Altın Portakal ve Sansür Üzerine Kişisel Bir Deneme

Altın Portakal

Bu yıl Altın Portakal ve sansür ile ilgili gelişmeleri tüm sinemaseverler yakından takip etmiştir. Herkesin de kendi fikri oluşmuştur mutlaka. Festival öncesi her taraf toz dumanken, açıklamalar ardı ardına gelirken (ki onlardan birine ben de imza atmıştım) ve sürekli yeni gelişmeler olurken, üstelik insanların fikirleri de sürekli değişirken bir şeyler yazmak istemedim. Merak etmeyin süreci uzun uzun anlatacak değilim (işler çok karıştı, ben takip edemedim ne oldu diyenlere Ceylan Özçelik’in yazısını önerebilirim: http://eksisinema.com/bir-zamanlar-yeni-turkiyede-dirensinema/). Beni Twitter’dan takip edenler fikirlerimi de öğrenmiştir mutlaka ama sadece bu süreç gelişirken benim duygularım, düşüncelerim nelerdi bunu paylaşmak istedim. Madem blog dediğimiz şey bir günlük aynı zamanda, konuyla ilgili kişisel duygularımı yazmak için en uygun yer burası sanırım. Sanırım buraya ilk defa bu kadar kişisel bir yazı yazacağım ama dost sohbetlerinde söylediklerimi buraya da aktarmak istedim.

Geçtiğimiz altı yıl boyunca bu blogun takipçileri Altın Portakal izlenimlerini okudular, Gölge e-Dergi’den de takip ettiler. Bu yıl ise Altın Portakal ile ilgili hiçbir yorum ya da haber yer almadı bu sitede. Öncesinde bunu açıklamıştım zaten. Peki bu noktaya kendi açımdan nasıl geldim?

Konuya ben de sansüre karşıyım diye başlayacak değilim. Ne de olsa bu süreçte içi en boşaltılan kavramlardan biri bu oldu. Meselenin tüm tarafları söze “ben de sansüre karşıyım”, “şu şu isimlerin sansüre karşı olduklarını bilmiyor musunuz” gibi cümlelerle başladı zaten. Takip edebildiğim kadarıyla bir tek Kutluğ Ataman’dan sansürle ilgili bir şey duymadık, onun filmi de en iyi film seçildi zaten. Bu iki durum arasında mutlaka bağlantı vardır demiyorum. Kuzu filmini izlemeden böyle bir şey demem yanlış olur. Ama bir şüphe oluşmuş mudur? Evet. Neyse o ayrı bir tartışma, ayrı bir yazı konusu. Bir kenara bırakalım. Hadi yine de şunu söylemeden geçmeyeyim. Aynı olay Ankara Film Festivali gibi para ödülü verilmeyen bir festivalde olsaydı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’ndaki filmlerin hepsi yarışmada kalıp mücadele etmeyi mi seçerlerdi acaba yine sorusunu ucu açık bir soru olarak ortaya atıyorum.

Neyse, gelelim süreç içindeki duygu ve düşüncelerime. Söz konusu mesele ilk patladığında, yani Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek filminin ön jüri tarafından seçilip içindeki bir sahne/söz/küfür nedeniyle festival komitesi tarafından listeden çıkarıldığını ilk duyduğumda bu işin hızlı bir şekilde çözüleceğini düşünmüştüm. Ne de olsa festival komitesinde gayet tecrübeli isimler vardı. Olay çok net gözüküyordu. Ortada bir yargı kararı yokken festival yönetimi TCK’nın bir maddesine dayandırarak filmi programdan/yarışmadan çıkarmıştı. Bir yanlış yapılmıştı ama bu festival yönetimi bu hatadan geri dönerdi mutlaka. Fakat süreç içinde yönetim tarafından her yeni gelen açıklama krizi tırmandıracak yönde oldu. Çünkü ülkemizde pek çok alanda gördüğümüz gibi kimse yanlış yaptığını söylemek istemiyor. Beni en çok rahatsız eden tavır ise gençler heyecan yapmışlar, gaza gelmişler tarzı oldu.

Sonrasında festivalin bazı bölümlerinin iptal olabileceği endişesi bir orta yol bulma çabası geldi. Filmi sadece altyazısında bir yeri değiştirerek kabul ettik açıklaması bana göre bir geri adımdı. 10 gün boyunca sorun yaratan tek şeyin bir altyazı olduğuna inanmam mümkün değil çünkü. Gelinen bu nokta bence sansür değildi (bu konuda farklı görüşler var elbette. Ben İngilizce altyazı doğrudan filmin bir parçası olmadığı için sansür olmadığını düşünüyorum ama o da sansürdür diyenlere çok itiraz etmem). Ancak festival yönetimi hala kendisini kanun yerine koyup filmi çıkarmasına yönelik bir açıklama yapmamıştı. Bu noktada bunun bir hata olduğu söylenseydi sanırım festivali takip etme kararı verebilirdim. Ancak bu açıklama yapılmadığı gibi sürekli olarak yapılanları eleştirenlere ve jüriden çekilenlere, filmini çekenlere bir laf sokma çabası (gerek festival yönetiminden yapılan açıklamalarda, gerekse yakın çevrelerinden olanların yaptığı açıklamalarda) beni bu yıl Altın Portakal’ı takip etmeme kararı vermeye itti.

Bu arada bu süreç içinde festival içinden gelen açıklamalar dışında dışardan gelen bazı tavırların da beni rahatsız ettiğini söylemeden geçemeyeceğim. Ankara’da yaşayan bir kişi olarak İstanbul’daki sinema camiasına uzak biri olarak yine de kimi sorunları hissetmemek mümkün değildi. İşte bu krizi bu sorunları alevlendirmek için kullanmaya çalışan, oh ne güzel bunlar da birbirlerine düştüler dediğini hissettiğim bazı kişilerin tavırları da çok hoşuma gitmedi doğrusu (isim vermiyorum, üstüne alınmak isteyen alınabilir).

Yüz yüze görüştüğüm, Facebook ve Twitter üzerinden yazıştığım bazı kişilere de söylediğim gibi festivale gitmeme kararını vermekte oldukça zorlandım. Neden? İşte bu kısmı çok kişisel. Altın Portakal’ı takip ettiğim 6 yıl boyunca Ankara’dan Antalya’ya kendi imkânlarımla gittim, kendi imkânlarımla kalacak yer ayarladım (bir kısmında arkadaşların evinde kaldım, bir kısmında da üç yıldızlı ucuz otellerde). Her yıl akreditasyon talebinde de bulundum (bilmeyen kaldıysa onlar için söyleyelim, sinema yazarları festivalleri genellikle konuk olarak takip eder ve ulaşım ve otel masraflarını festival karşılar). Doğrusunu söylemek gerekirse her ne kadar düzenli olarak ulusal çapta bir yayında yazmasam da 15-16 yıldır sinema üzerine yazan bir kişi olarak, üstelik festivallerde günde 4-5 film izleyip hepsiyle ilgili ufak tefek de olsa bir şeyler yazan biri olarak bunu talep etmekte gayet haklı olduğumu da düşünüyorum (İnternet dünya çapında bir medya olduğuna göre aslında uluslararası bir ortamda yazdığım da söylenebilir). Hele Adana ya da Antalya gibi yerlerde yapılan festivalleri tatil olarak algılayanları görünce. 6 yıl boyunca bu talebim kabul görmedi. Daha doğrusu son yıllarda filmlere giriş için basın kartı almaya başladım ama ulaşım ve otel masraflarını yine kendi cebimden karşıladım.

Nihayet bu yıl Altın Portakal akreditasyon talebimi kabul etti. Bunda festival ekibi içinde geçtiğimiz yıllarda Ankara’daki festivallerden tanıdığım isimlerin olmasının da etkisi olmuş mudur, geçen sürede artık sinema yazarı olarak daha fazla bilinir olduğum ve kabul gördüğüm anlamına mı gelmektedir bilemem ama kabul edildiğine dair e-posta geldiğinde daha bu olaylar patlamamıştı ve çok sevinmiştim. Kabul edilmemiş olsam da gitmeye niyetliydim zaten ama kabul edilmiş olmak mutluluk vericiydi. Olaylar patlak verdiğinde yukarıda da belirttiğim gibi Antalya’ya gitmekten vazgeçeceğim bir noktaya geleceğini tahmin etmemiştim. Zamanla festival yönetiminden gelen açıklamalar sonrasında yaptıklarını tasvip etmediğim bir festivalin konuğu olarak Antalya’ya gitme fikri bana ağır gelmeye başladı. Ama beni tanıyanlar kabul edecektir, sinemada film izlemek (özellikle sinemada izlemek kısmını vurguluyorum) hayatımda en önemli yere koyduğum birkaç aktiviteden biridir. Bir kere niyetlenmişken bundan vazgeçmem çok zordu. Bir süre ciddi bir alternatif olarak festivalin davetini reddetmeyi ama yine geçmiş yıllardaki gibi parasını cebimden ödeyerek 3 yıldızlı bir otelde kalarak festivali takip etmeyi de aklımdan geçirdim. Ama devam eden gelişmeler bundan da vazgeçmemi sağladı. Bu yıl Altın Portakal’da o salonlarda gönül rahatlığı ile film izlemem mümkün değildi. Bunun üzerine bazılarına abartılı gelebilir ama hayatımda verdiğim en zor kararlardan birini vererek bu yıl Altın Portakal’ı takip etmeyeceğim dedim.

Sonuçta festivali takip edenlere de bir şey demiyorum. Herkesin kendine göre bir nedeni vardır, oturup yazsalar kendilerine göre haklı gerekçeler de sunabilirler ama kişisel olarak ben Antalya’ya gitsem içim hiç rahat etmeyecekti. Belki bunun sonucunda önümüzdeki yıllarda Altın Portakal’a konuk olarak gitmem hiç mümkün olmayacak ama ne yapalım, yine şimdiye kadar olduğu gibi cepten ödemeye devam ederiz olmadı. İç huzuru, film izlemekten daha önemliymiş demek ki benim için…

Reklamlar

0 Responses to “Altın Portakal ve Sansür Üzerine Kişisel Bir Deneme”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




Sinema Manyakları Gezici Festivali'i destekliyor

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 251,043 hits
Ekim 2014
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: