Gezici Festival 2011 İzlenimleri – 4. Gün: Bahar İsyancıdır 1, Bahar İsyancıdır 2, Uygunsuzlar, Geriye Kalan

Bahar İsyancıdır 1:

Arap Baharı olarak adlandırılan olaylarla ilgili Bahar İsyancıdır bölümünün ilk seçkisinde bir kısa film ve bir belgesel vardı. Duvar (Le Mur / The Wall) adlı yapım, duvara çizilen bir resimden yola çıkarak 5 dakikalık süresinde Tunus’daki olayları özetleyen orta karar bir kısa filmdi.

Tahrir: Özgürlük Meydanı (Tahrir Liberation Square) ise Mısır’da, Tahrir meydanında yaşanan olayları anlatan bir belgesel. Mısır’daki olayların merkezi ve simgesi olan Tahrir meydanında yaşananları bir kaç kişiyi takip ederek tam da olayların içinden anlatan belgesel, olaylara tanıklık eden bir yapım olarak başarılı. Meydanda toplanan halkın düşündüklerini, belki de orada birbirlerinden aldıkları güçle nasıl ilerlediklerini, aynı amaç için birleşen bu kalabalık topluluğun içinde aslında Mısır’ın geleceği ile ilgili farklı farklı fikirlerde olan insanları görüyoruz.

Ancak belgeselin eksik kaldığı nokta, olayların asıl nedenini irdelemek, yıllar içinde ne şekilde bu noktaya gelindiğini göstermek oluyor. Daha da önemlisi olaylar çok yeni olduğu için sonrasında nelerin olduğu doğal olarak eksik kalmış. Yine de belgeselin sonunda Mübarek’in devrilmesi ile her şeyin bitmediği vurgulanmış. Döneme öncesiyle ve sonrasıyla daha bütünlüklü bir bakış için bir kaç sene daha beklemek uygun olacak sanırım.

Bahar İsyancıdır 2:

Bahar İsyancıdır bölümünün bu ikinci seçkisinde bir kısa film ve iki belgesel yer alıyordu. Gençlerin Devrimi (Revolution of Youth) adlı kısa film, Mısır’daki olayların bir gününü bir ailenin üç kuşağı üzerinden anlatan eğlenceli bir kısa filmdi. Filmde, baba devrimi televizyondan izlemeyi tercih ederken, dede ve torun sokaklardaydı.

Kahire Merkez (Cairo Downtown) ve Devrim Görüntüleri (Images of Revolution) için birbirini tamamlayan iki belgesel denebilir. Her ikisi de Arap Baharı’nda çokça sözü edilen İnternet’in olaylardaki rolüne eğiliyor. İlki blog yazarlarının özgürce her istediklerini yazarak muhalif bir sesi duyurduklarından bahsederken bizleri de farklı blog yazarları ile tanıştırıyor. İkincisi ise olaya daha çok Facebook ve Twitter gibi sosyal medya ortamları tarafından yaklaşıyor. Çoğunlukla da günümüzde herkesin cep telefonları ve dijital fotoğraf makineleri ile kayıt yapabilmesinin ve bunları İnternet’ten rahatça paylaşabilmesinin getirdiği etkiler üzerinde duruyor. Tutuklanan bir kişi polislerin onu almaya geldiklerini son ana kadar Twitter’dan duyurabilirken masum ve silahsız bir göstericinin öldürülmesi çok da politik tarafı olmayan iki genç kız tarafından kayda alınıp İnternet’ten paylaşılabiliyor ve önemli bir yankı uyandırabiliyor.

Elbette Tunus ve Mısır’da gelişen olayların tek nedeni olarak İnternet ve sosyal medyayı göstermek abartılı bir yorum olur ama bunun süreci hızlandırdığı ve kolaylaştırdığı, insanların örgütlenmesini kolaylaştırdığı da görülüyor. İlk seçki için yaptığım yoruma benzer şekilde bu konuda da daha sağlıklı bir değerlendirme için yine üzerinden biraz zaman geçmesi gerekiyor gibi gözüktüğünü söyleyebilirim.

Uygunsuzlar (The Misfits):

Zeki Demirkubuz’un “Kıskandığım Amerikan Filmleri” başlığı altında seçtiği filmlerin bir diğeri John Huston’un Uygunsuzlar filmi idi. Film öncesinde Demirkubuz’ın bir sunumu oldu. Bu sunumda öncelikle bizim vizyonda çoğunlukla Amerikan sinemasının en ticari ve kötü örneklerini gördüğümüzü ama aslında Amerikan sinemasının bir derya olduğunu, sinema tarihinin en önemli filmlerinden bir kısmının da bu sinemadan çıktığını vurguladı. Sonra da Uygunsuzlar‘ı kendisinin de her filminde anlatmaya çalıştığı insan doğasını başarılı bir şekilde anlattığı için sevdiğinden bahsederken, sadece Clark Gable’in filmin finaline doğru gerçekleşen at yakalama sahnesinin bile filmi unutulmazlar arasına sokabileceğini belirtti.

Uygunsuzlar, Arthur Miller’ın şahane senaryosu ile bir grup kaybeden karakter üzerinden Amerika’nın kaybolan değerlerine hüzünlü bir veda adeta. Filmin ana karakterleri Clark Gable’ın canlandırdığı yaşlı kovboy Gay Langland, Montgomery Clift’in canlandırdığı daha genç ve dinamik kovboy Perce Howland ve Marilyn Monroe’nun canlandırdığı yeni boşanmış ve erkeklerin ilgisini üzerinde toplayan Roslyn Taber. Her ne kadar yan karakterler olarak görünse de Eli Wallach ve Thelma Ritter’ın canlandırdığı karakterleri de yabana atmamalıyız. Bu 5 karakter de farklı farklı nedenlerden dolayı hayatın darbesini yemiş, gelişen dünyaya ayak uyduramamış ya da ayak uydurmamayı seçmiş karakterler, bir anlamda Uygunsuzlar (filmde bu terim aslında uçsuz bucaksız doğada, özgürce koşan atlar için kullanılıyor ama aynı zamanda bu beş kişilik grubu da nitelediği çok açık).

Film karakterleri tanıdığımız giriş bölümünde biraz yavan ilerliyor gibi görünse de özellikle rodeo sonrası geçirilen ve herkesin biraz alkollü olduğu geceden itibaren asıl kıvamını buluyor. Özellikle o gece yapılan konuşmalar Miller’ın yeteneğini bir kez daha gösteriyor.

Demirkubuz’un değindiği final ise hem perdede görünenler hem de ifade ettikleri açısından gerçekten çok etkili. Uygunsuzlar daha önce de bir kaç kez izlediğim bir filmdi, en iyi hatırladığım kısmı da bahse konu olan finaliydi ama yine de beyazperdede izlemek insanın tüylerini tekrar diken diken etmeye yetiyordu.

Film çekildiği dönemde setteki sorunlarıyla, sonrasında ise Monroe ve Gable’ın son filmleri olmasıyla anıldı çoğunlukla. Gable filmin çekimlerinin bitmesinden neredeyse bir hafta sonra ölüyor, kaçınılmaz olarak bu şekilde anılması normal aslında. Ama tüm bunlardan bağımsız düşündüğümüzde ortada gerçekten iyi bir film, bir klasik var. Mutlaka izlenmeli.

Geriye Kalan:

Bu yıl Antalya’da Çiğdem Vitrinel’e en iyi yönetmen ödülünü kazandıran Geriye Kalan, Gezici Festival’in merak ettiğim filmlerinden biriydi. En baştan şunu söylemeliyim, filmi izleme süreci bir hayal kırıklığı oldu. Ama hayal kırıklığı filmle ilgili değil, filmi çok kötü bir kopyayla izlediğimiz içindi. Belli ki filmin 35mm kopyası yoktu festivalin elinde ama gösterilen hdcam kopya o kadar kalitesizdi ki renkler birbirine giriyor, pek çok ayrıntı seçilmiyordu. Pek çok festivalin DVD’den gösterdiği kısa filmleri bile mutlaka 35mm kopyadan gösteren Gezici Festival’e yakışmadı doğrusu. İlla 35mm olması gerekmiyor ama en azından daha kaliteli bir kopya olsaydı keşke. Açık söyleyeyim, filmin yönetmeni olsam filmimin bu şekilde gösterilmesini kabul etmezdim.

Filme gelecek olursak, aslında belki de yüzyıllardır anlatılan üçlü bir aşk hikayesinin konu olarak seçildiğini görüyoruz. İyi-kötü bir evlilik sürdürmekte olan bir karı-koca ve diğer kadın. Genel olarak hikayenin kuruluşunda çok fazla bir farklılık yok aslında ama bu tip filmlerde ikinci kadının ya fettan, evliliği yıkıcı bir kadın olduğunu ya da her ne kadar daha ender olsa da adama çok daha uygun, gerçek aşkı yaşadığı kişi olduğunu görürüz. Burada iki yola da sapılmıyor. Kadının aslında adamın evliliğini yıkmak, onu elde etmek gibi bir derdi yok. Yaşadıklarının çoğunlukla cinsellik temelli olduğu görülüyor. Aslında her ikisi de birbirlerine aşık değil. Belki adamın bir saplantısı var ama ona da aşktan ziyade aşırı bir sahiplenme duygusu denebilir.

Aslında filmdeki diğer ilişki olan karı-koca ilişkisi de bir aşk ilişkisi değil. Adam zaten karısını daha önce de bırakmak istemiş ama zorunluluklardan beraber olmaya devam ediyor, kadın ise belli ki bir erkeğe ihtiyaç duyduğu için onunla birlikte.

Film üç karakteri de başarılı bir şekilde çizmiş ama filmin yönetmenlik tarafı o kadar sağlam gelmedi bana. Bu anlamda filmin senaryosunu yönetmenliğinden daha sağlam buldum. Geriye Kalan aynı zamanda Antalya’da en iyi kadın oyuncu ödülünü de almıştı. Evlilik dışı ilişkideki kadını canlandıran Devin Özgün Çınar, ödül aldığı bu rolde başarılıydı aslında ama takıntılı ve içe kapanık Sevda rolünde Şebnem Hassanisoughi daha zor bir rolde daha başarılı bir oyunculuk sergiliyordu bence. Yine de film hakkındaki görüşlerim daha iyi bir kopyadan izlediğim takdirde değişebilir. Bu yüzden gösterime girdiğinde fırsat yaratabilirsem tekrar izlemeyi düşünüyorum.

Film sonrasında filmin yapımcısı ve senaryo yazarlarından biri olan Şebnem Vitrinel ile bir söyleşi yapıldı (aynı zamanda filmin yönetmeni olan Çiğdem Vitrinel’in ablası kendisi). Söyleşi için çok fazla vakit yoktu aslında. Vitrinel seyircilerin karakterler ile ilgili sorularını cevapladı. Filmdeki aldatma olayını herhangi bir karakterin suçu gibi göstermek istemediklerini belirtti. Bir erkek seyircinin kadın kocasının onu aldattığını çok kolayca anlıyor, inandırıcı gelmedi şeklindeki görüşüne de katıldığı gösterimlerde genelde erkek seyircilerden bu yorumu aldığını ama kadınların gerçekten de aldatıldıklarını bu kadar kolay anladıklarını söyleyerek cevap verdi.

Reklamlar

0 Responses to “Gezici Festival 2011 İzlenimleri – 4. Gün: Bahar İsyancıdır 1, Bahar İsyancıdır 2, Uygunsuzlar, Geriye Kalan”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




Sinema Manyakları Gezici Festivali'i destekliyor

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 251,060 hits
Aralık 2011
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: