Posts Tagged 'ankara film festivali'

Korona Döneminde Festival Günleri

Geçtiğimiz hafta, başlıyor dediğimiz 31. Ankara Film Festivali, dün gece yapılan mütevazı kapanış töreni ile sona erdi. Bu sene festivalde, ister istemez filmlerden çok korona konuştuk. Festivali takip edenler, takip etmeyenler ya da edemeyenler, gelen konuklar ve jüriler, gelemeyen konuklar ve jüriler, salonların ne kadar kalabalık ve güvenli olduğu, hep konuşulan konular arasındaydı. Her film öncesinde gösterilen uyarı videosunda Prof. Dr. Esin Şenol’un, hafif bir anlatım bozukluğu ile dile getirdiği gibi bu, “pandeminin ilk sinema festivali” idi çünkü.

Bu nedenle her şeyden önce, ortamdan bahsetmek lazım. İlk gün, o özlediğimiz Büyülü Fener sinemasına gittiğimizde bir tedirginlik vardı elbette. Öncelikle aylardır görüşmediğimiz bazı sinefil arkadaşlarla, sonrasında sinemanın çok sevdiğimiz personeliyle, festival ekibiyle tekrar buluşmak, morallerimizi yükseltti. Sinema salonun nasıl temizlendiğini, herkesin ne kadar dikkatli olduğunu görmek de içimizi rahatlattı. Kendi adıma, salonların mümkün olan en temiz halinde olduğuna ikna oldum. Kendimizden bile emin değilken, aynı filmi izlediğimiz seyircilerden hasta olan olabilir mi şüphesi yok olmadı, salondan gelen öksürük ve hapşırıklarda ufak tedirginlikler yaşadık ama sinema tutkusu bu endişelerin üstesinden geldi. Yanlış anlaşılmasın, bu dönemde festivale gelmemeyi seçenlerin sinema tutkusu az demek istemiyorum, haddime değil. Herkes risk durumunu dikkate alarak kendi seçimini yapıyor. Kimseyi yargılayacak durumda değiliz.

Festival, önümüzdeki günlerde resmi olarak doluluk oranlarını açıklayabilir ama ben kendi gözlemlerimi belirteyim. Öncelikle salon kapasitelerinin, alınan tedbirler gereğince, normalin yarısı olduğunu unutmayalım. Her yıl en çok seyirci çeken bölüm, Ulusal Yarışma bölümleri olur. Bu yıl da kural değişmedi. Hatta Aşk, Büyü, vs. ve Topal Şükran’ın Maceraları gibi filmlere ek seans bile açıldı. Sanırım önceki festivallerdeki olumlu yorum alan filmler, seyirci sayısını yükseltti. Ancak oldukça az sayıda seyirciye oynayan ulusal yarışma filmleri de oldu. Kısa film seanslarının da dolu olduğu bilgisini aldım. Belgesel filmler de genelde orta dolulukta salonlara oynadı. Bir tek Hasan Söylemez’in Tenere filmi doldu, hatta ek seans açıldı. Bunun yanında, yabancı filmler, birkaç istisna dışında çok boştu. Undine ve Buñuel, Kaplumbağaların Labirentinde filmleri salonları görece olarak doldurdu ama özellikle Vişegrad seçkisi filmleri boş kaldı. Sanıyorum sinemaya gelen seyircilerin önemli bir kısmı, uzun süre salonlarda kalmak istemedikleri için çok sayıda film seçmediler, seçtikleri filmler de önceden adını duydukları filmler oldu.

Ulusal Yarışma Filmleri:

Gelelim filmlere. Ulusal Uzun Film Yarışması’nda Kerem Akça ve Kurtuluş Özyazıcı ile birlikte Siyad jürisi olarak görev yaptık. Gerekçeli kararımız şu şekilde: “Siyad jürisi olarak sinemamızda benzerine pek rastlamadığımız bir anlatım tarzını kullanarak toplumumuzda kadının sessizleştirilmesini zekice vurguladığı için, Topal Şükran’ın Maceraları filmini oybirliğiyle ödüle değer bulduk.” Daha önce yarışmanın tüm filmleri ile ilgili yorum yapmış olduğum için tekrarlamak istemiyorum. Aşk, Büyü, vs. ve Bilmemek’in yarışmanın diğer öne çıkan filmleri olduğunu belirtebilirim. Ana jüri de büyük ödülü, Bilmemek’e verdi. Diğer ödüller konusunda haberler takip edilebilir.

Ulusal Kısa Film Yarışması’nda da ön jüri olduğum için, daha önce fikir belirtmemiştim. Ana jüri Barê Giran (Ağır Yük), filmine ödül verdi. Benim için yarışmanın öne çıkan kısa filmleri, Yasemin Adında Bir Salon Bitkisi, Çamaşır Suyu ve Evde Yok idi.

Ulusal Belgesel Film Yarışması’ndaki tüm filmleri izlemedim ama izlediklerim içinde en beğendiğim iki film, Kuyudaki Taş ve Asfaltın Altında Dereler Var oldu. Kuyudaki Taş, “mahallenin delisi” olarak nitelediğimiz insanlarla yapılan söyleşilerin, başarılı bir kurgu ile harmanlanmış haliydi. Delilerin bazen ne kadar donanımlı insanlar arasından çıkabildiğini, biz “normal” insanların o çizgiyi geçmesinin ne kadar kolay olduğunu hissettiriyordu. Kimi yerlerde ünlü oyuncuları deli rolünde kullanması bence filmin zayıflığı idi. Asfaltın Altında Dereler var ise, bir zamanlar Ankara’yı çevreleyen, içinden geçen, şimdi asfaltın altında, lağımlarla karışmış şekilde yatan dereleri anlatan bir belgeseldi. Bir Ankaralı olarak çok bilmediğimiz bir konuya dikkat çekmesi ile önemliydi.

Seyirciden çok ilgi gören Hasan Söylemez’in Tenere belgeseli çölü geçmeye çalışan mülteciler gibi, bize pek gösterilmeyen bir konuyu anlatıyor ve bir mültecinin bu zorlu yolculuğuna eşlik ediyordu. Ovacık, adından da tahmin edilebileceği gibi Ovacık ilçesi ve Fatih Mehmet Maçoğlu ile ilgili bir belgeseldi ve Maçoğlu’nun bildik politikacı portresi dışına çıkan yaklaşımını başarılı bir şekilde anlatıyordu.

Dünya Sineması:

Toplam 12 filmin yer aldığı bu bölüm, bu sene biraz daha klasikler ağırlıklı bir bölüm oldu. Anısına bölümünde Fellini ve Rohmer’in iki filmi vardı. İkisini de tekrar sinemada izlemek güzel oldu. Aylaklar (I Vitelloni), ustanın daha gerçekçi olarak tanımlanabilecek döneminden, İtalya’nın bir türlü büyüyemeyen erkekleri ile ilgili bir filmdi. Bugünden bakınca özellikle kadın karakterler konusunda sıkıntılı bir yerde duruyordu ama savaş sonrası dönemin boşluktaki atmosferini de yansıtmıştı. Rohmer’in ahlak öyküleri serisi içinde yer alan Claire’in Dizi (Le genou de Claire) ise evlenmek üzere olan bir adamın gittiği tatil beldesinde karşılaştığı iki genç kız ile arasında geçenleri son derece incelikli bir şekilde anlatıyordu. Bugün muhtemelen daha riskli bir hikâye olurdu ama Rohmer 1970 yılında, olayı tümüyle bir genç kızın dizine dokunabilme isteği boyutunda işlemiş.

Vişegrad Dörtlüsü bölümündeki filmler arasında, Zoltán Fábri’nin Profesör Hannibal’ı (Hannibál tanár úr) en ünlü filmdi. Nitekim bu ününü de hak etmiş. Hannibal üzerine bir makale yazan, ezik olarak niteleyebileceğimiz bir öğretmenin, politik figürlerin elinde bir oyuncak haline gelmesini, yeri gelince bir dahi, yeri gelince vatan haini ilan edilmesini anlatan, günümüz için de gayet taze bir filmdi. Andrzej Munk’un Eroica’sı, 2. Dünya Savaşı’nda geçen iki hikâye üzerinden kahramanlık kavramını sorguluyordu. İlk hikâye biraz savruk olsa da bir esir kampında geçen ikinci hikâye daha derli toplu idi.

Kaderin tatsız bir cilvesiyle, tam da festival sırasında vefat haberini aldığımız Jirí Menzel’in Kardelen Festivali (Slavnosti snezenek) filmi, yönetmenin başka filmlerinde de yaptığı gibi, sırandan bir Çek köyündeki olayları, insanlar arasındaki ilişkileri komedi çerçevesinde anlatıyordu. Yönetmenin bir sonraki yıl çekeceği Benim Küçük Tatlı Köyüm filminde bu tarzın daha olgun bir şekilde kullanıldığını söyleyebiliriz. Frigyes Ban ve Vladislav Pavlovic’in Aziz Petrus’un Şemsiyesi (Szent Péter esernyöje) ise bu seçkinin en zayıf filmiydi bana göre. Yine de Yeşilçam’ı hatırlatan hikayesi ile nostaljik ve keyifli bir tarafı da vardı. Film hakkında araştırma yaparken, Tarık Akan ve Necla Nazır’ın oynadığı Delisin filminin de aynı hikayeden serbest bir uyarlama olduğunu öğrenmek de güzel bir detay oldu.

Dünya Sineması bölümündeki güncel filmlerden en merakla bekleneni elbette Christian Petzold’un Undine filmi idi. Kişisel olarak Petzold’un önceki filmi Transit gibi, bu filmle de çok yakınlık kuramadığımı söyleyebilirim. Ancak vizyonda bir kez daha izleyip, fikirlerimi netleştirmek istiyorum. Buñuel, Kaplumbağaların Labirentinde (Buñuel en el laberinto de las tortugas), Luis Buñuel’in üçüncü filmini çekerken yaşadıklarını anlatan bir animasyondu. Konu ilginç, film de bir biyografi olarak başarılıydı ama neden animasyon sorusunun cevabını veremedim. Luis Buñuel gibi bir figürü anlatırken, animasyonu çok daha yaratıcı bir şekilde kullanılmasını beklerdim.

Rüzgârı Eken (Semina il vento), insan ve doğanın birlikteliğini savunan, çevreci bir filmdi. Yönetmeninin filmin görüntülerine ve ses bandına gösterdiği özen de dikkat çekiciydi. Gasmann ise bu bölümün en geride kalan filmiydi. Nazilerle ilgili bir oyunda oynamaya hazırlanan bir oyuncunun hikayesini anlatan film, tiyatro provaları kısımlarında başarılı olsa da bu başarısını filmin tamamına yansıtamıyordu.

Son söz olarak şöyle diyelim. Ankara Film Festivali, pandemi döneminde düzenlenecek diğer festivallere de bir örnek niteliğinde oldu. Özen gösterildiğinde, gerekli önlemlerin alınabildiğini gördük. Ancak seyircilerin tedirginliğinin devam ettiği de bir gerçek. Şu dönemde, sinema salonlarında festival düzenlemek isteyenlerin biraz daha bilinen ve merak edilen filmleri seçmeleri gerekecek gibi duruyor. Başarılı olsa da adı çok duyulmayan filmler, şu dönemde pek tercih edilmeyecek gibi.

Ankara’dan etkinlikler:

  • Fransız Film Günleri: Mülkiyeliler Birliği, açık hava gösterimlerine, Eylül ayında Fransız filmleri ile devam ediyor. 13 Eylül Pazar günü, Sara Forestier’in yazıp yönetip oynadığı M filmi gösterilecek.
  • Cermodern Açık Hava Sineması: Cermodern’de 13 Eylül’de, Ruth Wilson’un Hedda Gabler’i canlandırdığı, National Theatre’ın Hedda Gabler oyununun gösterimi var.
  • ODTÜ Mezunları Derneği Açık Hava Gösterimleri: Vişnelik’te 11 Eylül akşamı, Askerin Babası (Jariskatsis Mama) filmi gösterilecek.

Haftaya görüşmek üzere.

(Bu yazı ilk olarak, 11 Eylül 2020 tarihinde, http://www.sinemamuzik.com/ sitesinde yayımlanmıştır.)

Festivaller Yaklaşıyor

Sinemaların yeniden açılması sonrası en çok beklenen film Tenet’ti. Geçen haftalarda da belirttiğimiz gibi, tüm sektör gözünü dikmiş, bu filmi bekliyordu. Nitekim geçtiğimiz Çarşamba günü gösterime giren Tenet, sinemalarda belli bir hareketlilik yaratmış oldu. İlk günlerde, özellikle IMAX salonlarının, mevcut durumda izin verilen şartlar dahilinde, satılabilecek bilet sayısında üst limitleri zorladıklarını gördük. Diğer salonlar da fena gitmiyor gibi ama beklenen performansa erişilebilmesi için, daha güvenli bir ortamın oluşması gerekiyor. Yine de Tenet örneği, seyircinin ilgisini çekecek filmlerin salonları belli oranlarda da olsa doldurabileceğini göstermiş oldu. Geçen hafta da yazdığımız gibi, Warner Bros, Tenet’in seyirci sayılarını şimdilik açıklamayacağını belirtmişti. Büyük ihtimalle Amerika vizyonundan sonra açıklanacak (Amerika’da büyük eyaletlerde henüz sinemaların açılmadığını, bu nedenle de Tenet’in orada bir sonraki hafta gösterime gireceğini not olarak düşelim).

Peki film nasıldı? Doğrusunu söylemek gerekirse farklı yorumlar var ama ülkemizdeki eleştirmenler tarafından çok fazla sevilmediğini söylemek lazım. Kişisel olarak ben de çok sevmediğimi, özellikle senaryo ve diyaloglar konusunda ciddi sorunları olduğunu düşündüğümü söyleyebilirim. Nolan, bulduğu fikre âşık olmuş ve görsel olarak çok büyük sahneler oluşturma isteğine kapılmış ama iyi bir film yapmak için gerekli bazı noktaları unutmuş gibi. Bu yazı yazıldığında henüz genel seyircinin filme yönelik düşüncelerini çok fazla duyma fırsatımız olmadı ama önümüzdeki günlerde seyircilerin fikirleri de netleşir. Elbette Tenet’in çok iyi bir film olduğunu düşünenler de var. Yurtdışındaki yorumların biraz daha iyi olduğu da söylenebilir.

Ankara Film Festivali:

Festivaller yaklaşıyor dedik ama şu ana kadar yine Tenet’ten bahsettik. Sinemaları hareketlendiren unsurlardan biri, büyük Hollywood filmleri ise diğeri de festivaller. Yaz boyu online festivaller ile geçti. İstanbul Film Festivali, ulusal uzun ve kısa metraj yarışmalarını online ve açık hava sinemasının ortak olarak kullanıldığı bir şekilde yaptı. Ama bunlar klasik anlamdaki bir festivalin tadını vermedi tabii ki. Önümüzdeki hafta, Ankara Film Festivali, bu ülkemizde bu süreçte düzenlenecek olan, klasik şekilde kapalı salonlarda yapılan ilk festival olmaya hazırlanıyor. Elbette yeni normal kuralları kapsamında. Seyirciler arasında birer koltuk boşluk bırakılarak salonların kapasiteleri düşürülecek, salonlarda yeme-içmeye izin verilmeyecek, seans aralıkları uzun tutulacak ve buna bağlı olarak günlük seans sayısı düşecek. Seans sayıları azaldığı için festival programı da normalde alışık olduğumuzdan daha küçük bir program olacak gibi gözüyor. Ulusal uzun, kısa ve belgesel yarışma filmlerinin sayısı eskisi gibi. Zaten bu filmlerin seçimi aylar önceden tamamlanmıştı. Ancak Dünya Sineması bölümünün kapsamı küçültülmüş görünüyor. Yine de Undine gibi ilgi çekecek örnekler var.

Önümüzdeki hafta Ankara Film Festivali’nin programına daha detaylı bir bakış atarız ama 28 Ağustos itibarıyla biletlerin satışa sunulmuş olmasının beklendiğini hatırlatalım. Bu festivale seyircilerin göstereceği ilgi, diğer festivaller için de belirleyici olacak sanırım. Sırada İstanbul Film Festivali’nin kapalı salonlarda yapılacak bölümü, Adana Altın Koza ve Antalya Altın Portakal var. İstanbul Film Festivali yine hibrid bir yapıda olacak büyük ihtimalle. Altın Koza’nın online olacağı, Altın Portakal’ın ise açık hava ağırlıklı olacağı söyleniyor. Tarihler yaklaştıkça, detaylar netleşir.

Uluslararası festivaller ve oyuncu ödülleri:

Bir de işin uluslararası büyük festivaller tarafı var elbette. Berlin Film Festivali, tam da salgının ilk başladığı dönemde, Çin dışındaki ülkeler henüz büyük tedbirler almamışken yapılmış ve bitmişti. O festivale katılmış sinema yazarlarından biri olarak çoğunlukla, tıklım tıklım dolu salonlarda film izlediğimizi ve ülkeye tedirgin bir şekilde döndüğümüzü söyleyebilirim. Sonrasında Cannes’ın ne olacağı uzun süre tartışıldı. Festival yöneticileri uzunca bir süre festivali yapabilmek için direndiler ama sonunda bu seneyi Cannes seçkisi adı altında bir grup filmi açıklamakla geçirdiler. Yaz boyunca yapılması gereken Karlovy Vary gibi bazı festivaller iptal edilirken, bazı festivaller de açık hava festivali şeklinde yapıldı. Online yapmayı tercih eden daha küçük festivaller de oldu. Uluslararası düzeyde önümüzdeki en büyük festival ise Venedik Film Festivali. Tam da Ankara Film Festivali ile aynı tarihler arasında yapılacak olan festival de dünyadaki diğer festivaller için belirleyici olacak gibi gözüküyor.

Bu arada Berlin Film Festivali ise, önümüzdeki sene yapılacak festival ile ilgili bir kararını açıklayarak, haftanın sinema gündemini değiştirdi. Festival, önümüzdeki yıldan itibaren oyuncu ödüllerini kadın oyucu ve erkek oyuncu olarak ayırmayacak, en iyi oyuncu ve en iyi yardımcı oyuncu olarak iki ödül verecek (daha önce yardımcı oyuncu ödülü yoktu, yani ödül sayısı değişmemiş oldu). Bu durum, farklı ortamlarda zaman zaman tartışılan bir konuydu. İlk adımı Berlinale atmış oldu ve tartışmalar da peşinden geldi. Kişisel olarak, nasıl ki yönetmen, kurgucu, görüntü yönetmeni ve bunun gibi diğer kategorilerde cinsiyet ayrımı yoksa, ideal bir durumda, oyuncu kategorisinde de olmaması gerektiğini düşünüyorum. Hatta baştan bu ayrımın getirilmiş olmasının nedeninin, oyuncuların sinemada en çok göz önünde olan insanlar olmasından dolayı, ödül törenlerinin daha fazla ilgi çekebilmesi için, daha fazla oyuncunun adının anılması isteğinden geldiğini düşünüyorum. Bu açıdan olumlu bir gelişme olarak görüyorum.

Bu konuda farklı görüşü olanlar ise, sistemin erkek egemen bir sistem olmasından dolayı, oyunculuk ödüllerini erkeklerin domine edeceğini düşünüyorlar. Ödül sistemini geçmişe yönelik çalıştırırsak bu doğru olabilir ancak günümüzde gelinen noktada durumun böyle olmayacağını düşünüyorum. Yine de üst üste iki yıl bir erkek oyuncuya ödül verilirse, bir sonraki yılın jürisinin üzerinde bir baskı oluşacağını da düşünmek mümkün. Tam da bu yüzden, genel olarak jürilerin en iyi oyuncu ödülünü bir cinsiyete verirken yardımcı kadın oyuncu ödülünü diğer cinsiyete vermeye eğilimli olacağını düşünüyorum. İki cinsiyetli bir yapı üzerinden konuştuğumun farkındayım ama büyük ihtimalle, çok yakın bir gelecekte trans kadın, trans erkek ya da kendisini cinsiyetsiz olarak tanımlayan oyuncuların da bu ödüllerden biri alacağını göreceğiz. 2017’de Daniela Vega bu ödüle çok yakındı örneğin. Önümüzdeki birkaç yıl bu kararın diğer festivalleri ve ödülleri de etkileyip etkilemediğini göreceğiz.

Ankara’dan etkinlikler:

  • Macar Film Günleri: Mülkiyeliler Birliği’nin bahçesinde, açık havada düzenlenen Macar Filmleri Günleri devam ediyor. 30 Ağustos’ta 2014 yapımı, Gri Savaş filmi gösterilecek.
  • Cermodern Açık Hava Sineması: Cermodern’de de açık hava gösterimleri devam ediyor. Bu hafta, 28 Ağustos’ta Seninle Başım Dertte, 30 Ağustos’ta ise National Theatre’ın Hamlet oyununun gösterimi (canlı olarak sahne üzerinden kayda alınmış) var.
  • ODTÜ Mezunları Derneği’nin düzenlediği açıkhava gösterimleri de bu ay başlıyor. 28 Ağustos’ta Sydney Pollack’ın Atları da Vururlar filmi gösterilecek.

Haftaya görüşmek üzere.

(Bu yazı ilk olarak, 28 Ağustos 2020 tarihinde, http://www.sinemamuzik.com/ sitesinde yayımlanmıştır.)

26. Ankara Uluslararası Film Festivali Biletleri 11 Nisan Cumartesi Günü Satışa Çıkıyor!

26_aff_afis

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ve Halkbank ana sponsorluğunda düzenlenen 26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin biletleri cumartesi günü satışa çıkıyor.  23 Nisan – 03 Mayıs 2015 tarihleri arasında düzenlenen festivalin biletleri  11 Nisan Cumartesi sabahından itibaren alınabilir. 

Ankara Uluslararası Film Festivali’nde uzun filmler için bilet fiyatları tam 12 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü izleyiciler için 10 TL, sabah 11:30 seansı için 5 TL olacak. Kısa ve belgesel filmler için ise bilet fiyatları 5 TL olarak açıklandı.

Sinemaseverler festival biletlerini 11 Nisan Cumartesi günü 11:00’den itibaren;  Kızılay Büyülü Fener gişelerinden satın alabilecekler.

Askıda Bilet Var!

Türk Eğitim Derneği (TED)’in tescilli sosyal sorumluluk projesi “Askıda Bilet Var”, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da daha çok seyircinin festivalle buluşmasını sağlıyor.  TED, Simtes İş Makinaları San. ve Tic. AŞ’nin katkılarıyla askıya çıkarılan biletler olanağı olmayanlar için fırsat eşitliği yaratarak festivalin farklı gelir gruplarına ulaşımını arttırıyor.

Daha fazla film izlemesine katkıda bulunmak isteyen sinemaseverler de dilerse bilet satın alıp askıya çıkarabilecekler. Askıdaki biletlerden yararlanmak isteyenlerin gişede askıda bilet olup olmadığını sormaları yeterli olacak. Her sabah askıya çıkacak olan biletler o gün içinde talep eden kişilere verilecek.

Her gün ilk üç seans

23 Nisan – 3 Mayıs tarihleri arasında Ankara Büyülü Fener Sineması’nda gerçekleşecek olan gösterimlerin ilk 3 seansında biletler askıya çıkacak. TED ve Simtes’in satın aldığı biletlerle olanağı olmayan öğrenciler, festival boyunca her gün ilk üç seansta, filmleri Türk Eğitim Derneğinin misafiri olarak izleme şansı bulacak.

Paraf karta bir alana bir bedava!

Festival ana sponsoru Halkbank kredi kartı olan Parafkart sahiplerine ise özel bir kampanya sunuyor. Parafkart ile bir festival bileti alan seyirciye ikinci bilet bedava olacak.

Bilet alırken gala gösterimlerine dikkat

Ankara Uluslararası Film Festivali birçok filmin Türkiye galasını gerçekleştirecek, pek çok yönetmen ve oyuncuyu konuk edecek.  Gala ve söyleşili gösterimler festivalin programında yıldızlı olarak belirtiliyor,  festival programına pek yakında web sitesinden ulaşmak mümkün olacak.

Ankara Uluslararası Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgi için: www.filmfestankara.org.tr

www.facebook.com/ankarauff

https://twitter.com/AnkaraUFF

25. Ankara Film Festivali’nde Günün Programı (11 Haziran 2014)

Kusursuzlar

“Ulusal Uzun Film Yarışması”ndan filmler:
-Kusursuzlar, 16:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda… (yönetmenin katılımıyla)
-Bi Küçük Eylül Meselesi, 19:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda… (yönetmen ve oyuncuların katılımıyla)

——————————–

“Dünya Festivallerinden” filmler:
-Evden Eve – Bir Hayalin Kronolojisi/Die Andere Heimat – Chronik einer Sehnsucht, 11:30 & 14:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 1. Salonda…
-Kız Arkadaş Erkek Arkadaş/Girlfriend Boyfriend, 14:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda…
-Ten Rengi: Buğday/Coleur de Peau: Miel, 16:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 4. Salonda…
-Tom Çiftlikte/Tom A La Ferme, 19:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 4. Salonda…

——————————–

“Güney’den” Kel Dağ/Serra Pelada, 21:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 1. Salonda…

——————————–

“I. Dünya Savaşının 100. Yılı” bölümünden Oh! Bu Ne Güzel Savaş/Oh! What A Lovely War, 11:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda…

——————————–

“Usta İşi” filmlerden:
-3 X 3D, 16:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 1. Salonda…
-Ölümü Beklerken/La Mort en Direct, 21:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda…

——————————–

“Sinemanın Yeni Yıldızı: Romanya Sineması” bölümünden:
-Öteye Yolculuk/Cruclic – Drumul Spre Dincolo, 14:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 4. Salonda…
-Noosfera & 24 Kova, 7 Fare, 18 Yıl adlı iki Romanya belgeseli, 21:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 4. Salonda…

——————————–

“Avustralya Genç Sineması”ndan Zoe Nerede?/Zoe.Misplaced, 19:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 1. Salonda…

——————————–

Ulusal Kısa Film ve Belgesel Film Yarışması filmlerinin gösterimleri 10 Haziran’da başladı. Bugün de gösterimler sabah 10’dan itibaren Goethe Enstitüsü’nde. Ayrıca FESTİLAB kapsamında yer alan Deneysel Film & Canlı Konser “Yürümek ve Yok Olmak” 19:30’da yine Goethe Enstitüsü’nde. Enstitü’deki tüm etkinlikler ücretsizdir…

——————————–

“Gökyüzüne Bakmak” adlı video sergisi 13 Haziran Cuma gününe kadar Goethe Enstitüsü’nde sizleri bekliyor…

25. Ankara Film Festivali’nde Günün Programı (7 Haziran 2014)

“Dünya Festivallerinden” filmler:
-Wadjda, 11:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 1. Salonda
-Ben, Kendim ve Annem, 14:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 1. Salonda
-Evden Eve-Bir Hayalin Kronolojisi, 16:30 & 19:00 seanslarında Kızılay Büyülü Fener 1.Salonda
-Mürid/Larjungen, 21:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda…

————————-

Orson Welles’in İzinde” filmler:
-Othello , 16:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda…
-Coherence, 14:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda…

————————-
Kırmızı Balon
“Çocuk Festivali” kapsamında Kırmızı Balon ve Beyaz Yele, 7 Haziran 11:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 3. Salonda…

————————-

“Sinemanın Yeni Yıldızı: Romanya Sineması”dan Al Doilea Joc, 7 Haziran 21:30’da Kızılay Büyülü Fener 4. Salonda…

————————-

İki “Usta İşi” film 7 Haziran’da festivalde: Walesa, 19:00 seansında Kızılay Büyülü Fener 4. Salon – Brazil, 21:30 seansında Kızılay Büyülü Fener 1. Salonda…

————————-

FESTİLAB, 7 Haziran’da Mariusz Wilczynski ile Masterclass etkinliğiyle devam edecek. Etkinlik 11:00’dan itibaren Kızılay Büyülü Fener de… (ücretsizdir.)

————————-

İlk günkü Polonya Kısaları’nın ardından, Polonya Canlandırmaları 7 Haziran Cumartesi 16:30’da Kızılay Büyülü Fener 4. Salonda… (ücretsizdir.)

————————-

Goethe Enstitüsü’nde 12:30’da Dünyadan Kısalar, 15:00’dan itibaren ise Türkiye’de Video Sanatının 40 Yılından 40 Video sizlerle… (ücretsizdir.)

25. Ankara Film Festivali ile İlgili Öneriler

Dün gece (5 Haziran 2014) düzenlenen açılış töreni ile başlayan 25. Ankara Uluslararası Film Festivali ile ilgili blogdan şimdiye kadar hep basın bültenleri paylaştık. Festival süresince fırsat buldukça film değerlendirmeleri de yazacağım ama festival öncesinde de özgün içerik yazmamış olmayalım dedim ve program yaparken göz önünde tuttuğum bazı noktaları paylaşırken bir yandan öneriler de yapmak istedim. Buyrunuz:

Brazil

  • Festivalde bolca klasik film var, ne güzel. Bazılarını defalarca izlemiş olsak da beyazperdede izlemenin tadı bir başka olacak. Ama bir yandan da yoğun festival programındaki bir seansı klasik olsa da önceden izlenmiş bir filme ayırmakla yepyeni bir film izlemek konusunda da kafalarda bir soru işareti oluşmuyor değil. Yine de, Terry Gilliam’ın Brazil’ini, restore edilmiş bir kopyadan Orson Welles’in Othello’sunu ya da her daim sinema tarihinin en iyileri listelerinde kendine yer bulan Harp Esirleri’ni (La Grande Illusion ya da Büyük Yanılsama diyelim, daha rahat hatırlanabilir) beyazperdede izleme arzusuna engel olabileceğimi sanmıyorum. Bunun yanında Bertrand Tavernier’in 1980 yılında çektiği halde adeta günümüz reality şov mantığını yerden yere vuran Ölümü Beklerken ve yine aynı yönetmenin 1996 yapımı Kaptan Conan’ını da es geçmemek lazım.
  • Kendi adıma Ulusal Uzun Film yarışmasındaki 10 filmden 9’unu izlemişim (istisna Kazım Öz’ün Bir Varmış Bir Yokmuş’u). Vizyona girdiğinde ya da diğer festivallerde gösterildiğinde kaçıranlar için Kusursuzlar’ı kesinlikle tavsiye ediyorum. Şarkı Söyleyen Kadınlar’a ben çok ısınamasam da neticede bir Reha Erdem filmidir, izlenmelidir. Cennetten Kovulmak, Mavi Dalga ve Gözümün Nuru da izleyin diyebileceğim filmlerden. Diğerleri, diğerleri kategorisinde artık.
  • Ulusal Belgesel Film yarışmasındaki filmler hakkında çok yorum yapabilirim aslında. Neticede iki hafta içinde onlarca filmi izleyip programda görülen 11 filme indiren üç kişilik ön jüriden biriydim. Yarışma sonuçlanmadan şu filmi çok beğendim, şu o kadar da iyi değildi demek ayıp olur şimdi. Belgesel merakınız varsa, siz 11 filmi de izleyin, pişman olmazsınız. Pişman olursanız gelin beni bulun…
  • Programdaki üç film (Tom Çiftlikte, Sevgilinin Ardından ve Yüksek Risk) Başka Sinema Haziran programında da yer alıyor. Ama bunlardan sadece Tom Çiftlikte’nin Ankara’da gösterileceği kesin. Diğerleri için vizyonu beklemek riske girmek olur, festivalde izlemeli. Sonraki aylarda Başka Sinema programında yer alacak filmler de var ama onları da ertelememek lazım.

Pamuk Prenses

  • Önceki festivallerde görmeyi beklediğimiz kimi filmler biraz gecikmeli olarak bu festivale kalmış. Örneğin Pamuk Prenses (Blancanieves), 24. Festivalin ilk açıklanan programında yer alıyordu, bir yıl gecikti diyebiliriz. Benzer şekilde Tabu, Walesa ya da Vecide gibi filmler de daha önce Ankara’da görmeyi umduğumuz filmlerdi. Geç olsun da güç olmasın diyoruz ama umarım bu filmleri bekleyenler yeterince sabredemeyip şimdiye kadar başka yollarla bu filmleri izlememişlerdir.
  • Festival programında 225 dakikalık Evden Eve – Bir Hayalin Kronolojisi adlı bir film var. Filmin ne olduğu çok önemli değil, böyle bir filmi sadece festivalde izleyebiliriz diyerek programa aldım.

3x3D

  • Geçen yıl Filmekimi’nde gösterilen 3x3D nihayet Ankara’da. Çok iyi eleştiriler almadı ama Greenaway ve Godard üç boyutlu birer bölümle filme katkıda bulundular cümlesi filmi izlemek için yeterli sebep. Ha bu arada filmin üçüncü bölümünü çeken Edgar Pêra kimdir, bu iki baba yönetmen arasına nasıl girmiştir, onu da tam bilemiyoruz.
  • Çok yakın zamanlarda başka festivallerde izlediğim için Komşu Sesler, Hannah Arendt ve Ten Rengi: Buğday filmlerini kendi programım dışına aldım ama özellikle ilk ikisini öneriyorum.
  • “Türkiye’de Video Sanatının 40 Yılından 40 Video” başlıklı bölüm festivalin heyecan verici bölümlerinden biri. Bir şekilde vakit uydurup izlemeli. Yürümek ve Yokolmak başlıklı deneysel film ve ona eşlik eden konser de öyle.

Festivalde buluşmak üzere.

“En Kısa” Festival

25. Ankara Uluslararası Film Festivali

Ankara Uluslararası Film Festivali bir ilke imza atarak, herkesin katılabileceği bir kısa film gösterimi düzenliyor. Herkes akıllı telefonlarından çekeceği videolarla bu festivale katılabilecek.

5-15 Haziran tarihleri arasında düzenlenen Ankara Uluslararası Film Festivali, kısa film dalına en büyük önemi veren festivallerin başında geliyor. Festival bünyesinde düzenlenen Ulusal Kısa Film yarışmasında, “Kurmaca”, “Deneysel” ve “Canlandırma” dallarında 57 film yarışacak. Bunların dışında Almanya’dan, İngiltere’den, İran’dan, Polonya’dan, Romanya’dan, Fransa’dan ve Türkiye’den başka kısa filmler özel gösterimlerde festival izleyicileriyle buluşacak.

Festivalin en ilginç bölümlerinden biri ise “En Kısa Festival” bölümü olacak. Bu bölümde, herkesin katılabileceği, akıllı telefonlardaki Vine uygulamasıyla çekilecek 6 saniyelik videolar daha sonra bir toplu gösterimle izleyicilere sunulacak. Bunun için çekilen videoların #enkisafestival hashtag’ine yüklenmesi yeterli olacak.

Mayıs Ayı “SineBellek” Filmleri

Sinema tarihinin bol ödüllü filmlerini seyirciyle buluşturan “SineBellek” film gösterimleri Mayıs ayında da sürüyor. Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı’nın düzenlediği Ankara Uluslararası Film Festivali’nde önceki yıllarda gösterilen ve seyircinin en çok ilgi gösterdiği filmlerden seçilen “SineBellek” gösterimlerinde bu ay, Fransız, Macar, Mısır ve Polonya sinemasından örnekler sunulacak. Biletler herkes için 10 TL olacak.

Mayıs ayının ilk filmi Macar yönetmen Peter Gothar imzalı “Vurdumduymaz Vaska” (Haggyallogva Vaszka), gerçeküstü bir soyguncu öyküsü anlatıyor. Karlovy Vary Film Festivali, Macar Film Haftası ve Chicago Film Festivali’nden ödüllerle dönen film, masalla gerçeğin iç içe geçtiği, bu süreçlerin zaman zaman birbirlerinden güçlükle ayırt edilebildiği eğlenceli bir yapım. Filmin ardından Hasan Nadir Derin izleyicilerle bir “film okuması” gerçekleştirecek.

GÖSTERİM TARİHLERİ: 29 Nisan Salı – 1 Mayıs Perşembe. Kızılay Büyülü Fener Sineması, 19.00 seansları.

Mayıs ayının ikinci haftasında ise Fransız yönetmen Agnes Varda’nın “Nantes’li Jacquot” (Jacquot de Nantes) filmi gösterilecek. Yönetmen Varda, yine kendisi gibi ünlü yönetmen olan eşi Jacques Demy’nin yaşamından kesitler sunarak, 33 yıl birlikte yaşadığı bir sinemacıya olan aşkını ve saygısını gösteriyor. Sinemaya tutkulu bir çocuğun bunun için verdiği mücadelesinin hikayesi, aynı zamanda sinema üzerine en güzel yapıtlardan biri. Filmin ardından Doç. Dr. Aydan Özsoy izleyicilerle bir “film okuması” gerçekleştirecek.

GÖSTERİM TARİHLERİ: 6 – 8 Mayıs. Kızılay Büyülü Fener Sineması, 19.00 seansları.

Mayıs ayı gösterimleri, Mısırlı ünlü yönetmen Yusuf Şahin’in büyük felsefeci İbn-i Rüşd’ün yaşamından kesitler anlattığı filmi “Kader” (Al-massir – Destiny) ile sürecek. Endülüs’teki geleneksel ve baskıcı kültüre karşı mücadele veren İbn-i Rüşd’ün yaşamı günümüze de göndermelerle dolu. Baskı, dışlama ve sindirmelerin 12. yüzyıldan beri değişmeyen tarihi gözler önüne seriliyor. Amiens Uluslararası Film Festivali ve Kahire Film Festivali’nden ödüllerle dönen film, ayrıca 1997 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye aday gösterilmişti. Filmin ardından Yrd. Doç. Dr. Engin Delice ve Burak Şaman izleyicilerle bir “film okuması” gerçekleştirecek.

GÖSTERİM TARİHLERİ: 13 – 15 Mayıs. Kızılay Büyülü Fener Sineması, 19.00 seansları.

Polonyalı efsane yönetmen Andrzej Wajda, yine bir efsane ismin, İkinci Dünya Savaşı’nda küçük çocukları toplama kamplarından kurtarmak için mücadele eden öğretmen ve pediyatrist doktor Janusz Korczak’ın gerçek öyküsünden yola çıkarak bir sinema şöleni sunuyor. Film, yetimhane müdürü doktorun çocuklarını terk etmeyi reddederek onlarla birlikte çıktığı ölüm yolculuğunun çarpıcı, dramatik ve hüzün dolu öyküsünü şiirsel bir dille anlatıyor. “Korczak” filminin ardından Prof. Dr. Seçil Büker izleyicilerle bir “film okuması” gerçekleştirecek.

GÖSTERİM TARİHLERİ: 20 – 22 Mayıs. Kızılay Büyülü Fener Sineması, 19.00 seansları.

Mayıs ayının son filmi Macar sinemasının en önemli kadın yönetmenlerinden Marta Meszaros’un “günce üçlemesi”nin ikinci filmi olan “Sevgililerime Günce” (Naplo Szerelmeimnek – Diary for My Loves). Yönetmen Meszaros, yeniyetmelikten yetişkinliğe geçişini ve yönetmenliğe başlamasının öyküsünü Stalin rejiminin atmosferi çerçevesinde beyazperdeye yansıtıyor. 1987 Berlin Film Festivali’nde iki ödül birden kazanan film, kadınlık hallerine özel bir bakış açısı taşıyan yönetmenin en ilginç yapıtlarından biri. Filmin ardından Yrd. Doç. Dr. Sevgican Yağcı izleyicilerle bir “film okuması” gerçekleştirecek.

GÖSTERİM TARİHLERİ: 27 – 29 Mayıs. Kızılay Büyülü Fener Sineması, 19.00 seansları.

Ankara Uluslararası Film Festivali “SineBellek”le Başlıyor

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından Bu yıl 25.si düzenlenecek olan Ankara Uluslararası Film Festivali 5-15 Haziran 2014 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Ancak, 25. Yıla özel olarak Festival film gösterimleri Şubat ayından itibaren SineBellek film gösterimleriyle başlıyor.

Bu yıl Festivalin teması bellek/belleksizleşme/belleksizleşmeye direnme.

SineBellek için Festivalin sadık seyircilerinin ve festival yapanların belleğine dayanarak, geçmiş Festivallerde gösterilmiş olan en sevilen filmlerden bir seçki oluşturuldu. Bu seçkiye, hep görmek istenilen filmler de ekledi ve mükemmel bir program oluştu. Böylelikle SineBellek ile bir anlamda Festivalin “anılarını” seyircilerle paylaşılmış oluyor.

SineBellek’te her hafta, bir film ikişer kez, Salı ve Perşembe akşamları olmak üzere Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda saat 19:00’da sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

SineBellek gösterimlerinin en önemli özelliği ise, gösterimler sonrası akademisyenler, sinema eleştirmenleri, yönetmenler tarafından izleyicilere yapılacak “film okumaları” olacaktır.

Gösterimler 4 Şubat 2014 tarihinde başlayacak ve 2014 Mayıs ayının sonuna kadar sürecek, 25. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin 5-15 Haziran 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilmesinin ardından devam edecektir.

SineBellek, Goethe Institut Ankara, Institut Français Ankara ve Istituta Italiano di Cultura Ankara katkılarıyla gerçekleştirilecektir.

SineBellek Şubat 2014 programı:

Berlin Üzerinde Gökyüzü (Der Himmel über Berlin)

Wim Wenders, 1987 Almanya

4 Şubat 2014 Salı  – 6 Şubat 2014 Perşembe, 19:00

1987 Cannes Film Festivali En İyi Yönetmen; 1987 En iyi Avrupa Filmi; 1987 Fransız Film Eleştirmenleri En İyi Yabancı Film

Okuyucu: Prof. Dr. Seçil Büker

1980’lerin sonunda Berlin şehrinde insanların görüp işitemediği Damiel ve Cassiel adlı iki melek sürekli olarak çevrelerini ve insanları gözlemektedirler. Bu melekler zamanın başlangıcından beri oradadırlar ve çağlar boyunca doğanın ve insanların geçirdiği bütün değişimlere tanık olmuşlardır.

Bu gerçeküstücü naif filmde herşeyi gören ama hiçbir şeye müdahale edemeyen bu meleklerden birisi ölümsüzlükten bıkarak insanların arasına karışmayı dener.

——————

Oyunun Kuralı (La Règle du Jeu)

Jean Renoir, 1939  Fransa

11Şubat 2014 Salı -13 Şubat 2014 Perşembe, 19:00

Sight And Sound Dergisi, Dünyanın En İyi Filmleri Sıralamasında en iyi 4. film; Yapımından 27 yıl sonra 1966 yılında Danimarka Film Eleştirmenleri Ulusal Derneği, Bodil Ödülü.

Okuyucu: Prof. Dr. Oğuz Onaran

Sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilen “Oyunun Kuralı”, aynı zamanda Renoir’ın filmografisindeki en iyi filmi sayılmaktadır. işgal yıllarında  Nazi’ler tarafından yasaklan film savaşta tamamen yok oldu. Nerdeyse kaybolmuş olan film, 1956’da bir araya getirilerek bizzat Jean Renoir nezaretinde restore edildi.1959 yılında bu son haliyle gösterildiği Venedik Film Festivali’nde Dünyanın en iyi filmlerinden biri olarak ilan edildi.  II. Dünya Savaşı’nın arifesinde Fransa sosyetesinin yaşam tarzını, çarpık tavır ve ilişkilerini alaycı bir bakış açısıyla ele alan bu töre komedyası (comedy of manners) bir kaba güldürü (fars) olarak başlar ve trajedi ile sonlanır. “Oyunun Kuralı” kısaca ahlak yoksunu bir grup insan hakkında ahlaki bir filmdir.

———————–

Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor (Loong Boonmee Raleuk Chat)

Apichatpong Weerasethakul, 2010 Tayland

18 Şubat 2014 Salı – 20 Şubat 2014 Perşembe, 19:00

2010  Cannes Film Festivali Alltın Palmiye; 2011 Asya Film Ödülleri En İyi Film

Okuyucu: Doç. Dr. Serpil Aygün Cengiz

Ölüm korkusu, yaşamın sıradanlığı gibi evrensel temaları şiirsel ve düşsel bir dille anlatan film aynı zamanda geleneksel Asya korku ve hortlak filmlerini de ters yüz ediyor.  Hasta ve ölümü bekleyen Amca Boonmee, artık sonuna yaklaşan yaşamında onu rahat ettirmek için ellerinden geleni yapan çevresi ve karısıyla oğlunun hayaletleriyle birlikte ölüme karşı “antrenmanlı” olmaya çalışır.

————————

Roma Açık Şehir (Roma, Città Aperta)

Roberto Rossellini , 1945  İtalya

25 Şubat 2014 Salı – 27 Şubat 2014 Perşembe, 19:00

1946 Cannes Film Festivali Altın Palmiye; New York Film Eleştirmenleri Birliği En İyi Yabancı Film Ödülü

Okuyucu: Doç. Dr. Ahmet Gürata

İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin ilk örneği olan film 1944 yılında Nazi işgali altındaki başkent Roma’daki direnişin öyküsünü anlatır. Senaryosu Sergio Amidei  ile birlikte Fellini tarafından yazılmıştır.

24. Ankara Film Festivali’nde Bugün: 22 Mart Cuma

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından Halkbank’ın ana sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen 24. Ankara Uluslararası Film Festivali sona doğru yaklaşırken festival heyecanı sürüyor. “Ulusal Uzun Yarışma Filmleri”nden Erden Kıral’ın yönettiği Yük ve Zeynel Doğan, Orhan Eskiköy’ün yönettikleri Babamın Sesi filmleri Cuma günü jüri üyeleri ve seyirciyle buluşuyor.

“İki Dil Bir Bavul” filmiyle anadil meselesini etkileyici bir biçimde perdeye taşıyan Özgür Doğan , Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın yeni filmleri “Babamın Sesi”, Maraş Katliamı’nın travmasını atlatamamış bir anne ve oğulun hikayesine ortak ediyor seyirciyi. Geçmişin hayaletleri ve sesleri üzerinden güçlü bir filme dönüşen “Babamın Sesi”, 14:30 seansında Kızılırmak Sinemaları’nda.

Usta yönetmen Erden Kıral’ın son filmi “Yük”, bir cinayet işledikten sonra madene saklanan bir adamın hikayesini etkileyici bir sinema diliyle perdeye taşıyor. Pişmanlık, ölüm ve aşk üzerinden halüsinatif bir filme dönüşen Yük, filmin oyuncusu Tülin Özen ve yapımcı Afer Özgürel’in katılımıyla 17:00 seansında Kızılırmak Sinemaları’nda.

Festival kapsamında 22 Mart’ta “Ulusal Belgesel Film Yarışması” ve “Ulusal Kısa Film Yarışması”ndan filmler yönetmenlerinin katılımıyla, jüri üyeleri ve sinemaseverlerle buluşacak. Gösterimler Kızılırmak Sinemaları’ndan takip edilebilir.

Günün son filmi Daniel Schmid Retrospektifi’nde yer alan “Tosca’nın Öpücüğü” filmi 21:30 seansında Kızılırmak Sinemaları’nda.

Festival biletleri Kızılırmak Sinemaları gişeleri ve Mybilet’ten temin edilebilir.

Ankara Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

facebook.com/AUFFestivali  / twitter.com/AnkaraFF


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 278.723 hits
Aralık 2020
P S Ç P C C P
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: