Gezici Festival 2011 İzlenimleri – 2. Gün: Kısa İyidir 2, Kısaca Finlandiya, Nana, Melankoli

Kısa İyidir 2:

8 filmden oluşan Kısa İyidir bölümünün ikinci kısmında yine güzel filmler izledik. Seçkinin en eğlenceli filmi Trafik Lambası (Ampelmann / Lights) idi. Küçük bir kasabada kendisine hiç iş düşmediği için kendisini kötü hisseden bir polisin trafik lambasına uymayanları takibe almasını anlatan film, kısa film mantığına son derece uygun bir yapımdı. Kedi ve Fareler (Kattenkwaad / Cat and Mice) de kayıp kedileri bularak hayatını kazanan bir adamın başına gelenleri anlatan, sonu ile dikkat çeken bir filmdi.

Taze Açan Nilüferler (Vannliljer I Blomst / Water Lilies in Bloom), tüm bir senkronize yüzme takımının ölümüne sebep olan koçlarının tekniklerini kilo vermek isteyen kadınlar üzerinde kullanmasını anlatan ve Isaac Newton’un yerçekimi teorisine karşı bir film olarak dikkat çekiyordu.

Son olarak bu seçkide yer alan deneysel filmlerden bahsetmek isterim. Striptiz (Strips), ilk günkü seçkide yer alan Yok Edici gibi, eski bir filmin görüntü ve ses kaydı ile oynayarak oluşturulmuş ilgi çekici bir yapımdı. Pek Yakında Çekim Alanında (Coming Attractions) ise hem sinema tarihine hem de reklamcılığa göndermeler yapan bir yapımdı. Ancak doğruyu söylemek gerekirse ne kadar ilgi çekici olursa olsun deneysel filmlerin uzun olması fazlasıyla zorlayıcı oluyor. Bu film de 25 dakikalık süresi ile bir kısa film için oldukça uzundu. Film sırasında salonu terkedenler oldukça fazlaydı. Bittiğinde ise salondan “nihayet bitti” nidaları duyduk.

Kısaca Finlandiya:

Bir ülkenin farklı dönemlerden gelen kısa filmlerine yer veren seçkiler genellikle o ülkenin en iyi kısa filmlerinden oluştuğu için izlenmeye değer oluyor. Bu bölümde de Finlandiya’dan gelen ve 1981-2010 yılları arasına yayılmış 8 kısa film vardı.

Doğrusunu söylemek gerekirse bu seçkideki filmlerden beklediğim kadar memnun kalmadım. Yine de sevdiğim filmler de oldu elbette. Elsa adlı kısa film sadece 5 dakika sürmesine rağmen seçkinin en iyisiydi bence. Son anına kadar doğal yaşam üzerine bir belgeselmiş gibi gözükürken son saniyelerinde bombasını patlatıyordu.

Bunun dışında Tutku Pizzası (Pizza Passionata) şehir yaşamının yalnızlaştırdığı insan üzerine başarılı bir animasyon, Pyongyang Robogirl ise Kuzey Kore’de trafik polisliği yapan kadınlar üzerine hoş bir deneysel filmdi.

Boş Havuz (Telakka / The Dry Dock) filminin de bir yılı sadece 11 dakikaya sığdıran yapısı ile adını anmadan geçmeyelim. Belgesel türüne dahil edebileceğimiz bu film, Helsinki’de bir gemi havuzunun doğal olaylar karşısında yaşadığı değişimi hızlı bir çekimle anlatıyordu.

Nana:

Nana filminden söz etmeden önce bu filmin öncesinde gösterilen kısa filmden söz edelim. Festivalin ilk günü ile ilgili izlenimlerimi yazarken Kısa İyidir 1 bölümündeki son filmi diğer seansa yetişmek için izleyemediğimden bahsetmiştim. Sanki festival yönetimi beni duymuş da izleyemediğim Las Palmas filmini bu seansın başına koymuşlar (aslında program kitapçığında yazıyormuş ama ben farketmemişim). Las Palmas tatil yöresindeki bir barda yaşananları kuklalarla anlatıyor. Ama bu kısa filmin başrol oyuncusu sadece bir yaşında bir kız çocuğu. Bu kız çocuğunun sevimliliği de filmin son derece keyifli olmasını sağlıyor zaten.

Gelelim Nana filmine. Aslında öncesinde gösterilen kısa filmle bir ortak noktaları var. Nasıl o filmin başrolünde bir yaşında bir kız çocuğu varsa, Nana’nın da başrolünde dört yaşında bir kız çocuğu var. Yönetmen Valérie Massadian’ın öncelikli başarısı da bu kız çocuğunu başarıyla oynatabilmesi aslında. Filmin hemen hemen her dakikasında kamera karşısında olan bu çocuk o kadar doğal oynuyor ki abartarak oynamanın iyi oyunculuk olduğunu düşünen bazı yetişkin aktörlerin bundan ders alması gerekebilir. Ayrıca bir an bile bize bir filmde oynuyor olduğu hissini vermiyor.

Aslında filmin konusu da oyunculukları kadar doğal. Annesi ve dedesi ile yaşayan bir kız çocuğunun doğayla içiçe yaşadıklarını anlatıyor film. Bu arada bu küçük kız çocuğunun yavaş yavaş büyümesine de tanıklık ediyoruz. Doğayla iç içe yaşam ve filmin içinde karşımıza çıkan ölüm teması, geçtiğimiz sezon izlediğimiz Belma Baş’ın Zefir filmini hatırlattı bana. Aslında Zefir, bu temaları çok daha derinlikli işleyen ve daha fazla sinema duygusu barındıran bir filmdi ama Nana da izlenmeye değer bir film olarak dikkat çekiyordu.

Melankoli (Melancholia):

Lars von Trier’in filmleri hemen her zaman seyirciyi de eleştirmenleri de ikiye bölmüştür. Belli ki bu durum Trier’in pek sevdiği bir şey. Melankoli de farklı olmadı. Cannes’da filmin basın toplantısında Trier’in söylediklerinin yarattığı fırtına bir yana sadece film olarak bakıldığında da karşıt fikirler var. Baştan söylemeli, Trier seven biri olarak Melankoli‘den de gayet memnun ayrıldım ben. Trier fazlasıyla ego sahibi, tartışma yaratmayı seven bir yönetmen olabilir ama gerçek bir sinema duygusuna sahip olduğu da unutulmamalı.

Trier, Melankoli‘de dünyanın sonunu kendi bakış açısından anlatıyor. Melancholia gezegeni Dünya’ya yaklaşmaktadır ve pek çok kişi bu yaklaşmanın iki gezegenin birbirine çarpması ile sonuçlanacağını düşünmektedir. Film de böyle bir dönemde iki kızkardeşin yaşadıklarına odaklanıyor.

Filmin açılışı Trier’in bir önceki filmi Antichrist‘ı anımsatıyor fena halde. Yine bir klasik müzik parçası eşliğinde yavaş çekimde gösterilen bir bölüm izliyoruz. Antichrist‘ın tersine bu kez izlediklerimiz kendi başına bir hikaye anlatmıyor, filmin devamında göreceklerimizin bir önizlemesi oluyor adeta. Ama bu bölüm yine kendi başına bir kısa film olabilecek kadar güçlü.

Filmin geri kalan kısmı ise iki bölüme ayrılmış durumda. Her iki  bölüm de kızkardeşlerden birinin adını taşıyor. Justine adını taşıyan bölümde Kirsten Dunst’ın canlandırdığı Justine’in düğün gecesini izliyoruz. Bu bölüm aslında dünyanın yokolması teması ile çok da ilgili değil. Çoğunlukla bir ailenin biraraya gelip mutlu mesut bir gece geçirmeyi planlarken aile içi çatışmaların gün yüzüne çıktığı yapımları anımsatıyor. Özellikle de Trier’in dogma dönemindeki kankası Thomas Vinterberg’in Festen filmini. Belli ki bu bölüm küçük burjuvanın bir türlü mutlu olamaması üzerine çekilmiş bir bölüm. İkinci bölüm ise Charlotte Gainsbourg’ün canlandırdığı Claire karakterinin adını taşıyor. Burada ilk bölümde işaretleri hissedilen Melancholia gezegeninin artık iyiden iyiye Dünya’ya yaklaştığını görüyoruz ve başta Claire’in olmak üzere tüm ailenin bu olaya nasıl tepki gösterdiklerini izliyoruz.

İki bölüm arasındaki temel farkın filmin gerçekçiliği olduğunu söylemek mümkün. İlk bölüm son derece gerçekçi bir havada ilerlerken ikinci bölüm benzer tarzda çekilmiş olsa da dünyanın sonu yaklaştığında karakterlerden gerçekte beklenenden daha farklı tepkiler alıyor ve gerçeklikten uzaklaşıyor. Ama belli ki bu bölümde Trier’in esas meselesi dünyanın sonundan çok, karakterlerin kriz anında verdikleri tepkilere odaklanmak. Bu krizi daha küçük bir boyuta taşırsak karakterlerin tepkileri daha inandırıcı oluyor.

Son bir söz de oyunculuklar için. Cannes’da en iyi kadın oyuncu ödülü alan Kirsten Dunst, en başta sadece yüzünde yapmacık bir gülümsemeyle ve aynı yapmacıklıkta bir vücut diliyle oynuyor gibi gözüküyordu. Ama film ilerledikçe o gülümsenin ve vücut dilinin zaten yapmacık olması gerektiği, karakterin belki kendi kendine bile mutluluk yalanını söylediği ortaya çıktı. Bu nedenle Dunst’ın bu oyunculuğu yerli yerine oturdu. Charlotte Gainsbourg bu filmde Antichrist‘a göre biraz daha geride kalsa da yine başarılıydı. Ufak rollerde karşımıza çıkan pek çok önemli oyuncu da film içinde hiç sırıtmıyordu. Özellikle nicedir Jack Bauer rolü dışında karşımıza çıkmayan Kiefer Sutherland aksi koca rolünde gerçekten başarılıydı.

13 Ocak 2012’de gösterime girmesi planlanan Melankoli‘yi büyük ekranda izlemek gerek. Özellikle giriş ve final bölümlerini. Bu nedenle seyircilerin bu filmi sinemada izleyip kendi yorumlarını yapmasını umuyorum.

Reklamlar

0 Responses to “Gezici Festival 2011 İzlenimleri – 2. Gün: Kısa İyidir 2, Kısaca Finlandiya, Nana, Melankoli”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




Sinema Manyakları Gezici Festivali'i destekliyor

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 251,043 hits
Aralık 2011
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: