Posts Tagged '!f istanbul'



!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2015 / Bölüm 1

Son iki yıldır Sinema Manyakları’nda !f Ankara’da hangi filmleri seçelim başlıklı yazılar yayınlıyorum ve olumlu yorumlar alıyorum. Madem öyle bu yıl da atlamayalım. Bu sefer önerilerimi iki ayrı bölüm halinde yayınlayacağım. Bu yazıda 4 günlük !f Ankara’nın ilk iki günü için öneriler yer alacak. Böylece en azından bu iki gün için ön satış dönemini bitirmemiş oluruz.

Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da !f Ankara’nın Cinemaximum Armada’da yapılacak olan gösterimlerinde yer alan ve her birinin tek gösterimi olan filmler için seans seans hangi filmi seçmeliyiz konusunda yardımcı olmaya çalışacağım ve kendi seçimlerimi de belirteceğim. Bunu yaparken filmlerin büyük bir çoğunluğunu önceden izlemediğim için İnternet’ten filmlerle ilgili yaptığım araştırmalar baba yardımcı olacak. Festivalin farklı mekanlarda yapılacak kısa film gösterimleri ile ilgili bilgiler bu yazıda yer almayacak ama onları da es geçmeyin demeliyim.

Gelelim gün gün filmlere:

26 Şubat Perşembe:

12:30 – The Vanquishing Of The Witch Baba Yaga / Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu
13:00 – The Man In The Orange Jacket / Turuncu Ceketli Adam

Festivalin ilk günü, ilk seansta birbirinden çok farklı iki film var. Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu, özellikle Doğu Avrupa efsanelerinden yola çıkarak günümüze bakan, doğa ve insan ilişkisi üzerine bir belgesel. Pek çok göndermesi ve animasyon bölümleri ile dikkat çekiyor. Turuncu Ceketli Adam ise Letonya’nın ilk korku filmi olarak nitelendiriliyor. İşinden kovulduktan sonra patronundan intikam almak isteyen bir işçiyi konu eden filmin belli ki sınıfsal bir alt metni var. Bunun dışında sağlam bir atmosfere sahip olan bu filmin çok az diyalog içerdiği de söyleniyor. Her iki film hakkında da iyi eleştiriler var. Benim seçimim Turuncu Ceketli Adam, ama korku filmlerini sevmeyenler için istikamet Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu olmalı.

——————————————

15:00 – Super Duper Alice Cooper / Şahane Alice Cooper
15:30 – Song From The Forest / Ormanın Şarkısı

Super Duper Alice Cooper / Şahane Alice Cooper

Bu seansta !f Müzik bölümünden iki film var karşımızda. Her ne kadar aynı bölüm içinde yer alsa da ele aldıkları konular ve kişiler açısından çok farklı iki film. Yine farklı izleyici gruplarına hitap ettiği için karar vermek çok zor olmayacak. Şahane Alice Cooper, zaten adı üzerinde, Alice Cooper ile ilgili bir belgesel. Sadece Alice Cooper isminin bile heyecanlandırdığı, bu belgeseli izlemeliyim duygusu uyandırdığı seyirciler olacaktır. Zaten o seyircilerdenseniz bu film için tavsiye gerekmeyecektir. Yine de bu filmin konser sahnesini tiyatro sahnesine dönüştüren bu adam için yeterince derinlikli olmadığı yönünde yorumlar olduğunu da belirtmeli.

Bu filmin karşısındaki Ormanın Şarkısı ise özellikle konusu ile dikkat çekiyor. Radyoda bir Afrika şarkısı duyup o müziğin peşinde Afrika’ya Bayaka kabilesine giden ve 25 yıl boyunca orada kalan bir adamın hikâyesi başlı başına ilgi çekici. Yıllar sonra oğlu ile New York’a dönmesi ise belli ki bambaşka bir hikâye. Doğrusu film olarak Ormanın Şarkısı daha başarılı gözüküyor ama Alice Cooper faktörü benim gibiler için seçimi değiştirecektir. Bu arada !f’in seanslara geç gelinmesi durumunda içeri almamak konusunda çok sert olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Bu seansta Ormanın Şarkısı’nı seçmeyi düşünenler sonraki seans için Yes Men İsyanda filmine yetişemeyeceklerini dikkate almalılar.

——————————————

17:00 – The Yes Men Are Revolting / Yes Men İsyanda
17:30 – Heaven Knows What / Yalnız Cennet Bilir

Bu sefer karşımızda bir belgesel ve bir kurmaca var. Yes Men’i birkaç yıl önce Gezici Festival’de gösterilen belgesellerden tanımıştık. Büyük şirketlere ve devlet kurumlarına karşı hem eğlenceli hem de yıpratıcı eylemler düzenleyen bu ikili aradan geçen sürede eylemlerine devam ederken bir yandan yaş almanın da etkisiyle yaşamlarında da değişiklikler olmuş. Yes Men İsyanda, eylemleri dışında ikilinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara da odaklanıyor. Daha önceki Yes Men filmlerini izleyenler için bu muzip ikilinin aradan geçen zamanda ne yaptıklarını görmek ilginç olabilir. Yes Men adını hiç duymamış olanlar da şans verebilir.

Yalnız Cennet Bilir ise yönetmen Safdie kardeşlerin New York’da tanıştıkları uyuşturucu bağımlısı Ronald Bronstein’in anılarından yola çıkan bir kitap yazması için teşvik ettikten sonra henüz yayınlanmamış bu romandan uyarladıkları bir film. İki uyuşturucu bağımlısı arasındaki aşkı anlatan ve Cassavetes filmlerinin havasını taşıdığı söylenen bu film hakkında iyi eleştiriler de var, kötü eleştiriler de.

Seanstaki filmler birbirinden epey farklı olduğu için seçmek zor olmayacaktır diye düşünüyorum. Kendi adıma Yes Men’i bir kez daha izlemektense iyi bir bağımsız film olarak çıkmasını umduğum Yalnız Cennnet Bilir’i tercih edeceğim. Bir önceki seansa benzer bir uyarımızı yine yapalım. Bu seans için Yalnız Cennet Bilir’i seçenler bir sonraki seans için Tek Aşkım filmini seçmemeliler. 3 dakika erken çıkar, yetişirim denirse o başka.

——————————————

19:00 – The One I Love / Tek Aşkım
19:30 – Yume To Kyôki No Ohkoku / Düşlerin Ve Çılgınlığın Krallığı

Bu seans için bir Amerikan bağımsızı ile bir Japon belgeseli arasında seçim yapmak gerekiyor. Bir romantik komedi olarak tanımlanan ama hakkındaki her yazıda ilginç bir sürpriz içerdiğinden söz edilen, hatta Alacakaranlık Kuşağı’na benzetilen, Tek Aşkım filminde !f’in yönetmen ve oyuncu olarak favori isimlerinden Mark Duplass yer alıyor. Mad Men’in Peggy’si Elisabeth Moss da cabası. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

Diğer tarafta ise Japonya’nın çok sevdiğimiz animasyon stüdyosu Studio Ghibli üzerine bir belgesel var. Üstelik Hayao Miyazaki’nin emekli olmaya karar verdiği dönemde çekilen bir belgesel. Geçen yıl ustanın veda filmini izlemiştik, bu yıl da o dönemleri anlatan bir belgesel izlemek fikri çok çekici.

İkinci film daha çok meraklısına diyebileceğimiz bir film. Benim açımdan seçmek zor oldu. Bu noktada filmleri daha sonra sinemada izleyip izleyemeyeceğimiz sorusu devreye giriyor. Her iki filmin de Türkiye dağıtımcısı mevcut. Bu, her ikisinin de gösterime girme ihtimali olduğunu gösteriyor. Hatta Tek Aşkım için 17 Nisan tarihi belirlenmiş bile. Muhtemelen Başka Sinema’da gösterime girecek ama her Başka Sinema filminin Ankara’ya gelmediğini de unutmadan kadar vermeli. Ben Ankara’yı ihmal etmeyeceklerini umarak Miyazaki ustayı tercih ediyorum.

——————————————

21:30 – A Girl Walks Home Alone At Night / Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız
22:00 – The Dark Horse / Kayıp Şampiyon

A Girl Walks Home Alone At Night / Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız

Günün son filmi olarak İran sinemasından (aslında Amerika yapımı bir film) siyah-beyaz bir vampir filmi ve Yeni Zelenda’dan bir satranç filmi arasından seçim yapmamız gerekiyor. Doğrusunu söylemek gerekirse vampir filmleri ile westerni bir potada eriten, bunu yaparken de korku filmi yönetmenlerinden çok Jarmusch’dan etkilendiği söylenilen Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, !f’de birkaç film seç denirse ilk seçeceğim filmlerden biri. Kayıp Şampiyon, suçlu çocukların bir amaç etrafında toplanıp kendilerini kurtardıkları film modelinin bir tekrarı gibi duruyor. Bu açıdan çok çekici gelmedi açıkçası. En azından karşısındaki filme ciddi bir alternatif oluşturmadı. Ancak şöyle bir durum da var. Her ikisinin de Türkiye dağıtımcıları mevcut olan filmlerden Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, 24 Nisan’da gösterime girecek ama Kayıp Şampiyon vizyona girecekse de henüz tarihi belli değil. Bu nedenle her iki filmi de sinema salonda seyredeyim diyenlerin Kayıp Şampiyon’u seçmesi daha doğru olur.

——————————————

27 Şubat Cuma:

12:30 – Dark Star: Hr Gigers Welt / Karanlık Yıldız – Hr Giger’in Dünyası
13:00 – Dólares De Arena / Kum Parası

Dark Star: Hr Gigers Welt / Karanlık Yıldız – Hr Giger'in Dünyası

Yine bir tarafta bir belgesel, diğer tarafta kurmaca bir filmle karşıyayız. Benzer şekilde, seçim yapmak için de ilk kriter, belgeselde konu edilen H.R. Giger’i ne kadar tanıyıp sevdiğiniz olmalı. Popüler kültürde en fazla Alien tasarımı ile bilinen Giger’in pek çok yerde karşımıza çıkan onlarca tasarımı ve çizimi daha var. Geçen sene kaybettiğimiz bu sanatçı hakkında bir belgesel izlemek sizi heyecanlandırıyorsa seçim Karanlık Yıldız olmalı.

Kum Parası ise Dominik Cumhuriyeti’de geçen yaşlı ve zengin bir kadın ile genç ve fakir kadının ilişkisi üzerine kurulu. Lezbiyen bir birliktelik anlatması dışında benzer konularda gördüğümüz filmlerden ne kadar farklı olduğunu görmek için izlemek gerek ama genel olarak olumlu yorumlar almış. Özellikle Geraldine Chaplin’in oyunculuğu epeyce övgü toplamış ve ödül almış. H.R. Giger ismi çok bir şey ifade etmiyorsa rahatlıkla seçilebilir.

——————————————

15:00 – Fassbinder: At Elske Uden At Kræve / Fassbinder: Talepsiz Sevmek
15:30 – Mardan

Aslında bu seans için de bir önceki seans ile aynı cümleler kurulabilir. Fassbinder hakkında bir belgesel ile Türkiye-İran-Irak arasında geçen bir kayıp öyküsü arasında seçim yapmak gerekiyor. Fassbinder belgeselinde özellikle o yıllarda çekilip hiçbir yerde gösterilmemiş söyleşi kayıtları dikkat çekiyor. Yönetmen Christian Braad Thomsen’in Fassbinder’in arkadaşı olmasının da filme kattığı farklı bir bakış da olmalı. Batin Ghobadi’nin ilk filmi olan Mardan ise kocasını arayan bir kadının bu süreçte Mardan adında bir peşmergeden yardım almasının hikâyesi. Fragmanlarından anladığımız kadarıyla görsel açıdan güçlü ve etkileyici bir filmle karşı karşıyayız. Kendi açımdan Fassbinder belgeseli daha çekici ama yine birbirinden epey farklı iki film olduğu için seçim kolay olacaktır.

Seans süresi uayarımızı yapmadan geçmeyelim. Mardan’ın 110 dakikalık süresi bir sonraki seans için Gümüş Suyu’nun seçilmesini olanaksız hale getiriyor. Aman dikkat.

——————————————

17:00 – Ma’a Al-Fidda / Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi
17:30 – Boreg / Ben Gibi

Günün ortası için seçeceğimiz filmlerin her ikisi de bize yakın coğrafyalarda yaşanan savaşlara baksa da farklı bakış açıları kullanıyorlar. Suriye Otoportresi, adından da anlaşılabileceği gibi bölgede yaşananlara tam da olayların içinden gelen görüntüleri kullanarak bakan bir belgesel. !f kataloğunda “yılın en yürek burkan filmi” olarak tanımlanması boşuna değil. Bu filmle ilgili gördüğüm hemen her yazıda filmin çok üzücü olduğu vurgulanıyor. Hatta yarattığı duygu açısından beyazperdede izlediğim en üzücü film diyenler de mevcut. Yaşananları anlatabilmek için acıları da tüm gerçekliğiyle vermek lazım belki de.

Ben Gibi ise Filistin-İsrail olayına mizah gözlüğünden bakıyor. İsrail tarafında yeni aldığı yatağı bir vidası eksik olduğu için kırılan bir kadın, Filistin tarafında ise bir montaj fabrikasında o vidaları kullanan bir kadın var. Bu iki kadının bir şekilde yer değişmeleri üzerinden ilerleyen filmin yaratılan ayrılıkların ne kadar yapay olduğunu anlattığı söyleniyor. Ben bu kez kurmaca olanı tercih ediyorum ama özellikle Suriye’de yaşanalar ile ilgili içten bilgi almak isteyenlerin ilk filmi tercih etmesi gerektiği açık.

——————————————

19:00 – Kumiko, The Treasure Hunter / Kumiko, Hazine Avcısı
19:30 – The Look Of Silence / Sessizliğin Bakışı

Kumiko, The Treasure Hunter / Kumiko, Hazine Avcısı

Bu sene pek çok seansta olduğu gibi yine bir belgesel ve bir kurmaca film arasında seçim yapmamız gerekiyor. Kumiko, Hazine Avcısı, nicedir adını duyduğumuz ve merak ettiğimiz bir film. Fargo filminin çok bilinen bir detayı vardır. Coen kardeşlerin filmin gerçek bir hikâye olduğuna dair verdiği bilgi doğru kabul edilirse (ki doğru değil) filmde yer alan para dolu çantanın hala bir yerlerde olması gerekir. İşte Kumiko tam da bu detaydan yola çıkan bir film. Japonya’da bu bilginin doğru olduğuna inanan bir kadının Japonya’dan Amerika’ya olan yolcuğunu anlatıyor.

Sessizliğin Bakışı ise yine !f’de izlediğimiz Öldürme Eylemi belgeselinin devamı niteliğinde bir film. O filmde Endenozya’da yıllar önce sistematik şekilde işlenen politik cinayet ve işkenceleri gerçekleştirenleri kamera önüne alan Joshua Oppenheimer, katillerin yıllar sonra bile, yaptıkları işten neredeyse gurur duyduklarını gösteriyordu. Bu kez o katillerden biriyle kurbanlarından birinin kardeşini yüzleştiriyor. Yine çok etkili ve acı verici bir film olduğuna şüphe yok.

İş iki film arasında seçim yapmaya gelince iş zorlaşıyor. Evet, çok farklı yerlerde duran iki film ama her ikisi hakkında da çok olumlu eleştiriler mevcut. Yine her ikisinin de Türkiye dağıtımcıları var ama vizyon tarihlerine dair bir açıklama yok. Esasen Kumiko bir adım önde benim için ama gösterime girme ihtimali daha çok diyerek onu bir kenara bırakıyorum. Umarım filmin Türkiye dağıtımcısı Medyavizyon beni yanıltmaz. Ama mutlaka izlemeliyim bu filmi diyenler, belgesel de çok ilgilerini çekmediyse işlerini şansa bırakmayabilirler.

——————————————

21:30 – Kaguyahime No Monogatari / Prenses Kaguya Masalı
22:00 – Eden / Cennet

Günü bir animasyon ya da bir müzik filmiyle bitirme şansı var. Bunlardan ilki Studyo Ghibli’nin belki de son yapımlarından biri olacak olan Prenses Kaguya. Isao Takahata’nın uzun yıllar kendisini özlettikten sonra yaptığı bu yeni filmi, her yerin 3D animasyonlarla dolduğu günümüzde elle yapılmış suluboya çizimleri ile de bir soluk alma fırsatı sunuyor. Pek çok ödül de kazanan Prenses Kaguya aynı zamanda Oscar’a da aday. Bu yıl !f’in de en merakla beklenen filmlerinden biri olarak önerime pek ihtiyaç yok sanırım. Filmi merak edenler şimdiden listelerine almıştır.

Bu seansın diğer alternatifi olan Mia Hansen-Løve’ın Cennet isimli filmi ise Fransız elektronik müziğine ve kulüp yaşamına odaklanan biyografik bir öykü. Yönetmenin kardeşinin yaşamından izler taşıyan film özellikle Daft Punk ve onların tarzındaki müziği sevenlere hitap ediyor gibi gözüküyor.

Kâğıt üzerinde bu seansın izlenmesi gereken filmi Prenses Kaguya. Ancak bu filmin Başka Sinema’da 13 Mart’ta gösterime gireceğini de unutmamalı. Bu yüzden benim seçimim Cennet olacak. Prenses Kaguya’yı bir an önce izlemek istiyorum diyenlere lafın yok elbette. Ama en azından biletler bitmiş olursa üzülmeyin demek isterim.

——————————————

!f Ankara’nın ilk iki günü için önerilerim bu şekilde. Hafta sonu programı için önerilerim de pek yakında…

Michel Gondry !f İstanbul’a geliyor!

Günümüzün en önemli yönetmenlerinden Michel Gondry, !f İstanbul’un konuğu olarak Türkiye’ye geliyor. Gondry’nin merakla beklenen son filmi Uzun Boylu Adam Mutlu Mu? Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet de Türkiye galasını !f İstanbul’da yapıyor.

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenecek 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl da yılın en çok konuşulan filmlerini ve yönetmenlerini Türkiye’ye getiriyor. Festivalin İstanbul’da ağırlayacağı konuklar arasında ünlü Fransız yönetmen Michel Gondry de bulunuyor. Gondry’nin Noam Chomsky ile yaptığı sohbetlerden oluşan son filmi Is the Man Who Is Tall Happy? An Animated Conversation with Noam Chomsky/Uzun Boylu Adam Mutlu Mu? da festivalin “Digiturk Galaları” bölümünde gösterilecek.

‘2000’li yılların ilk büyük filmi’ni çekti

Björk’ten Massive Attack’e, Rolling Stones’tan Radiohead’e pek çok ünlü şarkıcı ve gruba çektiği video kliplerle adını duyuran Gondry, 2001’de ilk sinema filmi olan Human Nature/İçgüdü’yü yönetti. Bir önceki filminde olduğu gibi Charlie Kaufmann imzalı senaryosuyla çektiği ikinci uzunu Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan’la 2000’ler sinemasına silinmemecesine adını yazdırdı. Fatih Özgüven’in “Bilgisayar kuşağı için ‘Yurttaş Kane’” sözleriyle tanımladığı ve “2000’li yılların ilk büyük ve önemli filmi” olduğunu söylediği film, 50’ye yakın ödül ve senaryosuyla da Oscar kazandı. Gondry sonraki filmleri The Science Of Sleep/Rüya Bilmecesi (2006), Be Kind Rewind/Lütfen Başa Sarın, Yeşil Yaban Arısı/The Green Hornet, The We and the I ve son olarak geçtiğimiz sezon izlediğimiz Günlerin Köpüğü/L’écume des jours filmleriyle hayranlarını şaşırtmaya devam etti.

Gondry’nin Günlerin Köpüğü’yle aynı dönemde çektiği ve belgeselin kahramanı sebebiyle de merakla beklenen son filmi Uzun Boylu Adam Mutlu Mu?, Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet ise Türkiye’deki ilk gösterimini !f İstanbul’un “Digiturk Galaları” bölümünde yapacak. Dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar sıfatlarının hepsi birden olan Noam Chomsky’le yaptığı sohbetleri canlandırma sinemasını kullanarak büyüleyici bir izleme deneyimine dönüştüren Gondry, yaşayan en büyük filozoflardan birinin çocukluğundan bugüne süren etkileyici hayatına tanıklı etmemizi sağlıyor.

13. !f İstanbul 13 Şubat’ta başlıyor

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 7 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

İş Bankası Maximum Kartlılara özel avantajlar

Festival biletleri ise 31 Ocak-2 Şubat tarihlerinde biletix’de ön satışa çıkıyor! İş Bankası Maximum Kart sahiplerine özel olarak hazırlanan “Maximum Film” ve “Maximum Müzik” paketlerini alacak sinemaseverler için ise biletlerde %50 indirim ayrıcalığı sunuluyor. İş Bankası Maximum Kart sahipleri, “Maximum Film” paketinde en az 4, en fazla 20 festival sinema biletini, “Maximum Müzik” paketinde ise en az 2, en fazla 6 adet parti biletini %50 indirimle alabiliyor. Paket almayı tercih etmeyen İş Bankası Maximum Kart sahipleri için de film ve parti biletlerinde ön satışta %20 indirim ayrıcalığı sunuluyor.

Ayrıntılı bilgi için: www.ifistanbul.com

!f İstanbul’da Büyük Ödül Sambacılarla Gecekonduların Ötesindeki Brezilya’ya gitti

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışmalı bölümü Keş!f’in “ilham veren” yönetmenleri belli oldu. Günümüz Brezilya’sına farklı bir bakış getiren Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho Keş!f Jüri Ödülü’nün sahibi olurken, SİYAD Ödülü de Öldürme Eylemi filmiyle Joshua Oppenheimer’a gitti.

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen 12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece BackYard’da yapılan ödül töreniyle sona erdi. Beste Bereket’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü Brezilyalı yönetmenin

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl 11 ülkeden 9 film yarıştı.

Meltem Cumbul, Richard Peña, Miguel Gomes, Marianne Slot ve Denis Côté’den oluşan Keş!f Jürisi, Neighbouring Sounds/Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho’yu “yılın ilham veren yönetmeni” seçti. Jüri adına açıklamayı okuyan Meltem Cumbul; “Ödülü vermeye karar verdiğimiz film, bizi günümüz toplumuna dair  algı açıcı bir yolculuğa çıkarmakla kalmıyor, bunu öyle bir şekilde yapıyor ki, sonunda her izleyicinin bu toplum hakkında kendi çıkarımlarına varmasına da izin veriyor” dedi.

Oyuncaklı hikâyesiyle kimi zaman zekice yazılmış bir komediye kimi zaman da bir gerilim filmine dönüşerek türler arasında sürüklenen Komşu Sesler, seyirciyi Brezilya’nın Recife adlı kıyı kasabasında bir mahallenin sakinlerinin yaşamlarında gezintiye çıkarıyordu.

SİYAD Joshua Oppenheimer dedi

Ceylan Özçelik, Çağdaş Günerbüyük ve Yeşim Tabak’tan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi ise The Act of Killing/Öldürme Eylemi’nin yönetmeni Joshua Oppenheimer oldu.

SİYAD Jürisi adına konuşan Yeşim Tabak, ödülü verme gerekçeleri olarak şunları söyledi: “Kurmacanın gücünü belgesel sinemanın sınırları içine dahil etme konusundaki yaratıcı yöntemi; bu sayede, bir insanlık suçunu ya da suçluları teşhir etmenin ve buna karşı bir siyasi tavır almanın çok ötesine geçerek malzemesini felsefi boyutuyla, üstelik sinemanın doğası hakkında da düşündürerek ortaya koyabildiği için, SİYAD Ödülü’nü Öldürme Eylemi’ne veriyoruz.”

Endonezya’da geçen belgesel, karaborsada sinema biletleri satan Anwar ve arkadaşlarının ‘sinema çetesi’nin, daha sonra milyonlarca kişinin öldürülmesinden sorumlu paramiliter, aşırı sağcı bir örgüte dönüşmesini anlatıyor. Film, geçtiğimiz hafta da Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde Ekümenik Jürisi Ödülü ve Seyirci Ödülü’nü kazanmıştı.

Kısa izleyicisi Sonra’yı seçti

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Nazlı Elif Durlu’nun yönettiği Sonra seçilirken, Akile Nazlı Kaya’nın Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar’ı ikinciliği, Yıldıray Yıldırım’ın 1982 adlı kısası da üçüncülüğü aldı.

Ankara ve İzmir’e gidiyor

17-24 Şubat tarihlerinde gerçekleşen !f İstanbul bu sene de dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızlar ve ustaların son filmleri Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturdu. Bu yıl 80’den fazla filmin gösterildiği festivali 70 bin kişi izledi. Festival, 28 Şubat’ta Ankara ve İzmir’e doğru yola çıkacak ve 3 Mart’ta sona erecek.

!f Ankara 28 Şubat’ta Başlıyor!

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen !f Ankara Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 12 yaşında. Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Ankara galalarının yapılacağı !f Ankara, heyecan verici programıyla 28 Şubat’ta başlıyor.

Yenilikçi ve ses getiren filmleriyle kendi takipçilerini yaratan !f Bağımsız Filmler Festivali 12 yaşına dolu dolu bir programla giriyor. Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen !f Ankara, 28 Şubat-3 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum CEPA sinemasında gerçekleşecek.

Keş!f filmleri Ankara’da

Festivalin uluslararası alanda ses getiren film yarışması Keş!f’te yer alan 4 film Ankara’da da gösterilecek.

Neighbouring Sounds

Kleber Mendonça Filho’nun Rotterdam’dan FIPRESCI’li filmi Neighbouring Sounds/Komşu Sesler; Will Sharpe ve Tom Kingsley’in birlikte yönettikleri İngiliz kara komedisi Black Pond/Kara Göl; Werner Herzog ve Errol Morris’in yapımcılığında tüyleri diken diken eden anlatımı ve hikayesiyle sarsan The Act of Killing/Öldürme Eylemi ve ölmek üzere olan bir adamın bedenini canlı tutmak için akıl almaz yönetmelere başvurmasının minimalist ve gerçeküstücü hikayesi Halley/Kuyruklu Yıldız sinemada yeni dilleri ve anlatımları keşfetmeye hevesli sinemaseverlerin kaçırmaması gereken filmler.

Beklenen filmler Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da

!f Ankara’nın en çok ilgi gören bölümlerinden “Hit Filmler” bu yıl “Galalar” adını alıyor ve Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Ankara’da ilk kez seyirciyle buluşturuyor.

On the Road / Yolda

Richard Linklater’ın kurmaca ve belgeseli tuhaf bir şekilde bir araya getirdiği ve Jack Black ile Shirley MacLaine’in performanslarıyla harikalar yarattığı Bernie/Bernie’nin Suçu Ne?; 40 yaşını aşmış kadın oyuncuların Hollywood’da ne yaptıklarını merak edenlere All The Light In The Sky/Gökteki Tüm Işıklar; Rashida Jones ve Andy Samberg’i bir araya getiren ilişkiler komedisi Celeste&Jesse Forever/Vazgeçmem Senden; Çağdaş Güney Kore sinemasının en önemli isimlerinden Hong Sang-soo’nun Isabelle Huppert’ten üç farklı kadın yarattığı filmi In Another Country/Bambaşka Bir Ülkede; Michael Winterbottom’ın sade anlatımı ve kendine ait düşselliğiyle büyüleyen filmi Everyday/Hergün; Margot at the Wedding, The Squid and the Whale filmlerinin yaratıcı yönetmeni Noah Baumbach’tan beklenen bağımsız Frances Ha; Walter Salles’in beat kuşağının öncüsü Jack Kerouac’ın “asla film yapılamaz” denen aynı adlı kült romanından uyarladığı On The Road/Yolda; Precious/Acı Bir Hayat Hikâyesi’nin yönetmeni Lee Daniels’in Zac Efron, Matthew McConaughey, Nicole Kidman, John Cusack, Macy Gray gibi isimleri buluşturan, camp estetiğiyle yüklü filmi The Paperboy/Gazeteci Çocuk; çağımızın en büyük pop ikonlarından Marilyn Monroe’nun yayımlanmamış günlükleri ve mektuplarını Uma Thurman, Evan Rachel Wood, Lindsay Lohan gibi günümüz starlarına okutan Love, Marilyn/Sevgiler, Marilyn; Kanada sinemasının son yıllardaki en dikkat çeken yeteneği Xavier Dolan’ın Cannes’dan Kuir Palmiye ve Un Certain Regard bölümünden de kadın oyuncu ödülünü alan filmi Laurence Anyways; The Sopranos’un yaratıcısı David Chase’in ilk kamera arkası deneyimi olan ve 60’ların rock’n roll dünyasına selam gönderen Not Fade Away/Sen Gitmeden Önce ve Sion Sono’nun Tōhoku depremi sonrası yaşananları konu edinen sarsıcı filmi The Land Of Hope/Umut Diyarı “Galalar”da gösterilecek filmler…

Sinemada ve hayatta oyun oynayanlarla buluşuyoruz

Perdede kimi zaman deneysel, kimi zaman fantastik bir kurmaca yaratan, hayatı bir oyun alanı gibi görmemizi sağlayan filmlerin buluşma yeri olan “Oyun” bölümü gnctrkcll sponsorluğunda hazırlandı.

Brandon Cronenberg’in babası David Cronenberg’in izinden gittiğinin sinyallerini veren karanlık bilim kurgu ve korku kırması Antiviral/Antiviral; Bart Layton’un gerilimin en sade ve kışkırtıcı hallerini yansıtan, yılın en çok konuşulan belgesellerinden The Imposter/Hayat Avcısı; Kristina Buožytė’nin aşkın ve tutkunun görsel koreografisini ustaca inşa eden bilim kurgusu Vanishing Waves/Kaybolan Dalgalar; Peter Strickland’ın geçen yıl ödül üstüne ödül toplayan, atmosferiyle büyüleyen küçük başyapıtı Berberian Sound Studio/Berberian Ses Stüdyosu; usta Fransız yönetmen Patrice Leconte’un ilk animasyonu da olan ve intihar ürünlerinin satıldığı bir dükkanın hikâyesini anlatan kara komedisi Suicide Shop/İntihar Dükkanı; Sarah Polley’nin üçüncü kez kamera arkasına geçtiği ve bu kez kendi ailesinden yola çıktığı Stories We Tell/Anlattığımız Hikâyeler; zaman yolculuğu filmlerinin klişelerini altüst eden, incelikle dokunmuş senaryosu ve Mark Duplass’ın etkileyici oyunculuğuyla dikkat çeken Safety Not Guaranteed/Zaman Yolcuları ve deneysel canlandırmanın usta ismi Chris Sullivan’ın yapımı 15 yıl süren ve farklı teknikleri kullanarak 16 mm kamerayla kare kare çekerek yarattığı inanılmaz canlandırması Consuming Spirits/Ruhları Tüketmek ve müzik videolarıyla tanıdığımız New Yorklu sanatçı Jem Cohen’in imzası haline gelmiş olan gözlemci üslubuyla şekillenen ve doymak bilmeyen bir merakla iki kayıp ruhun içsel coğrafyalarının hikâyesini anlatan son filmi Museum Hours/Ziyaret Saatleri oyun meraklısı sinemaseverleri bekliyor.

Sevmeye, değişmeye ve değiştirmeye davet eden filmler

!f Ankara’da bu yıla özel üç yeni bölüm bulunuyor. Bunlardan ilki; Turkcell Profesyoneller Kulübü’nün sponsorluğunda hazırlanan, hayata yön veren dürtülerden beslenen, sıra dışı ve dönüştürücü filmlerin gösterileceği “Sev&Değiştir” adını taşıyor.

Versailles sarayından esinlenilerek inşa edilen bir konakta yaşayan emlak milyarderi çiftin sıradışı hayatlarını anlatan The Queen of Versailles/Versay Kraliçesi; Estonyalı bir grup genç aktivistin umut verici hikâyesinin anlatıldığı The New World/Yeni Bir Dünya ve son yılların en yaratıcı eylemlerine imza atan hacktivistlerin dünyasına yakından bakan We Are Legion: The Story of the Hacktivists/Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi, “Sev&Değiştir”de izleyeceğimiz filmlerden bazıları.

Bu bölümde ayrıca; !f İstanbul’un geçen yıl odağına aldığı sokak hareketlerini konu alan iki film gösterilecek: Petr Lom’un Mısır’da Hüsnü Mübarek’i düşüren devrimin tanığı beş kişinin hayatlarında nelerin değiştiğini ve değişmediğini anlatan belgeseli Back To The Square/Meydana Dönüş ve Velcrow Ripper’ın Kahire’den Calgary’ye, Wall Street’ten Madrid’e dünyanın dört bir tarafında devam eden aktivist eylemleri kameraya aldığı Occupy Love, birlikte dünyayı değiştirebileceğimizin kanıtı filmler.

!f Ankara’da özel gösterimler

Samsara

Geniş açı ve time lapse kullanımında dünyanın en iyi sinemacılarından birisi olarak gösterilen Amerikalı yönetmen ve görüntü yönetmeni Ron Fricke’nin, adını adeta efsaneye dönüştüren, Montreal’de FIPRESCI ödüllü belgeseli Baraka’dan 20 yıl sonra çektiği Samsara, Ankara’da ilk kez !f Ankara’da gösterilecek. Adını, Sanskritçeden bire bir çevrildiğinde doğanın sonsuz döngüsü anlamına gelen ‘samsara’dan alan film, doğum, ölüm, yaşam ve reenkarnasyonu konu ediniyor. 90’larda sinema dünyasında adeta çığır açan, görüntüsü, müziği ve ruhani gücüyle eşi benzeri olmayan bir deneyim yaşatan ve Dead Can Dance’i hayatımıza sokan Baraka da, zamanında kaçıranlar ve büyük ekranda izledikleri o ilk heyecanı özleyenler için özel bir gösterimle !f Ankara’da olacak.

Yine rengârenk, yine korkusuz

‘Sevmeye yasak olmaz’ diyen, tüm aşklara ve yaşam biçimlerine alan açan, !f Ankara’nın klasik bölümlerinden Gökkuşağı’nda bu yıl; Ugandalı gey aktivist David Kato’nun hikâyesini anlatan Call Me Kuchu/Ben Kuchu’yum,  James Dean’in eşcinsel olduğu iddialarının beyazperdede hayat buluşunun filmi Joshua Tree, 1951: A Portrait of James Dean/Joshua Ağacı, 1951: Bir James Dean Portresi ve Eytan Fox’un 2002’de çektiği ve iki İsrailli askerin aşkını anlatan Yossi & Jagger’ın devam filmi olan Yossi gösterilecek.

Kült olmaya aday filmler

Iron Sky

Festivalin bir diğer yeni bölümü ise “Karanlık & Köşeli” başlığını taşıyor. Kült olmaya aday filmlerden oluşan bu bölümde; Timo Vuorensola’nın Nazilerin ayın karanlık yüzünde yaşadıkları ve bir gün dünyaya saldıracakları iddiasından yola çıkarak yönettiği çılgın bilim kurgu Iron Sky/Demir Gökyüzü ve Franck Khalfoun’un 1980 tarihli aynı adlı kült korku filminden günümüze uyarladığı ve başrolü Elijah Wood’a verdiği Maniac/Manyak gösterilecek.

Filmlerden çıkan müzikler !f Müzik’te

Maximum Kart partnerliğiyle hayat bulan ve yılın müzik filmlerini bir araya getiren “!f Müzik”in bu yılki Ankara filmi, ölümcül Lou Gehrig hastalığına yakalandıktan sonra inatla yaşamaya ve müzik yapmaya devam eden efsanevi gitar virtüözü Jason Becker’in hayatını anlatan Jason Becker: Not Dead Yet/Jason Becker: Henüz Ölmedi olacak.

Geleceğin yönetmenlerini haber veren filmler

Benim Çocuğum

Türkiye sinemasının son bir yılını mercek altına aldığı “Ev” bölümünden Ankara’ya iki film ulaşıyor: Ufuk Aksoy’un geçmişi ve geleceği birbirinden ayrı iki kadının Büyükada’da bir evde karşılaşmalarını konu alan psikolojik-dram Devremülk ve Can Candan’ın yönettiği, eşcinsel, biseksüel ve transseksüel çocukları olan ailelerin tanıklıklarına başvuran umut ve mücadele hikâyesi Benim Çocuğum.

Sundance Özel

!f Ankara’nın geleneksel Sundance konuğu filmi ise genç bağımsız yönetmen Ry Russo Young’dan geliyor. Young’ın senaryosunu Girls’ün yaratıcısı Lena Dunham’la birlikte yazdığı ve Pasolini’nin Teorema’sı ile François Ozon’un Sitcom’unu hatırlatan Nobody Walks bastırılmış duygu ve arzularımızı konu alan zeki, incelikli ve ateşli bir yolculuk.

Yılın en iyi kısaları bir arada

!f’in kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl ilk kez yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. Festivalin tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri Ankara’da ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak.

Ucube

Bu yıl “Türkiye’den Kısalar” bölümü üç derlemeden oluşuyor.İsimsiz (Türkiye, 2013)” derlemesinde yer alan Abdurrahman Öner’in Buhar; Nehir Tuna’nın Dedeler En İyisini Bilir; Efe Öztezdoğan’ın Sabah-Öğle-Akşam ve Erol Mintaş ile Taylan Mintaş’ın Ucube adlı kısaları birkaç mesele üzerinden günümüz Türkiye’si portresini sunuyor. Nefes Alma Taktikleri” derlemesinde gösterilecek filmler ise, hayatla baş edebilme, akıl sağlığını koruma rehberliği sunan bir dizi hikâye anlatıyor. Yıldıray Yıldırım’ın 1982; Ferit Katipoğlu’nun Cinnamon Chasers: Lights; Alp Giray Tabakoğlu’nun Emmaporasyon; Eli Kasavi’nin Evren’in Sonu; Murat Uğurlu’nun Öteki Yüz; Halit Fatih Kızılgök’ün Nerdesin? ve Nazlı Elif Durlu’nun Sonra adlı kısaları kendisi, bedeni değilse de kafası genç olanlar veya gençleri anlayabilenler, hatta onlardan ilham alabilenler için hüzünlü ama çaresiz olmayan filmler… Bağlamlarötesi Hipersekanslar” seçkisinde ise Oğuzhan Akalın’ın Kafes; Serkan Yüksel’in 303; Akile Nazlı Kaya’nın Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar; Zeyno Pekünlü’nün Erkek Erkeğe; Merve İnce’nin Gassal; Çiçek İlengiz ve Etem Şahin’in Oben Beno (Bir Giriş); Deniz Bazan’ın Sisyphos adlı kısaları deneysel sinema meraklılarının ilgisini çekecek.

!f Ankara’da bir muhalif!

!f Ankara’nın ODTÜ GİSAM’da düzenleyeceği “Bir Muhal!f: Bir Muhalifin Kampanya El Kitabı” başlıklı atölye, katılımcıları değişimin bir parçası olmaya çağıracak. Dünyanın en büyük imza kampanyası platformu Change.org’un direktörü ve sivil toplum aktivisti Uygar Özesmi’nin rehberliğinde yapılacak atölyede, online aktivizm ve kampanyacılığın hayatın içindeki karşılığı konuşulacak. 28 Şubat’ta yapılacak atölyeye katılım ücretsiz olacak.

Bilet fiyatları aynı

!f Ankara’nın biletleri 8-10 Şubat tarihlerinde indirimli ön satışa çıkacak. MyBilet’ten satın alınacak festival biletlerinde geçen yılın fiyatları uygulanacak.

Bilet ücretleri şöyle:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL

Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

Maximum paketler, maksimum indirimler

Bu yıl Maximum kartlılara özel paketlerde kaçırılmayacak bir fırsat uygulanacak. En az 4 film biletten oluşan “Maximum Film Paketi”ni alanlar % 50 indirim fırsatından yararlanacak. Paketleri tercih etmeyecek Maximum kart sahipleri ise, ön satış döneminde bütün film biletleri için %20 indirimden yararlanacak.

Turkcell’den bir bilet alana bir bilet bedava

Festivaldeki tüm filmler kapsamında, hafta içi gündüz seansları 19:00’a kadar gnctrkcll’lilere özel “bir bilet alana bir bilet hediye” olacak. Turkcell Profesyoneller Kulübü üyeleri de Cuma ve Cumartesi akşamı 19:00 ve 19:30 seanslarında “bir bilet alana bir bilet hediye” fırsatından faydalanacaklar.

Teşekkür ederiz…

!f Ankara Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali; partneri Maximum Kart’a; “Galalar” bölüm sponsoru Digiturk’e; “Oyun” bölümü sponsoru gnctrkcll’e; Sev&Değiştir” bölüm sponsoru Turkcell Profesyoneller Kulübü’ne; konaklama sponsoru The Peak Hotel’e; otomotiv sponsoru MINI’ye; !f Müzik sponsoru Maximum Kart’a; !f Müzik partileri co-sponsoru Bomonti Bira’ya; televizyon sponsorları cnbc-e ve NTV’ye; gazete sponsorları Hürriyet Daily News, Hürriyet Keyif ve Radikal’e; radyo sponsorları Radyo Eksen ve Radyo ODTÜ’ye; internet sponsorları beyazperde.com ve bugunbugece.com’a; kurumsal destekçileri İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi, !f Ankara destekleyicileri Başkent Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, İLEF ve ODTÜ SİTOP’a teşekkür eder.

!f İstanbul’da Duyular Harekete Geçiyor

90’ların unutulmaz filmi Baraka’nın yönetmeni Ron Fricke’nin yirmi yıl sonra çektiği ilk film olan Samsara, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da. Ayrıca, zamanında kaçıranlar ve büyük ekranda izledikleri o ilk heyecanı özleyenler için Baraka da özel bir gösterimle beyazperdeye geliyor.

Maximum Kart’ın partnerliğinde 14 Şubat’ta başlayacak !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, hafızalardan çıkmayacak ruhsal bir sinema deneyimi vadeden Baraka ve Samsara’ya özel gösterim düzenliyor.

25 ülkede, 70 mm formatla

Geniş açı ve time lapse kullanımında dünyanın en iyi sinemacılarından birisi olarak gösterilen Amerikalı yönetmen ve görüntü yönetmeni Ron Fricke’nin, adını adeta efsaneye dönüştüren, Montreal’de FIPRESCI ödüllü belgeseli Baraka’dan 20 yıl sonra çektiği Samsara, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek.

Adını, Sanskritçeden bire bir çevrildiğinde doğanın sonsuz döngüsü anlamına gelen ‘samsara’dan alan film, doğum, ölüm, yaşam ve reenkarnasyonu konu ediniyor. Beş yılı aşkın bir sürede, yirmi beş ülkede çekilen Samsara, insanlığın kutsal saydığı topraklardan, endüstrileşmenin en yoğun yaşandığı alanlara kadar geniş bir coğrafyayı kapsıyor. İnsan deneyiminin ve maneviyatının kavranılmaz derinliklerini araştıran saf bir sinema deneyimi sunan film, dünyanın çeşitli yerlerindeki insan topluluklarının umut etme biçimleri kadar korkularının ve arzularının da benzer olduğunun altını çiziyor. Artık çok az filmde kullanılan analog 70 mm formatla çekilen film, insanlığı doğaya bağlayan yaşam döngüsünün görsel bir yansıması.

Kaçıranlar ve özleyenler için Baraka

90’larda sinema dünyasında adeta çığır açan, görüntüsü, müziği ve ruhani gücüyle eşi benzeri olmayan bir deneyim yaşatan ve Dead Can Dance’i hayatımıza sokan Baraka da, zamanında kaçıranlar ve büyük ekranda izledikleri o ilk heyecanı özleyenler için özel bir gösterimle !f İstanbul’da olacak.

Kesinlikle büyük ekranda görülmesi gereken, duyuları harekete geçirecek eşsiz ve ruhani bir sinema yolculuğu vadeden bu iki film, !f İstanbul’un “Özel Gösterimler”inde sinemaseverleri bekliyor.

14 Şubat’ta başlıyor

Maximum Kart’ın partnerliğinde düzenlenecek 12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 14-24 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat-3 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova sinemalarında gerçekleşecek.

!f İstanbul’da ‘hareket’ devam ediyor

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen 12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 14 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkıyor. Geçen yıl, dünyayı etkileyen sokak hareketlerini tema seçen !f İstanbul, hareketin geride bıraktığı rüzgârı takip ediyor ve dünyayı değiştiren insanların umut verici hikayelerini bir araya getiriyor.

Geçen yıl Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinden yola çıkarak temasını “Hareket” olarak belirleyen !f İstanbul, bu yıl da rüzgârın bıraktığı izleri takip ediyor ve ‘hareket’li filmleri bir araya getiriyor. Turkcell Profesyoneller Kulübü’nün sponsorluğunda hazırlanan “Sev&Değiştir” bölümünde izleyeceğimiz filmler, dünyayı değiştirmek için hala bir fırsatımız olduğunun umudunu taşıyorlar.

Mısır’dan Rusya’ya, Kahire’den Wall Street’e

İran’daki Ahmedinejad rejimini anlattığı Letter to the President adlı filmiyle dikkatleri çeken Petr Lom’un son filmi Back To The Square/Meydana Dönüş, Mısır’da Hüsnü Mübarek’i düşüren devrimin tanığı beş kişinin hayatlarında nelerin değiştiğini ve değişmediğini anlatıyor. Bu beş Mısırlının hayatlarını takip ederek “Devrimin üstünden altı ay geçmiş ve ne kazanıldı?” sorusuna yanıt arayan belgesel, Tahrir devriminin sadece bir başlangıç olduğunu, demokrasiye ulaşmak için mücadelenin devam etmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Velcro Ripper’ın Kahire’den Calgary’ye, Wall Street’ten Madrid’e dünyanın dört bir tarafında devam eden aktivist eylemleri belgelediği Occupy Love, yönetmenin Ateşli Aşk Üçlemesi olarak adlandırdığı serisinin sonuncu filmi. Ripper, gezegenimizin karşı karşıya olduğu sorunların derinlerine inerken dünyada yükselen değişim arzusunu belgeliyor. Ekonomik krizle ekolojik çöküşün ne kadar bağlantılı olduğunu, ekonomilerin sistemi devam ettirebilmek için nasıl doğayı sömürdüğünü ortaya koyuyor. Ripper uyarıyor: “Bugün tüm gezegen sıfır noktasına yaklaşmış durumda.” Tek çözüm ise farklı bir devrim.

Bölümün bir diğer ‘hareket’li filmi ise Rusya’dan geliyor. 10 yönetmenin bir araya gelip çektiği, Vladimir Putin’in başkan seçilmesinin ardından binlerce insanın katıldığı hükümet karşıtı gösterileri anlatan Winter, Go Away!/Defol, Kış!, şiddete maruz kalma ya da hapse düşme tehlikesine rağmen bir şeyleri değiştirmek için çabalayan çok sayıda etkileyici insanla tanışmamızı sağlıyor.

Hareket bizde başlıyor

“Sev ve Değiştir” bölümünde ayrıca, sokakta olmasa bile yaşamları ya da eylemleriyle ‘hareket’ yaratan insanların hikâyelerini de izleyeceğiz: Son yılların en yaratıcı eylemlerine imza atan hacktivistlerin dünyasına yakından bakan We Are Legion: The Story of the Hacktivists/Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi, bir grup Estonyalı genç aktivistin, kocaman bir evi yüzlerce insan için sürdürülebilir bir yaşam alanına dönüştürmelerinin inanılmaz hikâyesini anlatan The New World/Yeni Bir Dünya ve çevre için para toplamak amacıyla amatör porno yapıp internette satan bir grubun mücadelesine tanıklık eden Fuck For Forest/Orman İçin Seviş değişimin bizde başladığının kanıtını taşıyan filmler.

Change.org’la atölye

Festival kapsamında ayrıca, “Bir Muhal!f: Bir Muhalifin Kampanya El Kitabı” başlıklı bir atölye de düzenlenecek. 20 Şubat’ta Salt İstanbul – Açık Sinema’da, 28 Şubat’ta ise ODTÜ GİSAM’da gerçekleşecek atölye, dünyanın en büyük imza kampanyası platformu Change.org’un direktörü ve sivil toplum aktivisti Uygar Özesmi’nin rehberliğinde yapılacak ve online aktivizm ve kampanyacılığın hayatın içindeki karşılığı konuşulacak.

Biletler 1 Şubat’ta ön satışta

12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 14-24 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat-3 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova sinemalarında gerçekleşecek. Festival biletleri 1-3 Şubat tarihlerinde İstanbul, 8-10 Şubat tarihlerinde Ankara ve İzmir’de indirimli ön satışa çıkacak. MyBilet’ten satın alınacak festival biletlerinde geçen yılın fiyatları uygulanacak.

Ayrıntılı bilgi için: www.ifistanbul.com

Ödüllü filmler !f İstanbul’la birlikte geliyor

!f_Logo!f İstanbul programı açıklandı. Sundance’ten Berlin’e, Cannes’dan Toronto’ya, festivallerden ödüllerle dönmüş filmler Türkiye’de ilk kez 12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilecek.

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen 12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl da yılın ödül avcısı filmleri ve partilerden söyleşilere zengin içeriğiyle sinemaseverlerin aklını başından alacak. 14 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkacak olan festival, 28 Şubat’ta Ankara ve İzmir’e uğrayacak.

Sundance’ten !f’e

Sundance’ten Berlin’e, Cannes’dan Toronto’ya, festivallerden ödüllerle dönmüş filmler Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek. Programın en taze ödüllü filmi ise, bağımsız sinemanın kalesi Sundance’te belgesel dalında Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Blood Brother/Kan Kardeşim. Steve Hoover’ın yönettiği bu etkileyici belgesel, 2008’de sırt çantasıyla Hindistan’ı ziyaret eden Rocky Braat’ın burada HIV’li çocuklarla karşılaşmasını ve bu çocuklara destek olmak için eski hayatını bırakıp Hindistan’a yerleşmesini anlatıyor.

Oscar yarışından önce İstanbul’da

Festival programında ayrıca, Oscar ödülleri için yarışan, sinemaseverlerin merakla beklediği iki film de yer alıyor.

Ben Lewin’in bağımsız sinemanın kalesi Sundance’den seyirci ve jüri özel ödüllerini toplayan, Oscar’larda Helen Hunt’a yardımcı kadın oyunculuğu adaylığı getiren The Sessions/Aşk Seansları, yılın bağımsız hiti. Çocuk felci nedeniyle engelli kalan ve zamanının çoğunu solunum cihazına bağlı geçiren Mark’la seks terapisti Cheryl arasındaki ilişkiyi anlatan filmin, Amerika’da on yedi yaşından küçüklerin tek başına izlemesi yasaklandığını hatırlatalım.

Oscar’larda “Yabancı Dilde En İyi Film” dalının en güçlü adaylarından War Witch/Savaş Cadısı, bulunması neredeyse imkânsız olan ‘beyaz horoz’un peşinden gizemli bir albino kasabasına kadar giden genç bir çiftin imkânsız aşk yolculuğunun hikâyesi. Film, henüz 15 yaşında olan ve ilk sinema filmiyle Berlin’de Ekümenik Jürisi’nden kadın oyuncu ödülünü alan Rachel Mwanza’nın oyunculuğuyla büyülüyor.

En iyiler, ödüllü filmler

Werner Herzog ve Errol Morris’in yapımcılığında tüyleri diken diken eden anlatımı ve hikayesiyle sarsan, belgesel sinemanın en önemli buluşma noktalarından biri sayılan CPH:DOX’ta (Kopenhag) en iyi film seçilen The Act of Killing/Öldürme Eylemi; festivalin jüri üyelerinden biri olarak İstanbul’a gelecek Miguel Gomes’in Berlin’den FIPRESCI ve Alfred Bauer ödüllerini alan ve senaryo ile kurgunun kurallarını yerle bir eden son başyapıtı Tabu; Kleber Mendonça Filho’nun Brezilya’nın Recife adlı kıyı kasabasında bir mahallenin sakinlerinin yaşamlarında gezintiye çıkaran, Rotterdam’dan FIPRESCI’li filmi Neighbouring Sounds/Komşu Sesler; Cannes’dan Gençlik Ödülü, Chicago’dan film ve yönetmen ödüllerinin yanı sıra Toronto, Vancouver, Los Angeles film yazarları birliği ödüllerini de toplayan, en son Cesar Ödülleri’nde 9 dalda adaylığa ulaşan Holy Motors/Kutsal Motorlar, Un Prophète’nin yönetmeni Jacques Audiard’ın Marion Cotillard ve Matthias Schoenaerts’ı bir araya getirdiği, Valladolid’de en iyi film, senaryo ve erkek oyuncu ödüllerini toplayan Rust&Bone/Pas ve Kemik; Xavier Dolan’ın yönettiği, Cannes’dan Kuir Palmiye ve Un Certain Regard bölümünden de kadın oyuncu ödülünü alan Laurence Anyways; Sion Sono’nun Toronto NETPAC Ödülü’nü kazanan,Tōhoku depremi sonrası yaşananları konu edinen sarsıcı filmi The Land Of Hope/Umut Diyarı; Gomorra’yla dikkatleri üstüne çeken Matteo Garrone’nin dört yıllık aradan sonra çektiği ve Cannes’dan Jüri Büyük Ödülü’nü alan Reality/Gerçeklik, In Bruges’un yönetmeni Martin McDonagh’ın Michael Pitt, Sam Rockwell, Colin Farrell, Abbie Cornish, Christopher Walken gibi bir kadroyla geri döndüğü, Toronto’dan seyirci ödüllü suç komedisi Seven Psychopaths/7 Psikopat; Kristina Buožytė’nin Karlovy Vary ve Fantastic Fest’ten ödüllü, aşkın ve tutkunun görsel koreografisini ustaca inşa eden bilim kurgusu Vanishing Waves/Kaybolan Dalgalar; İngiliz Bağımsız Film Ödülleri’nin gözdesi, Peter Strickland’ın atmosferiyle büyüleyen küçük başyapıtı Berberian Sound Studio/Berberian Ses Stüdyosu; Varşova’da En İyi Belgesel seçilen, gösterildiği festivallerde olay yaratan F*ck For Forest/Orman İçin Seviş; Berlin’de Teddy, San Fransisco ve Torino’da izleyici ödüllerini alan, Ugandalı gey aktivist David Kato’nun hikâyesini anlatan Call Me Kuchu/Ben Kuchu’yum !f İstanbul’un ödüllü filmlerinden sadece birkaçı.

Bilet fiyatlarında artış yok

12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 14-24 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat-3 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova sinemalarında gerçekleşecek. Festivalin biletleri 1-3 Şubat tarihlerinde İstanbul, 8-10 Şubat tarihlerinde Ankara ve İzmir’de indirimli ön satışa çıkacak. MyBilet’ten satın alınacak festival biletlerinde geçen yılın fiyatları uygulanacak.

!f İstanbul Başladı, !f Ankara ve !f İzmir Biletleri ise Önsatışta

Bu yıl 11. kez düzenlenen olan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali bugün başladı. 26 Şubat’a kadar İstanbul’da devam edecek gösterim ve etkinlikler sonrasında festival 1-4 Mart arasında Ankara’da ve bu yıl ilk kez 2-4 Mart tarihleri arasında da İzmir’de olacak. Ankara ve İzmir’de 17 Şubat’ta festival biletlerinin %10 indirimle ön satışa çıktığını ve bu indirimli ön satışların sadece 3 gün süreceğini önemle belirtelim.

Festivalin bu yılki bölümlerine bu bölümlerde ön plana çıkan bazı filmlere bakalım.

Keş!f: Festival kapsamında 5. kez düzenlenen bu bölümde sinemada yenilik arayan genç yönetmenlerin filmleri yarışıyor ve sinemaseverlere yeni keşifler yapma olanağı sunuluyor. Bu bölümde yer alan ve 4 yaşında bir kızı başrole taşıyan Nana‘yı Gezici Film Festivali’nde izlemiş ve pek sevmiştik. Kıyıda (Sur la Planche / On the Edge) filmini ise Altın Portakal’da izlemiştik (orada Sınırda ismiyle gösterilmişti). Kendi adıma çok içine giremediğim bir filmdi ama orada yarışmaya giren yabancı filmler arasında en iyi film seçildiğini de unutmayalım.

Yönetmeninin “genel ahlaka bir saldırı” olarak tanımladığı Pislik (Gandu / Asshole), geçen yılın belgeselleri arasında sıkça adını duyduğumuz Denizde İki Yıl (Two Years At Sea) ve galiba Çernobil’i ilk kez konu eden bir film olarak Masum Cumartesi (V Subbotu / Innocent Saturday) bölümün dikkat çeken diğer filmleri.

Hit Filmler: Adı üstünde geçen yılın bağımsız filmleri arasında festivallerde en çok ödül kazanan, uluslararası dağıtıma girmiş, hatta bazıları ülkemizde de gösterilecek olan, kısaca bağımsızların en popülerleri olarak adlandırabileceğimiz filmler bu bölümde. Bölümdeki bir kaç filmin adını verelim ama fırsat olursa her birini izlemek lazım da diyelim.

Herhalde bölümün en dikkat çeken filmi Oscar’larda da adı geçen Alexander Payne’in George Clooney’i başrole taşıyan Senden Bana Kalan (The Descendants) filmi. Bunun yanında bir kanser komedisi olarak tanımlanabilecek olan Şansa Bak (50/50), çok sevdiğimiz ama filmlerini sinemalarımızda göremediğimiz Todd Solondz’un Karanlık At‘ı (Dark Horse), her filmiyle seyirciyi şaşırtan Takashi Miike’nin bilgisayar oyunu uyarlaması Dava Vekili (Gyakuten Saiban / Ace Attorney), senenin en iyileri arasında pek çok kez adını duyduğumuz ama büyük ödüllerde adı geçmeyen Sığınak (Take Shelter) ve Sarah Polley’in ikinci kez yönetmenliği denediği Bu Dans Senin (Take This Waltz) izlenmesi gereken filmler arasında.

!f Müzik: Sinema kadar müziği de sevenlerin bölümü. Farklı müzisyenler üzerine 5 belgesel içeren bu bölümde özellikle Chemical Brothers’in konser filmi Don’t Think ile, Hole grubunun eski bateristi Patty Schemel’i konu eden Çok Sert Vurdu (Hit So Hard) adlı film dikkat çekiyor.

Fantastik Filmler: Aslında vizyonda da “fantastik film” olarak adlandırılan çeşitli filmler izliyoruz ama bu tanımın gerçek anlamda hakkını veren filmleri ancak festivallerde izleyebiliyoruz. Bu bölümde yer alan iki hayaletin yol filmi olarak tanımlanan Finisterrae, Japon mafyası için ceset kaçakçılığı yapan bir adamı anlatan Kaçakçı (Sumagurâ: Omae no Mirai o Erab / Smuggler), dikkat çekici bir animasyon olan Tatsumi izlenmesi gereken filmlerden.

Arka Bahçe: Dünyada neler olup bittiğini belki haberlerden takip ediyoruz ama bir belgeselcinin gözünden izlemek bir başka oluyor her zaman. Hem olaylara farklı bir açıdan bakıyoruz hem de işin içine sanatsal bir form da giriyor. Bu bölümde HES’lerden çocuk gelinlere, ekonomik krizden Arap Baharı’na kadar değişik konularda altı film yer alıyor. Belgesel meraklıları özellikle Mahşerin Dört Atlısı (Four Horsemen) ve Müdahaleciler (The Interrupters) filmlerini kaçırmamalı.

Gökkuşağı Filmler: LGBT bireylerinin hikayelerine ait filmleri içeren bu bölümde yine ilginç filmler var. İran’da lezbiyen bir çifti anlatan Koşul (Circumstance), iki erkeğin bir haftasonuna sığan ilişkilerini anlatan Haftasonu (Weekend), Sonny ve Cher’in sonradan erkek olmaya karar veren kızlarının hikayesini anlatan Chaz Olmak (Becoming Chaz) bölümün dikkat çeken filmleri arasında yer alıyor.

Ev: Farklı ülkelerden Kürt yönetmenlerin Ev başlığı altında toplanabilecek filmlerini içeren bu bölüm !f’in daha önceki yıllarda başlattığı “Açılım” başlıklı bölümün bir devamı sayılabilir. Konuya İsveç’ten bakan Gerilla Çocuk (Gerillasonen / The Guerilla Son) ve Fransa’dan bakan Bedia’nın İzinde (Sur Les Traces de Bedia / On the Traces of Bedia) ilk anda dikkat çeken filmler arasında. Ayrıca Ev Gibisi Yok başlığı altında toplanan dört kısa film de izlenmeli.

Yol: Bu bölümde geniş anlamıyla yol filmi olarak tanımlanabilecek filmler yer alıyor. Dikkat çekici Kanada’lı yönetmen Guy Maddin’in Odysseia uyarlaması Anahtar Deliği (Keyhole), göçmen sorunu üzerine çarpıcı bir film izlenimi veren Merhametin Yedi Biçimi (Sette Opere di Misericordia / Seven Acts of Mercy) ve siyah beyaz görüntüleri ile dikkat çeken Yoldan Geçen (Transeunte / Passerby), bu bölümün öne çıkan filmleri.

e-şıkkı: Farklı hayat deneyimleri üzerine filmler içeren bu bölümde aynı anda hamile kalmaya karar veren bir grup kızı anlatan 17 Kız (17 Filles / 17 Girls), animasyon, stop-motion ve canlı görüntüleri birleştiren Eskiden Buralar Hep Yerçekimiydi (Gravity Was Everywhere Back Then), tamamen cep telefonu ile çekilen Empire North gibi filmler bu bölümde yer alıyor.

!f Kült: 2011 yapımı olmasına rağmen geleceğin kült film adaylarından olan Kaspar Hauser Efsanesi (La Leggenda di Kaspar Hauser / The Legend of Kaspar Hauser) ve gerçek anlamda bir kült film olan Yüzü Olmayan Gözler (Les Yeux Sans Visage / Eyes Without a Face) bu bölümün filmleri. Özellikle ikincisini muhakkak izlemek gerek.

Nöbetçi Sinema: Geceyarısı film izlemekten ayrı bir keyif alan sinemaseverlere sıradışı korku filmleri sunan bu bölümde Ölümün Sesi (Babycall) ve Aşk Suçları (Koi no Tsumi / Guilty of Romance) filmleri yer alıyor.

!f Özel Gösterimler: Festivalin konuklarından Michael Nyman’ın Film Kameralı Nyman (NYman With a Movie Camera) filmi bu bölümün dikkat çekici filmlerinden. Vizyonda kaçırmış olanlar için Zenne filmini izleme fırsatını da unutmamalı.

ACID 20. Yılını Kutluyor: Bağımsız filmlerin dağıtımını destekleyen ACID organizasyonuun 20. yılını kutlamak için oluşturulan bu bölümdeki her film izlenmeyi halediyor ama özellikle Bruno Dumont’un çarpıcı filmi İnsanlık (L’humanité) mutlaka izlenmeli diyorum. Sadece bir polisiye demenin hakkında hafif kalacağı bu film zor bir yapım belki ama festival seyircisi zoru sever zaten.

!f Sundance ile Özel Çalışmalar: Bu bölümde Şeytan Kardeşim (My Brother the Devil) adlı tek bir film yer alıyor ama zaten bu bölümün asıl özelliği içinde yer alan ve Sundance Enstitüsü ile beraber gerçekleştirilen etkinlikler. Sinemaya profesyonel anlamda ilgi duyanların takip etmesi gereken bir bölüm.

!f Kısalar: !f’in programında yerli filmler çok fazla yer almıyor ama her yıl Türkiye’den kısalara ayrı bir yer veriliyor. Bu yıl da bu bölümde 23 kısa film gösterilecek.

Burada sadece programda gösterilecek olan filmlerden bazılarının adını andık. Festival kapsamında daha keşfedecek pek çok film var. Ayrıca farklı etkinlikler, sergiler ve partiler de unutulmamalı.

Festival ve filmler hakkında daha ayrıntılı bilgiye, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki gösterimlerin detaylarına http://www.ifistanbul.com/ adresinden erişilebilir.

Ben de festivalin Ankara ayağını takip ediyor ve izlediğim filmlerle ilgili izlenimlerimi buradan paylaşıyor olacağım.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 273.741 hits
Temmuz 2020
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: