23 Eki 2010 için arşiv

Antalya Altın Portakal 2010 İzlenimleri – Yıldızlı Gösterimler: Dokuzuncu Bölük, Maradona

Festivalin Yıldızlı Gösterimler başlığı ile sunulan bölümünde yönetmenlerinin konuk olduğu filmler vardı (ya da öyle bir planlama yapılmıştı diyelim). Bu bölüme 5 film dahil edilmişti. İzlediğim 2 tanesi şunlar: 

Dokuzuncu Bölük (9 Rota / 9th Company):

Rusya’nın Afganistan’daki savaşının bir dönemini askere yeni yazılan gençlerin gözünden anlatan Dokuzuncu Bölük etkileyici bir film doğrusu. Belli ki çok para harcanmış ve bunun da karşılığı alınmış. 2005 yılında Rusya’da gişe şampiyonu da olmuş. Ama o gençlerin yaşadığı ruhsal durumu anlatmakta ne kadar başarılı oluyor tartışılır. Filmden önce yönetmen Fyodor Bondarchuk ile yapılan söyleşide, film Full Metal Jacket ile kıyaslandı. Bir bakıma doğru. Ama sadece hikaye yapısı olarak. Burada da filmin ilk yarısında epeyce sert bir eğitimden geçen gençler, ikinci yarıda savaşın göbeğinde buluveriyorlar kendilerini. Ama bir filmi iyi film yapmak için hikaye yapısının iyi bir filme benzemesi yetmiyor elbette. Dokuzuncu Bölük asla o derinliğe erişemiyor. Filmi izlerken hissettiğim şey Bondarchuk’un tam bir Amerikan savaş filmi yaptığı oldu (elbette oradan gelen iyi savaş filmleri de var, burada kastettiğim filmler bol patlamalı ve aksiyonlu, seyirciyi savaşın görkemine hayran eden filmler). Bu konuda herhangi bir eksiği yok doğrusu. Teknik açıdan her şey yerli yerinde. Ama Amerikan filmlerine öykünen bir Rus filmi izlemek istersem bunun yeri festival değil diye düşündüm ve bu filmi izledikten sonra aynı yönetmenin bilim-kurgu türündeki Yaban Ada 1 (Obitaemyy Ostrov / The Inhabited Island) filmini programımdan çıkardım.

Maradona (Maradona by Kusturica):

Festivalin bu yılki konuklarından Emir Kusturica, artık herkes tarafından bilinen olaylar sonucu ülkemizden gitmek zorunda kalınca Maradona üzerine yaptığı bu belgeselin gösterimine katılamadı. Halbuki filmin üzerinden iki yıl (ve bir Dünya Kupası) geçmişken görüşlerini duymak güzel olurdu. Çünkü film orijinal adında da belirtildiği üzere Kusturica’ya göre Maradona’yı anlatıyor. Ortada Maradona’nın hayatını tarafsız bir gözle anlatan bir belgesel değil ona hayran bir sinemacı tarafından çekilmiş, Maradona’nın hayatından çok görüşleri ve çevresinde bıraktığı etki ile ilgili bir belgesel var. Filmi çeken yönetmen Kusturica olunca kendisini de geri çekmemiş. Maradona ile yaptığı söyleşilerde, soru soran kişiyi hiç görmediğimiz belgesellerin tersine, çoğunlukla o da önemli bir figür olarak perdede gözüküyor. Hatta zaman zaman kimi olayları kendi filmlerinden sahneler eşliğinde anlatıyor. Film boyunca Maradona tam bir devrimci olarak çiziliyor, o Amerika’ya karşı tek başına kafa tutan bir figür, film boyunca defalarca izlediğimiz ve “yüzyılın golü” olarak nitelenen 1986 Dünya Kupası’nda İngiltere’ya attığı gol ile adeta bir ülkeyi sallayan bir isim. Hayatı boyunca peşini bırakmamış doping ve uyuşturucu konularında da hakkı yenilmiş biri olarak çiziliyor. Seyirci olarak bunların hepsine katılmasanız da film boyunca Maradona’yı dinledikçe onun etkisine girmemek kolay değil. Hele çevresindeki etkisini görünce, daha da ötesi ona adanmış bir kilise olduğunu öğrenince o etki daha da büyüyor (Maradona Kilisesi’ndeki evlilik törenini görmek bile filmi izlemek için yeterli bir neden olabilir). Hem futbol, hem sinemaseverler tarafından izlenmeli.

Antalya Altın Portakal 2010 İzlenimleri – Aileye Bakmak, Aileyi Aramak: Senin Yüzünden, Joy, Gece ve Sis

Festivalin “Aileye Bakmak, Aileyi Aramak” başlıklı bölümü adından da anlaşıldığı gibi aileye (aslında aile sorunlarına) odaklanmış filmlerden oluşuyordu. Bu bölümdeki yedi filmden üçü:

Senin Yüzünden (Por tu Culpa / It’s Your Fault):

İki çocuklu yalnız bir anne olan Julieta, bir yandan iş yapmaya çalışırken bir yandan da çocukları ile ilgilenmektedir. Ufaklıklar evin altını üstüne getirirken bir kaza sonucu biri düşüp başını vurur. Aslında çocuğun çok da önemli bir şeyi yokmuş gibi gözükmektedir ama Julieta işi sağlama almak için hastaneye gider. Ama doktorlar çeşitli nedenlerden dolayı Julieta’nın oğluna bilerek ve sistematik olarak zarar verdiğinden şüphelenmeye başlarlar. Son derece küçük bir bütçeye sahip olduğu belli olan bir film Senin Yüzünden. Ama bu küçük bütçesini son derece akıllıca kullanmış ve meselesini başarılı bir şekilde ortaya koymuş. Sürekli hareket halinde bir kamera kullanımı var ve tüm sahnelerde Julieta karakterini görüyoruz. Bu karakteri canlandıran Erica Rivas’ın son derece başarılı oyunculuğu filme değer katarken zaman zaman iyi niyetli davranışların hiç hesapta olmayan sonuçları doğurduğunu görüyoruz. Sonuçta filmdeki doktorların kötü bir niyeti yok hatta tamamen çocukların iyiliğini düşünüyorlar. Ama karşılarındaki annenin söylediklerini dikkate almayıp herşeyi en kötü örnekten yola çıkarak yorumlayınca, çocuklar için iyi olanı değil kötü olanı yapma yoluna giriyorlar. Burada kadınlara olan güvensizlik de ön plana çıkan konulardan biri oluyor. Gerçekten başarılı bir yapım.

Joy:

Joy filmi bir çanta içinde sokağa bırakılan bir bebeğin görüntüsü ile açılıyor. 18 yıl sonrasına gittiğimizde ise annesinin üzerine iğnelediği Joy ismini alan genç kızın annesini arama çabalarını izliyoruz. Annesini bulma işini mutluğunun tek anahtarı gibi gören Joy bir şekilde ona ulaştığında (ya da ulaştığını sandığında) onunla yüzleşecek cesareti de bulamıyor ve onu ve muhtemel kız kardeşini takibe alıyor. Bu arada hamile bir arkadaşı aracılığı ile annelik üzerine daha çok düşünmeye başlıyor, yalnız büyümüş bir çocuk olarak Sırp kökenli erkek arkadaşının kalabalık ailesine adapte olmakta da oldukça zorlanıyor. Başarılı çizilmiş karakterlere sahip bir filmle karşı karşıyayız. Oyunculuk açısından da sınıfı geçen bir film ama bunun dışında da çok fazla bir özelliği yok.

Gece ve Sis (Tin Shui Wai Dik Ye Yu Mo / Night and Fog):

Bir cinayet haberiyle açılan Gece ve Sis, geriye dönüşlerle bu cinayetin nasıl işlendiğine götürüyor bizleri. Film, Wong Hiu-ling ve Lee Sam’in tanışmalarını, evlenmelerini ve sonu cinayete kadar giden hikayelerini anlatıyor. Ama bunu yaparken doğrusal bir çizgi izlemiyor. Hikayenin sonu ile başladığını söylemiştim, önce evliliğin sorunlu zamanlarına dönüyoruz, sonra yavaş yavaş tanışma hikayelerine dönüyoruz ki o kısımlarda ilişkinin nasıl olup da şiddet dolu bir hale döndüğüne dair ipuçları aramaya çalışıyoruz. Hatta kısa bir süre, kadın karakterin çocukluğuna kadar gittiğimiz oluyor. Üstelik bu zamanda gidip gelmeler bazen aynı planda bile olabiliyor. Filmin anlatım yapısı bu kadarla da kalmıyor ve polisin şahitlerden aldığı ifadeler de olaya dahil oluyor. Her ne kadar aile içi şiddet üzerine çarpıcı bir hikaye olsa da bu tip konuların benzerlerini çokça izledik. Bu nedenle filme esas değerini katan da bu anlatım yapısı oluyor. Toplamda çok önemli bir film olmasa da zayıf bir festivalin iyi filmlerinden biriydi.

Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 264.594 hits
Ekim 2010
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: