Gezici Festival 2011 İzlenimleri – 5. Gün: Cesaret, Bahar İsyancıdır 3, Deliliğin Uzun Tarihi, Akasyalar

Cesaret (Wymyk / Courage):

Polonyalı yönetmen Greg Zglinski’nin Cesaret filmi birbirinden çok farklı iki kardeşin hikayesini getiriyor karşımıza. Filmin başında kardeşlerden biri görünüşte çok daha cesur, gözünü budaktan sakınmayan  bir karakterken, diğeri ise daha pasif ve çekingen biri olarak gözüküyordu. Ancak günün birinde metroda bir grup gencin tacizine uğradığını gördükleri genç bir kadını kurtarmak için daha pasif gibi görünen kardeş kendini tehlikeye atarken diğeri ise hiç bir şey yapamadan donar kalır. Bu olay sonucunda kardeşlerden biri hastanelik olurken diğeri de kendisi ile başbaşa kalır ve kardeşinin başına gelenlerin kendi suçu olduğunu düşünmeye başlar. Çevresine olayları farklı aktarsa da bir süre sonra olayın videosu İnternet’e düşer ve herkes gerçekleri öğrenmeye başlar.

Cesaret aslında gayet basit bir konu üzerinden giderek insan psikolojisini detaylı bir şekilde irdeleyen bir film olmayı başarıyor. Bunu yaparken sadece cesaret/korkaklık duyguları etrafında dolaşmıyor, bir insanın vicdan muhasebesi, karısıyla, anne ve babasıyla ve hatta çevresiyle ilişkilerinin bu olaydan etkilenişi üzerinde de duruyor. Yönetmen bunları anlatırken gayet dengeli ve etkileyici bir sinema dili tutturmuş ve oyuncuların yüksek performansından da destek almış.

Benim için festivalin en keyif verici keşiflerinden biri olan Cesaret‘in yönetmeni Greg Zglinski’nin adını bir köşeye yazdım. Festival kataloğunda Kieslowski’nin öğrencisi olarak da anılan Zglinski, daha önce çoğunlukla televizyon dizileri yönetmiş ama bu performansı devam ederse ilerde adını çokça duyabiliriz.

Bahar İsyancıdır 3:

Arap Baharı’na ayrılan bu bölümün son seçkisinde iki belgesel yer alıyordu. Bu belgesellerden ilki olan Cuma Hareketi (Friday of Departure), bir önceki gün izlediğimiz Tahrir: Özgürlük Meydanı filmini akla getiriyordu. Bu film de aynı yerde yaşanan olayları biraz daha farklı bir açıdan ele alıyor, daha çok medyanın olaylara yaklaşımı üzerinde duruyordu. Yine de diğer filmin üzerine çok şey koyduğunu söylemek pek mümkün değil.

Diğer belgesel, İnşallah Laik Olacağız! (Laïcité, Inch’Allah! / Neither Allah, Nor Master!) ise seçkideki belgeseller içinde farklı bir yerde duruyordu. Bu film doğrudan olaylara odaklanmak yerine müslüman ülkelerde dinin hayata etkisi üzerinde duruyordu. Çoğunlukla Ramazan’da çekilen filmde gördüğümüz şey müslüman sayılan kişilerin dini kurallara uygun yaşaması zorlanırken yabancıların ya da müslüman olmadığı düşünülen kişilerin daha serbest olması. Mesela bir lokantada geçen bir bölüm var ki Ramazan’da müslümanlara servis yapılmadığı ama yabancıların istedikleri gibi yemek yiyebildikleri bir yer olarak iyi bir örnekti. Üniversitede gençlerle yapılan bir söyleşide de büyük bir kısmının dinin yaşama etkisi konusunda kafasının karışık olduğunu görüyorduk.

Aslında çoğunlukla görülen şey insanların zorunluluktan “miş gibi” yapıyor oldukları idi. Evde ya da farklı ortamlarda dini kurallara uygun davranmayanlar dışarıya çıktıklarında farklı davranmak zorunda kalabiliyorlardı. Film de Arap Baharı adı altında yaşananların bu durumu değiştirip değiştiremeyeceğini sorguluyordu zaten. Şimdilik bir şey söylemek için erken ama bu filmin yönetmeni Nadia El Fani’nin filmin gösterimi sonrası televizyona verdiği bir söyleşide açıkça ateist olduğunu söyleyebilmesi bir şeylerin değiştiğinin işareti gibi.

Deliliğin Uzun Tarihi (A Long History of Madness):

Festivallerde günde 4-5 film izleyince zaman zaman dikkatinizi toplamakta zorlandığınız ve içine giremediğiniz filmler olabiliyor. Başka zaman olsa keyifle izleyebileceğiniz bir film, o yoğunlukta güme gidebiliyor. Hollanda’lı akademisyen, eleştirmen ve sinemacı Mieke Bal’ın Deliliğin Uzun Tarihi adlı filmi de bu filmlerden oldu benim için.

Aslında enteresan bir çıkış noktası var filmin. Bir psikanalistin hastalarından birinin ölmesi üzerine kendini suçlu hissetmesi ile başlayan film, çok farklı noktalara gidiyor. Bir noktadan sonra o kadar farklı şeyden bahsediyor ve o kadar dallanıp budaklanıyor ki takip etmesi zorlaşıyor. Filmin beş ülkede çekilmesi, hikayesinin altı asıra yayılması ve filmde 12 farklı dilin kullanılması izlemeden önce merak uyandırmıştı ama izlerken bu fazla bilgi bombardımanı fazla geldi doğrusu.

Yine de filmi izlerken dikkatim fazlasıyla dağıldığı için yapacağım yorumlar çok sağlıklı olmayabilir. O yüzden ilgisini çekenler filme bir şans verebilirler diyelim sadece.

Akasyalar (Las Acacias):

Akasyalar filmini anlatmak için sadece saf bir yol filmi demek mümkün. Film, bir kamyon şoförünün biraz da gönülsüzce göçmen bir kadını ve bebeğini Buenos Aires’e götürmesini anlatıyor. Ama gerçekten de sadece bunu anlatıyor. Üç insan, kamyon ve yol. Filmin temel unsurları bunlar. Yan karakterler bile filmde neredeyse hiç görünmüyor, çok da önemli değiller zaten.

Filmin bu kadar sade yapıda olması seyircilerden bir kısmı için sıkıcı oldu belki. Kendi adıma da her zaman bu kadar sade yapıda olan filmleri sevmediğimi söyleyebilirim. Ama bu kez karşımızda gerçekten başarılı bir film vardı. Filmin bu yapısı iki insan arasındaki ilişkinin yavaş yavaş oturmasına, onlar birbirini tanırken bizim de seyirci olarak bu sıradan insanların katmanlarını tek tek aralayarak içlerine girmemizi sağlıyordu. Farklı bir film (özellikle bir Amerikan filmi) bu iki karakteri ilk görüşte aşık eder, ilk mola yerinde sevişmelerini sağlar, yolun geri kalanında da karşılarına kötü adamlar çıkarırdı. Burada ise karakterler arası ilişki tam da gerçek hayatta olabileceği şekilde ilerliyor ve filmin sonunda ancak birbirlerine açılabiliyorlar. Ki o da son derece kısıtlı oluyor zaten.

Herkese göre olmasa da bu tip filmleri severim diyenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film. Sürekli festival seyircilerinden bir kısmının bu yılki festivalin en iyisi olarak niteledikleri bir filmdi Akasyalar.

Reklamlar

0 Responses to “Gezici Festival 2011 İzlenimleri – 5. Gün: Cesaret, Bahar İsyancıdır 3, Deliliğin Uzun Tarihi, Akasyalar”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




Sinema Manyakları Gezici Festivali'i destekliyor

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 250,982 hits
Aralık 2011
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: