Posts Tagged '!f istanbul'



!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2016 / Bölüm 1

Farklı yerlere yazdığım yazılar nedeniyle son zamanlarda blogu biraz boşladığımı fark ettim. !f Ankara’da bilet satışları başlamışken bloga yeni bir hız vermenin zamanı geldi. Her yıl olduğu gibi !f Ankara, bu yıl da Cinemaximum Armada’nın iki salonunda yapılacak. Yine her yıl olduğu gibi festivalin Ankara ayağındaki her filmin sadece bir gösterimi var. Bu nedenle festival takipçileri, her seansta karşı karşıya gelen iki filmden birini seçmek durumunda. Bu yazılarda yardımcı olmaya çalışacağım konu da işte bu seçimler.

İlk günden başlayalım bakalım:

3 Mart Perşembe:

12:30 – Speed Sisters / Hızın Kızları
13:00 – Bella e Perduta / Kayıp ve Güzel

Speed Sisters / Hızın Kızları

Festivalin ilk gününde bir tarafta daha klasik bir belgesel var. Hızın Kızları, Filistin’deki ilk kadın araba yarışı takımını bizlere tanıtan bir belgesel. Filistin’de bildiğimiz sorunlar yaşanırken araba yarışı ile ilgilenmenin zorluğu bir yana, o coğrafyada tümüyle kadın bir araba yarışı takımı olmanın da kendine özgü zorlukları var belli ki. Tüm bunlara eğilen belgesel oldukça iyi yorumlar almış. Görünen o ki iyi ama sürprizsiz bir belgesel. Karşımıza ne çıkacağını az çok biliyoruz. Bu filmin karşısındaki Kayıp ve Güzel ise yine bir belgesel fikri ile yola çıkılmış ama yönetmen, bir süre takip ettiği ana karakter olan Tommaso adındaki çobanın ölümü üzerine filmi farklı bir rotaya çevirmiş ve film İtalya kırsalında geçen şiirsel bir yol filmine dönüşmüş. Bu film üzerine yapılan eleştiriler çok farklı. Çok seveni kadar sevmeyeni de var. Yani riskli bir seçim.

Bu durumda, ben Filistin ve kadın sorunları üzerine iyi bir belgesel izlemek istiyorum diyenleri Hızın Kızları’na, tam olarak ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum ama risk alıp farklı bir şeyler izlemek istiyorum diyenleri de Kayıp ve Güzel’e alıyoruz. Benim tercihim Kayıp ve Güzel’den yana.

—————————–

15:00 – Just Jim / Sadece Jim
15:30 – Ceset

Just Jim / Sadece Jim

Bu seanstaki filmlerden ilki Submarine filmi ile tanıdığımız Craig Roberts’ın yönetmen olarak ilk filmi olan Sadece Jim. Roberts bu filmde yazar ve yönetmen olmanın yanında, arkadaşları ve hatta ailesi tarafından görmezden gelinen bir lise öğrencisi olan Jim’i canlandırıyor. Klasik bir “loser” tiplemesi olan Jim’in hayatı, okula yeni gelen popüler Amerikalı çocuk Dean ile arkadaş olması ile değişiyor (onu da bu rol için biraz büyük gözüken Emile Hirsch canlandırıyor). Doğrusunu söylemek gerekirse klasik sayılabilecek bir bağımsız büyüme hikâyesi gibi duruyor. Karşısında ise yerli bir film var. Kısa filmleri ile tanının Pınar Sinan’ın ile uzun metrajı Ceset, yerli sinemada çok da karşımıza çıkmayan bir konuyu ele alıyor. Karşımızda bir hastanede hademe olarak çalışmakta olan İhsan adında bir karakter var. Onun için de “loser” demek mümkün. O da çevresinde önemsenmeyen biri. Onun çıkış bulduğu nokta ise bir cesedi kız arkadaşı yerine koymak.

Her iki film de izlemeye değer gibi gözüküyor. Sadece Jim’in Türkiye hakları alınmış durumda. Gösterime girme ihtimali var demek ki. Ceset de farklı bir yerli film olarak en azından Başka Sinema’da kendine yer bulacaktır diye düşünüyorum. Bu durumda hangi filmin konusu ilginizi çekiyorsa onu izleyebilirsiniz diyorum. Uzaktan bakınca Ceset daha ilginç bir film gibi gözüküyor ama onu vizyonda yakalama şansımız daha yüksek diye düşünerek Sadece Jim’i tercih ediyorum kendi adıma.

—————————–

17:00 – Mon Roi / Prensim
17:30 – Mów mi Marianna / Bana Marianna De

Mon Roi / Prensim

Bu seanstaki filmlerden Prensim, geçen yıl Cannes Film Festivali’nde öne çıkan filmlerden biriydi. Emmanuelle Bercot’a en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran filmin yönetmeni Maïwenn de Polis filmiyle 2011 yılında aynı festivalde jüri özel ödülünü kazanmıştı. Hastalıklı bir aşk öyküsünü geri dönüşlerle anlatan film, festivalin izlenmesi gereken filmlerinden biri olarak gözüküyor. Bercot’un karşında bu tip karizmatik ama sorunlu karakterleri canlandırmada çok başarılı olan Vincent Cassel’in olduğunu da unutmayalım. Bu seanstaki diğer film ise cinsiyet değiştirme sürecindeki Marianna’nın hikâyesini anlatan bir belgesel. Bu süreçte çocukları onunla iletişimi tamamen bırakmış, eski karısı da sadece telefonla konuşuyor. Belgesel için yapılan yorumlar, trans bir bireyin değişim sürecini anlatmanın yanında, yalnızlık ve dışlanmışlık üzerine de çok etkili bir yapım olduğu yönünde.

Prensim daha önemli bir film olarak gözükse de Türkiye dağıtımcısı olduğunu ve büyük ihtimalle gösterime de gireceğini düşünürsek Bana Marianna De, festival meraklıları için daha iyi bir tercih olabilir. En azından benim tercihim bu yönde. Ayrıca !f’in geciken seyircileri salona almama kuralında çok katı olduğunu bir daha hatırlatalım. Bu seansta Prensim filmi tercih edecek olanlar, sonraki seansta Der Nachtmahr filmine bilet almasınlar.

—————————–

19:00 – Der Nachtmahr
19:30 – Veşartî / Gizli

Der Nachtmahr

Karşımızda iki enteresan film var. İlk film Der Nachtmahr, bir parti sonrasında gizemli bir yaratık görmeye başlayan bir genç kızı anlatıyor. Genç kıza kimse inanmıyor ve onun psikolojik sorunları olduğunu düşünüyorlar. Belli ki canavarı bir metafor olarak kullanan bir büyüme öyküsü var karşımızda. Fragmanından farklı bir görselliğe sahip olduğu da anlaşılıyor. Karşısında yer alan Gizli ise daha sade bir görselliğe sahip. Siyah-beyaz, gösterişsiz görüntüleri var ama birkaç yıl önce Kısa Film adlı filmini izlediğimiz Ali Kemal Çınar farklı şeyler denemiş belli ki. Bir cinsiyet değişimi hikâyesi anlatırken film boyunca konuşan kişileri hiç göstermemek gibi deneysel bir yapı da kurmuş. Her iki filmin fragmanı da izleme isteği uyandırdı doğrusu ama Der Nachtmahr sinema perdesinde izlenmeyi daha fazla hak eden bir film gibi gözüküyor. Gizli’nin gösterime girme ihtimalinin de daha fazla olduğunu düşünebiliriz.

—————————–

21:30 – A Bigger Splash / Sen Benimsin
22:00 – Turbo Kid / Turbo Çocuk – Kung Fury

Bir tarafta Benim Adım Aşk (I Am Love) filmine hayran olduğumuz Luca Guadagnino’nun yeni filmi Sen Benimsin, diğer tarafta ise şimdiden kült olma potansiyeli taşıyan, 80’lere bol bol referans veren iki film. Sen Benimsin, yönetmenin bir kez daha eşsiz Tilda Swinton’u başrole taşımasıyla da dikkat çekiyor. Üstelik yanında Ralph Fiennes gibi çok iyi bir oyuncu daha var. Daha genç olsa da kendini ispatlamış Matthias Schoenaerts de cabası (aşk çemberinin son elemanı Dakota Johnson için şimdilik çok iyi şeyler söyleyemiyorum). Karşımıza iyi bir film çıkacağına dair inancım tam ama diğer salondaki iki filmin çok daha eğlenceli bir seyir vaat ettiğini düşünüyorum. Turbo Kid’in kıyametin sonrasında ama 1997 yılında geçmiş olması bile dikkatleri üzerine çekiyor. Kahramanımız Turbo Kid, hem sevdiği kızı kurtarmaya çalışıyor hem de filmin kötü adamını yenmeye (Michael Ironside görülmeye değer bir performans çıkarmıştır mutlaka). Bu filmle beraber gösterilecek yarım saatlik Kung Fury daha da ilgi çekici. Adeta 80’lerde çekilen B sınıfı bir aksiyon filmine benzeyen yapımın fragmanını izlemek bile beni heyecanlandırdı. Aslında sözü fragmana bırakmak daha doğru olacak:

Fragman sizi de heyecanlandırdıysa seçimizi Kung Fury’den yana kullanıp Sen Benimsin’i vizyona bırakabilirsiniz. Yok fragmana karşı tepkiniz, “bu ne saçma sapan bir şey” şeklindeyse zaten tercihinizi yaptınız demektir.

Reklamlar

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2015 / Bölüm 3

Geldik !f Ankara için son gün önerilerine ve benim seçimlerime. Aslında festival takipçilerinin çoğu programlarını yaptı, bazı filmler için biletler de bitti ama yine de sözümü yerine getirmemiş olmayayım, kısa kısa öneriler yapayım. Seneye daha erken bir liste hazırlamayı umuyorum.

2 Mart Pazar:

12:30 – The Forbidden Room / Yasaklı Oda
13:00 – Will You Dance With Me? / Benimle Dans Eder Misin?

Bu seans için Guy Maddin’in 130 dakikalık Yasaklı Oda’sı ile Derek Jarman’ın yıllar öncesinden bulunup gelmiş Benimle Dans Eder Misin? filmi var. Yasaklı Oda için sinema tarihine saygı duruşunda bulunan gerçeküstücü bir film nitelemesi yapılıyor. Kesinlikle ilgi çekici ama Maddin’in filmlerini izlemek seyirciden belli bir çaba da isteyebiliyor. Filmlerinin atmosferine kapılırsanız sorun yok ama ipin ucu bir koparsa filmin sonunu getirmek zor olabiliyor. Birkaç yıl önce yine !f’de izlediğimiz Keyhole böyle bir deneyim olmuştu benim için. Derek Jarman’ın filmi bu ustanın kayıp bir filmi olması açısından ilginç ama anladığımız kadarıyla bir gey kulübünde dans eden insanların görüntüsünden çok fazlası değil. Daha fazla sinemasal zevk verebileceği düşüncesiyle Yasaklı Oda’yı seçiyorum.

————————————

15:00 – The Smell Of Us / Bizdeki Koku
15:30 – The Overnighters / Gececiler

The Smell Of Us / Bizdeki Koku

Karar vermekte oldukça zorlandığım bir seans daha. Bir tarafta Larry Clark’ın yeni filmi var, diğer tarafta ise çok iyi eleştiriler almış bir belgesel. Aslında Clark’ın Bizdeki Koku filminin pek iyi eleştiriler almadığını görüyoruz. Neredeyse tüm kariyerini gençlerin cinselliği üzerine fotoğraflar ve filmler çekmek üzerine kuran Clark, 72 yaşında da bundan vazgeçmemiş belli ki. İyi eleştiriler almamış belki ama Clark’ın zaten provoke edici bir tavrı vardır her zaman. O tarzı biliyor ve seviyorsanız izlemek isteyeceğiniz bir film. Ancak Kuzey Dakota’daki petrol işçilerini anlatarak yola çıkan ama anlaşıldığı kadarıyla bölgedeki kilisenin faaliyetlerini de yoğun bir şekilde anlatısına dahil eden Gececiler, çok beğenilmiş bir belgesel. Bizdeki Koku’nun Türkiye haklarının da Kurmaca Film tarafından alındığı bilgisini de işin içine katarsak Gececiler festivalde izlemek, Bizdeki Koku için de muhtemel Başka Sinema vizyonunu beklemek uygun bir seçim gibi gözüküyor.

Uyarı: Bu seans için Gececiler’i seçenler önümüzdeki seans için Tarlabaşı ve Ben’e yetişemiyorlar.

————————————

17:00 – Tarlabaşı And Me
17:30 – Buzzard

Bu yıl !f Ankara programı yapılırken çakışan filmlerin birinin belgesel, diğerinin kurmaca olmasına özellikle dikkat edilmiş gibi gözüküyor. Yine böyle bir seansla karşılaştık. Bu kez belgesel tarafında Tarlabaşı’na yurtdışından gelen yönetmenlerin gözünden bir bakış var. Bir kısmını daha önceden izlemiş olduğum bir film olarak başarılı bir yapım izlenimi verdiğini söyleyebilirim. Karşısında gördüğümüz Buzzard ise sıradışı bir karakteri anlatan bir Amerikan bağımsızı. Ana karakterin iticiliği nedeniyle çok kişinin sevmeyebileceği bir film izlenimi veriyor ama iyi bir bağımsız film olma ihtimali de yüksek. Diğer filmi önceden bilmem nedeniyle seçimim Buzzard.

Bir uyarı daha. Süresi nedeniyle Buzzard seçimi sonraki seans için 1001 Gram’ın önünü kapatıyor.

————————————

19:00 – 1001 Grams / 1001 Gram
19:30 – X+Y

Bu yazının yazıldığı tarih itibariyle şu noktada bu seans için şu filmi öneriyorum dememin çok anlamı yok. Her iki filmin de biletleri bitmiş gözüküyor çünkü. 1001 Gram’ın Gezici Festival’de de iki kez gösterilmiş olmasına rağmen biletlerinin bitmiş olması ilginç. Demek ki Ankara’da sağlam bir Bent Hamer kitlesi varmış. X+Y’nin biletlerinin bitmesi daha da ilginç. Doğrusu bana klasik bir dahi çocuk hikayesinden fazlasını vaat etmedi. Ama 1001 Gram’ı zaten izlediğim için istikamet X+Y.

————————————

21:30 – Plemya / Kabile
22:00 – Dear White People / Sevgili Beyaz Irk

Plemya / Kabile

Geldik festivalin son seansına. Festivalin bu yılki en çarpıcı filmi en sona bırakılmış. Sadece işaret dili kullanılarak anlatılmış, altyazı ve müzik içermeyen Kabile, hem biçimsel yönüyle hem de anlattıklarının çarpıcılığıyla mutlaka izlenmesi gereken bir film olarak görünüyor. Her ne kadar İstanbul’da izleyenlerden çok sevenler olduğu kadar hayal kırıklığı diyenler de oldu. Ama ne olursa olsun izlenmeli. Ne yazık ki bu filmin de biletleri bitmiş durumda. Karşısında yer alan Sevgili Beyaz Irk’ın çok adı geçmiyor ama beyazların çoğunluğu oluşturduğu bir okuldaki siyah öğrencilere odaklanan filmin geçen hafta Bağımsız Ruh Ödülleri’nde en iyi ilk senaryo ödülünü aldığını da hatırlatmalı. Kabile’ye bilet bulamadım diye üzülmeye gerek yok yani.

Bu arada her iki filmin Türkiye dağıtımcısı olduğunu ama henüz vizyona girip girmeyeceklerinin net olmadığını da belirtelim.

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2015 / Bölüm 2

!f Ankara için ilk önerilerimi ön satış döneminde yapmış ve hafta sonu önerileri için pek yakında demiştim. Çok yakın olmadı ama sözümü tutarak bugün için önerilerimi yapayım ve kendi izleyeceklerimi de ekleyeyim. Bazı filmlerin biletleri bitmiş durumda ama yine de izlenebilecek filmler mevcut.

28 Şubat Cumartesi:

12:30 – Burroughs: The Movie / Burroughs
13:00 – Norviyia / Norveç

Hafta sonunun bu ilk seansında bir şekilde 80’ler ile ilgili iki film var. Bir tez çalışması olarak başlayan ama sonradan kapsamı genişleyen Burroughs, adı üzerinde bu önemli kişilik üzerine bir belgesel. Yazarın yakın çevresi ile yapılan söyleşilere yer veren film 80’lerde ortadan kaybolmuş ve geçen sene tekrar bulunmuş ve festivallerde gösterilmeye başlamış. Hakkında da gayet iyi yorumlar var. Özellikle yazarı sevenler mutlaka izlemeli.

Norveç ise 2014 yapımı bir film ama o da 80’lerde Yunanistan’da geçiyor. Üstelik ana kahramanımız dans etmeyi bırakırsa ölecek olan bir vampir. Fragmandan anlaşıldığı kadarıyla filmde 8o’lerin müziklerini, neon ışıklarını, daha da önemlisi atmosferini yansıtan bir film. Türü çok sevmeyenler, İran vampirinin arkasından Yunan vampirini fazla bulabilirler ama benim ilgimi çeken bir film oldu doğrusu. Burroughs da hakkında epey bilgimiz olan bir isim olunca bu kez vampir diyorum kendi adıma.

—————————-

15:00 – The Midnight Swim / Gece Yarısı Dalışı
15:30 – Anadolu Break

The Midnight Swim / Gece Yarısı Dalışı

Bu seansta yine iki farklı türde filmle karşı karşıyayız. Gece Yarısı Dalışı buluntu film formatını kullanarak yapılmış bir korku/gerilim filmi ama bu tanımı yapınca akla gelebilecek Paranormal Activity tarzı filmlerden çok farklı bir yerde durduğu anlaşılıyor. Daha çok psikolojik gerilim tanımı kullanılabilecek bir film. Gayet de iyi eleştiriler almış. Anadolu Break ise ilginç bir belgesel. Brezilyalı, Amerikalı ve Türk üç dansçının Anadolu’daki dansları keşfetmek üzere çıktığı bir yolculuğu anlatan film özellikle Anadolu’daki farklı kültürlere ilgi duyanların dikkatini çekebilir. Ancak film hakkında çok ön bilgimiz olmadığını eklemeliyiz. Benim seçimim Gece Yarısı Dalışı.

—————————-

17:00 – Luna
17:30 – Cavalo Dinheiro / At Parası

İşte iki film arasında seçim yapmakta en zorlandığım filmlerden biri. Luna, özellikle Sandman için yaptığı kapaklarla tanıdığımız Dave McKean’ın yönetmen olarak yeni filmi. Yönetmenin ilk filmi MirrorMask, görsel açıdan çok başarılı ama hikâye akışı açısından sorunlu bir filmdi. Luna için yönetmen açısından ileri bir adım olduğu söylense de benzer yorumlar yapılmış. Ama MirrorMask o görselliği ile en az bir kez izlenmeyi hak ediyordu. Luna’nın belli yerlerini sevmesek bile aynı cümleyi kurabileceğimizi düşünüyorum.

At Parası ise Pedro Costa’nın yeni filmi. Pedro Costa adı size çok fazla bir şey ifade etmiyor olabilir ama Portekiz sinemasında göçmenleri konu ederek çektiği sıradışı belgeseller ile ayrı bir yer edinmiş bir yönetmen. Filmleri uzun ve statik çekimleri ile izleyiciden belli bir sabır istiyor ama sabrın hakkını da veriyor. Costa’nın bir filmini sinemada izlemek gerçekten iyi olur ama bu tarz filmler size çekici gelmiyorsa Luna daha iyi bir seçim olacak.

Kendi adıma çok farklı tarzlarda iki film olsa da her ikisi de ilgimi çeken türlerde filmler. Uzun süre iki film arasından gidip geldikten sonra sinema perdesinin daha fazla artı katacağını düşünerek Luna’yı tercih ettiğimi söyleyebilirim.

Bu arada yine bu seans için At Parası’nın seçilmesi durumunda sonraki seansta God Help The Girl’e yetişmenin mümkün olmadığını not olarak düşelim.

—————————-

19:00 – God Help The Girl
19:30 – Appropriate Behavior / Makul Davranış

Bir önceki seansta seyirciyi zorlayacak iki film arasında seçin yaptıktan sonra bu kez daha eğlenceli iki film var karşımızda. God Help The Girl, Belle & Sebastian grubunun kurucularından Stuart Murdoch’un yazıp yönettiği bir müzikal (bu arada bu yıl !f programında, en azından Ankara için seçilen filmlerde müzikal nitelikli filmlerin epeyce fazla olduğunu söylemeli). Emily Browning’in canlandırdığı psikolojik problemleri olan bir kızın kurduğu bir müzik grubunu konu eden film için beklendiği üzere müziklerin çok başarılı olduğu ama senaryoda sıkıntılar olduğu yönünde yorumlar var genellikle.

Makul Davranış ise başarılı bir Amerikan bağımsızı izlenimi veriyor. Desiree Akhavan’ın yazıp yönettiği bu film Brooklyn’de yaşayan bir kadının hayatına göz atıyor. Bu kadının tıpkı yönetmen Desiree Akhavan gibi İran asıllı biseksüel bir kadın olması filmi ilgi çekici hale getiriyor. Belli ki otobiyografik ögeleri de yoğun bir film. Bu seans için benim seçimim gayet iyi eleştiriler alan bu film oldu ama müzikal sevenler ya da Belle & Sebastian hayranları diğer alternatifi seçebilirler.

—————————-

21:30 – The Last Five Years / Son Beş Yıl
22:00 – Ich seh, Ich seh / Goodnight Mommy

Ich seh, Ich seh / Goodnight Mommy

Öncelikle henüz öğrenmemiş olanlar varsa programda 22:00 senasında gözüken Sürpriz Film’in Goodnight Mommy olduğunu belirtelim. Ne de olsa İstanbul’da gösterildiği için artık sürpriz değil. Bu durumda bu seans için karşımızda bir müzikal ve bir korku filmi olduğunu görüyoruz. Esasen Goodnight Mommy daha iyi eleştiriler almış bir film ve izlenmeyi hak ediyor. Bunun yanında Son Beş Yıl orta karar bir müzikal olarak gözüküyor. Hangi film daha iyi diye soranlara Goodnight Mommy demeliyim ancak kişisel olarak müzikal de sevdiğim bir tür ve kötü olsa da bir müzikalin seyredilmesi gereken yer sinema salonu diye düşünüyorum. Başrolde Anna Kendrick gibi sevdiğim bir oyuncu olunca, bir önceki seansta da tercihimi müzikalden yana kullanmayınca bu kez müzikal diyerek Son Beş Yıl’ı tercih ediyorum.

Bu arada her iki filmin de Türkiye dağıtımcısının olduğunu, hatta gösterim tarihlerinin de belli olduğunu eklemeden geçmeyelim.

—————————-

00:00 – Tokyo Tribe / Tokyo Çetesi

!f Ankara’nın gece yarısı filmi Tokyo Çetesi. Geçtiğimiz yıllarda sıklıkla karşımıza çıktığı gibi yine bir Uzakdoğu filmi var karşımızda. Hatta yönetmen koltuğunda da yine daha önce !f’de gece yarısı sinema kuşaklarında filmlerini izlediğimiz Shion Sono var. Yönetmen bu kez bir manga uyarlaması ile karşımızda. Birbirleri ile savaşa Tokyo çeteleri hikayesi çok bildik gibi gözüküyor ama yönetmen işim içine hip-hop müziğine de katarak farklı bir film çıkarmış gibi gözüküyor. Karşısında başka film olmadığına göre ben çılgın Uzakdoğu filmleri seviyorum, hip-hop müziğinden de hoşlanıyorum, o saatte pek de uykum olmaz diyenlere. Ben günün altıncı filmi olarak biraz uyuklamayı göze alarak gideceğimi söylemeliyim.

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2015 / Bölüm 1

Son iki yıldır Sinema Manyakları’nda !f Ankara’da hangi filmleri seçelim başlıklı yazılar yayınlıyorum ve olumlu yorumlar alıyorum. Madem öyle bu yıl da atlamayalım. Bu sefer önerilerimi iki ayrı bölüm halinde yayınlayacağım. Bu yazıda 4 günlük !f Ankara’nın ilk iki günü için öneriler yer alacak. Böylece en azından bu iki gün için ön satış dönemini bitirmemiş oluruz.

Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da !f Ankara’nın Cinemaximum Armada’da yapılacak olan gösterimlerinde yer alan ve her birinin tek gösterimi olan filmler için seans seans hangi filmi seçmeliyiz konusunda yardımcı olmaya çalışacağım ve kendi seçimlerimi de belirteceğim. Bunu yaparken filmlerin büyük bir çoğunluğunu önceden izlemediğim için İnternet’ten filmlerle ilgili yaptığım araştırmalar baba yardımcı olacak. Festivalin farklı mekanlarda yapılacak kısa film gösterimleri ile ilgili bilgiler bu yazıda yer almayacak ama onları da es geçmeyin demeliyim.

Gelelim gün gün filmlere:

26 Şubat Perşembe:

12:30 – The Vanquishing Of The Witch Baba Yaga / Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu
13:00 – The Man In The Orange Jacket / Turuncu Ceketli Adam

Festivalin ilk günü, ilk seansta birbirinden çok farklı iki film var. Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu, özellikle Doğu Avrupa efsanelerinden yola çıkarak günümüze bakan, doğa ve insan ilişkisi üzerine bir belgesel. Pek çok göndermesi ve animasyon bölümleri ile dikkat çekiyor. Turuncu Ceketli Adam ise Letonya’nın ilk korku filmi olarak nitelendiriliyor. İşinden kovulduktan sonra patronundan intikam almak isteyen bir işçiyi konu eden filmin belli ki sınıfsal bir alt metni var. Bunun dışında sağlam bir atmosfere sahip olan bu filmin çok az diyalog içerdiği de söyleniyor. Her iki film hakkında da iyi eleştiriler var. Benim seçimim Turuncu Ceketli Adam, ama korku filmlerini sevmeyenler için istikamet Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu olmalı.

——————————————

15:00 – Super Duper Alice Cooper / Şahane Alice Cooper
15:30 – Song From The Forest / Ormanın Şarkısı

Super Duper Alice Cooper / Şahane Alice Cooper

Bu seansta !f Müzik bölümünden iki film var karşımızda. Her ne kadar aynı bölüm içinde yer alsa da ele aldıkları konular ve kişiler açısından çok farklı iki film. Yine farklı izleyici gruplarına hitap ettiği için karar vermek çok zor olmayacak. Şahane Alice Cooper, zaten adı üzerinde, Alice Cooper ile ilgili bir belgesel. Sadece Alice Cooper isminin bile heyecanlandırdığı, bu belgeseli izlemeliyim duygusu uyandırdığı seyirciler olacaktır. Zaten o seyircilerdenseniz bu film için tavsiye gerekmeyecektir. Yine de bu filmin konser sahnesini tiyatro sahnesine dönüştüren bu adam için yeterince derinlikli olmadığı yönünde yorumlar olduğunu da belirtmeli.

Bu filmin karşısındaki Ormanın Şarkısı ise özellikle konusu ile dikkat çekiyor. Radyoda bir Afrika şarkısı duyup o müziğin peşinde Afrika’ya Bayaka kabilesine giden ve 25 yıl boyunca orada kalan bir adamın hikâyesi başlı başına ilgi çekici. Yıllar sonra oğlu ile New York’a dönmesi ise belli ki bambaşka bir hikâye. Doğrusu film olarak Ormanın Şarkısı daha başarılı gözüküyor ama Alice Cooper faktörü benim gibiler için seçimi değiştirecektir. Bu arada !f’in seanslara geç gelinmesi durumunda içeri almamak konusunda çok sert olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Bu seansta Ormanın Şarkısı’nı seçmeyi düşünenler sonraki seans için Yes Men İsyanda filmine yetişemeyeceklerini dikkate almalılar.

——————————————

17:00 – The Yes Men Are Revolting / Yes Men İsyanda
17:30 – Heaven Knows What / Yalnız Cennet Bilir

Bu sefer karşımızda bir belgesel ve bir kurmaca var. Yes Men’i birkaç yıl önce Gezici Festival’de gösterilen belgesellerden tanımıştık. Büyük şirketlere ve devlet kurumlarına karşı hem eğlenceli hem de yıpratıcı eylemler düzenleyen bu ikili aradan geçen sürede eylemlerine devam ederken bir yandan yaş almanın da etkisiyle yaşamlarında da değişiklikler olmuş. Yes Men İsyanda, eylemleri dışında ikilinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara da odaklanıyor. Daha önceki Yes Men filmlerini izleyenler için bu muzip ikilinin aradan geçen zamanda ne yaptıklarını görmek ilginç olabilir. Yes Men adını hiç duymamış olanlar da şans verebilir.

Yalnız Cennet Bilir ise yönetmen Safdie kardeşlerin New York’da tanıştıkları uyuşturucu bağımlısı Ronald Bronstein’in anılarından yola çıkan bir kitap yazması için teşvik ettikten sonra henüz yayınlanmamış bu romandan uyarladıkları bir film. İki uyuşturucu bağımlısı arasındaki aşkı anlatan ve Cassavetes filmlerinin havasını taşıdığı söylenen bu film hakkında iyi eleştiriler de var, kötü eleştiriler de.

Seanstaki filmler birbirinden epey farklı olduğu için seçmek zor olmayacaktır diye düşünüyorum. Kendi adıma Yes Men’i bir kez daha izlemektense iyi bir bağımsız film olarak çıkmasını umduğum Yalnız Cennnet Bilir’i tercih edeceğim. Bir önceki seansa benzer bir uyarımızı yine yapalım. Bu seans için Yalnız Cennet Bilir’i seçenler bir sonraki seans için Tek Aşkım filmini seçmemeliler. 3 dakika erken çıkar, yetişirim denirse o başka.

——————————————

19:00 – The One I Love / Tek Aşkım
19:30 – Yume To Kyôki No Ohkoku / Düşlerin Ve Çılgınlığın Krallığı

Bu seans için bir Amerikan bağımsızı ile bir Japon belgeseli arasında seçim yapmak gerekiyor. Bir romantik komedi olarak tanımlanan ama hakkındaki her yazıda ilginç bir sürpriz içerdiğinden söz edilen, hatta Alacakaranlık Kuşağı’na benzetilen, Tek Aşkım filminde !f’in yönetmen ve oyuncu olarak favori isimlerinden Mark Duplass yer alıyor. Mad Men’in Peggy’si Elisabeth Moss da cabası. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

Diğer tarafta ise Japonya’nın çok sevdiğimiz animasyon stüdyosu Studio Ghibli üzerine bir belgesel var. Üstelik Hayao Miyazaki’nin emekli olmaya karar verdiği dönemde çekilen bir belgesel. Geçen yıl ustanın veda filmini izlemiştik, bu yıl da o dönemleri anlatan bir belgesel izlemek fikri çok çekici.

İkinci film daha çok meraklısına diyebileceğimiz bir film. Benim açımdan seçmek zor oldu. Bu noktada filmleri daha sonra sinemada izleyip izleyemeyeceğimiz sorusu devreye giriyor. Her iki filmin de Türkiye dağıtımcısı mevcut. Bu, her ikisinin de gösterime girme ihtimali olduğunu gösteriyor. Hatta Tek Aşkım için 17 Nisan tarihi belirlenmiş bile. Muhtemelen Başka Sinema’da gösterime girecek ama her Başka Sinema filminin Ankara’ya gelmediğini de unutmadan kadar vermeli. Ben Ankara’yı ihmal etmeyeceklerini umarak Miyazaki ustayı tercih ediyorum.

——————————————

21:30 – A Girl Walks Home Alone At Night / Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız
22:00 – The Dark Horse / Kayıp Şampiyon

A Girl Walks Home Alone At Night / Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız

Günün son filmi olarak İran sinemasından (aslında Amerika yapımı bir film) siyah-beyaz bir vampir filmi ve Yeni Zelenda’dan bir satranç filmi arasından seçim yapmamız gerekiyor. Doğrusunu söylemek gerekirse vampir filmleri ile westerni bir potada eriten, bunu yaparken de korku filmi yönetmenlerinden çok Jarmusch’dan etkilendiği söylenilen Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, !f’de birkaç film seç denirse ilk seçeceğim filmlerden biri. Kayıp Şampiyon, suçlu çocukların bir amaç etrafında toplanıp kendilerini kurtardıkları film modelinin bir tekrarı gibi duruyor. Bu açıdan çok çekici gelmedi açıkçası. En azından karşısındaki filme ciddi bir alternatif oluşturmadı. Ancak şöyle bir durum da var. Her ikisinin de Türkiye dağıtımcıları mevcut olan filmlerden Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, 24 Nisan’da gösterime girecek ama Kayıp Şampiyon vizyona girecekse de henüz tarihi belli değil. Bu nedenle her iki filmi de sinema salonda seyredeyim diyenlerin Kayıp Şampiyon’u seçmesi daha doğru olur.

——————————————

27 Şubat Cuma:

12:30 – Dark Star: Hr Gigers Welt / Karanlık Yıldız – Hr Giger’in Dünyası
13:00 – Dólares De Arena / Kum Parası

Dark Star: Hr Gigers Welt / Karanlık Yıldız – Hr Giger'in Dünyası

Yine bir tarafta bir belgesel, diğer tarafta kurmaca bir filmle karşıyayız. Benzer şekilde, seçim yapmak için de ilk kriter, belgeselde konu edilen H.R. Giger’i ne kadar tanıyıp sevdiğiniz olmalı. Popüler kültürde en fazla Alien tasarımı ile bilinen Giger’in pek çok yerde karşımıza çıkan onlarca tasarımı ve çizimi daha var. Geçen sene kaybettiğimiz bu sanatçı hakkında bir belgesel izlemek sizi heyecanlandırıyorsa seçim Karanlık Yıldız olmalı.

Kum Parası ise Dominik Cumhuriyeti’de geçen yaşlı ve zengin bir kadın ile genç ve fakir kadının ilişkisi üzerine kurulu. Lezbiyen bir birliktelik anlatması dışında benzer konularda gördüğümüz filmlerden ne kadar farklı olduğunu görmek için izlemek gerek ama genel olarak olumlu yorumlar almış. Özellikle Geraldine Chaplin’in oyunculuğu epeyce övgü toplamış ve ödül almış. H.R. Giger ismi çok bir şey ifade etmiyorsa rahatlıkla seçilebilir.

——————————————

15:00 – Fassbinder: At Elske Uden At Kræve / Fassbinder: Talepsiz Sevmek
15:30 – Mardan

Aslında bu seans için de bir önceki seans ile aynı cümleler kurulabilir. Fassbinder hakkında bir belgesel ile Türkiye-İran-Irak arasında geçen bir kayıp öyküsü arasında seçim yapmak gerekiyor. Fassbinder belgeselinde özellikle o yıllarda çekilip hiçbir yerde gösterilmemiş söyleşi kayıtları dikkat çekiyor. Yönetmen Christian Braad Thomsen’in Fassbinder’in arkadaşı olmasının da filme kattığı farklı bir bakış da olmalı. Batin Ghobadi’nin ilk filmi olan Mardan ise kocasını arayan bir kadının bu süreçte Mardan adında bir peşmergeden yardım almasının hikâyesi. Fragmanlarından anladığımız kadarıyla görsel açıdan güçlü ve etkileyici bir filmle karşı karşıyayız. Kendi açımdan Fassbinder belgeseli daha çekici ama yine birbirinden epey farklı iki film olduğu için seçim kolay olacaktır.

Seans süresi uayarımızı yapmadan geçmeyelim. Mardan’ın 110 dakikalık süresi bir sonraki seans için Gümüş Suyu’nun seçilmesini olanaksız hale getiriyor. Aman dikkat.

——————————————

17:00 – Ma’a Al-Fidda / Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi
17:30 – Boreg / Ben Gibi

Günün ortası için seçeceğimiz filmlerin her ikisi de bize yakın coğrafyalarda yaşanan savaşlara baksa da farklı bakış açıları kullanıyorlar. Suriye Otoportresi, adından da anlaşılabileceği gibi bölgede yaşananlara tam da olayların içinden gelen görüntüleri kullanarak bakan bir belgesel. !f kataloğunda “yılın en yürek burkan filmi” olarak tanımlanması boşuna değil. Bu filmle ilgili gördüğüm hemen her yazıda filmin çok üzücü olduğu vurgulanıyor. Hatta yarattığı duygu açısından beyazperdede izlediğim en üzücü film diyenler de mevcut. Yaşananları anlatabilmek için acıları da tüm gerçekliğiyle vermek lazım belki de.

Ben Gibi ise Filistin-İsrail olayına mizah gözlüğünden bakıyor. İsrail tarafında yeni aldığı yatağı bir vidası eksik olduğu için kırılan bir kadın, Filistin tarafında ise bir montaj fabrikasında o vidaları kullanan bir kadın var. Bu iki kadının bir şekilde yer değişmeleri üzerinden ilerleyen filmin yaratılan ayrılıkların ne kadar yapay olduğunu anlattığı söyleniyor. Ben bu kez kurmaca olanı tercih ediyorum ama özellikle Suriye’de yaşanalar ile ilgili içten bilgi almak isteyenlerin ilk filmi tercih etmesi gerektiği açık.

——————————————

19:00 – Kumiko, The Treasure Hunter / Kumiko, Hazine Avcısı
19:30 – The Look Of Silence / Sessizliğin Bakışı

Kumiko, The Treasure Hunter / Kumiko, Hazine Avcısı

Bu sene pek çok seansta olduğu gibi yine bir belgesel ve bir kurmaca film arasında seçim yapmamız gerekiyor. Kumiko, Hazine Avcısı, nicedir adını duyduğumuz ve merak ettiğimiz bir film. Fargo filminin çok bilinen bir detayı vardır. Coen kardeşlerin filmin gerçek bir hikâye olduğuna dair verdiği bilgi doğru kabul edilirse (ki doğru değil) filmde yer alan para dolu çantanın hala bir yerlerde olması gerekir. İşte Kumiko tam da bu detaydan yola çıkan bir film. Japonya’da bu bilginin doğru olduğuna inanan bir kadının Japonya’dan Amerika’ya olan yolcuğunu anlatıyor.

Sessizliğin Bakışı ise yine !f’de izlediğimiz Öldürme Eylemi belgeselinin devamı niteliğinde bir film. O filmde Endenozya’da yıllar önce sistematik şekilde işlenen politik cinayet ve işkenceleri gerçekleştirenleri kamera önüne alan Joshua Oppenheimer, katillerin yıllar sonra bile, yaptıkları işten neredeyse gurur duyduklarını gösteriyordu. Bu kez o katillerden biriyle kurbanlarından birinin kardeşini yüzleştiriyor. Yine çok etkili ve acı verici bir film olduğuna şüphe yok.

İş iki film arasında seçim yapmaya gelince iş zorlaşıyor. Evet, çok farklı yerlerde duran iki film ama her ikisi hakkında da çok olumlu eleştiriler mevcut. Yine her ikisinin de Türkiye dağıtımcıları var ama vizyon tarihlerine dair bir açıklama yok. Esasen Kumiko bir adım önde benim için ama gösterime girme ihtimali daha çok diyerek onu bir kenara bırakıyorum. Umarım filmin Türkiye dağıtımcısı Medyavizyon beni yanıltmaz. Ama mutlaka izlemeliyim bu filmi diyenler, belgesel de çok ilgilerini çekmediyse işlerini şansa bırakmayabilirler.

——————————————

21:30 – Kaguyahime No Monogatari / Prenses Kaguya Masalı
22:00 – Eden / Cennet

Günü bir animasyon ya da bir müzik filmiyle bitirme şansı var. Bunlardan ilki Studyo Ghibli’nin belki de son yapımlarından biri olacak olan Prenses Kaguya. Isao Takahata’nın uzun yıllar kendisini özlettikten sonra yaptığı bu yeni filmi, her yerin 3D animasyonlarla dolduğu günümüzde elle yapılmış suluboya çizimleri ile de bir soluk alma fırsatı sunuyor. Pek çok ödül de kazanan Prenses Kaguya aynı zamanda Oscar’a da aday. Bu yıl !f’in de en merakla beklenen filmlerinden biri olarak önerime pek ihtiyaç yok sanırım. Filmi merak edenler şimdiden listelerine almıştır.

Bu seansın diğer alternatifi olan Mia Hansen-Løve’ın Cennet isimli filmi ise Fransız elektronik müziğine ve kulüp yaşamına odaklanan biyografik bir öykü. Yönetmenin kardeşinin yaşamından izler taşıyan film özellikle Daft Punk ve onların tarzındaki müziği sevenlere hitap ediyor gibi gözüküyor.

Kâğıt üzerinde bu seansın izlenmesi gereken filmi Prenses Kaguya. Ancak bu filmin Başka Sinema’da 13 Mart’ta gösterime gireceğini de unutmamalı. Bu yüzden benim seçimim Cennet olacak. Prenses Kaguya’yı bir an önce izlemek istiyorum diyenlere lafın yok elbette. Ama en azından biletler bitmiş olursa üzülmeyin demek isterim.

——————————————

!f Ankara’nın ilk iki günü için önerilerim bu şekilde. Hafta sonu programı için önerilerim de pek yakında…

Michel Gondry !f İstanbul’a geliyor!

Günümüzün en önemli yönetmenlerinden Michel Gondry, !f İstanbul’un konuğu olarak Türkiye’ye geliyor. Gondry’nin merakla beklenen son filmi Uzun Boylu Adam Mutlu Mu? Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet de Türkiye galasını !f İstanbul’da yapıyor.

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenecek 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl da yılın en çok konuşulan filmlerini ve yönetmenlerini Türkiye’ye getiriyor. Festivalin İstanbul’da ağırlayacağı konuklar arasında ünlü Fransız yönetmen Michel Gondry de bulunuyor. Gondry’nin Noam Chomsky ile yaptığı sohbetlerden oluşan son filmi Is the Man Who Is Tall Happy? An Animated Conversation with Noam Chomsky/Uzun Boylu Adam Mutlu Mu? da festivalin “Digiturk Galaları” bölümünde gösterilecek.

‘2000’li yılların ilk büyük filmi’ni çekti

Björk’ten Massive Attack’e, Rolling Stones’tan Radiohead’e pek çok ünlü şarkıcı ve gruba çektiği video kliplerle adını duyuran Gondry, 2001’de ilk sinema filmi olan Human Nature/İçgüdü’yü yönetti. Bir önceki filminde olduğu gibi Charlie Kaufmann imzalı senaryosuyla çektiği ikinci uzunu Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan’la 2000’ler sinemasına silinmemecesine adını yazdırdı. Fatih Özgüven’in “Bilgisayar kuşağı için ‘Yurttaş Kane’” sözleriyle tanımladığı ve “2000’li yılların ilk büyük ve önemli filmi” olduğunu söylediği film, 50’ye yakın ödül ve senaryosuyla da Oscar kazandı. Gondry sonraki filmleri The Science Of Sleep/Rüya Bilmecesi (2006), Be Kind Rewind/Lütfen Başa Sarın, Yeşil Yaban Arısı/The Green Hornet, The We and the I ve son olarak geçtiğimiz sezon izlediğimiz Günlerin Köpüğü/L’écume des jours filmleriyle hayranlarını şaşırtmaya devam etti.

Gondry’nin Günlerin Köpüğü’yle aynı dönemde çektiği ve belgeselin kahramanı sebebiyle de merakla beklenen son filmi Uzun Boylu Adam Mutlu Mu?, Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet ise Türkiye’deki ilk gösterimini !f İstanbul’un “Digiturk Galaları” bölümünde yapacak. Dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar sıfatlarının hepsi birden olan Noam Chomsky’le yaptığı sohbetleri canlandırma sinemasını kullanarak büyüleyici bir izleme deneyimine dönüştüren Gondry, yaşayan en büyük filozoflardan birinin çocukluğundan bugüne süren etkileyici hayatına tanıklı etmemizi sağlıyor.

13. !f İstanbul 13 Şubat’ta başlıyor

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 7 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

İş Bankası Maximum Kartlılara özel avantajlar

Festival biletleri ise 31 Ocak-2 Şubat tarihlerinde biletix’de ön satışa çıkıyor! İş Bankası Maximum Kart sahiplerine özel olarak hazırlanan “Maximum Film” ve “Maximum Müzik” paketlerini alacak sinemaseverler için ise biletlerde %50 indirim ayrıcalığı sunuluyor. İş Bankası Maximum Kart sahipleri, “Maximum Film” paketinde en az 4, en fazla 20 festival sinema biletini, “Maximum Müzik” paketinde ise en az 2, en fazla 6 adet parti biletini %50 indirimle alabiliyor. Paket almayı tercih etmeyen İş Bankası Maximum Kart sahipleri için de film ve parti biletlerinde ön satışta %20 indirim ayrıcalığı sunuluyor.

Ayrıntılı bilgi için: www.ifistanbul.com

!f İstanbul’da Büyük Ödül Sambacılarla Gecekonduların Ötesindeki Brezilya’ya gitti

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışmalı bölümü Keş!f’in “ilham veren” yönetmenleri belli oldu. Günümüz Brezilya’sına farklı bir bakış getiren Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho Keş!f Jüri Ödülü’nün sahibi olurken, SİYAD Ödülü de Öldürme Eylemi filmiyle Joshua Oppenheimer’a gitti.

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen 12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece BackYard’da yapılan ödül töreniyle sona erdi. Beste Bereket’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü Brezilyalı yönetmenin

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl 11 ülkeden 9 film yarıştı.

Meltem Cumbul, Richard Peña, Miguel Gomes, Marianne Slot ve Denis Côté’den oluşan Keş!f Jürisi, Neighbouring Sounds/Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho’yu “yılın ilham veren yönetmeni” seçti. Jüri adına açıklamayı okuyan Meltem Cumbul; “Ödülü vermeye karar verdiğimiz film, bizi günümüz toplumuna dair  algı açıcı bir yolculuğa çıkarmakla kalmıyor, bunu öyle bir şekilde yapıyor ki, sonunda her izleyicinin bu toplum hakkında kendi çıkarımlarına varmasına da izin veriyor” dedi.

Oyuncaklı hikâyesiyle kimi zaman zekice yazılmış bir komediye kimi zaman da bir gerilim filmine dönüşerek türler arasında sürüklenen Komşu Sesler, seyirciyi Brezilya’nın Recife adlı kıyı kasabasında bir mahallenin sakinlerinin yaşamlarında gezintiye çıkarıyordu.

SİYAD Joshua Oppenheimer dedi

Ceylan Özçelik, Çağdaş Günerbüyük ve Yeşim Tabak’tan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi ise The Act of Killing/Öldürme Eylemi’nin yönetmeni Joshua Oppenheimer oldu.

SİYAD Jürisi adına konuşan Yeşim Tabak, ödülü verme gerekçeleri olarak şunları söyledi: “Kurmacanın gücünü belgesel sinemanın sınırları içine dahil etme konusundaki yaratıcı yöntemi; bu sayede, bir insanlık suçunu ya da suçluları teşhir etmenin ve buna karşı bir siyasi tavır almanın çok ötesine geçerek malzemesini felsefi boyutuyla, üstelik sinemanın doğası hakkında da düşündürerek ortaya koyabildiği için, SİYAD Ödülü’nü Öldürme Eylemi’ne veriyoruz.”

Endonezya’da geçen belgesel, karaborsada sinema biletleri satan Anwar ve arkadaşlarının ‘sinema çetesi’nin, daha sonra milyonlarca kişinin öldürülmesinden sorumlu paramiliter, aşırı sağcı bir örgüte dönüşmesini anlatıyor. Film, geçtiğimiz hafta da Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde Ekümenik Jürisi Ödülü ve Seyirci Ödülü’nü kazanmıştı.

Kısa izleyicisi Sonra’yı seçti

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Nazlı Elif Durlu’nun yönettiği Sonra seçilirken, Akile Nazlı Kaya’nın Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar’ı ikinciliği, Yıldıray Yıldırım’ın 1982 adlı kısası da üçüncülüğü aldı.

Ankara ve İzmir’e gidiyor

17-24 Şubat tarihlerinde gerçekleşen !f İstanbul bu sene de dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızlar ve ustaların son filmleri Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturdu. Bu yıl 80’den fazla filmin gösterildiği festivali 70 bin kişi izledi. Festival, 28 Şubat’ta Ankara ve İzmir’e doğru yola çıkacak ve 3 Mart’ta sona erecek.

!f Ankara 28 Şubat’ta Başlıyor!

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen !f Ankara Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 12 yaşında. Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Ankara galalarının yapılacağı !f Ankara, heyecan verici programıyla 28 Şubat’ta başlıyor.

Yenilikçi ve ses getiren filmleriyle kendi takipçilerini yaratan !f Bağımsız Filmler Festivali 12 yaşına dolu dolu bir programla giriyor. Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen !f Ankara, 28 Şubat-3 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum CEPA sinemasında gerçekleşecek.

Keş!f filmleri Ankara’da

Festivalin uluslararası alanda ses getiren film yarışması Keş!f’te yer alan 4 film Ankara’da da gösterilecek.

Neighbouring Sounds

Kleber Mendonça Filho’nun Rotterdam’dan FIPRESCI’li filmi Neighbouring Sounds/Komşu Sesler; Will Sharpe ve Tom Kingsley’in birlikte yönettikleri İngiliz kara komedisi Black Pond/Kara Göl; Werner Herzog ve Errol Morris’in yapımcılığında tüyleri diken diken eden anlatımı ve hikayesiyle sarsan The Act of Killing/Öldürme Eylemi ve ölmek üzere olan bir adamın bedenini canlı tutmak için akıl almaz yönetmelere başvurmasının minimalist ve gerçeküstücü hikayesi Halley/Kuyruklu Yıldız sinemada yeni dilleri ve anlatımları keşfetmeye hevesli sinemaseverlerin kaçırmaması gereken filmler.

Beklenen filmler Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da

!f Ankara’nın en çok ilgi gören bölümlerinden “Hit Filmler” bu yıl “Galalar” adını alıyor ve Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Ankara’da ilk kez seyirciyle buluşturuyor.

On the Road / Yolda

Richard Linklater’ın kurmaca ve belgeseli tuhaf bir şekilde bir araya getirdiği ve Jack Black ile Shirley MacLaine’in performanslarıyla harikalar yarattığı Bernie/Bernie’nin Suçu Ne?; 40 yaşını aşmış kadın oyuncuların Hollywood’da ne yaptıklarını merak edenlere All The Light In The Sky/Gökteki Tüm Işıklar; Rashida Jones ve Andy Samberg’i bir araya getiren ilişkiler komedisi Celeste&Jesse Forever/Vazgeçmem Senden; Çağdaş Güney Kore sinemasının en önemli isimlerinden Hong Sang-soo’nun Isabelle Huppert’ten üç farklı kadın yarattığı filmi In Another Country/Bambaşka Bir Ülkede; Michael Winterbottom’ın sade anlatımı ve kendine ait düşselliğiyle büyüleyen filmi Everyday/Hergün; Margot at the Wedding, The Squid and the Whale filmlerinin yaratıcı yönetmeni Noah Baumbach’tan beklenen bağımsız Frances Ha; Walter Salles’in beat kuşağının öncüsü Jack Kerouac’ın “asla film yapılamaz” denen aynı adlı kült romanından uyarladığı On The Road/Yolda; Precious/Acı Bir Hayat Hikâyesi’nin yönetmeni Lee Daniels’in Zac Efron, Matthew McConaughey, Nicole Kidman, John Cusack, Macy Gray gibi isimleri buluşturan, camp estetiğiyle yüklü filmi The Paperboy/Gazeteci Çocuk; çağımızın en büyük pop ikonlarından Marilyn Monroe’nun yayımlanmamış günlükleri ve mektuplarını Uma Thurman, Evan Rachel Wood, Lindsay Lohan gibi günümüz starlarına okutan Love, Marilyn/Sevgiler, Marilyn; Kanada sinemasının son yıllardaki en dikkat çeken yeteneği Xavier Dolan’ın Cannes’dan Kuir Palmiye ve Un Certain Regard bölümünden de kadın oyuncu ödülünü alan filmi Laurence Anyways; The Sopranos’un yaratıcısı David Chase’in ilk kamera arkası deneyimi olan ve 60’ların rock’n roll dünyasına selam gönderen Not Fade Away/Sen Gitmeden Önce ve Sion Sono’nun Tōhoku depremi sonrası yaşananları konu edinen sarsıcı filmi The Land Of Hope/Umut Diyarı “Galalar”da gösterilecek filmler…

Sinemada ve hayatta oyun oynayanlarla buluşuyoruz

Perdede kimi zaman deneysel, kimi zaman fantastik bir kurmaca yaratan, hayatı bir oyun alanı gibi görmemizi sağlayan filmlerin buluşma yeri olan “Oyun” bölümü gnctrkcll sponsorluğunda hazırlandı.

Brandon Cronenberg’in babası David Cronenberg’in izinden gittiğinin sinyallerini veren karanlık bilim kurgu ve korku kırması Antiviral/Antiviral; Bart Layton’un gerilimin en sade ve kışkırtıcı hallerini yansıtan, yılın en çok konuşulan belgesellerinden The Imposter/Hayat Avcısı; Kristina Buožytė’nin aşkın ve tutkunun görsel koreografisini ustaca inşa eden bilim kurgusu Vanishing Waves/Kaybolan Dalgalar; Peter Strickland’ın geçen yıl ödül üstüne ödül toplayan, atmosferiyle büyüleyen küçük başyapıtı Berberian Sound Studio/Berberian Ses Stüdyosu; usta Fransız yönetmen Patrice Leconte’un ilk animasyonu da olan ve intihar ürünlerinin satıldığı bir dükkanın hikâyesini anlatan kara komedisi Suicide Shop/İntihar Dükkanı; Sarah Polley’nin üçüncü kez kamera arkasına geçtiği ve bu kez kendi ailesinden yola çıktığı Stories We Tell/Anlattığımız Hikâyeler; zaman yolculuğu filmlerinin klişelerini altüst eden, incelikle dokunmuş senaryosu ve Mark Duplass’ın etkileyici oyunculuğuyla dikkat çeken Safety Not Guaranteed/Zaman Yolcuları ve deneysel canlandırmanın usta ismi Chris Sullivan’ın yapımı 15 yıl süren ve farklı teknikleri kullanarak 16 mm kamerayla kare kare çekerek yarattığı inanılmaz canlandırması Consuming Spirits/Ruhları Tüketmek ve müzik videolarıyla tanıdığımız New Yorklu sanatçı Jem Cohen’in imzası haline gelmiş olan gözlemci üslubuyla şekillenen ve doymak bilmeyen bir merakla iki kayıp ruhun içsel coğrafyalarının hikâyesini anlatan son filmi Museum Hours/Ziyaret Saatleri oyun meraklısı sinemaseverleri bekliyor.

Sevmeye, değişmeye ve değiştirmeye davet eden filmler

!f Ankara’da bu yıla özel üç yeni bölüm bulunuyor. Bunlardan ilki; Turkcell Profesyoneller Kulübü’nün sponsorluğunda hazırlanan, hayata yön veren dürtülerden beslenen, sıra dışı ve dönüştürücü filmlerin gösterileceği “Sev&Değiştir” adını taşıyor.

Versailles sarayından esinlenilerek inşa edilen bir konakta yaşayan emlak milyarderi çiftin sıradışı hayatlarını anlatan The Queen of Versailles/Versay Kraliçesi; Estonyalı bir grup genç aktivistin umut verici hikâyesinin anlatıldığı The New World/Yeni Bir Dünya ve son yılların en yaratıcı eylemlerine imza atan hacktivistlerin dünyasına yakından bakan We Are Legion: The Story of the Hacktivists/Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi, “Sev&Değiştir”de izleyeceğimiz filmlerden bazıları.

Bu bölümde ayrıca; !f İstanbul’un geçen yıl odağına aldığı sokak hareketlerini konu alan iki film gösterilecek: Petr Lom’un Mısır’da Hüsnü Mübarek’i düşüren devrimin tanığı beş kişinin hayatlarında nelerin değiştiğini ve değişmediğini anlatan belgeseli Back To The Square/Meydana Dönüş ve Velcrow Ripper’ın Kahire’den Calgary’ye, Wall Street’ten Madrid’e dünyanın dört bir tarafında devam eden aktivist eylemleri kameraya aldığı Occupy Love, birlikte dünyayı değiştirebileceğimizin kanıtı filmler.

!f Ankara’da özel gösterimler

Samsara

Geniş açı ve time lapse kullanımında dünyanın en iyi sinemacılarından birisi olarak gösterilen Amerikalı yönetmen ve görüntü yönetmeni Ron Fricke’nin, adını adeta efsaneye dönüştüren, Montreal’de FIPRESCI ödüllü belgeseli Baraka’dan 20 yıl sonra çektiği Samsara, Ankara’da ilk kez !f Ankara’da gösterilecek. Adını, Sanskritçeden bire bir çevrildiğinde doğanın sonsuz döngüsü anlamına gelen ‘samsara’dan alan film, doğum, ölüm, yaşam ve reenkarnasyonu konu ediniyor. 90’larda sinema dünyasında adeta çığır açan, görüntüsü, müziği ve ruhani gücüyle eşi benzeri olmayan bir deneyim yaşatan ve Dead Can Dance’i hayatımıza sokan Baraka da, zamanında kaçıranlar ve büyük ekranda izledikleri o ilk heyecanı özleyenler için özel bir gösterimle !f Ankara’da olacak.

Yine rengârenk, yine korkusuz

‘Sevmeye yasak olmaz’ diyen, tüm aşklara ve yaşam biçimlerine alan açan, !f Ankara’nın klasik bölümlerinden Gökkuşağı’nda bu yıl; Ugandalı gey aktivist David Kato’nun hikâyesini anlatan Call Me Kuchu/Ben Kuchu’yum,  James Dean’in eşcinsel olduğu iddialarının beyazperdede hayat buluşunun filmi Joshua Tree, 1951: A Portrait of James Dean/Joshua Ağacı, 1951: Bir James Dean Portresi ve Eytan Fox’un 2002’de çektiği ve iki İsrailli askerin aşkını anlatan Yossi & Jagger’ın devam filmi olan Yossi gösterilecek.

Kült olmaya aday filmler

Iron Sky

Festivalin bir diğer yeni bölümü ise “Karanlık & Köşeli” başlığını taşıyor. Kült olmaya aday filmlerden oluşan bu bölümde; Timo Vuorensola’nın Nazilerin ayın karanlık yüzünde yaşadıkları ve bir gün dünyaya saldıracakları iddiasından yola çıkarak yönettiği çılgın bilim kurgu Iron Sky/Demir Gökyüzü ve Franck Khalfoun’un 1980 tarihli aynı adlı kült korku filminden günümüze uyarladığı ve başrolü Elijah Wood’a verdiği Maniac/Manyak gösterilecek.

Filmlerden çıkan müzikler !f Müzik’te

Maximum Kart partnerliğiyle hayat bulan ve yılın müzik filmlerini bir araya getiren “!f Müzik”in bu yılki Ankara filmi, ölümcül Lou Gehrig hastalığına yakalandıktan sonra inatla yaşamaya ve müzik yapmaya devam eden efsanevi gitar virtüözü Jason Becker’in hayatını anlatan Jason Becker: Not Dead Yet/Jason Becker: Henüz Ölmedi olacak.

Geleceğin yönetmenlerini haber veren filmler

Benim Çocuğum

Türkiye sinemasının son bir yılını mercek altına aldığı “Ev” bölümünden Ankara’ya iki film ulaşıyor: Ufuk Aksoy’un geçmişi ve geleceği birbirinden ayrı iki kadının Büyükada’da bir evde karşılaşmalarını konu alan psikolojik-dram Devremülk ve Can Candan’ın yönettiği, eşcinsel, biseksüel ve transseksüel çocukları olan ailelerin tanıklıklarına başvuran umut ve mücadele hikâyesi Benim Çocuğum.

Sundance Özel

!f Ankara’nın geleneksel Sundance konuğu filmi ise genç bağımsız yönetmen Ry Russo Young’dan geliyor. Young’ın senaryosunu Girls’ün yaratıcısı Lena Dunham’la birlikte yazdığı ve Pasolini’nin Teorema’sı ile François Ozon’un Sitcom’unu hatırlatan Nobody Walks bastırılmış duygu ve arzularımızı konu alan zeki, incelikli ve ateşli bir yolculuk.

Yılın en iyi kısaları bir arada

!f’in kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl ilk kez yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. Festivalin tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri Ankara’da ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak.

Ucube

Bu yıl “Türkiye’den Kısalar” bölümü üç derlemeden oluşuyor.İsimsiz (Türkiye, 2013)” derlemesinde yer alan Abdurrahman Öner’in Buhar; Nehir Tuna’nın Dedeler En İyisini Bilir; Efe Öztezdoğan’ın Sabah-Öğle-Akşam ve Erol Mintaş ile Taylan Mintaş’ın Ucube adlı kısaları birkaç mesele üzerinden günümüz Türkiye’si portresini sunuyor. Nefes Alma Taktikleri” derlemesinde gösterilecek filmler ise, hayatla baş edebilme, akıl sağlığını koruma rehberliği sunan bir dizi hikâye anlatıyor. Yıldıray Yıldırım’ın 1982; Ferit Katipoğlu’nun Cinnamon Chasers: Lights; Alp Giray Tabakoğlu’nun Emmaporasyon; Eli Kasavi’nin Evren’in Sonu; Murat Uğurlu’nun Öteki Yüz; Halit Fatih Kızılgök’ün Nerdesin? ve Nazlı Elif Durlu’nun Sonra adlı kısaları kendisi, bedeni değilse de kafası genç olanlar veya gençleri anlayabilenler, hatta onlardan ilham alabilenler için hüzünlü ama çaresiz olmayan filmler… Bağlamlarötesi Hipersekanslar” seçkisinde ise Oğuzhan Akalın’ın Kafes; Serkan Yüksel’in 303; Akile Nazlı Kaya’nın Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar; Zeyno Pekünlü’nün Erkek Erkeğe; Merve İnce’nin Gassal; Çiçek İlengiz ve Etem Şahin’in Oben Beno (Bir Giriş); Deniz Bazan’ın Sisyphos adlı kısaları deneysel sinema meraklılarının ilgisini çekecek.

!f Ankara’da bir muhalif!

!f Ankara’nın ODTÜ GİSAM’da düzenleyeceği “Bir Muhal!f: Bir Muhalifin Kampanya El Kitabı” başlıklı atölye, katılımcıları değişimin bir parçası olmaya çağıracak. Dünyanın en büyük imza kampanyası platformu Change.org’un direktörü ve sivil toplum aktivisti Uygar Özesmi’nin rehberliğinde yapılacak atölyede, online aktivizm ve kampanyacılığın hayatın içindeki karşılığı konuşulacak. 28 Şubat’ta yapılacak atölyeye katılım ücretsiz olacak.

Bilet fiyatları aynı

!f Ankara’nın biletleri 8-10 Şubat tarihlerinde indirimli ön satışa çıkacak. MyBilet’ten satın alınacak festival biletlerinde geçen yılın fiyatları uygulanacak.

Bilet ücretleri şöyle:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL

Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

Maximum paketler, maksimum indirimler

Bu yıl Maximum kartlılara özel paketlerde kaçırılmayacak bir fırsat uygulanacak. En az 4 film biletten oluşan “Maximum Film Paketi”ni alanlar % 50 indirim fırsatından yararlanacak. Paketleri tercih etmeyecek Maximum kart sahipleri ise, ön satış döneminde bütün film biletleri için %20 indirimden yararlanacak.

Turkcell’den bir bilet alana bir bilet bedava

Festivaldeki tüm filmler kapsamında, hafta içi gündüz seansları 19:00’a kadar gnctrkcll’lilere özel “bir bilet alana bir bilet hediye” olacak. Turkcell Profesyoneller Kulübü üyeleri de Cuma ve Cumartesi akşamı 19:00 ve 19:30 seanslarında “bir bilet alana bir bilet hediye” fırsatından faydalanacaklar.

Teşekkür ederiz…

!f Ankara Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali; partneri Maximum Kart’a; “Galalar” bölüm sponsoru Digiturk’e; “Oyun” bölümü sponsoru gnctrkcll’e; Sev&Değiştir” bölüm sponsoru Turkcell Profesyoneller Kulübü’ne; konaklama sponsoru The Peak Hotel’e; otomotiv sponsoru MINI’ye; !f Müzik sponsoru Maximum Kart’a; !f Müzik partileri co-sponsoru Bomonti Bira’ya; televizyon sponsorları cnbc-e ve NTV’ye; gazete sponsorları Hürriyet Daily News, Hürriyet Keyif ve Radikal’e; radyo sponsorları Radyo Eksen ve Radyo ODTÜ’ye; internet sponsorları beyazperde.com ve bugunbugece.com’a; kurumsal destekçileri İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi, !f Ankara destekleyicileri Başkent Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, İLEF ve ODTÜ SİTOP’a teşekkür eder.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 260.265 hits
Mart 2019
P S Ç P C C P
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: