Şubat 2009 için arşiv



59. Berlin Film Festivali Sona Erdi

Sinema dünyasının önde gelen festivallerinden sayılan Berlin Film Festivali’nin 59.su geçtiğimiz Pazar günü sona erdi. Bu yıl yarışma filmleri arasında hiç bir Türk filmi yoktu. Festivalin diğer bölümlerinde ise Reha Erdem’in Hayat Var’ı ve Atalay Daşdiken’in Mommo’su Türk sinemasını temsil ettiler.

Yarışma filmleri arasında Sally Potter, Stephen Frears, Francois Ozon, Bertrand Tavernier, Lukas Moodysson, Andrej Wajda ve Chen Kaige gibi isimlerin en yeni filmleri yer alıyordu. Ünlü oyuncu Tilda Swinton’ın başkanlığını yaptığı ve Isabel Coixet, Gaston Kaboré, Henning Mankell, Christoph Schlingensief, Wayne Wang ve Alice Waters’tan oluşan jürinin verdiği ödüller şu şekilde:

Altın Ayı: La teta asustada/The Milk Of Sorrow
Gümüş Ayı: Alle Anderen/Everyone Else ve Gigante
Gümüş Ayı (En İyi Yönetmen): Asghar Farhadi (Darbareye Elly/About Elly)
Gümüş Ayı (En İyi Kadın Oyuncu): Birgit Minichmayr (Alle Anderen/Everyone Else)
Gümüş Ayı (En İyi Erkek Oyuncu): Sotigui Kouyate (London River)
Gümüş Ayı (Üstün Sanatsal Katkı): Gábor Erdély ve Tamás Székely (Katalin Varga filminin ses tasarımcıları)
Gümüş Ayı (En İyi Senaryo): Oren Moverman ve Alessandro Camon (The Messenger)
Alfred Bauer Ödülü: Gigante ve Tatarak

Gazanfer Özcan (1931-2009)

Tiyatro, sinema ve televizyon dünyamızın ustalarından Gazanfer Özcan aramızdan ayrıldı. 27 Ocak 1931’de İstanbul’da doğan Özcan, 1962 yılında Gönül Ülkü ile evlendi. Özcan, Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nu kurduktan sonra çok sayıda sinema filminde de rol aldı. TRT döneminde ise Kuruntu Ailesi dizisi ile geniş kitlenin çok sevdiği bir oyuncu oldu. Televizyonda çeşitli projelerde yer aldığı dönemde sinemaya ara veren sanatçı, 2000 yılında Komiser Şekspir filmiyle yeniden sinemaya döndü. En son oynadığı sinema filmi Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenliğini üstlendiği Beyaz Melek filmi idi. Ayrıca 2004 yılından beri oynadığı Avrupa Yakası’ndaki Tahsin Bey rolü ile bir kuşağın daha takdirini kazanmıştı. Onu özleyeceğiz.

Görüntü Yönetmenleri, Sanat Yönetmenleri ve Kurgucular da Yılın En İyilerini Belirledi

Oscar’lara çok az bir süre kala meslek birlikleri de 2008’in en iyilerine ödül vermeye devam ediyorlar. Amerikalı kurgucular, görüntü yönetmenleri ve sanat yönetmenleri de ödüllerini açıkladı. Bu ödüllerdeki ortak ismin Slumdog Millionaire olması herhalde kimseyi şaşırtmayacaktır.

Art Directors Guild (Sanat Yönetmenleri Sendikası) Ödülleri:
Dönem Filminde En İyi Sanat Yönetimi: The Curious Case Of Benjamin Button (Donald Graham Burt)
Fantazi Filminde En İyi Sanat Yönetimi: The Dark Knight (Nathan Crowley)
Günümüzde Geçen Bir Filmde En İyi Sanat Yönetimi: Slumdog Millionaire (Mark Digby)
Sanat yönetmenlerinin televizyon dalındaki ödülleri ise Mad Men, Little Britain U.S.A., John Adams ve Weeds yapımlarına gitti.

American Cinema Editors (Amerikan Kurgucular Birliği) Ödülleri:
Drama Filminde En İyi Kurgu: Slumdog Millionaire (Chris Dickens)
Müzikal-Komedi Filminde En İyi Kurgu: Wall-E (Stephen Schaffer)
Belgesel Filmde En İyi Kurgu: Man on Wire (Jinx Godfrey)
Kurgucuların televizyon dalındaki tercihleri ise 30 Rock, Breaking Bad, True Blood, Recount ve 24: Redemption oldu.

American Society of Cinematographers (Amerikan Görüntü Yönetmenleri Birliği) ise uzun metrajlı film dalında yine Slumdog Millionaire ve onun görüntü yönetmeni Anthony Dod Mantle’ı yılın en iyisi olarak gösterirken, televizyon dalındaki ödülleri de CSI ve Eleventh Hour yapımlarına gitti. Ayrıca The Dark Knight’ın yönetmeni Christopher Nolan’a da bu filmin girişini ve çeşitli sahnelerini IMAX kameralar ile çekme tercihinden dolayı bir özel ödül verildi.

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (15 Şubat 2009)

SİYAD’ın bu haftaki listesinde beklendiği gibi pek bir değişiklik yok. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi Recep İvedik ve Gelinlerin Savaşı gibi filmlerin listeye girme şansı pek yoktu zaten. Bu haftanın değişiklikleri, Benjamin Button‘un ortalamasının biraz düşerek bir sıra kaybetmiş olması ve üç aylık süresini dolduran [REC]‘in listeden çıkması. [REC]‘in listeden çıkması ile onun yerine de yeniden Pandora’nın Kutusu listeye girmiş. Birinci ise gösterime girdiği ilk haftadan beri yerini koruyan Sonbahar. Önümüzdeki hafta da ufukta listeyi değiştirebilecek bir film görünmüyor. Muhtemelen benzer bir liste ile karşılaşacağız.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.38

3

3

Süt

3.15

4

5

Sınıf (Entre Les Murs)

3.1

5

4

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3.09

6

6

Lorna’nın Sessizliği (Le Silence De Lorna)

3.06

7

7

Frost/Nixon

3

8

8

Gomorra (Gomorrah)

3

9

10

Sahtekar (Changeling)

3

10

Pandora’nın Kutusu

2.89

Vizyon Takibi: Şüphe, Gerçek Masallar, Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi

Şüphe (Doubt):

Bu yılki bütün ödül törenlerinde oyunculuk adaylıkları ile dikkat çeken Şüphe, sonunda sinemalarımızda da gösterime girdi. 1960’ların başlarında katolik kilisesine bağlı bir okulda bir rahibin okulun ilk ve tek zenci öğrencisine tacizde bulunup bulunmadığı şüphesinin etrafında gelişen film, bir tiyatro oyunu uyarlaması. Yönetmen ve senaryo yazarı John Patrick Shanley, aynı zamanda oyunun da yazarı. Zaten belli ki konuya çok hakim. Tüm film boyunca daha filmin başında hakkında konuşulan, tüm filmin ana teması olan ve zaten filmin adı da olan şüphe, tüm karakterlerin olduğu gibi seyircinin de kafasını kurcalıyor. Seyirci olarak sürekli farklı karakterlere hak veriyor, kime inanacağınızı bilemiyorsunuz. Zaten film bittiğinde de gerçeğin ne olduğu konusu tam olarak netleşmiyor. Her ne kadar ne olduğu konusunda bir tarafa yönelik güçlü bir ağırlık olsa da o şüphe hiç bir zaman eksik olmuyor.

Şüphe, bir film olarak pek çok erdem içerse de en çok öne çıkan yönü oyuncuları. Gerçekten de sadece bir sahnede yer alan Viola Davis bile o kadar iyi bir oyunculuk çıkarıyor ki görmek lazım. Hatta sırf o sahne için bile film tekrar tekrar izlenebilir. Seyirciyi alt üst eden bir sahne çünkü. Philip Seymour Hoffman iyi yürekli ve dışa dönük rahip ile tacizci rahip arasında gidip gelen oyununda hemen her zaman yaptığı gibi abartmadan oynamanın dersini veriyor adeta. Her zaman şahane Meryl Streep için ise biraz abartılı oynadığına dair bir yorum yapılabilir ama film ilerledikçe görülüyor ki öğrencilerin kendisinden korkmasını sağlamak için onlara kendisini bu şekilde gösteren bir karakteri oynuyor aslında. Zaten Hoffman ve Streep’in karşılıklı döktürdükleri her bir sahne de görülmeye değer bir hal alıyor.

Bunun yanında Shanley’nin ırkçılık, eşcinsellik, azınlık olma, kuşak çatılması, hoşgörüsüzlük gibi pek çok konuya incelikle değindiğini de hatırlatalım.

Gerçek Masallar (Bedtime Stories):

Adam Sandler izleyici kitlesi belli bir oyuncu. Zamam zaman Punch-Drunk Love gibi farklı denemeler yapsa da filmlerinin büyük çoğunluğunun tarzı birbirine benziyor. Gerçek Masallar yine Adam Sandler hayranlarını memnun edebilecek ama diğerlerine çok da hitap etmeyecek bir film. Belki Sandler’in bu kez çocuklara daha çok yanaştığı da söylenebilir. Doğrusu gerçek Masallar’ın fragmanı Sandler’ı tümüyle masallar dünyasında göreceğimiz izlenimini veriyordu. Oysa söz konusu masal sahneleri o kadar da çok değil. Filmin hikayesini daha önce onlarca kez izledik. Hayatına giren bir ya da birden çok çocuğun hayata karşı gözlerini açması ile birlikte tüm hayatı değişen ve hem iş hem aşk hayatını düzene sokan bir “loser”ın hikayesi karşımızdaki. Masal sahneleri sadece bir hoşluk olarak kalıyor. Filmdeki en eğlenceli anların fena halde bilgisayar efekti kullanılarak yaratılmış olan minik deney faresi Bugsy’nin gözüktüğü sahneler olduğunu söylediğimizde filmin başarısı ya da başarısızlığı daha iyi anlaşılacaktır.

Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button):

Son zamanların en çok öne çıkan filmlerinden biri daha sinemalarımıza geldi sonunda. David Fincher’in yeni bir film çekmesi sinemaseverleri heyecanlandıran bir durum zaten. Se7en ve Fight Club gibi en iyi 2 filminde beraber çalıştığı Brad Pitt ile tekrar çalışması da ayrı bir merak katıyordu. Filmin yaşlı olarak doğan, giderek gençleşen bir adamın hikayesi gibi çok ilginç bir konuyu anlatması bu merakı daha da arttırırken 13 Oscar adaylığı da işin tuzu biberi oldu.

Filmi izleyince gördük ki ortada gerçekten iyi bir film var. İlgi çekici bir hikaye, birinci sınıf bir yönetmenlik, her David Fincher filminde olduğu gibi şahane bir görsel yapı. Hepsi yerli yerinde. Brad Pitt hala onu yakışıklı çocuk olarak görenlere inat iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor, Cate Blanchett’in ise zaten artık bunu kanıtlamasına gerek bile yok. Bir kez daha hem oyunculuğu, hem güzelliği ile kendisine aşık ettiriyor. Ama filmde bir şeyler eksik ki her şeye rağmen hala Fincher’ın en iyi filmleri olarak Se7en ve Fight Club’ı görmeye devam ediyorum. Belki film fazla hesaplı, belki de hikayeden çok daha faklı boyutlar bekleniyordu ama sonuçta bir şeyler eksik.

Film yurtdışında gösterime girdikten sonra senaryo yazarı Eric Roth’un önceki senaryolarından Forrest Gump ile benzerlikler taşıdığı söylenmiş hatta Oscar’a aday olduğunda, Roth bu senaryo ile zaten daha önce Oscar almıştı denmişti. Bu eleştirilerin doğru olduğunu söylemek mümkün. Benjamin ve Forrest’ın annesi ve sevgilisi ile olan ilişkileri, dünyayı dolaşarak önemli tarihsel olaylara tanık olmaları gibi durumlar benzeşiyor gerçekten. Neyse ki bu filmde Benjamin tarihi  kişiliklerle karşı karşıya gelmiyor. Yoksa iyiden iyiye benzeşirlerdi.

Senaryo açısından sorunlu, yönetmenlik açısından kusursuz bir sahneyi de anmadan geçmeyelim. Tesadüflerin ve ufak ayrıntıların insan hayatını ne kadar fazla değiştirebileceği ile ilgili bir sahne var filme. Sürprizi bozmamak için ne olduğunu açık etmeyelim, ne de olsa izlerken hangi sahne olduğu anlaşılacaktır. Tüm filmi Benjamin’in günlüğü ve sevgilisi Daisy’nin anıları üzerinden takip ettiğimiz düşünülürse, söz konusu sahnedeki ayrıntıların her ikisi tarafından da bilinmesinin mümkün olmadığı görülecektir. Ama tek başına bir sahne olarak bakıldığı zaman o kadar başarılı ki bu tutarsızlık göze çarpmıyor. Bu tip, bir karakterin anıları üzerinden takip ettiğimiz filmlerde sıklıkla karşılaştığımız bir durum bu aslında. Halbuki tam da bu filmde bu konuda çok güzel bir dokunuş vardı. Benjamin’in adını hatırlamadığı biri öldüğünde onun mezar taşı üzerinde de adını göremiyorduk.

Filmin en önemli başarılarından biri de makyaj ve görsel efekt başarısı. Özellikle görsel efektlerin genellikle bilim-kurgu ya da aksiyon filmlerinde yoğunlukla kullanıldığı düşünülür ama burada seyircinin gözüne sokmadan o kadar yoğun ve bir o kadar da başarılı bir görsel efekt kullanımı var ki Oscar’ı almazsa ayıp olur. Bu iki unsurun başarısı ile geçen yıllar içinde farklı hallerini gördüğümüz Brad Pitt ve Cate Blanchett’in gerçekte şu anda hangi yaşlarda olduklarından emin olmak bile mümkün değil.

Son olarak her ne kadar 166 dakika gibi uzunca bir süresi olsa da Benjamin’in son derece dramatik olabilecek, vücut olarak çocuk zihin olarak yaşlı olduğu yıllara daha fazla zaman ayrılmasının filmi bir üst seviyeye çıkartabileceğini düşündüğümü de eklemeliyim.

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (8 Şubat 2009)

Geçtiğimiz hafta da tahmin ettiğimiz gibi SİYAD’ın bu haftaki listesine Beşir’le Vals ve Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi filmleri giriş yaptılar. Beşir’le Vals, 2 sıradan, Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi ise 4. sıradan giriş yaparken  listeden çıkan filmler ise Pandora’nın Kutusu ve 3 aylık süresini dolduran Son Buluşma olmuş. Listedeki önemli bir değişiklik de Sahtekar‘ın 3. sıradan 10. sıraya inmesi. Aslında ortalamasında ufak bir düşüş var, bu düşüş de onu 3 ortalamalı filmler arasına alıyor. Gelecek hafta gösterime girecek olan Recep İvedik 2 ve Gelinlerin Savaşı gibi filmlerin listeye girmesi pek mümkün gözükmediğine göre şimdiden önümüzdeki haftanın listesinde fazla bir değişiklik olmayacağını söyleyebiliriz.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.42

3

2

Süt

3.15

4

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3.14

5

4

Sınıf (Entre Les Murs)

3.1

6

5

Lorna’nın Sessizliği (Le Silence De Lorna)

3.06

7

9

Frost/Nixon

3

8

8

Gomorra (Gomorrah)

3

9

6

Rec: Ölüm Çığlığı ([REC])

3

10

3

Sahtekar (Changeling)

3

BAFTA’nın Galibi de Slumdog Millionaire oldu

İngilizlerin Oscar’ları olarak da bilinen BAFTA’ların sahipleri de belli oldu. Doğrusu sonuçlar şimdiye kadar verilen ödüllerle parallellikle gösteriyor. Slumdog Millionaire 11 dalda aday olduğu ödüllerin 7’sini alarak geceye damgasını vurdu. Yine 11 dalda aday olan The Curious Case Of Benjamin Button ise sadece 3 ödül alabildi. Muhtemelen 2 hafta sonra verilecek Oscar Ödüllerinde de yaklaşık olarak benzer bir tablo çıkacak karşımıza.

BAFTA’ların tam listesi şu şekilde:

En İyi Film: Slumdog Millionaire
En İyi İngiliz Filmi: Man On Wire
Carl Foreman Ödülü (En İyi İlk Film): Steve Mcqueen (Yönetmen/Yazar) – Hunger
En İyi Yönetmen: Slumdog Millionaire (Danny Boyle)
En İyi Özgün Senaryo: In Bruges (Martin Mcdonagh)
En İyi Uyarlama Senaryo: Slumdog Millionaire (Simon Beaufoy)
Yabancı Dilde En İyi Film: Il y a Longtemps Que je T’aime / I’ve Loved You So Long
En İyi Animasyon: Wall•E
En İyi Erkek Oyuncu: Mickey Rourke (The Wrestler)
En İyi Kadın Oyuncu: Kate Winslet (The Reader)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger (The Dark Knight)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)
En İyi Müzik: Slumdog Millionaire (A. R. Rahman)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Slumdog Millionaire (Anthony Dod Mantle)
En İyi Kurgu: Slumdog Millionaire (Chris Dickens)
En İyi Sanat Yönetmeni: The Curious Case Of Benjamin Button (Donald Graham Burt, Victor J. Zolfo)
En İyi Kostüm: The Duchess (Michael O’connor)
En İyi Ses: Slumdog Millionare (Glenn Freemantle, Resul Pookutty, Richard Pryke, Tom Sayers, Ian Tapp)
En İyi Görsel Efekt: The Curious Case Of Benjamin Button (Eric Barba, Craig Barron, – Nathan Mcguinness, Edson Williams)
En İyi Makyaj ve Saç: The Curious Case Of Benjamin Button (Jean Black, Colleen Callaghan)
En İyi Kısa Animasyon: Wallace And Gromit: A Matter Of Loaf And Death (Steve Pegram, Nick Park, Bob Baker)
En İyi Kısa Film: September (Stewart Le Maréchal, Esther May Campbell)
En İyi Çıkış Yapan Oyuncu: Noel Clarke

Amerikan Yazarlar Sendikası da Slumdog Millionaire ve Milk dedi

Oscar’ların açıklanmasına iki hafta kala 2008’in en iyilerine ödüller verilmeye devam ediyor. Geçtiğimiz haftasonu Amerikan Yazarlar Sendikası (Writers Guild of America) ödüllerini verdi. Diğer ödül törenlerinde de adlarına sık sık rastladığımız isimler ödülleri aldı ve Slumdog Millionaire uzun ödül listesine bir yenisini daha ekledi:

En İyi Özgün Senaryo: Milk (Dustin Lance Black)
En İyi Uyarlama Senaryo: Slumdog Millionaire (Simon Beaufoy)
En İyi Belgesel Senaryosu: Waltz with Bashir (Ari Folman)
En İyi Drama Dizisi Senaryosu: Mad Men
En İyi Komedi Dizisi Senaryosu: 30 Rock
En İyi Yeni Dizi Senaryosu: Breaking Bad

Bu ödülün adaylarını açıklarken belirttiğimiz gibi bu kategoriler dışında pek çok dalda daha ödül veriliyor ancak çoğu bizim çok ilgimiz olmayan kategoriler. Yine de bilgisayar oyunu tutkunları için bu daldaki ödülün Star Wars: The Force Unleashed’e gittiğini de ekleyelim. Ödüllerin tam listesine http://www.wga.org/content/default.aspx?id=3484 adresinden ulaşılabilir.

Vizyon Takibi: Prenses Lissi ve Karadamı Yeti, Sahtekar

Prenses Lissi ve Karadamı Yeti (Lissi Und Der Wilde Kaiser / Lissi and the Wild Emperor):

Çocuk filmlerinin ve animasyonların iyi seyirci çekmesi üzerine son bir kaç yıldır dağıtımcı firmalarımız türün önemli örneklerinin yanında Avrupa sinemasının kıyıda köşede kalmış, çok önemli olmadığı gibi bazıları sadece televizyon piyasası için yapılmış filmleri bile gösterime sokmaya başladılar. Bu filmlerin bazıları koşulsuz animasyon severler için bile seyri zor bir deneyim olabiliyor. Doğrusu Prenses Lissi ve Karadamı Yeti de böyle bir film izlenimi veriyordu gitmeden önce. Halbuki hiç de öyle değilmiş. Belki animasyon kalitesi Amerika’dan gelen örnekler kadar iyi değil ama kesinlikle başarılı bir mizah anlayışı var. Adeta absürd bir mizah diyebiliriz. Prenses Lissi ve İmparator Franz’ın aşkları o kadar klişe ve vıcık vıcık bir aşk ki sırf bu yüzden komik. Prensesi kaçıran karadamının tavırları da gayet eğlenceli. Bunların yanında film boyunca bir filmde olunduğunun farkında bir şekilde değişik yerlerde “buraya reklam verebilirsiniz” yazısının karşımıza gelmesi gibi unsurlar da filmin verdiği keyfi arttırıyor.

Ayrıca film küçük yaştaki çocuklara yönelik olsa da belki de bir Avrupa yapımı olmasının da etkisi ile zaman zaman gayet muzır espriler de barındırabiliyor. Lissi de gayet seksi bir animasyon karakteri doğrusu. Hele “aşk gecesi”nde giydiği giysiyi, oradaki çift anlamlı konuşmaları görmek lazım. Bunun yanında Türkçe seslendirmenin de gayet başarılı olduğunu eklemeli. Orijinal dilinde izlemediğimiz için bu konuda kesin bir şey demek mümkün değil ama filmin bazı kısımları adeta yeniden yazılmış gibiydi.

Tüm bunlar bir kenara sinemada konuşulmasından, etraftan duyulmadığının sanılıp fısıldaşılmasından fazlasıyla rahatsız olan biri olarak filmin başındaki sessizlik uyarısı benim için belki de filmin en değerli yanıydı. Hatta keşke bu uyarı sadece bu filme özel olmasa da başka filmlerin başına da konulabilse:

“Değerli seyirciler,
Gösterimizde konuşmak kesinlikle yasaktır. Çeşitli durumlarda fısıldaşmalar olabilir. Bu durumlar, mide kanaması, loto kazanmak, önünüzde oturan seyirci yüzünden perdeyi görememek gibi durumlardır.”

Santekar (Changeling):

Clint Eastwood’un her filmini seyrettiğimde ayrı bir hayran oluyorum kendisine. İyi, Kötü, Çirkin ya da Dirty Harry zamanlarında kim derdi ki ilerde yönetmen olarak klasik Hollywood sinemasının en büyük ustalarından biri olacak diye. Üstelik müzik merakını da giderek ilerletti, filmlerinin müziklerini yapmaya da başladı bir süredir. Şu anda geldiği yönetmenlik düzeyinin çok daha altında olsaydı bile bu gelişmesi takdir edilecek bir şey olurdu. Şimdi ise önünde eğilmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Sahtekar (Changeling), Eastwood’un zaman zaman çektiği duygusallık dozunun son derece yüksek olduğu filmlerden biri olmuş. Bir filmi izlemeden önce hakkında mümkün olduğu kadar az bilgi edinmeye çalışan biri olarak bu filmin konusu hakkında da bir çocuğun kaybolması, kaybolduktan bir süre sonra bulunarak annesine teslim edilmesi ama annenin çocuğun kendi oğlu olmadığını söylemesi dışında çok bir şey bilmiyordum. Bu yeteri kadar duygusal bir hikaye zaten ama aslında filmin asıl can yakan, insanı alt üst eden hikayesi o kaybolan çocuğun ve diğer bir grup çocuğun başında geçenlermiş.

Sahtekar, bu hikayenin yanında dönemin polis teşkilatının durumu üzerine de etkili tespitlerde bulunuyor. Haklı ya da haksız, kendilerine karşı çıkan adamları kurşuna dizen, kadınları ise akıl hastanesine attıran bir polis gücü bu. Kendi beceriksizliklerini örtmek için kaybolan çocuğun yerine başka bir çocuğu geçirenler de kendileri. Üstelik o kadar tuhaf bir durum ki bir annenin bir kaç ay içinde kendi çocuğunu tanıyamayabileceğini iddia ediyorlar. Hem de aksi yönde bir sürü fiziksel kanıt varken. Mesela kaybolan çocuğun boyunun bulunan çocuktan uzun olduğu ortaya çıktığında stres yüzünden çocuğun boyunun kısaldığı gibi bir açıklama getirilebiliyor.

Bir dönem filmi olarak da kostümlerden mekan tasarımına birinci sınıf bir film var karşımızda. Oyunculuklar açısından da başarılı bir film. Zaten Oscar adayı da olan Angelina Jolie gerçekten başarılı. Abartılı olduğu kimi sahneler olduğu söylenebilir ama onlar da çok fazla rahatsız etmiyor. Ayrıca güzelliğinin ön plana çıkmasına da izin verilmemiş. Bir tek afişin de baskın unsuru olan o dudaklar bir de kıpkırmızı boyanınca hele ki filmin pastel tonları içinde fazla duruyordu. Ancak filmde asıl dikkat çeken oyuncu, daha önceden tanımadığım bir isim olan Jeffrey Donovan oldu. İlk göründüğü sahnelerde güven verici bir polis izlenimi çizen Donovan, film ilerledikçe insanların duygularına önem vermeyen bir adam haline dönüşüyor ki bu durumu çok iyi yansıtmış. Şimdiye kadar kariyeri çoğunlukla dizi oyunculuğu ile geçmiş bu ismi sinemada da görebiliriz bundan sonra.

41. SİYAD Türk Sineması Ödülleri’nin Adayları Belli Oldu

Sinema Yazarları Derneği’nin (SİYAD) yıllardır geleneksel hale gelen ödüllerinin adayları belli oldu. 2008’de gösterime giren tüm Türk filmlerinin değerlendirilerek belirlenen adaylıklara 9’ar adaylıkla Sonbahar ve Üç Maymun damgasını vurdu. Çok büyük bir ihtimalle ödüller de çoğunlukla bu iki film arasında paylaşılacak. Nispeten belli bir izleyici kitlesine ulaşan bu iki filmin arkasından çok az seyirci toplayan iki film geliyor. 7 adaylıkla Rıza ve 6 adaylıkla Ara. SİYAD ödülleri 22 Şubat 2009 Pazar gecesi sahiplerini bulacak.

İlginçtir, öne çıkan filmler ve adaylıkların önemli bir kısmı geçtiğimiz yıl bir anlamda SİYAD ödüllerine alternatif olarak ortaya çıkan ve Türkiye’nin Oscar’ları olma iddiasında olan Yeşilçam Ödülleri ile paralellikler taşıyor. En önemli fark olarak Issız Adam ve Devrim Arabaları filmlerinin Yeşilçam Ödülleri’nde daha çok adaylık almışken SİYAD’ın ödüllerinde fazla adlarının geçmeyişi görülebilir. Muhtemelen kazanan isimler arasında da farklar olacaktır.

Adaylar şu şekilde:

En İyi Film:
Ara
Rıza
Sonbahar
Tatil Kitabı
Üç Maymun

En İyi Yönetmen:
Özcan Alper (Sonbahar)
Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)
Kazım Öz (Fırtına)
Tayfun Pirselimoğlu (Rıza)
Ümit Ünal (Ara)

En İyi Kadın Oyuncu Performansı:
Demet Akbağ (O… Çocukları)
Hatice Aslan (Üç Maymun)
Ayça Damgacı (Gitmek)
Selen Uçer (Ara)
Nurgül Yeşilçay (Vicdan)

En İyi Erkek Oyuncu Performansı:
Erdem Akakçe (Ara)
Rıza Akın (Rıza)
Yavuz Bingöl (Üç Maymun)
Onur Saylak (Sonbahar)
Cem Yılmaz (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı:
Nurcan Eren (Rıza)
Vahide Gördüm (Devrim Arabaları)
Megi Kobaladze (Sonbahar)
Yıldız Kültür (Issız Adam)
Tülin Özen (Vicdan)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı:
Taner Birsel (Tatil Kitabı)
Serkan Keskin (Sonbahar)
Volga Sorgu (Gitmek)
Ahmet Rıfat Şungar (Üç Maymun)
Onur Ünsal (Devrim Arabaları)

En İyi Senaryo:
Özcan Alper (Sonbahar)
Ebru Ceylan, Ercan Kesal, Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)
Tayfun Pirselimoğlu (Rıza)
İnan Temelkuran (Made In Europe)
Ümit Ünal (Ara)

En İyi Görüntü Yönetimi:
Arnau Valls Colomer (Tatil Kitabı)
Feza Çaldıran (Sonbahar)
Colin Mounıer (Rıza)
Gökhan Tiryaki (Üç Maymun)
Soykut Turan (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)

En İyi Müzik:
Goran Bregovıc (Mustafa)
Mazlum Çimen (Son Cellat)
Demir Demirkan (Devrim Arabaları)
Ayşenur Kolivar, Yuri Yedcanko, Sumru Ağıryürüyen, Onok Bozkurt (Sonbahar)
Evanthia Reboutsıka (Ulak)

En İyi Kurgu:
Erhan Acar Jr. (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)
Thomas Balkenhol (Sonbahar)
Ayhan Ergürsel, Bora Gökşingöl, Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)
Çiçek Kahraman (Ara)
İnan Temelkuran (Made In Europe)

En İyi Sanat Yönetimi:
Ebru Ceylan (Üç Maymun)
Veli Kahraman (Devrim Arabaları)
Mustafa Ziya Ülkenciler (Ulak)
Hakan Yarkın (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)
Natali Yeres (Rıza)

En İyi Belgesel:
Bu Ne Güzel Demokrasi! (Yönetmenler: Belmin Söylemez, Berke Baş, Haşmet Topaloğlu, Somnur Vardar)
Devrimci Gençlik Köprüsü (Yönetmen: Bahriye Kabadayı)
Son Kumsal (Yönetmen: Rüya Arzu Köksal)
3 Saat (Yönetmen: Can Candan)
Volga Volga (Yönetmen: Ayşegül Taşkent)

En İyi Kısa Film:
Ayak Altında (Yönetmen: M. Cem Öztüfekçi)
Gemeinschaft (Yönetmen: Özlem Akın)
Pembe İnek (Yönetmen: Onur Gürsoy)
Süt Ve Çikolata (Yönetmen: Senem Tüzen)
Unus Mundus (Yönetmen: Senem Tüzen)

Daha önce Yeşilçam Ödülleri için yaptığım gibi SİYAD ödülleri için de eğer benim oy verme şansım olsa idi kimlere oy verirdim belirtmek istedim:

En İyi Film: Üç Maymun
En İyi Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)
En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Hatice Aslan (Üç Maymun)
En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Rıza Akın (Rıza)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Tülin Özen (Vicdan)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: Volga Sorgu (Gitmek)
En İyi Senaryo: Özcan Alper (Sonbahar)
En İyi Görüntü Yönetimi: Gökhan Tiryaki (Üç Maymun)
En İyi Müzik: Ayşenur Kolivar, Yuri Yedcanko, Sumru Ağıryürüyen, Onok Bozkurt (Sonbahar)
En İyi Kurgu: Thomas Balkenhol (Sonbahar)
En İyi Sanat Yönetimi: Natali Yeres (Rıza)
En İyi Belgesel: Devrimci Gençlik Köprüsü (Yönetmen: Bahriye Kabadayı)
(adaylar arasında izlediğim tek film ama çok sevdiğim bir film olduğu için gönül rahatlığıyla oy verebilirdim)
En İyi Kısa Film: Adaylarım hiçbirini izlemediğim için yorum yapamıyorum.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 278.709 hits
Şubat 2009
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: