmek için ebeveynleri Kabil’e taşınırlar. Ariana, babasının anavatanını fotoğraflar, film ve müzik aracılığıyla belgeleyerek, L.A. ve Kabil arasında on yıl geçirir. Film yönetmen Ariana Delawari’nin katılımıyla 17:00 seansında Kızılırmak Sineması’nda.

Bu bölümde yer alan bir diğer film “Che Guevara Lübnan’da Öldü”, Lübnan iç savaşı zemininde kültürlerarası bir aşk hikayesini anlatıyor. Filmin yönetmeni, kocasının Lübnan iç savaşı sırasındaki rolünü araştıracağı, adamın geçmişte nasıl biri olduğunu bulmaya çalışacağı bir yolculuğa çıkar. Ziad, çok genç yaşta Lübnan Komünist Partisi’nin askeri gücüne katılmış ve Lübnan iç savaşı esnasındaki en etkin komutanlardan biri olmuştur. Film yönetmen Christina Foerch Saab’ın katılımıyla 19:30 seansında Kızılırmak Sineması’nda.

İranlı yönetmen Farid Mirkhani’nin “Kumun Hassas Anı”, iki bölüm üzerine kurduğu hikayesiyle ölüm üzerine seyircisini düşündürüyor. İlk bölümde dedesiyle yaşayan Alma’nın hikayesi anlatılırken; ikinci bölümde bir mezar kazıcısının bakış açısı yansıtılıyor. Film yönetmen Farid Mirkhani’nin katılımıyla  21:30 seasında Kızılırmak Sineması’nda.

15 Mart’ta film gösterimlerinin yanı sıra bir de etkinlik gerçekleşecektir. “50. Yılında Çek Yeni Dalgası” söyleşisi. Festival programında önemli filmlerle yer alan, sinema tarihine yön veren akımlardan biri olan  “Çek Yeni Dalgası” üzerine sinema tarihçisi Gökhan Erkılıç kapsamlı bir sunum ve söyleşi gerçekleştirecektir. Katılımın ücretsiz olduğu etkinlik 15:30’da Goethe Institut’de gerçekleşecek.

Festivalin “Ulusal Uzun Yarışması”nda yarışacak olan  Emin Alper’in yönettiği yılın bol ödüllü filmi “Tepenin Ardı” ve Belmin Söylemez’in yönettiği “Şimdiki Zaman” 15 Mart’ta Kızılırmak Sineması’nda gösterilecek filmler arasında.

24. Ankara Film Festivali’nin Açılışı Akün Sahnesi’nde

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından, Halkbank’ın ana sponsorluğunda ve T.C. Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen 24. Ankara Uluslararası Film Festivali görkemli bir açılış töreniyle Ankaralı sinemaseverlere merhaba diyecek.

24. Ankara Uluslararası Film Festivali, 14 Mart Perşembe akşamı kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya olan Ankara’nın en köklü tiyatro sahnelerinden AKÜN Sahnesi’nde düzenlenecek açılış töreniyle başlayacak. Açılış törenini birçok sinema ve dizi filmlerinden tanıdığımız başarılı oyuncu Devin Özgür ÇINAR ve Türkiye’nin en çok izlenen kültür sanat programlarından Gece Gündüz’ün sunucusu yazar Yekta KOPAN sunacak. Yaşayan en iyi doğaçlama yeteneğine sahip kadın caz sanatçılarından biri olarak bilinen Yıldız İBRAHİMOVA geceye şarkılarıyla eşlik edecek.

Gecede ayrıca Dünya Kitle İletişimi Vakfı adına gelenekselleşen “Özel Ödüller” takdim edilecek. Üç ayrı başlıkta takdim edilecek ödüllerden; “Aziz Nesin Emek Ödülü” ünlü karikatürist Tonguç YAŞAR’a, “Kitle İletişim Ödülü” Stüdyo FM radyo programı adına Şebnem SAVAŞÇI ve Yavuz Aydar’a ve “Sanat Çınarı” ödülü ünlü ressam Nevzat AKORAL’a verilecek.

Geceye seçkin konukların yanı sıra Orhan Alkaya, Uğur Polat ve Beste Bereket gibi pek çok ünlü sima katılacak.

Ankara Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

facebook.com/AUFFestivali  / twitter.com/AnkaraFF

24. Ankara Film Festivali Başlıyor

Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı tarafından, Halkbank’ın ana sponsorluğunda 14-24 Mart 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 24. Ankara Uluslararası Film Festivali bu yıl da heyecan verici bir programla sinemaseverlerin karşısına çıkıyor.

Festival bu yıl kültürel boyuta vurgu yapmak için ‘Doğu’yu mercek altına alıyor ve Türkiye’de hemen hiç bilinmeyen ülke sinemalarından on filmlik bir seçki oluşturuyor. Arap Baharı’ndan ‘Oryantalist Bakış’a, göç olgusundan toplumsal sorunlara uzanan bu kapsamlı seçki, doğunun beyaz perdedeki yansımasını görünür kılıyor. Farid Mirkhani’nin “The Tender Moment of Sand”, Shamil Aliyev’in “Çölçü”, Saman Moghaddam’ın “Ye Asheghane-ye Sadeh”, Ebrahim Forouzesh’in “Hotchpotch”, Christina Saab’ın “Che Guevara Died in Lebonan”, Nhue Giang Pham’ın “Tam Hon Me” ve Lala Akhundova’nın “Işık Şehri” bölümde yer alan filmler arasında.

Sinema Avrupa – Daniel Schmidt Retrospektifi: 

Sinema Avrupa bölümü İsviçre sinemasına damgasını vurmuş isimlerden biri olan Daniel Schmid retrospektifine ve hümanist karakteriyle kalpleri kazanan ve bu yıl 50. yaşını kutlayan Çek Yeni Dalgası akımının ender bulunur filmlerine yer veriyor.

Ölümünün 50. Yılında Nazım:

Bu bölümde Mehmet Eryılmaz’ın “Nazım Hikmet Şarkıları” adlı belgeseli gösterilecek.

Paneller: Festivalde bu yıl iki önemli panel yer alacak bunlardan biri festivalin ana temasının tartışılacağı “Doğu İmgeleri” diğeri ise  “Sinema-Tarih” paneli.

Özel Ödüller: Festivalin bu yıl ki özel ödülleri üç ayrı başlıkla dağıtılacak. Aziz Nesin Emek Ödülü ünlü karikatürist Tonguç Yaşar’a, Kitle İletişim Ödülü “Stüdyo Fm” adlı radyo programına ve Sanat Çınarı ödülü ise ressam Nevzat Akoral’a verilecek.

Jüriler:

Ulusal Uzun Metraj jürisi Tomris Giritlioğlu, Şenay Gürler , Ercan Kesal, Cemil Kavukçu ve Ezel Akay’dan oluşuyor. Ulusal Belgesel Film Yarışması’nın jürisinde ise Coşkun Aral, Bingöl Elmas, Mehmet Eryılmaz , Berrin Karakaş ve Serdar Öztürk yer alıyor. Ulusal Kısa Film Yarışması’nın jürisinde Hakan Bıçakçı, Mahmut Fazıl Coşkun, Yiğit Özşener, Elif Tasçıoğlu ve Özgür Yaren var. Ayrıca bu yıl festivalde tüm filmleri Akademia Jürisi yer alacak. Jüri şu isimlerden oluşuyor: Agnieszka Ayşen Kaim, Tanıl Bora ve Sevilay Çelenk.

Ulusal Uzun Metraj Yarışması:

Festivalin Ulusal Uzun Metraj kategorisinde yarışacak bu yılki filmler şöyle: Aziz Ayşe, Babamın Sesi, Tepenin Ardı, Güzelliğin On Par’ Etmez, Yük,Rüzgarlar, Evdeki Yabancılar ve Şimdiki Zaman.

Ulusal Belgesel Film Yarışması: Ön eleme sonunda belgesel dalında yarışacak adaylar şöyle: Beklemek, Bir Düş-tü Sulukule, Devasa Yapboz: Oinoandalı Diogenes’in Epikurosçu Yazıtı, Dom, Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar, Faîlî Dewlet , Gündöndü, Yaşam Marangozu ve Yuva.

Ön eleme sonunda kısa film dalında yarışacak adaylar, kategorilere göre şu şekilde belirlendi:

Kurmaca Kısa Filmler: Birlikte, Fırtınanın Sarhoşları, İstirahat Odası, Kök, Mavi Kalpli Kadın “Ağıt”, Mod, ON, Saat Adam, Sus, Veda Makamı

Deneysel Kısa Filmler: Aralık, Çözüm, (kafes), Net 17950, Origin The USA, Sisyphos, Vaha.

Festivalin öne çıkan diğer bölümlerini Söz Yok Sinema Var bölümünün öne çıktığı “Dünya’dan Kısa Kısa” ve içinde Resim’den Sinema’ya bölümünün de yer aldığı “Dünya’dan Belgeseller” oluşturuyor.

Festivalin bul yılki bilet fiyatları şöyle;

Öğrenci: 8TL

Tam: 11 TL

Beyaz Geceler: 16TL

ALMAN KÜLTÜR MERKEZİ VE ÇAĞDAŞ SANATLAR MERKEZİNDEKİ GÖSTERİMLER ÜCRETSİZDİR

BİLETLER KIZILIRMAK SİNEMASI’NDAN ALINABİLİR.

Ayrıntılı programa festivalin sitesinden ulaşılabilir.

http://www.filmfestankara.org.tr/

Ankara Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

facebook.com/AUFFestivali

twitter.com/AnkaraFF


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 263.188 hits
Ekim 2019
P S Ç P C C P
« Mar    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: