Posts Tagged 'Gezici Festival'



Gezici Festival 2013 İzlenimleri – 3. Gün: Kısa İyidir 1, Dünya Bizim Değil, Karşınızda Martin Bonner, Köken Ergun’un Video İşleri, Kusursuzlar

Kısa İyidir 1:

Gezici Festival’in kısa film seçkilerini sevdiğimi her zaman söylüyorum. Kısa İyidir bölümünün ilk seçkisindeki filmler de güzeldi. Filmlerden kısaca bahsetmek gerekirse, Pervane (Parvaneh), Afgan ve İsviçreli iki genç kızın dostluğu üzerine hoş ama fazla klişe bir filmdi. Hurdalık (Junkyard), iki çocukluk arkadaşının yıllar sonra bambaşka bir koşulda karşılaşmalarını anlayan başarılı bir animasyondu. İspanya yapımı Kelime Hazinesi (Vocabulario / Vacabulary) yine iki farklı kültürden (bu sefer bir İspanyol ve bir Çinli) insanı karşı karşıya getiriyor. İlk filmin aksine bu sefer daha yüksek bir yaş grubundan, birbilerinin dillerine bile yabancı iki insan. Alis Gökte (Alice in the Sky), insanları ve hayvanları adeta hipnotize edici bir dans koreografisi içinde gösteren bir deneysel filmdi. Kahve Vakti (Elvakaffe / Coffee Time), bir grup yaşlı kadının cinsellik üzerine sohbetlerini karşımıza getiriyordu. Hem eğlenceli, hem düşündürücüydü. Film sırasında fark edemedim ama türü katalogda belgesel olarak geçtiğine göre sanırım film gerçekten de bu kadınların kendi aralarındaki gerçek konuşmalarını yansıtıyordu. Ayının Gecesi (La Nuit de L’ours / The Night of the Bear), gerçek bir yemekte kaydedilen bir konuşmayı hayvanlar arasında geçen bir animasyona dönüştüren ilginç bir kısa filmdi.

Bir örnek olarak seçkideki kısa filmlerden Alis Gökte’yi paylaşayım (aynı zamanda video klip imiş):

Dünya Bizim Değil (A World Not Ours):

Dijital kameraların yaygınlaşması belgesel kavramının farklı bir noktaya gelmesine yol açmakta bir kaç senedir. Çok daha kişisel hikâyeler, çok daha “gerçek” çekimlerle filmlere yansıtılabiliyor. “Sıradan insanlar” kendi hikâyelerini filme çekebiliyor. Gezici Festival’de izlediğimiz Dünya Bizim Değil bu yeni belgesel kavramının iyi örneklerinden. Uzun yıllardır Londra’da yaşayan ama akrabaları yıllardır Lübnan’da bir mülteci kampında yaşayan Mahdi Fleifel buradaki hayatı filme almış. Yıllar boyunca ailesinin çektiği amatör görüntülere de yer veren yönetmen didaktik bir anlatıma başvurmaktansa kamptaki hayatı anlatmayı seçmiş. Örneğin futbol dünya kupasının kampta nasıl bir heyecanla takip edildiği filmin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Aslında böyle bir yaklaşım belki de filmi daha da politik yapmış. Günlük yaşamın içinde burada yaşayan insanların yersiz yurtsuzluk hissi daha çok ortaya çıkıyor. Örneğin bir zamanlar Filistin davasının sıkı bir savunucusu olan Abu Iyad’ın geldiği nokta, değişen düşünceleri gerçekten ilgi çekici. Zaten bir süre sonra filmin odağı da Abu Iyad’a kayıyor. İzlemeye değer bir belgesel.

Karşınızda Martin Bonner (This Is Martin Bonner):

Karşınızda Martin Bonner, belli bir yaştan sonra yeni bir yaşam kurmak isteyen iki adamın hikâyesi. Yıllarca bir kilise için çalışan Martin Bonner, bir gün kendi içinde bir inanç krizi yaşayarak hayatını değiştirmeye karar vermiş ama farklı bir yere taşınsa da o yaşta bambaşka bir işe giremediği için yine kilise ile bağlantılı bir işte çalışıyor. Travis ise alkollü araç kullanarak birsinin ölümüne neden olduğu için girdiği hapisten yeni çıkmış. O da mecburen kendisine yeni bir hayat kurmak durumunda. Gayet dingin ama etkileyici bir film karşımızdaki. Özellikle Travis ve yıllarca görmediği kızının buluştuğu sahne çok gerçekçi. Çoğunlukla görmeye alıştığımız Amerikan filmlerinden farklı olarak otoyol kenarındaki bir şehrin soğuk portresi de filmin güçlü yönlerinden. Ayrıca Martin ve Travis’i canlandıran Paul Eenhoorn ve Richmond Arquette’in güçlü performansları da (hatta Travis’in kızını canlandıran Sam Buchanan’ı da sayarsak üç) görülmeye değer.

Köken Ergun’un Video İşleri:

Festivalde Köken Ergun’un işlerinin de üç tanesini izleme fırsatı buldum. Kalanları da merak ettim doğrusu. Berlin’deki Türk ve Kürt düğünlerinden çeşitli görüntüleri yansıtan Wedding ve Zeynebiye mahallesindeki Aşura gününde Kerbala Savaşı’nın canlandırıldığı amatör tiyatro gösterisini kayda alan Aşura filmlerinden ve kıyısından köşesinden yakaladığım söyleşisinden anladığım kadarıyla Ergun görkemli ritüellere meraklı. İzlediğimiz işler genelde farklı mekânlarda birden fazla ekranda izlenmeye yönelik işler olduğu için (örneğin Wedding aslında aynı anda yan yana üç ekranda gösterilmek üzere tasarlanmış) tam anlamıyla birer kısa film sayılmazlar. Ama etkileyici oldukları kesin. Festival sırasında Ankara’da yeni açılan Salt Ulus’da da Köken Ergun’un işleri sergilenmeye başlandı. 16 Şubat’a kadar onu da gidip görmekte fayda var.

Kusursuzlar:

Ramin Matin’in ilk filmi Canavarlar Sofrası, takibe almak gereken yeni bir yönetmeni müjdeliyordu. Kusursuzlar ile umutları boşa çıkarmadı. İki kızkardeş arasındaki sevgi-nefret ilişkisini adım adım açılan ve seyirciyi sürekli tetikte tutan bir tarzda anlatıyor Kusursuzlar. İlk filminde karakterlerini bir evin içine hapseden Matin, burada Çeşme’nin açık alanlarını başarılı bir mekan olarak kullanıyor. Ama evin için iki kardeş için güvenlikli bir alan olarak yine önemli. Esra Bezen Bilgin ve İpen Türktan Kaynak’ın karşılıklı olarak çok iyi paslaştıkları oyunculukları da son derece iyi. Özellikle hem oyunculuk, hem senaryo açısında kardeşlerin sürekli birbirlerini iğneledikleri yemek sahnelerini çok sevdim. Filmde beklenen gazete haberi ile gelişen gizemli bir durum var. Film sonrasında ekiple yapılan söyleşide gelen sorulardan anladığım kadarıyla bazı seyirciler ne olduğunu tam anlamamış. Matin’in de söylediği gibi bence de çok netti ama filmi vizyonda izleyecekler için spoiler vermeden ufak bir ipucu vereyim. Filmde o gazete haberi de gözüküyor aslında. Kardeşlerin birbirine bıraktığı not gösterilirken o nota değil arka plandaki gazeteye odaklanın.

Gezici Festival 2013 İzlenimleri – 2. Gün: Gloria, Genç Kız ve Boksör, Işığa Özlem, %10 Kahraman Kimdir, Kuzunun Gülümseyişi

Gloria:

Hakkında pek çok iyi eleştiri duyduğumuz, bu yüzden de Gezici Festival’in en merakla beklenen filmlerinden biri olan Gloria her şeyden önce tam bir oyuncu filmi. Paulina García tüm filmi sırtlayıp götürüyor. Gloria Amerikan filmi olsa, García da Amerikan ya da İngiliz bir oyuncu olsa Oscar’ı alması işten değildi. Yaşlanmakta olduğu halde hayata coşkuyla tutunan Gloria karakteri onun da katkısı ile çok başarılı çizilmiş. Daha da önemlisi bu karakteri tüm boyutlarıyla çizen senaryo elbette. Festival takipçilerinin yorumlarından anladığım kadarıyla filmi kadınlar, özellikle belli bir yaşın üstündeki kadınlar çok daha fazla sevdi. Senaryo iki erkeğin elinden çıkmış belki ama kadını anlatmayı başarmışlar. Yaşlanmakta olan erkeklerin cinsellik de dâhil aşkı aramaları anlatan filmler izliyoruz ama işe kadınlar tarafından bakan film sayısı az. Sırf filmlerde değil, gerçek yaşamda da bu böyle elbette. Özellikle belli bir yaşın üzerindeki kadınlar işin cinsellik yönünden tamamen soyutlanıyorlar ve cinsel kimliksiz bir anne rolüne hapsediliyorlar. Zaten filmi izlemeyen bir seyirciye konusunu anlattığımda işin cinsellik yönüne tepkisinin “kadın hala çocuk doğuramıyor değil mi” olması doğurganlığın bitmesi ile kadının cinselliğinin de bittiği düşüncesinin bir özetiydi adeta. Gloria buna da karşı çıkan yapısı ile de önem taşıyor. Bu arada Şili’nin politik tarihi ülke üzerinde o kadar büyük bir iz bırakmış ki Gloria gibi son derece karakter odaklı bir öyküde bile arka planda ülkenin tarihinden kaçmak mümkün olmuyor. Yönetmen Sebastián Lelio işin bu yönünü de incelikli olarak filme yedirmiş.

Genç Kız ve Boksör (Cutie and the Boxer):

Her ne kadar festivali takip ettiğimiz için ödül sezonu ile ilgili haberlere biraz uzak kalsak da Gezici’de izlediğimiz Genç Kız ve Boksör’ün geçtiğimiz gün açıklanan listede Oscar aday adayı belgeseller listesine girdiğini belirtmiş olalım öncelikle. Belgeselde evliliklerinde 40 yılı devirmiş sanatçı bir çiftin yıllara yayılan inişli çıkışlı ilişkileri konu ediliyor. Boks ressamı olarak tanımlanan Ushio Shinohara (boş tuvale boyaya batırılmış boks eldivenleri ile vurarak resim yapıyor), 60’ların sonunda New York’a gelmiş. Eserleri ilgi çekmiş ama pek para kazanamamış (filmde New York’un en ünlü yoksul ressamıydı deniyor onun için). O yıllarda Noriko ile tanışmışlar ve aralarındaki yaş farkına rağmen evlenmişler. Noriko da genç bir sanatçı ama uzun yıllar kocasının arkasındaki isim olarak kalmış. Özellikle Ushio’nun alkol sorunları yaşadığı dönemde ona çok destek olmuş. Ancak aradan geçen yıllarda Noriko’nun sanatçı kimliği de giderek ön plana çıkmaya başlamış. Çiftin ilişkilerinden yola çıkarak yarattığı “Cutie” serisi çizimleri ile sergiler açmış. Film de bu ilişkiyi Noriko’nun animasyona dönüştürülmüş çizimlerinin de yardımıyla etraflıca anlatıyor. İzlemeye değer bir yapım.

Işığa Özlem (Nostalgia de la Luz / Nostalgia for the Light):

Işığa Özlem için son dönemin en iyi belgesellerinden biri diyebiliriz. Şili tarihi üzerine yaptığı belgeseller ile tanıdığımız Patricio Guzman kendini aşmış. Filmi izlemeden önce konusunu okuduğumda Şili’de yakınlarını kaybedenlerle astronomi arasında kurulacak olan bağın zorlama olmasından endişeliydim. Guzman, şimdiki zaman yoktur, karşımızdakine bakarken bile gördüğümüz şey aslında milisaniyeler boyutunda da olsa geçmiştir noktasından yola çıkıyor ve Şili’nin yakın tarihine, unutmak ve hatırlamak meselesini de ortaya koyarak bambaşka bir bakış getiriyor. Atacama çölünün ortasında bir kısım bilim adamının göğü inceleyerek yaptıkları çalışmalarla evrene ve insanoğluna dair sorulara yanıt ararken aynı çölde, aynı bilimin çölün kumlarına karışmış kemik parçalarını aramak için de kullanılması insanın içine oturuyor. Yakınlarını kaybedenler, yıllar sonra onların kemiklerini bile bulmaya razılar çünkü. Gezici Festival’e bu güzel belgesel için teşekkür ederken görselliği de çok etkileyici olan bu belgesel keşke Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin küçük perdesinde değil de Büyülü Fener’in büyük perdesinde gösterilseydi demeden de geçemiyorum.

%10 Kahraman Kimdir (10%: What Makes a Hero?):

%10 Kahraman Kimdir, İnternet’te bir ara çok popüler olan Nazi mitinginde Nazi selamı vermeyen adam fotoğrafından yola çıkan bir film (yukarıda gördüğünüz fotoğraftan bahsediyorum). Yönetmen Yoav Shamir, bu fotoğraftan hareketle kahramanlık kavramını sorguluyor ve kahraman dediğimiz kişilerdeki ortak noktaları arıyor. Film boyunca 2. Dünya Savaşı yıllarında Yahudileri saklayan Alman aileleri, tren raylarına düşen bir kızı kurtaran bir adam ya da eskiden uyuşturucu satarken şimdi gençleri uyuşturucudan korumak için çalışmalar yapan insanlar gibi farklı ülkelerdeki farklı kahramanlık örneklerini incelemesi, insanlarla şempanzeler ve bonobolar arasındaki benzerlikler ve farklılıklara değinmesi falan iyi ama sonlara doğru film sarkıyor. Kahramanlık üzerine çalışma yapan bilim adamları kısmını biraz kısa tutsa, filmi de bir buçuk saatten bir saate indirse çok daha iyi olacakmış.

Kuzunun Gülümseyişi (Hiuch HaGdi / The Smile of the Lamb):

Tuncel Kurtiz anısına gösterilen 1985 yapımı Kuzunun Gülümseyişi, bugünden baktığınızda biraz eskimiş ama üstadın oyunculuğu yine etkileyici. Zaten bu rolle Berlin’de en iyi erkek oyuncu seçilmiş zamanında. Filmin başlarında rolü az gibiydi ama sonlarda ağırlığını koyuyor. Filmde aynı ailenin üç kuşağını oynayan Kurtiz’in rolünü, bilmediği bir dil olan Arapça olarak oynaması da ayrıca takdir konusu. Film Filistin-İsrail meselesine biraz da alegorik bir açıdan bakarak hikâyesini kuruyor. Arada hikâyenin dağılması dışında başarılı sayılır. Özellikle İsrail ordusundaki doktor ve kız arkadaşı arasındaki mesele filmin içinde olmasa da olurdu diye düşündüm.

Gezici Festival 2013 İzlenimleri – Açılış ve 1. Gün: Şantaj, Yozgat Blues, Birdy

Şantaj (Blackmail):

Gezici Festival bu yılki açılışını Hitchcock’un Şantaj filmi ile yaptı. Hem de canlı müzik eşliğinde. Çok keyifliydi gerçekten. Açılış ve kapanış törenlerinden çok hazzetmeyen biri olarak tam da istediğim gibi bir açılış oldu. Az konuşma, bol film. Hem de güzel bir film. Yıllar önce Blackmail‘in restore edilmemiş bir kopyasını izlemiştim. Yenilenmiş halini, hem de canlı müzik eşliğinde izlemek çok iyi oldu. Film, kendisine tecavüz etmek isteyen bir ressamı bıçaklayarak öldüren bir kadının polis olan erkek arkadaşı ile olaydan sıyrılma çabası ve olayı bilen birinin onlara yaptığı şantaj üzerine gelişiyor. Hitchcock daha o yıllarda (1929 yapımı bir filmden bahsediyoruz) nasıl atmosfer yaratacağını çok iyi bildiğini göstermiş. Zaten sessiz filmlerden gelen bir isim olduğu için gerilim yaratmada görselliği çok iyi kullanan bir isim olduğunu tüm kariyerinde belli ediyordu. Bu arada filmin bir sessiz, bir de sesli versiyonu olduğunu da belirtmeli. Biz sessiz versiyonunu izledik ama sesli halinde de sesi ilk kez kullandığı film olmasına rağmen bunu ustaca kullandığı söyleniyor.

Filmde ilerde Hitchcock’dan görmeye alıştığımız kimi numaralar da mevcut. Finalin tanınmış bir mekânın tepelerinde geçmesi örneğin. Tipik bir Hitchcock finali. Filmin başındaki polisin nasıl çalıştığını gösteren sahnede aynadan görünen yansıma, merdiven çıkma sahnesi ya da film boyunca defalarca görünen aynı tablonun bir süre sonra karakterlerin vicdanı rolünü üstlenip sürekli farklı çağrışımlar yapması gibi olaylar da ayrıca mest etti. Benzer şekilde cinayet sahnesinde bıçağa yapılan zoom ve filmin ilerleyen sahnelerinde herhangi bir sahnede, örneğin kahvaltı masasında, bıçak görülmesi ile tekrar olay anının çağrıştırılması da Hitchcock’un sessiz filmlerinde de stilini oluşturduğunun bir göstergesi idi (ki okuduğum yorumlara göre sesli versiyonda sesle de benzer bir etki verilmiş). Neticede hemen her Hitchcock filmi gibi hiç düşünmeden mutlaka izleyin diyebileceğim bir film Şantaj.

Yozgat Blues:

Takip ettiğim başka festivallerde sürekli kaçırdığım Yozgat Blues‘u nihayet Gezici Festival’de yakaladım. Ne de güzel bir filmmiş. Aldığı bol övgüye rağmen kafamda yine mi taşra, yine mi Ercan Kesal gibi sorular vardı. Ama akla getirdiği filmlerden farklı bir yerde duruyor Yozgat Blues. Film İstanbul’dan Yozgat’a küçük bir gazinoda çalışmak için gelen Yavuz (Ercal Kesal) ve Neşe (Ayça Damgacı) karakterlerini getiriyor önümüze. Yavuz yılların sanatçısı iken Neşe ise ilk kez onun yanında vokalistlik yaparak sahneye çıkıyor. Yozgat’ta yolları, berberlik yapan ama hayali bir kadın kuaförü açıp çoluk çocuğa kavuşmak olan Sabri (Tansu Biçer) ile kesişiyor. Ana hikâye filmin adıyla uyumlu olarak hüzünlü olsa da seyirciyi boğucu bir atmosfere hapsetmiyor. O hüznün içindeki mizahı buluyor denebilir. İşler kötü gittiğinde bile efendiliğini sonuna kadar koruyan, Neşe kendisine güvenip Yozgat’a geldiği için kendisini ondan da sorumlu hisseden Yavuz’un küçük bir gazinoda kimse kendisini dinlemese de inatla Fransızca şarkı söylemesi bile kendi içinde bir kara mizah barındırıyor.  Bu arada filmde Yavuz’u sürekli aynı şarkıyı söylerken duymamız da güzel bir ayrıntıydı.

Kendisini tekrara düşer mi diye endişelendiğim Ercan Kesal, Yavuz rolünde yine çok iyi (her şeye rağmen bu hızla çalışmaya biraz mola vermesi gerektiğini düşünüyorum yine de). Diğer oyuncular da öyle ama filmin gizli yıldızı Nadir Sarıbacak bence. Müthiş bir sanatçıyım ben havasındaki Kamil karakterini o kadar ince ayrıntılarla donatmış ki arka planda gözüktüğü sahnelerde bile rol çalıyor. Zaten yan rollerde yer aldığı her filmde kendini gösteren bir isim Nadir Sarıbacak. Filmde sanatla uğraşan karakterlerin ben de sanat yapıyorum havasını uzaktan uzağa Boogie Nights‘a benzettim bu arada. Yanlış anlaşılmasın, elbette filmlerin dertleri çok farklı ama karakterlerin sanat ile ilişkileri açısından çağrışım yaptı.

Film sonrasında yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun’la bir söyleşi vardı. Diğer salondaki filme yetişeceğim için sonuna kadar kalamadım ama birkaç kaç noktayı belirtmem gerek yine de. Bu tip söyleşilerde ilk soruyu soracak cesareti bulmak hep zor olur, insanlar sonradan açılır. Bu kez ilk soruyu soran kişinin filmi izlemeyip sadece söyleşiye katılan birisi olması, sorunun da “Neden Yozgat?” şeklindeki yönetmenin muhtemelen 1500 kez cevapladığı bir soru olması gerçekten bombaydı. Ablayı filmi izlemeden ilk soruyu sorma cesaretinden dolayı kutlamalı herhalde. Yönetmen cevabında Yozgat’ın modern taşrayı yansıtırken bir yandan da kimliksiz olmasının etkisi olduğunu vurguladı. Buna bağlı başka bir soruda da şehrin gözüktüğü anlarda bile genelde flu olarak gözüktüğü söylendi. Ayrıca Mahmut Fazıl Coşkun’un ilk filmi Uzak İhtimal’den de hareketle filmlerindeki dini göndermeler üzerine de konuşuldu.

Birdy:

Birdy‘yi yıllar önce, TRT’de yayınlandığında olay olduğu zaman izlemiştim. Gezici Festival sayesinde yeniden izlemek güzel oldu. Alan Parker’ın en verimli dönemlerinden bir film Birdy (daha önce de belirtmiştim The Wall ve Angel Heart arasında çekiyor bu filmi). Filmin başında bir klinikte tek başına bir hücrede kalan ve doktorların ağzından tek bir kelime bile alamadığı, bırakın kelime almayı “insanca” bir tepki bile göremedikleri Vietnam gazisi Birdy ile tanışıyoruz (gerçek adı hiçbir zaman söylenmiyor, arkadaşları kuşlara olan tutkusundan dolayı ona Birdy diyorlar). Doktorlar tedavi çabalarından bir sonuç alamayınca en yakın arkadaşı Al’i çağırıyorlar. O da savaştan yüzünün yarısını kaybetmiş bir şekilde dönmüş başka bir Vietnam gazisi. Film Al’in Birdy’den herhangi bir tepki alabilme çabalarıyla birlikte flashback’ler eşliğinde bu iki arkadaşın ilk tanıştıkları zamanlardan o güne kadar yaşadıklarını anlatıyor.

Hem Matthew Modine, hem de Nicolas Cage çok iyi oyunculuklar sergiliyorlar. Özellikle Nicolas Cage’in bir zamanlar ne kadar iyi filmlerde oynadığını hatırlamış oluyoruz. Bir yandan iki yaralı insanın (sadece fiziksel yaradan bahsetmiyorum) dostluğunu anlatırken bir yandan da sağlam bir antimilitarist film Birdy. Üstelik bunu yaparken kullandığı savaş sahnesi sayısı da oldukça az. Birdy karakterini filmin başında tıpkı çevresindeki diğer insanlar gibi seyircinin de garip bir tip olarak görürken Al karakteri ile birlikte adım adım ona yakınlık hissetmesi başarılı bir şekilde çözülmüş. Birdy’nin neden konuşmadığına dair cevabı ve tüm bir final sekansı ise unutulmaz (gerçekten de aradan geçen zamanda unutmadığım yerlerden ikisi bunlar). Alan Parker’ın pencerelerden giren ışıklar ile sürekli gökleri hatırlatan ve uçsuz bucaksız özgürlüğü vurgulayan görüntüleri, karakterler arasındaki acaba kuşlar bizi nasıl görüyor muhabbeti sonrasında bir anda göğe yükselen ve filmin belli yerlerinde kelimenin tam anlamıyla uçuşa geçen kamerası da müthiş. Filme çok iyi uyum sağlayan Peter Gabriel’in müziği de öyle. Festivalde bir gösterimi daha var. O gösterimi kaçırmayın derim. Olmadı televizyonda da zaman zaman yayınlanıyor. O da olmadı DVD’si de mevcut piyasada.

Gezici Festival Edremit’e Konuk Oluyor

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen ve 19 yıldır Türkiye’nin birçok kentine konuk olan Gezici Festival, bu yılki yolculuğuna 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlıyor. Festival’i yolculuğu sırasında hiç yalnız bırakmayan Tuncel Kurtiz’in anısına Edremit Belediyesi ve Güre Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleşecek bir günlük buluşmada, Olivecity AVM Akçay Atlas Sineması’nda gün boyu film gösterimleri olacak.

Tuncel Kurtiz anısına gerçekleştirilecek gösterimlerde izleyiciler, Kurtiz’i sinema ve televizyon oyuncusunun ötesinde yönetmen, tiyatro oyuncusu ve sinema dostu olarak tanıma fırsatı bulacaklar.

Gezici Festival arşivinden seçilen ve on beş yıla yayılan görüntülerden oluşan Gezici Festival’in Yol Arkadaşı: Tuncel Kurtiz adlı belgesel; Kurtiz’in 1979 yılında İsveç’te yönettiği ve başrolünü üstlendiği sıra dışı gurbetçi filmi Gül Hasan ve  2004 yılında  Macaristan’da Tuncel Kurtiz, Sema Moritz ve Reyend Bölükbaşı’nın Mediawave Festivali sırasında gerçekleştirdikleri Şeyh Bedrettin Destanı gösterisinin kaydı Edremit’te izleyiciyle buluşacak.

Bu bölümde gösterilecek diğer filmler arasında son dönem Türkiye sinemasından iki örnek ve Şili’nin bu yılki Oscar adayı bulunuyor. Reha Erdem’in yazıp yönettiği Jîn, 17 yaşındaki bir genç kızın hayata katılmak için kendi kaçış hikâyesini yaratmasını anlatıyor. Adana Altın Koza Film Festivali’nden En İyi Film dahil toplam beş ödülle dönen Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği Yozgat Blues, bir yaşdönümü ve aşk hikâyesini müzik ve müziğin bağlayıcı gücü üzerinden anlatıyor. Şilili yönetmen Sebastián Lelio’nun filmi Gloria ise duygu karmaşasına rağmen direncini ve bağımsızlığını ortaya koymayı başaran 58 yaşındaki güçlü bir kadının portresini çiziyor.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de Türkiye Sineması

Türkiye ve yurtdışından ödüllerle dönen son dönem örnekler Türkiye 2013 bölümünde Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Ülkemizde bu yıl çekilen uzun metrajlı filmlerden derlenen bölümde yer alan filmlerin yönetmen ve oyuncuları her zaman olduğu gibi galalarda izleyicilerle bir araya gelecek.

Altın Koza’da dört ödül kazanan Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu imzalı Gözümün Nûru, bir sinema tutkununun gözleri bantlı bir halde geçirdiği süre içerisinde korkularıyla yüzleşmesini anlatıyor.

Türkiye’den kadın portreleri

İstanbul Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü’nün yanı sıra Altın Koza’da Yılmaz Güney Ödülü dahil dört ödül kazanan, Deniz Akçay Katıksız’ın yönettiği Köksüz, babanın kaybının ardından hayata devam etmeye çalışan bir anne ve üç çocuğunun hikâyesini anlatıyor. Filmde eşinin kaybını kabullenemeyen, Ahu Türkpençe’nin canlandırdığı Nurcan, bütün ailenin yükü omuzlarına çöken Feride, ergen bir erkek çocuk olarak kendi kaçışlarına sığınmaya çalışan İlker ve her şeyi sessizce izleyerek büyüyen Özge’nin yeniden aile olabilme çabalarını izleyeceksiniz.

Ramin Matin’in yönettiği Kusursuzlar’da, iki kız kardeş küçükken yazları geçirdikleri Ege kasabasına yıllar sonra yeniden giderek, birbirleriyle ve geçmişle yüzleşiyorlar. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ve Yönetmen ödüllerini kazanan filmde kan bağı haricinde çok az ortak yönü olan iki kız kardeşi Esra Bezen Bilgin ve İpek Türktan canlandırıyorlar.

Gezici Festival’de taşra hikâyeleri

Adana Altın Koza Film Festivali’nden En İyi Film dahil toplam beş ödülle dönen Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği Yozgat Blues, bir yaş dönümü ve aşk hikâyesini müzik ve müziğin bağlayıcı gücü üzerinden anlatıyor. Ercan Kesal ve Ayça Damgacı’nın İstanbul’dan Yozgat’a gelen iki şarkıcıyı canlandırdıkları film, başarılı oyunculukları ve taşraya ince bakışıyla dikkat çekiyor.

İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film dahil dört ödül kazanan, Onur Ünlü’nün yönettiği Sen Aydınlatırsın Geceyi, göğünde iki güneş, üç tane dolunayı olan bir Anadolu kasabasının doğaüstü özellikleri olan sakinlerinin, olağan endişelerini anlatıyor. Onur Ünlü’nün “Endişe üzerine kurulu, biraz da melankolik bir film” olarak tanımladığı Sen Aydınlatırsın Geceyi’nin başrollerinde Ali Atay, Demet Evgar, Damla Sönmez ve Ercan Kesal oynuyorlar.

Berlin’den Gezici Festival’e

Türkiye sinemasından bu yıl Berlin Film Festivali’nde gösterilen iki film de Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Reha Erdem‘in yazıp yönettiği Jîn, 17 yaşındaki bir genç kızın hayata katılmak için kendi kaçış hikâyesini yaratmasını anlatıyor. Reha Erdem’in, “Şu an yaşanan gerçekliğe çok yakın” olarak tanımladığı filmi, Altın Koza’da Erdem’e En İyi Yönetmen ve genç oyuncusu Deniz Hasgüler’e Umut Veren Kadın Oyuncu ödüllerini kazandırdı.

Uğur Yücel’in yazıp, yönettiği Soğuk, çekimlerinin yapıldığı Kars’ın karlı dağlarını ve dondurucu hava koşullarını başrole taşıyor. Cenk Alibeyoğlu ve Ahmet Rıfat Şungar’ın oynadıkları film, aile içindeki geleneksel kodları, kadınların maruz kaldığı her türlü şiddeti ve erkeklerin toplumdaki dokunulmazlığını sarsıcı bir etki yaratacak şekilde resmediyor.

Festival söyleşileri

Ankara’da gerçekleşecek iki söyleşide, tanınmış sinemacılar Gezici Festival izleyicisiyle bir araya gelerek deneyimlerini paylaşacaklar. Ödüllü oyuncu Taner Birsel, 30 Kasım Cumartesi günü Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Oyunculuk üzerine gerçekleşecek söyleşide farklı oyunculuk performanslarını değerlendirecek. Yönetmen Zeki Demirkubuz ve Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu ise, 4 Aralık’ta Alman Kültür Merkezi’nde sinemaseverlerle bir araya gelecek.

Küçük izleyicileri, aralarında Estonya, İspanya, Letonya ve Norveç’in de bulunduğu farklı ülkelerden diyalogsuz, kısa canlandırmaların gösterileceği Çocuk Filmleri bölümüyle beraber, bir de Canlandırma Atölyesi bekliyor. Ankara’da gerçekleştirilecek olan ve çocukların ilk filmlerini üretecekleri bu atölye, çocuklarla çalışma konusunda uzmanlaşmış Hollandalı Jenny Van den Broeke tarafından yürütülecek ve 8-12 yaş arası tüm izleyicilerimizin katılımlarına açık olacak.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’e Ankara’da Hitchcock’lu Açılış

Gezici Festival’in bu yılki Ankara programının açılışı sinema tarihinin önemli bir ismine ve önemli bir dönemine de saygı duruşu niteliği taşıyor. Alfred Hitchcock’un Ankara’da ilk kez gösterilecek sessiz filmi Şantaj (Blackmail), canlı müzik eşliğinde 28 Kasım akşamı Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde British Council işbirliği ile özel bir gösterimle sinemaseverlerle buluşacak.

İngiliz Film Enstitüsü’nün (BFI) geçtiğimiz yıllarda Hitchock9 projesi kapsamında uzun ve titiz bir yenilemeyle eski haline getirdiği, British Council tarafından ilk kez Türkiye’de gösterilen, Alfred Hitchcock’un 1925 ve 1929 yılları arasında çekilmiş, az bilinen dokuz sessiz filminden biri olan Şantaj filminin bu özel gösterimine Hakan A. Toker piyanosuyla eşlik edecek. “Sessiz filmler sinemanın en saf halidir,” diyen Hitchcock’un 1929 yapımı, sesli filmlere geçiş döneminde çekilen bu filminin müzik ve diyaloglu sahneler içeren bir versiyonu daha bulunuyor.

Ankaralı izleyiciler, Hitchcock’un filmografisindeki tanıdık temaların ve kendine özgü stilinin ilk ipuçlarını veren Şantaj’ın özel gösterimine, Gezici Festival’in Facebook sayfası ve Twitter hesabı üzerinden düzenlediği yarışmalarla bilet kazanma şansını yakalamaktalar.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de Dünya Sineması

Berlin, Cannes ve Sundance gibi önemli festivallerden ödüllerle dönen son dönem örnekler Dünya Sineması bölümünde bir kez daha Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Dünya Sineması seçkisinde İran’dan Lübnan’a, ABD’den Şili’ye ve Kore’ye, farklı ülkelerin sinemalarından çarpıcı örnekleri izleme fırsatı bulacaksınız.
Muhteşem Güzellik (The Great Beauty), Genç Kız ve Boksör (Cutie and the Boxer), İşçiler (Workers), Karşınızda Martin Bonner (This is Martin Bonner) ve Kimsenin Kızı (Nobody’s Daughter Haewon), Türkiye gösterimlerini ilk kez Gezici Festival’de gerçekleştirirken; Ölümsüz Aşk (Ain’t Them Bodies Saints), Geçmiş (The Past), Gloria ve Dünya Bizim Değil (A World Not Ours) ilk kez Ankaralı izleyiciyle buluşacak.
Yeni başlangıçlar
Geçmişi geride bırakarak, hayatlarında yeni bir sayfa açmaya çalışan insanların hikâyeleri dört filmle Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Berlin Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu başta olmak üzere ödüllerle dönen Şili’nin bu yılki Oscar adayı GloriaPaulina García‘nın canlandırdığı, yaşam enerjisiyle dolu bir kadının yaşlılık ve yalnızlıkla savaşını anlatıyor. Filmin yönetmeni, Gezici Festival izleyicisinin geçen yıldan Kaplanın Yılı ile hatırlayacağı Sebastián Lelio.
İtalyan sinemasının son dönem adından sıkça söz ettiren yönetmenlerinden, Olmak İstediğim Yer filminden hatırladığımız Paolo Sorrentino imzalı Muhteşem Güzellik, yaşlılığıyla yüzleşen bir yazarın yaşam enerjisini yeniden keşfetme serüvenini anlatıyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan film, büyük prodüksiyonu, muhteşem Roma görüntüleri ve coşkuyla anlatılan hikâyesiyle sinemanın son zamanlardaki en görkemli örneklerinden.
Sundance Film Festivali’nde İzleyici Ödülü kazanan, Chad Hartigan’ın yönettiği Amerikan yapımı Karşınızda Martin Bonner yetişkin iki çocuğunu ve düzenli hayatını terk ederek yeni bir şehre ve hayata adım atan 50’lerinde bir adamın öyküsünü anlatıyor. Martin Bonner’ı canlandıran Paul Eenhoorn‘un filmdeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında kazandığı iki ödülü bulunuyor.
Sundance’ten iki ödülle dönen, David Lowery’nin yönettiği Ölümsüz Aşk’ta ise, hapishaneden kaçarak karısına ve hiç görmediği kızına ulaşmaya çalışan bir adamın hikâyesini izleyeceksiniz. Western mitini şiirsel anlatımıyla yeniden canlandıran filmin başrollerinde Casey Affleck, Rooney Mara ve Ben Foster oynuyor.
Evlilik, aşk ve aile
Dünyanın üç köşesinden üç örnek; evlilik, aşk ve ailenin yapıcı ve yıkıcı yanlarını birbirinden çok farklı ve özgün anlatımlarıyla mercek altına alıyor. İranlı Yönetmen Asghar Farhadi, Oscar kazanan filmi Bir Ayrılık’ın başarısından sonra bir başka kişisel filmle ailenin karmaşık dünyasına dalıyor. Cannes Film Festivali’nde başrol oyuncusu Bérénice Bejo’ya ödül kazandıran ve Variety’nin “özenle kurgulanmış bir aile melodramı” olarak tanımladığı Geçmiş, bir evliliğin çöküşünü katman katman açılan bir örgüyle anlatıyor.
Koreli ünlü yönetmen Hong Sang-soo’nun yönettiği, ilk gösterimi Berlin’de gerçekleşen Kimsenin Kızı’nda ise genç bir kadının annesinden ayrılması ve  profesörüyle yaşadığı sancılı ilişkiyi bitirmesinin, birkaç güne yayılan öyküsünü izleyeceksiniz. Daha önceki filmlerinde aşkın anlaşılmaz yollarını ve ilişkilerin imkansızlığını erkek kahramanların üzerinden keşfeden Sang-soo, Kimsenin Kızı’nda bir kadının karmaşık dünyasına girmeyi tercih ediyor.
Sundance ve Tribeca Film Festivalleri’nden ödüllerle dönen, Zachary Heinzerling’in yönettiği Genç Kız ve Boksör, New York’ta yaşayan ressam Ushio Shinohara ve karısı Noriko’nun 40 yıllık, inişli çıkışlı evliliğini anlatıyor. 1960’ların New York’undan günümüze uzanan film, fedakarlık, hayal kırıklığı ve yaşlılık kavramlarının sanata adanmış yaşamlar üzerinden bir portresini sunuyor.
Politik sorunlara insani cevaplar
Dünya Sineması bölümünde gösterilecek iki film, politik konulara didaktik anlatımlar yerine insan hikâyeleri üzerinden dikkat çekiyor. Meksika ve Almanya ortak yapımı, José Luis Valle’nin yazıp yönettiği İşçiler, emekli aylığına hak kazanmaya çalışan Rafael ve gelecek güvencesini bir köpeğe kaptıran Lidia’nın hikâyeleri üzerinden işçi sınıfının gelecek kaygısına minimalist ve oldukça eğlenceli bir anlatımla bakıyor.
Berlin’den ödülle dönen, Madhi Fleifel’in yönettiği Dünya Bizim Değil ise, Güney Lübnan’da bir mülteci kampında yaşayan üç neslin hikâyesini aile arşivlerinden yola çıkarak varoluş, aidiyet ve arkadaşlık üzerinden ele alıyor. Aynı ailenin bireyleri tarafından 20 yıl boyunca çekilmiş görüntülerden oluşan film, bir aile belgeseli olmaktan ziyade, “öteki dünyayı” gettolaştırılmış bir halkın hafızasını paylaşmaya çağırıyor.
Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.
Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de İki Özel Bölüm

Gezici Festival, iki ayrı bölümde dünyadaki çıkmazları sorguluyor. Barış Bıçakçı: İki Film Arasındaki En Kısa Mesafe bölümü aile ve arkadaşlık kavramlarının yapıcı ve yıkıcı yanlarına, Ne Yapmalı? bölümü ise özgür dünya projesinin çatlaklarına ve alternatif bir sistemin nasıl kurgulanacağına bakıyor.

Yazar Barış Bıçakçı’nın Gezici Festival izleyicisi için seçtiği iki film, Barış Bıçakçı: İki Film Arasındaki En Kısa Mesafe bölümünde gösterilecek. Barış Bıçakçı, seçtiği iki filmle, insanlık hallerine, ergenlikten yetişkinliğe geçişe, kayıplara, taşra yalnızlığına yeni bir gözle bakmaya çağırıyor ve iki filmin arasındaki en kısa mesafeyi sorgulatıyor.

Bu bölümde Amerikan sinemasından iki modern klasik arasındaki en kısa mesafe; arkadaşlık, kardeşlik ve yaralanmış ruhların umudu birbirlerinde bulması olarak karşımıza çıkıyor. Alan Parker’ın 1984 yapımı filmi Birdy’de, birlikte önce okula, sonra da savaşa giden iki arkadaşın hayatı yeniden yakalamaya çalışmalarını izleyeceksiniz. Cannes’da Büyük Jüri Ödülü kazanan, Matthew Modine ve Nicolas Cage’in başrollerde oldukları film, William Wharton’ın aynı isimli romanını 2. Dünya Savaşı’ndan Vietnam Savaşı sonrasına taşıyor.

Lasse Hallström’ün yönettiği, Leonardo DiCaprio’ya Oscar ve Altın Küre adaylıkları getiren, 1993 yapımı Gilbert’in Hayalleri (What’s Eating Gilbert Grape) ise bir ailenin ayakta kalma savaşına zihinsel engelli bir çocuğun ve ağabeyinin ilişkileri üzerinden bakıyor. Film eleştirmeni Roger Ebert’in gösterime girdiği senenin “en büyüleyici filmlerinden” birisi olarak kabul ettiği Gilbert’in Hayalleri’nin başrolleri DiCaprio ile beraber Johnny Depp, Juliette Lewis ve John C. Reilly paylaşıyor.

Ne Yapmalı? 

Gezici Festival, Ne Yapmalı? bölümünde ise izleyiciyi özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yöntemlerini düşünmeye davet ediyor. Baskı ve sömürünün olmadığı bir dünya nasıl mümkün olabilir? Bunun için işe nereden başlamak gerekiyor? Lenin’in 1902 yılında, Nikolay Çernişevski’nin Ne Yapmalı? romanından esinlenerek hazırladığı broşürün başlığındaki soruyla aynı adı taşıyan bu bölümde yer alan filmler, kolektif mücadelelerden bireysel kahramanlara “Ne Yapmalı?” sorusuna yanıt getiren örnekler üzerinde duruyor.

Ödüllü yönetmen Yoav Shamir, %10 Kahraman Kimdir? (10% – What Makes A Hero?) filminde kahramanlık kavramını insan doğası üzerinden, çok boyutlu bir şekilde sorguluyor. Film, Afrika’dan ABD’ye,  genetikçilerden davranış bilimcilere, bonobo maymunlarından modern insana, nüfusun yüzde 10’u olduğu tahmin edilen zor koşullarda onurlu olabilen bireylerin peşine düşüyor. Politik belgeselleriyle tanınan Patricio Guzmán’ın yönettiği Işığa Özlem (Nostalgia for the Light), Pinochet rejimi sırasında çocuklarını kaybeden anneler ile Atacama Çölü’nde gözlem yapan astronomlar arasında etkileyici paralellikler kuruyor. Belgesel, izleyiciyi siyasi mahkumların yattığı hapishaneden ülkenin başka bölgelerine, çöldeki büyük rasathaneden uzaya kadar uzanan bir yolculuğa davet ediyor.

Jean-Luc Godard’ın 1967 yapımı filmi Ona Dair Bildiğim İki Üç Şey (Two or Three Things I Know About Her) ise, yönetmenin o dönem üzerine düşüncelerini, alışılmadık ve heyecan verici bir anlatımla paylaşıyor. Godard, fahişelik yapan bir ev kadını üzerinden tüketim toplumunu ve reklamların vadettiği özgür dünyanın ardındakileri sorguluyor. John Akomfrah’ın yönettiği belgesel Stuart Hall Projesi (The Stuart Hall Project), 1960’larda Kültürel Çalışmalar alanını akademiye kazandıran Hall’un çok yönlü bir portresini çiziyor. Arşiv görüntüleri ve aile albümünden fotoğrafların yer aldığı görüntü kuşağına, Hall’un ‘ruhuma dokundu’ dediği Miles Davis parçaları eşlik ediyor.

Farklı örgütlenme tarzları, demokrasinin temsili ya da katılımcı halleri, kente özgü eylemlilikler gibi soruların yanıtlarının arandığı  Ne Yapmalı? bölümünde, Ankaralı Gezici Festival takipçilerini ayrıca bir panel bekliyor.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de Şili Sineması

Gezici Festival izleyicisinin daha önceki yıllardan yakından tanıdığı ve bu yıl tanışacağı Şilili yönetmenlerin uzun metrajlı ve kısa filmleri Bir Ülke: Şili bölümünde gösterilecek. İki filmiyle Festival’in konuğu olacak Sebastián Lelio, bu bölümde ve Dünya Sineması seçkisinde filmleriyle yer alacak.

2010 yılında En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre’ye aday olan, yönetmen Sebastián Silva ve başrol oyuncusu Catalina Saavedra’ya 20’den fazla ödül kazandıran Hizmetçi (The Maid), mesleğine ölümüne sahip çıkan bir kadının trajikomik hikâyesini anlatıyor. Silva, Şilili zengin bir ailenin yanında çalışan, Saavedra’nın canlandırdığı Raquel’in ikinci bir hizmetçiye hayatı zindan etmesini büyük bir duyarlılıkla filme alıyor.

Rotterdam’da Hollanda Film Eleştirmenleri Derneği En İyi Film ve İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale ödüllerini kazanan, Pablo Larraín’in yönettiği Tony Manero, Şili’nin yakın tarihine sinema tarihinin unutulmaz bir karakteri üzerinden bakıyor. 2009 yapımı film, Cumartesi Gecesi Ateşi’nde (1977) John Travolta’nın canlandırdığı Tony Manero karakterine kafayı takmış elli yaşlarındaki bir adamın şov yıldızı olma hayaline yaklaşmasını, Pinochet döneminin baskıcı rejimi çerçevesinde anlatıyor.

Alejandro Fernández Almendras’ın yönettiği, 2011 yapımı Ateşin Başında (By the Fire), işçi sınıfından bir çiftin şehir dışına yerleşme hayallerinin zorluklarını muhteşem görüntülerle perdeye taşıyor. Almendras’ın ikinci uzun metrajlı filminde, Daniel ve Alejandra’nın kırklı yaşlarında şehir hayatını bırakma hayalleri beklemedikleri bir engelle büyük bir sınavdan geçiyor.

Yönetmen Alicia Scherson; Karlovy Vary, Montreal ve Tribeca’dan ödüllerle dönen, ilk uzun metrajlı filmi Oyun’da (Play) fakir kız-zengin oğlan hikâyesine yeni bir soluk getiriyor. 2005 yapımı filmde, hayatları kaybolan bir çantayla kesişen bir hizmetçi ve karısı tarafından terkedilmiş bir mimarın öyküsü perdeye taşınıyor.

Sebastián Lelio’dan iki film

Gezici Festival izleyicileri, geçen yıldan Kaplanın Yılı ile hatırlayacakları Sebastián Lelio’nun iki filmini birden izleme fırsatı bulacaklar. Bu bölümde gösterilecek dokuz ödüllü, 2005 yapımı Kutsal Aile (The Sacred Family) Şilili zengin bir ailenin çöküşünü anlatıyor. Filmde, egoist ve başarılı bir baba, sorumsuz bir anne ve babasının kuklası bir oğulun ilişkilerinin bir hafta sonu, oğullarının kız arkadaşının ziyaretiyle bitmek bilmeyen bir karışıklığın içine düşmesini izleyeceksiniz.

Gezici Festival’de izleyeceğiniz Lelio’nun bir diğer filmi Dünya Sineması bölümünde gösterilecek. Berlin Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu başta olmak üzere ödüllerle dönen Şili’nin bu yılki Oscar adayı Gloria, yaşam enerjisiyle dolu, 58 yaşında bir kadının yaşlılık ve yalnızlıkla savaşmasını trajikomik bir şekilde anlatıyor. Gloria’nın bekar partilerinden hayal kırıklığına ve yeniden bir ilişkiye uzanan yolculuğu, Şili’nin politik tarihinin arka planda olduğu bir hikâyeyle anlatılıyor. Bu bölümde uzun metrajlı filmlerle birlikte Şili sinemasından kısa filmler de izleyiciyle buluşacak.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Köken Ergun Gezici Festival’de

Gezici Festival, dünya ve Türkiye sinemasından son dönem uzun metrajlı filmlerle birlikte izleyicilere alternatif sinema örnekleri sunmaya hazırlanıyor. Berlin Film Festivali’nde kısa belgeseli Aşura ile ödül kazanan Köken Ergun’un Video İşleriDeneysel Sinema: Avusturya – Türkiye ve dünya sinemasından kısa film örnekleri izleyebileceğiniz Kısa İyidir, Gezici Festival izleyicisine sinemanın farklı yüzlerini gösterecek.

Dünyada video ve performans alanındaki eserleriyle tanınan ve 2010 yılı boyunca Caferilerin yoğunluklu yaşadığı, İstanbul’un Zeynebiye Mahallesi sakinleri ile yakın işbirliği içinde çalışarak, Aşura günü oynanacak olan tiyatronun provalarını ve diğer hazırlıkları anlattığı kısa belgeseli Aşura ile bu yıl Berlin Film Festivali’nde yarışarak Özel Mansiyon’a layık görülen Köken Ergun’un, daha önce Oberhausen, Rotterdam, Sydney ve Zagreb Film Festivallerinde gösterilen video işleri Türkiye’de ilk kez toplu olarak izleyiciyle buluşacak. Bu bölümde gösterilecek video işleri arasında Binibining Vaadedilmiş Topraklar,  TANKLOVE, Ben Askerim, İsimsiz, WEDDING ve 2007 yılında Rotterdam Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülü’nü kazanan Bayrak ile merakla beklenen Aşura bulunuyor.

Video işlerinde alt-kültürlerin ritüel ve törenlerine odaklanan Ergun, Binibining Vaadelmiş Topraklar‘da İsrail’de çalışan Filipinli kadınların kendi aralarında düzenlediği güzellik yarışmasına bakıyor. WEDDING’de Almanya’da elliden fazla Türk düğününde çektiği görüntülerle kurmaca bir düğün yaratıyor. İsimsiz’de ise, Türkiye’deki başörtüsü yasağına şaşırtıcı bir şekilde cevap veriyor.

Ergun’un diğer üç çalışması, resmi ideolojiyi ve ulusalcılığı sorguluyor. TANKLOVE’da, askerin ve ordunun görünmez olduğu bir Danimarka köyüne dev bir tankın gelişini gösterirken Sincan’daki tanklara gönderme yapıyor. Bayrak’ta bir bayram kutlamasında küçük zihinlere yüklenen resmi ideolojilere bakarken, Ben Askerim’de askerliğin ve asker olmanın kurgulanışını gene bir tören üzerinden sorguluyor. Festivale konuk olacak Ergun’un çalışmalarını, Ankaralılar, SALT Ulus’ta 5 Aralık’ta açılışı yapılacak bir sergi ile de daha yakından tanıma fırsatı bulacaklar.

Deneysel sinema: Avusturya – Türkiye

Türkiye’de deneysel sinemanın ilk örneklerinin ortaya çıkmasının 50. yılında, Türkiye’den ve deneysel sinema denilince ilk akla gelen ülke olan Avusturya’dan kısa filmler, bu bölümde izleyiciyle buluşacak.

Ozan Adam’ın Bir Olayın İnfazı Aleyhine Tutanağın İki Adı ve Kırık Plaklarla Dolu Bir BavulOğuzhan Akalın’ın (Kafes)Dilek Aydın’ın Şehri Terk EdinNurşen Bakır’ın PartizanlarEge Berensel’in GerisayımGürcan Keltek’in Fazlamesai ve Zeyno Pekünlü’nün Erkek Erkeğe filmlerinin gösterileceği bu bölümde sinemaseverleri Türkiye deneysel sineması için milat kabul edilebilecek bir film bekliyor. Filmleri günyüzüne çıkmayan yönetmen Alp Zeki Heper’in 1963’te Fransa’da çektiği kısa filmi Şafak.

Avusturya deneysellerinde ise Avusturya avangart sinemasının önemli isimlerinden Peter Tscherkassky’nin Mutlu Son ve Uzay, Lisl Ponger’in Pasajlar, multimedya işleriyle tanınan Virgil Widrich’in Fotokopi DükkânıSiegfried A. Fruhauf’un Ayna Mekaniği ve Gustav Deutsch’un Dünyanın Aynası Sinema 1 filmleri yer alacak. Bulunan eski filmlerin yeniden kurgulanarak mutlu bir hikâyeye dönüşmesi, göç öykülerinden oluşan hayali bir yirminci yüzyıl haritasının yaratılması ve dehşete kapılan bir kadının görüntüsünün perdeyi istila etmesi bu bölümde anlatılan hikâyeler arasında.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden festivale başvuran 1000’e yakın film arasından seçilen kısa filmler, Kısa İyidir bölümünde izleyicileri farklı ülkelerin yenilikçi sinemasıyla tanıştıracak. Bu bölümde ABD, Almanya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İsviçre, Ürdün, Portekiz, Romanya ve Sırbistan’dan kısa filmler izleyicilerle buluşacak.

Bu bölümde gösterilecek filmler arasında Jonas Meier’in yönettiği Alis GökteMaria Fredriksson’ın yönettiği Kahve VaktiMerlin Flügel’in yönettiği Yankı, Ulu Braun’un yönettiği Orman, Eliška Chytková’nın yönettiği Güneş, Ahmad Saleh’in yönettiği Ev, Hisko Hulsing’in yönettiği Hurdalık, Amelie Harrault’nun yönettiği Montparnasse’li Kiki, Gabriel Gauchet’nin yönettiği İnsan Müsveddeleri, Nir Nadler’in yönettiği İki Kişilik Ülke, Sam ve Fred Guillaume’un yönettikleri Ayının Gecesi, Rachel Mayeri’nin yönettiği Şempanzeler için Sinema: Maymunların Aile Yaşamı, Ana Nedeljkovic ve Nikola Majdak Jr’ın yönettikleri Tavşan Ülkesi, Philipp Scholz’un yönettiği Steffi Bunu Beğendi, Jochen Kuhn’un yönettiği Pazar 3, Sam Baixauli’nin yönettiği Kelime Hazinesi, Talkhon Hamzavi’nin yönettiği Parvaneh, João Nicolau’nun yönettiği Gambozinos ve Sylvia Borges’in yönettiği Sana Gidelim mi? bulunuyor.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 319.324 hits
Şubat 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.