Ocak 2009 için arşiv

Vizyon Takibi: Despero, Mürekkep Yürek, Largo Winch, Güz Sancısı

Sinema Manyakları’na uzun süredir vizyon filmleri ile ilgili bir yazı koymuyordum. Bu haftadan itibaren vizyon filmleri için bir bölüm açarak sinemada izlediğim filmlerden kısa da olsa bahsetmek istiyorum. Bunlar genelde detaylı incelemeler olmayacak ama en azında filmlerle ilgili fikir sahibi olmak isteyenlere yardımcı olabilir. Hakkında detaylı inceleme yapılması gereken filmler için zaman elverdiğince ayrı başlıklar açma yoluna da gidebiliriz.

Despero (The Tale of Despereaux):

Çizgi filmlerde sevimli hayvanların kullanılması eskiden beri popülerdir. Ratatouille’nin başarısından sonra yine sevimli bir farenin karşımıza çıkması şaşırtıcı değil. Bu filmde korkusuz fare Despero’nun birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış insan dünyası, fare dünyası ve sıçan dünyasını bir araya getirmesini görüyoruz. Yine de fareler gayet sevimli ve asil hayvanlar olarak gösterilirken sıçanların biri hariç tümüyle ya kötü ya da aptal ayak takımı olarak çizilmesi sınıf kavramının altını da çiziyor bir yandan. Yine de birinci sınıf örnekleri kadar olmasa da başarılı animasyon tekniği ve akıcı hikayesi için izlenebilir.

Mürekkep Yürek (Inkheart):

Yarıyıl tatili nedeniyle yine çocuklara yönelik bir film. Fantastik bir roman uyarlaması olarak çoğunlukla Harry Potter serisi ile karşılaştırıldı. Bir kitap okudukları zaman o kitaptaki karakterlerin gerçek dünyaya geçmesini, bu dünyadaki karakterlerin ise kitabın dünyasına geçmesini sağlayan bir güce sahip olan bir baba kızın öyküsünü anlatıyor Mürekkep Yürek. Her ne kadar Harry Potter serisi kadar görkemli ve iddialı olmasa da ait olduğu türün fena olmayan ve bir seriye dönüşebilecek bir örneği. Türün çok kötü örneklerini gördüğümüz düşünülürse bu da az şey değil. Giderek kariyerini fantastik filmler üzerine kurmaya başlayan Brendan Fraser’den çok hazzetmeyen bir kişi olarak burada rolüne oturmuş buldum. Kalan oyuncu kadrosunda ise zaten Helen Mirren, Jim Broadbent , Paul Bettany gibi birinci sınıf isimler var zaten.

Largo Winch:

Bir kısım sinema seyircisinin sıkıcı bulduğu Fransız filmlerinin yanında, şık mekanlarda geçen karizmatik, gizemli, yakışıklı bir kahraman ile güzel kadınların arzı endam ettiği bir Fransız aksiyon filmleri geleneği de vardır. Bunlar genellikle çok önemli sanat eserleri olmasa da keyifle izlenen filmler olurlar. Kendi adıma aynı türdeki Amerikan filmlerine tercih ettiğimi söyleyebilirim. İşte Largo Winch de bu filmlerden biri. Daha küçücük bir çocukken evlat edinilen Largo’nun onu evlat eden babasının ölmesi ile bir anda dünyanın en büyük şirketlerinden birini miras olarak devralması sonucu yaşananları anlatan film dünyanın pek çok egzotik yerinde geçen bolca gizem içeren hikayesi ve yakışıklı ve güzel oyuncuları ile keyifli bir 2 saat geçirtiyor ama geriye de bir şey kalmıyor doğrusu.

Güz Sancısı:

Son yıllardan başarılı bir dizi televizyon dizisinin arkasındaki isim olarak dikkat çeken Tomris Giritlioğlu’nun yaklaşık 10 yıl sonra tekrar bir sinema filmi ile karşımıza çıkması sevindiriciydi. Dizileri takip etmesem de bundan önceki filmleri seven biri olarak Güz Sancısı’nı merakla bekliyorum. Üstelik 6-7 Eylül olayları gibi tarihimizin utanç dolu ve ibret alınması gereken bir dönemini mercek altına alıyordu. Ama konunun önemli olması bir filmi başarılı yapmak için yeterli olmuyor ne yazık ki.

Giritlioğlu, filmlerinde iyi oyuncularla çalışır diye bilinirdi. Önceki filmlerinde gerçekten de öyleydi. Hatta filmlerinde aksayan noktaları oyunculuk kalitesi toparlardı adeta. Oysa burada önemli bir kısmı dizilerden gelen oyuncular rollerini sindirememişti. Filmin en önemli sorunlarından biri de bu. Zuhal Olcay, azıcık da olsa göründüğü bir sahnede keşke yaşı genç olsaydı da filmin başrolünde olsaydı dedirtti doğrusu. Oyunculuk dışında hikayenin akışını da çok başarılı bulmadım. Oyunculuklar da hikaye de ne iki karakter arasındaki aşka inandırabiliyordu ne de ana karakterin kendi vicdanı ile hesaplaşmasına. Üstelik tüm filmin üzerine döndüğü iki temel konu da buydu zaten.

Dönem filmi çekmek zor iş. Bunu biliyoruz. Dönemin mekanları, kostümleri üzerinde ince ince çalışmak, bir şeyleri atlamamak lazım. Giritlioğlu bu konuda da tecrübeli bir isim. Doğrusu bu konularda çok aksamıyor film ama ne zaman ki 6-7 Eylül olayları başlıyor, olaylar tümüyle sokaklarda geçiyor, işte o zaman daha büyük bütçeli bir filmde bu olayların çok daha görkemli anlatılabileceğini hissediyorsunuz.

Ama herşeye rağmen ele aldığı konu nedeniyle görülmesi, izlenmesi gereken bir film. Kritik anlarda iyi planlanmış kışkırtmalarla masumca sayılabilecek olayların ne hale gelebileceğini görmek açısından, ibret almak için, bunlar bir daha olmasın demek için izlenmeli.

Reklamlar

Gezici Festival 2008 İzlenimleri – Yarışma Filmleri: Bulutların Üstünde, Moskova Belçika, Üç Bilge Adam, Açlık, İçimdeki Çöl, Turne, Sonbahar, Süt

2008’in Kasım ayında düzenlenen Gezici Festival biteli neredeyse üç ay olmak üzere. Ancak fırsat bulup da izlenimlerimi yazamamıştım. Daha doğrusu her ne kadar Gölge e-dergi’de festivalde izlediğim filmleri, katıldığım gezileri ve konserleri bir günce şeklinde yazmış olsam da buraya bu izlenimlerimi aktarmamıştım. İlerde bu filmlerle ilgili bilgi arayanlar olursa katkı olabilir diyerek ufak tefek değişikliklerle izlenimlerimi buraya da almak istedim. Öncelikle bu yıl Ankara’da yapılamayan bu festivalin Kars ayağına davetleri için festival yönetiminden Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre’ye tekrar teşekkür etmeyi atlamamalıyım.

Festivaldeki filmleri bölüm böüm inceleyeceğim. Öncelikle yarışma filmleri:

Bulutların Üstünde (Wolke Neun / Cloud 9):

60’larını hatta 70’lerini geçmiş insanların da aşık olabileceğini hatta gayet aktif bir cinsel yaşamlarının da olabileceğini gösteren, son derece içten ve doğal bir film olan Bulutların Üstünde başarılı bir Alman filmi idi. Bu yaştaki insanlar arasında geçen bir aşk üçgenini anlatan film özellikle yaşlı insanların cinselliğini göstermekten çekinmemesi ile dikkat çekiyordu ancak sonunda geldiği nokta, ahlakçı bir nokta olarak kalıyordu. Bu nedenle filmin vermek istediği mesaj tam olarak netleşemiyordu. Ancak filmin en çok aklımda kalan tarafı ne yazık ki seyircinin tepkisi oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse Kars seyircisi zaman zaman film sırasında konuşmak, telefonlarını kapamamak gibi konularda rahatsız edici olabiliyordu. Ancak bu filmdeki kadar bir gürültü hiç bir filmde olmadı. Ne yazık ki seyirci filmdeki çıplaklık ve cinsellik dozuna, konuşmaktan gülüşmeye kadar farklı tepkiler verdiler. Değişik insanların defalarca uyarması sonucunda büyük bir grup arka arkaya sinemayı terk ettikten sonra filmi huzurlu bir şekilde izleyebildik sonunda ama dikkat dağılmıştı bir kez.

Moskova Belçika (Aanrijding in Moscou / Moscow, Belgium):

Festivalin konukları arasında yer alan ve canayakınlığı ile dikkat çeken Christophe van Rompaey’nin Moskova Belçika isimli filmi ortayaşlı ve üç çocuğu olan bir kadınla genç bir kamyon şoförünün aşkını anlatıyordu. Gayet keyifli ve eğlenceli bir film olması dışında çok fazla bir özelliği olmayan film zevkle izlenen ama geriye çok fazla bir şey bırakmayan filmlerden biriydi. Bir kez daha seyirci tepkisinden bahsetmek ve filmde ufak bir lezbiyenlik teması oluştuğunda salondan ayıplayan tepkiler geldiğini de belirtmeden geçmemek gerek.

Üç Bilge Adam (Kolme Viisasta Miestä / Three Wise Men):

Mika Kaurismäki’nin Üç Bilge Adam isimli filmi hayatlarında farklı sorunlar yaşayan üç eski arkadaşın bir karaoke barında geçirdikleri bir geceyi anlatıyordu. Belirgin bir hikayesinin olmayan film, sinemasal açıdan da çok önemi olmayışıyla vasat bir görüntü çiziyordu. Filmde yer alan her üç karakter de hatta sonradan hikayeye dahil olan kadın da birer şarkı söylüyorlardı. Filmin seyir açısından ilginç noktalarından biri, bu şarkıların sonunda Kars izleyicisinin alkışlaması sonucu yaşandı doğrusu.

Açlık (Hunger):

Festival öncesi en merak ettiğim film, Cannes’dan önemli bir ödülle dönen ve 1981 yılında Kuzey İrlanda’da yaşanan açlık grevlerini konu alan Açlık filmi idi. Festival sırasında filmi önceden izleyen bazı yabancı konuklardan duyduğumuz övgü dolu sözler de merakımı iyice artmıştı. Filmi izleyince gördük ki aldığı ödülü sonuna kadar hak etmiş. Söz konusu açlık grevlerinin öncesinde hapishanede yaşanan şiddeti, isimsiz mahkumların ve gardiyanların gözlerinden anlatan film, gardiyanların mahkumlara uyguladıkları şiddeti ve mahkumların yaşama koşullarını son derece gerçekçi ve bu nedenle aynı şekilde can acıtıcı şekilde aktarıyordu. Filmin ortasında açlık grevine hazırlanan Bobby Sands’in bir rahiple olan uzun konuşmasına yer vererek seyirciye bir soluk alma fırsatı verdikten sonra Sands’in açlık grevinde gün gün eriyişini ve ölüme giden yolculuğunu bu sefer daha sakin ama en az filmin ilk yarısı kadar iç acıtıcı bir şekilde anlatıyordu. Tüm bunları yaparken de bir duygu sömürüsü amacı gütmemesi de takdire şayandı. Ancak yaşanan olay doğal olarak insanın içinde bir yerlere fena halde dokunuyor ve bir tokat yemiş hissi veriyordu. İzlenmesi son derece güç bu film bence yarışmanın en iyi filmiydi. Konuştuğum pek çok kişi de bu görüşümü paylaşıyordu. Ancak festivalden bir ödülle ayrılamadığına göre juri bu görüşü paylaşmıyordu.

İçimdeki Çöl (Desierto Adentro / The Desert Within):

Yakın zamanda sinemalarımızda izlediğimiz ve beni fazlasıyla etkileyen bir film olan Yasak Bölge (La Zona) filminin yönetmeni Rodrigo Plá’nın yeni filmi olan İçimdeki Çöl, festivalin merakla beklenen filmlerinden biriydi. Tanrı’nın kendisini lanetlediğini ve tüm çocuklarını elinden alacağını düşünen bir adamın kendisini ve çocuklarını dünyadan soyutlamasını ve bunun sonucunda yaşananları anlatan film son derece güçlü sinema dili ile dikkat çekiyordu. Filmin çok fazla dini simge kullandığı söylenebilir ancak hikayesi gereği bu gerekiyordu belki de. Zaten sonuç olarak körü körüne bir inanca bağlı olmanın kimi zaman felaketlere yol açabileceği gibi bir yorum da çıkartılabilirdi filmden. İçimdeki Çöl benim için yarışmanın en iyi filmlerinden biryidi. Anlaşılan o ki jüri de böyle düşünmüş, hatta daha da ötesini düşünmüş olmalı ki birincilik ödülü olan Altın Kaz bu filmin oldu.

Turne (Turneja / The Tour):

Goran Marković’in Bosna-Hersek savaşının en sıcak döneminde bir tiyatro kumpanyasının savaşın her cephesiyle ayrı ayrı yaşadıklarına tanıklık eden Turne için eli yüzü düzgün bir film olmasının dışında çok da önemli bir özelliği olmayan bir film demek yeterli olacaktır sanırım.

Sonbahar:

Festival programında Sonbahar filmi Açlık filmi ile aynı güne konulmuştu. Kuzey İrlanda’daki açlık grevlerinden bahseden çarpıcı bir filmden sonra Türkiye’deki “Hayata Dönüş Operasyonları” sonrası yaşadığı hastalık sonucunda tahliye olarak evine dönen Yusuf’un hikayesini izlemek tema açısından bir devamlılık sağlıyor, adeta Açlık filminde yaşananlar  Sonbahar’da devam ediyordu. Yönetmen Özcan Alper bir ilk filmden beklenmeyecek ölçüde olgun bir sinema dili kullanmış.  Annesi, eski arkadaşları, yeni tanıştığı Gürcü kızı ve köydeki diğer insanlarla ilişkileri ile aslında Yusuf’un kendi iç dünyasına bir yolculuk yaparken senaryosu, görüntüleri ve oyunculukları ile hemen hemen hiç aksamayan bir film izliyoruz. Festival sonrası gösterime de giren ve halen gösterimde olan bu film, yine Gezici Festival’de izlediğimiz Gitmek ile birlikte yeni dönem Türk politik filmlerinin bir habercisi de olabilir. İlginç bir not olarak bu filmin yönetmeni olan Özcan Alper’in Gitmek filminin teknik kadrosunda olduğunu da ekleyelim.

(soldan sağa) Thomas Balkenhol, Özcan Alper, Serkan Açar, Ahmet Boyacıoğlu

Film sonrasında filmin yönetmeni, yapımcısı ve kurgucusu ile bir söyleşi yapıldı. Söyleşide filmin seyirci tarafından da çok sevildiği belli oldu. Zaten gösterime girdiğinde de bu tip bir filmden beklenmeyecek kadar çok seyirci çekmesi de filmin izleyicileri yakaladığının bir göstergesi. Söyleşide filmin yapım sürecinden bahsedildi elbette, ayrıca karakterin politik geçmişinin neden daha fazla vurgulanmadığı, filmde bir otosansür uygulanıp uygulanmadığı gibi konulara da değinildi.

Festivalin sonunda ise Sonbahar’ın hem ikincilik ödülünü hem de SİYAD jürisinin ödülünü aldığını gördük. Haklı ödüllerdi elbette ama Açlık filminin ödül kazanamamasının yarattığı şaşkınlık da vardı. Alper’in ödülünü alırken Açlık filminin kendi filminden daha iyi olduğunu söylemesi ve bu filmin ülkemizde gösterime girmesi için uğraşacağını belirtmesi de hem ne kadar alçakgönüllü bir kişilik olduğunu gösteriyor hem de kimi festivallerde ödül alamayan bazı isimlerden farkını ispatlıyordu.

Süt:

Kendi adıma 2007 yılının en iyi Türk filmi saydığım Yumurta’nın ilk halkasını oluşturduğu Yusuf üçlemesinin ikinci filmi olan Süt de festivalde izlemek için sabırsızlandığım filmlerden biri idi. Yusuf’un gençlik döneminden bir kesit sunan Süt, onun ilk gençlik bunalımlarını, annesiyle ilişkilerini, kasabadaki sıkışıp kalmışlığını anlatıyordu. Film, festivalde izlediğimde ilk yarısı ile beni yine kendine bağlasa da ilerledikçe giderek izlenmesi daha zor bir hal aldı ve ne yazık ki beklentileri karşılamadı. Ancak festival sonrası gösterime girdiğinde filmi tekrar izlemek zorunda hissettim kendimi. Bunun sonuncunda filmi daha bir sevdim, sessiz anlarına daha çok anlam kattım, Yusuf’u daha iyi anladım. Ama yine de hala filmi Yumurta’nn gerisinde buluyorum. Belki de Süt’ün Yumurta’dan çok, yönetmenin bir önceki filmi olan ve benim pek ısınamadığım Meleğin Düşüşü’ne benzediği söylenebilir. Ama hakkını vermek lazım görüntü çalışması ve oyunculukları yine birinci sınıftı. Hele Yusuf’u canlandıran Melih Selçuk çok başarılı bir keşif.

(soldan sağa) Melih Selçuk, Başak Köklükaya, Ahmet Boyacıoğlu

Film sonrasında Melih Selçuk ve anneyi oynayan Başak Köklükaya ile bir söyleşi vardı. Bu söyleşide önce kendisini Yusuf’a yakın bulan bir seyircinin yorumlarından ve birkaç övücü cümleden sonra bazı seyircilerden son derece ağır ve bana göre bir kısmı da haksız yorumlar duyduk. Aslında yönetmenin olmadığı bir ortamda bu eleştiriler yerini bulmadı ama oyuncular ellerinden geldiğince filmi savundular. Benim merak ettiğim konu, bu film Yumurta’nın 15 yıl öncesini anlattığı halde neden günümüzde geçtiği idi. Öğrendiğimize göre Semih Kaplanoğlu üç filmin de sinopsislerinin başında aynı zaman diliminde geçtiklerini özellikle vurgulamış. Bilinçli bir seçim yani. Zaten hata olmayacak kadar çok yerde filmin bugünde geçtiğine dair ipuçları vardı. Bu söyleşide öğrendiğimiz bir diğer nokta da Selçuk’un filmde oynamadan önce, bir önceki filmde Yusuf’u canlandıran Nejat İşler’i izlememiş olması oldu. Bu durum başarısını daha da önemli bir hale getiriyor doğrusu.

25. Sundance Film Festivali Bitti, Ödüller Sahiplerini Buldu

Bu yıl 15-25 Ocak 2009 tarihleri arasında düzenlenen ve bağımsızların kalesi olarak bilinen Sundance Film Festivali sona erdi. Robert Rodford’un öncülüğünde düzenlenen bu festivalde yıllardan beri Amerika ve Dünya sinemasının gerçekten bağımsız örnekleri gösteriliyor ve yarışıyor. Bu festival bir anlamda bağımsız filmlerin vitrini olarak da işlev görüyor ve büyük dağıtımcıların yılın öne çıkan bağımsızlarını ülke çapında dağıtmalarını sağlıyor. Buna rağmen pek çok bağımsız film yine de büyük dağıtım kanallarına giremiyor. Hele bizim gibi ülkelerde Sundance’de büyük ödüllerini alan filmleri bile ancak festivallerde izleyebiliyoruz, hatta bazen onu da izleyemiyoruz.

Bu yılki festivalin ödül listesini verirken listedeki filmlerin en azından belli başlılarını ülkemizdeki festivallerde de izlemeyi umalım:

Juri Büyük Ödülü (Drama): Push: Based on a Novel by Sapphire
Seyirci Ödülü (Drama): Push: Based on a Novel by Sapphire
Juri Büyük Ödülü (Belgesel): We Live in Public
Seyirci Ödülü (Belgesel): The Cove
Juri Büyük Ödülü-Dünya Sineması (Drama): The Maid (La Nana)
Seyirci Ödülü-Dünya Sineması (Drama): An Education
Juri Büyük Ödülü-Dünya Sineması (Belgesel): Rough Aunties
Seyirci Ödülü-Dünya Sineması (Belgesel): Afghan Star
En İyi Senaryo (Drama): Nicholas Jasenovec ve Charlyne Yi (Paper Heart)
En İyi Yönetmen (Drama): Cary Joji Fukunaga (Sin Nombre)
En İyi Yönetmen (Belgesel): Natalia Almada (El General)
En İyi Yönetmen-Dünya Sineması (Drama): Oliver Hirschbiegel (Five Minutes from Heaven)
En İyi Yönetmen-Dünya Sineması (Belgesel): Havana Marking (Afghan Star)
En İyi Senaryo-Dünya Sineması (Drama): Guy Hibbert (Five Minutes from Heaven)
En iyi Kurgu (Belgesel): Karen Schmeer (Sergio)
En iyi Kurgu-DÜnya Sineması (Belgesel): Janus Billeskov Jansen ve Thomas Papapetros (Burma VJ)
En İyi Görüntü Yönetmeni (Drama): Adriano Goldman (Sin Nombre)
En İyi Görüntü Yönetmeni (Belgesel): Bob Richman (The September Issue)
En İyi Görüntü Yönetmeni-Dünya Sineması (Drama): John De Borman (An Education)
En İyi Görüntü Yönetmeni-Dünya Sineması (Belgesel): John Maringouin (Big River Man)
Juri Özel Ödülü (Özgünlük)-Düya Sineması Drama: Louise-Michel
Juri Özel Ödülü-Düya Sineması Belgesel: Tibet in Song
Juri Özel Ödülü (Oyunculuk)-Dünya Sineması: Catalina Saavedra (The Maid (La Nana))
Juri Özel Ödülü (Belgesel): Good Hair
Juri Özel Ödülü (Özgür Ruh): Humpday
Juri Özel Ödülü (Oyunculuk): Mo’Nique (Push: Based on the novel by Sapphire)
Juri Özel Ödülü (Kısa Film): Short Term 12
Juri Özel Ödülü-Dünya Sineması (Kısa Film): Lies
Alfred P. Sloan Ödülü: Adam

Amerikalı Yapımcılar ve Oyuncular da Slumdog Millionaire dedi…

Geçtiğimiz hafta sonu Amerikan Yapımcılar Birliği (Producers Guild of America) ve Oyuncular Sendikası (Screen Actors Guild-SAG) ödülleri de sahiplerini buldu. Her iki kurum da yılın en iyi filmi olarak Slumdog Millionaire’i seçtiler ki bu durumda filmin Oscar şansını da epeyce arttırdı. Amerikalı yapımcıların bir İngiliz filmini, hem de Hindistan’da çekilen bir İngiliz filmini en iyi film seçmeleri az şey değil. Ayrıca oyuncuların da Slumdog Millionaire’i en iyi oyuncu kadrosuna sahip film olarak seçmeleri ilginç. Çünkü tek bir adaylığı bulunuyordu, o da en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında idi. Kişisel olarak diğer ödüllerde olmasa da SAG ödüllerinde Doubt filminin ciddi bir şansı olduğunu düşünüyordum. Oysa sadece en iyi kadın oyuncu dalında Meryl Streep’e bir ödül daha kazandırdı. Ayrıca en iyi erkek oyuncu dalında da ödülün Mickey Rourke’a değil Sean Penn’e gitmesi de Oscar’lar için belirleyici olabilir.

Televizyon dizisi dallarında ise her iki ödülde de drama dizisi olarak Mad Men’in, komedi dizisi olarak da ezici bir şekilde 30 Rock’ın öne çıktığını da ekleyelim. Zaten televizyon dalında verilen hemen her ödülde bu iki dizinin adını duymuştuk.

Ödüllerin tam listesi şu şekilde:

Amerikan Yapımcılar Birliği (Producers Guild of America) Ödülleri:

En İyi Film: Slumdog Millionaire
En İyi Belgesel: Man On Wire
En İyi Animasyon: Wall-E
En İyi Dizi – Komedi: 30 Rock
En İyi Dizi – Drama: Mad Men
En İyi Tv Programı (NonFiction): 60 Minutes
En İyi Canlı Yayın/Yarışma Programı: The Colbert Report
En İyi Televizyon Filmi: John Adams

Oyuncular Sendikası (Screen Actors Guild-SAG) Ödülleri:

En İyi Kast: Slumdog Millionaire
En İyi Erkek Oyuncu: Sean Penn (Milk)
En İyi Kadın Oyuncu: Meryl Streep (Doubt)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger (The Dark Knight)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kate Winslet (The Reader)
En İyi Dublör Ekibi (Film): The Dark Knight
En İyi Kast (Drama Dizisi): Mad Men
En İyi Kast (Komedi Dizisi): 30 Rock
En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi/Tv Filmi): Paul Giamatti (John Adams)
En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi/Tv Filmi): Laura Linney (John Adams)
En İyi Erkek Oyuncu (Drama Dizisi): Hugh Laurie (House)
En İyi Kadın Oyuncu (Drama Dizisi): Sally Field (Brothers & Sisters)
En İyi Erkek Oyuncu (Komedi Dizisi): Alec Baldwin (30 Rock)
En İyi Kadın Oyuncu (Komedi Dizisi): Tina Fey (30 Rock)
En İyi Dublör Ekibi (Dizi): Heroes
Yaşam Boyu Başarı Ödülü: James Earl Jones

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (25 Ocak 2009)

SİYAD’ın bu haftaki listesine bir yeni giriş var. Haftanın gösterime giren yeni filmlerinden Pandora’nın Kutusu 8. sıradan giriş yapmış. Filmin şu ana kadar aldığı ödüller düşünülünce daha iyi bir yerde olması da beklenebilirdi. Ayrıca Üç Maymun filminin de üç aylık süresini doldurup listeden çıkması üzerine listenin ilk 3’ü de Sonbahar, Süt ve Sınıf olarak değişmiş oldu.

 

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

3

Süt

3.15

3

4

Sınıf (Entre Les Murs)

3.1

4

5

Lorna’nın Sessizliği (Le Silence De Lorna)

3.06

5

6

Rec: Ölüm Çığlığı ([REC])

3

6

7

Son Buluşma

3

7

8

Gomorra (Gomorrah)

3

8

Pandora’nın Kutusu

2.92

9

9

Barselona, Barselona (Vicky Cristina Barcelona)

2.79

10

10

Bolt

2.78

81. Oscar Ödüllerinin Adayları Belli Oldu

2008 yılının en iyi filmlerine verilen bir dizi ödülün sonuncusu ve en önemlisi (ya da en popüleri) sayılabilecek olan Oscar’ların da adayları belli oldu. Bu yıl bizim açımızdan Üç Maymun’ın Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde aday olup olmayacağı ayrı bir heyecan kaynağı idi. Ne yazık ki olamadı. Artık kısmetse ilerki yıllara diyeceğiz.

Daha önceki ödüllerden de beklediği gibi yarış 13 adaylık alan The Curious Case of Benjamin Button ve 10 adaylık alan Slumdog Millionaire arasında geçecek gibi gözüküyor. Adaylıklar ile ilgili göze çarpan noktaları şöyle sıralayabiliriz.

– En iyi film ve yönetmen dallarındaki adaylıklar aynı filmlere gitti. Böyle olunca en iyi film dalında aday olamasa da yönetmen dalında bir adaylık alabileceği beklenen The Dark Knight ana dallardan sadece en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında adaylık alabilmiş oldu.

– Altın Küreler’de 2 ödül alan Kate Winslet burada sadece The Reader ile aday oldu. İlginç olan Altın Küreler’de bu filmle yardımcı kadın oyuncu ödülü kazanırken burada başrol olarak kabul görmesi oldu. Kate Winslet’in oynadığı diğer film Revolutionary Road beklenenin çok altında kalarak sadece 3 adaylık alabildi. Bu film ana dallarda sadece Michael Shannon ile yardımcı erkek oyuncu olarak aday olabildi. The Reader ise tersine en iyi film ve yönetmenin de dahil olduğu 5 dalda adaylık kazandı. Filmi izlemeden önyargıda bulunmak yanlış olur ama galiba Altın Küreler’de Ricky Gervais’in yaptığı espiride gerçeklik payı var: “Yahudi soykırımı üzerine film yaparsanız ödülü alırsınız.”

– Yılın en iyi performansları arasında sayılan ve Altın Küre de kazanan Sally Hawkins’in aday listesine girememesi şaşırtıcı oldu. Bunun yanında Richard Jenkins, Melissa Leo gibi isimlerin çok düşük bütçeli bağımsız filmleri ile aday olmaları da sevindirici idi. Meryl Streep ise kendine ait rekoru kırarak 15. kez aday olurken kimseyi şaşırtmadı.

– Doubt bir kez daha bir oyunculuk resitali olduğunu gösterdi. 5 adaylığının 4’ü oyunculuk dalında.

22 Şubat’ta sahiplerini bulacak ödüllerin tam listesi aşağıdaki şekilde. Bu arada Oscar tahminlerimi önümüzdeki ayın Gölge e-dergi’sinde detayları ile ve Oscar’lardan bir kaç gün önce burada bulabileceğinizi de ekleyeyim.

En İyi Film:
The Curious Case of Benjamin Button
Frost/Nixon
Milk
The Reader
Slumdog Millionaire

En İyi Erkek Oyuncu:
Richard Jenkins (The Visitor)
Frank Langella (Frost/Nixon)
Sean Penn (Milk)
Brad Pitt (The Curious Case of Benjamin Button)
Mickey Rourke (The Wrestler)

En İyi Kadın Oyuncu:
Anne Hathaway (Rachel Getting Married)
Angelina Jolie (Changeling)
Melissa Leo (Frozen River)
Meryl Streep (Doubt)
Kate Winslet (The Reader)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:
Josh Brolin (Milk)
Robert Downey Jr. (Tropic Thunder)
Philip Seymour Hoffman (Doubt)
Heath Ledger (The Dark Knight)
Michael Shannon (Revolutionary Road)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Amy Adams (Doubt)
Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)
Viola Davis (Doubt)
Taraji P. Henson (The Curious Case of Benjamin Button)
Marisa Tomei (The Wrestler)

En İyi Yönetmen:
David Fincher (The Curious Case of Benjamin Button)
Ron Howard (Frost/Nixon)
Gus Van Sant (Milk)
Stephen Daldry (The Reader)
Danny Boyle (Slumdog Millionaire)

En İyi Özgün Senaryo:
Courtney Hunt (Frozen River)
Mike Leigh (Happy-Go-Lucky)
Martin McDonagh (In Bruges)
Dustin Lance Black (Milk)
Andrew Stanton, Jim Reardon, Pete Docter (WALL·E)

En İyi Uyarlama Senaryo:
Eric Roth, Robin Swicord (The Curious Case of Benjamin Button)
John Patrick Shanley (Doubt)
Peter Morgan (Frost/Nixon)
David Hare (The Reader)
Simon Beaufoy (Slumdog Millionaire)

En İyi Görüntü Yönetmeni:
Tom Stern (Changeling)
Claudio Miranda (The Curious Case of Benjamin Button)
Wally Pfister (The Dark Knight)
Roger Deakins, Chris Menges (The Reader)
Anthony Dod Mantle (Slumdog Millionaire)

En İyi Kurgu:
Angus Wall, Kirk Baxter (The Curious Case of Benjamin Button)
Lee Smith (The Dark Knight)
Dan Hanley, Mike Hill (Frost/Nixon)
Elliot Graham (Milk)
Chris Dickens (Slumdog Millionaire)

En İyi Sanat Yönetmeni:
James J. Murakami, Gary Fettis (Changeling)
Donald Graham Burt, Victor J. Zolfo (The Curious Case of Benjamin Button)
Nathan Crowley, Peter Lando (The Dark Knight)
Michael Carlin, Rebecca Alleway (The Duchess)
Kristi Zea, Debra Schutt (Revolutionary Road)

En İyi Kostüm:
Catherine Martin (Australia)
Jacqueline West (The Curious Case of Benjamin Button)
Michael O’Connor (The Duchess)
Danny Glicker (Milk)
Albert Wolsky (Revolutionary Road)

En İyi Makyaj:
Greg Cannom (The Curious Case of Benjamin Button)
John Caglione, Jr., Conor O’Sullivan (The Dark Knight)
Mike Elizalde, Thom Floutz (Hellboy II: The Golden Army)

En İyi Müzik:
Alexandre Desplat (The Curious Case of Benjamin Button)
James Newton Howard (Defiance)
Danny Elfman (Milk)
A.R. Rahman (Slumdog Millionaire)
Thomas Newman (WALL·E)

En İyi Şarkı:
“Down to Earth” Müzik: Peter Gabriel, Thomas Newman Söz: Peter Gabriel (WALL·E)
“Jai Ho” Müzik: A.R. Rahman Söz: Gulzar (Slumdog Millionaire)
“O Saya” Söz-Müzik: A.R. Rahman, Maya Arulpragasam (Slumdog Millionaire)

En İyi Ses Miksajı:
David Parker, Michael Semanick, Ren Klyce, Mark Weingarten (The Curious Case of Benjamin Button)
Ed Novick, Lora Hirschberg, Gary Rizzo (The Dark Knight)
Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty (Slumdog Millionaire)
Tom Myers, Michael Semanick, Ben Burtt (WALL·E)
Chris Jenkins, Frank A. Montaño, Petr Forejt (Wanted)

En İyi Ses Kurgusu:
Richard King (The Dark Knight)
Frank Eulner ve Christopher Boyes (Iron Man)
Tom Sayers (Slumdog Millionaire)
Ben Burtt ve Matthew Wood (WALL·E)
Wylie Stateman (Wanted)

En İyi Görsel Efekt:
Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron (The Curious Case of Benjamin Button)
Nick Davis, Chris Corbould, Tim Webber, Paul Franklin (The Dark Knight)
John Nelson, Ben Snow, Dan Sudick, Shane Mahan (Iron Man)

En İyi Animasyon (Uzun):
Bolt
Kung Fu Panda
WALL·E

Yabancı Dilde En İyi Film:
Der Baader Meinhof Komplex / The Baader Meinhof Complex – Almanya
Entre les murs / The Class – Fransa
Okuribito / Departures – Japonya
Revanche – Avusturya
Vals Im Bashir / Waltz with Bashir – İsrail

En iyi Belgesel (Uzun):
The Betrayal – Nerakhoon
Encounters at the End of the World
The Garden
Man on Wire
Trouble the Water

En İyi Belgesel (Kısa):
The Conscience of Nhem En
The Final Inch
Smile Pinki
The Witness – From the Balcony of Room 306

En İyi Animasyon (Kısa):
La Maison en Petits Cubes
Lavatory – Lovestory
Oktapodi
Presto
This Way Up

En İyi Kısa Film:
Auf der Strecke / On the Line
Manon on the Asphalt
New Boy
The Pig
Spielzeugland / Toyland

29. Altın Ahududu Ödülleri (Razzie Awards) adayları belli oldu

Geleneksel olarak yılın Oscar’larından bir gün önce verilen ve adaylıkları da Oscar adaylıklarından bir gün önce açıklanan Altın Ahududu ödüllerinin adayları açıklandı. Yılın en kötü filmlerine verilen bu ödüller(!) uzak durulması gereken filmleri belirtiyor bir anlamda. Kazananlar(!) 21 Şubat 2009’da açıklanacak.

Aday listesi ise şu şekilde:

En Kötü Film:
Disaster Movie ve Meet The Spartans (aynı konseptte iki film olduğu için ayrılmamış)
The Happening
The Hottie and The Nottie
In The Name of The King: A Dungeon Siege Tale
The Love Guru

En Kötü Erkek Oyuncu:
Larry The Cable Guy (Witless Protection)
Eddie Murphy (Meet Dave)
Mike Myers (The Love Guru)
Al Pacino (88 Minutes ve Righteous Kill)
Mark Wahlberg (The Happening ve Max Payne)

En Kötü Kadın Oyuncu:
Jessica Alba (The Eye ve The Love Guru)
The Women filminin tüm oyuncu kadrosu (Annette Bening, Eva Mendes, Debra Messing, Jada Pinkett-Smith ve Meg Ryan)
Cameron Diaz (What Happens In Vegas)
Paris Hilton (The Hottie And The Nottie)
Kate Hudson (Fools’ Gold ve My Best Friend’s Girl)

En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu:
Uwe Boll (Uwe Boll’s Postal)
Pierce Brosnan (Mamma Mia!)
Ben Kingsley (The Love Guru, War, Inc. ve The Wackness)
Burt Reynolds (Deal ve In The Name Of The King: A Dungeon Siege Tale)
Verne Troyer (The Love Guru ve Uwe Boll’s Postal)

En Kötü Yardımcı Kadın Oyuncu:
Carmen Electra (Disaster Movie ve Meet The Spartans)
Paris Hilton (Repo: The Genetic Opera)
Kim Kardashian (Disaster Movie)
Jenny Mccarthy (Witless Protection)
Leelee Sobieski (88 Minutes ve In The Name Of The King)

En Kötü İkili:
Uwe Boll ve herhangi bir oyuncu, kamera ya da senaryo
Cameron Diaz ve Ashton Kutcher (What Happens In Vegas)
Paris Hilton ve Christine Lakin ya da Joel David Moore (Hottie & The Nottie)
Larry The Cable Guy ve Jenny Mccarthy (Witless Protection)
Eddie Murphy ve Eddie Murphy (Meet Dave)

En Kötü Devam Filmi, Yeniden Yapım ya da Çalıntı:
The Day The Earth Blowed Up Real Good
Disaster Movie ve Meet The Spartans
Indiana Jones and The Kingdom of The Crystal Skull
Speed Racer
Star Wars: The Clone Wars

En Kötü Yönetmen:
Uwe Boll (1968: Tunnel Rats, In The Name Of The King ve Postal)
Jason Friedberg ve Aaron Seltzer (Disaster Movie ve Meet The Spartans)
Tom Putnam (The Hottie And The Nottie)
Marco Schnabel (The Love Guru)
M. Night Shyamalan (The Happening)

En Kötü Senaryo:
Jason Friedberg ve Aaron Seltzer (Disaster Movie ve Meet The Spartans)
M. Night Shyamalan (The Happening)
Heidi Ferrer (The Hottie And The Nottie)
Doug Taylor (In The Name Of The King: A Dungeon Siege Tale)
Mike Myers ve Graham Gordy (The Love Guru)

En Kötü Kariyer:
Uwe Boll


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 262.217 hits
Ocak 2009
P S Ç P C C P
« Ara   Şub »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: