Ekim 2007 için arşiv



Festival Mevsimi Başladı-2: 44. Antalya Altın Portakal ve 3. Avrasya Film Festivali

Altın PortakalAntalya’da eş zamanlı olarak gerçekleştirilmekte olan Altın Portakal ve Avrasya Film Festivalleri de tüm hızıyla devam etmekte. 19 Ekim’de başlayan festivaller 28 Ekim’de sona erecek. Kalan 4 günde Antalya’lı sinemaseverler özellikle daha sonra görme imkanı olamayacağını düşündükleri filmleri kaçırmamalılar. Program ve filmler hakkında detaylı bilgi http://www.altinportakal.org.tr/ adresinden alınabilir.

Özellikle yerli filmler açısından en önemli festival olarak görülen Altın Portakal’ın sonuçları da hafta sonu açıklanacak. Bakalım bu senenin ödüllerini aşağıdaki filmlerden hangileri paylaşacak?

-Adem’in Trenleri (Barış Pirhasan)
-İyi Seneler Londra (Berkun Oya)
-Jan Jan (Aydın Sayman)
-Mutluluk (Abdullah Oğuz)
-Mülteci (Reis Çelik)
-Münferit (Dersu Yavuz Altun)
-Rıza (Tayfun Pirselimoğlu)
-Saklı Yüzler (Handan İpekçi)
-Sis ve Gece (Turgut Yasalar)
-Yaşamın Kıyısında (Fatih Akın)
-Yumurta (Semih Kaplanoğlu)
-Zeynep’in Sekiz Günü (Cemal Şan)

Festival Mevsimi Başladı-1: Filmekimi 2007

FilmekimiHerhalde biraz da Ankara’da ikamet ediyor olmamadan dolayı siteye haber yapmakta fazlasıyla geç kalmış olsam da hiç bahsetmeden geçmek istemedim. İstanbul’da Emek Sineması’nda devam etmekte olan Filmekimi, 25 Ekim 2007’de sona eriyor. Halen biletleri tükenmemiş ise meraklıları bu son iki günde Eastern Promises, Import Export, Across the Universe gibi filmler için son şanslarını kullanabilirler. Neyse ki bu festivaldeki pek çok film sonradan gösterime de girecek. Detaylı bilgi için http://www.iksv.org/filmekimi_2007/ adresi ziyaret edilebilir.

Bir Üçüncü Sayfa Haberi

Üçüncü Sayfa DVD KapağıBu ay DVD+ dergisinin verdiği DVD’lerden birinin Üçüncü Sayfa olması nedeniyle bu filmle ilgili, film gösterime girdiği zamanlarda yazdığım bir yazıyı buraya da koymak istedim. O zamanlar Demirkubuz’un yeni bir yönetmen olarak tanımlandığı günlermiş. Demirkubuz’un sonraki filmleri ışığında bu filmi de tekrar değerlendirmek mümkün ama o zamanki yazımı aynen korumak istedim:

Türk sineması yeni yönetmenlerle gitgide daha da iyi bir seviyeye geliyor. Zeki Demirkubuz da bu yeni yönetmenler kuşağı içinde en iyilerinden biri. Popüler filmler yapmaktansa, bağımsız filmler yapıp belli bir seyirci sayısı ile yetinmeyi uygun buluyor. Demirkubuz’un filmleri, Türkiye’nin şu anki durumunu da çok iyi betimliyor.

Son yılların en iyi Türk filmlerinden Masumiyet’ten sonra Demirkubuz bu kez de Üçüncü Sayfa ile sinemalarımıza konuk oluyor. Yine kaybedenlerin dünyası, yine çıkışsızlıklar üzerine bir öykü. Filmin hemen başında genç ve henüz küçük işlerle uğraşan bir mafya babasından öldüresiye dayak yiyen İsa’yı görüyoruz. Bu dayağın tek sebebi de bu satırların okuyucularının çoğu için çok fazla bir şey ifade etmeyecek olan bir para: 50 dolar. İsa’nın dayak yediği bu oda çok sade ama bir o kadar da Türkiye’nin belli bir kesimini temsil eden bir mekan. Duvarda Tansu Çiller posteri, televizyonda futbol maçı, mafya babasının elinde cep telefonu ve dilinde “ya getireceksin, ya getireceksin” sözü. Tüm bunlar yanında belki de bir umut ışığını temsil eden, Masumiyet’te de gördüğümüz, bir türlü kapanmayan bir kapı. Ama o kapıdan çıkış İsa’nın sadece o an için dayaktan kurtuluşu anlamına geliyor. Hala önünde büyük bir 50 dolar problemi var, aslında her türlü problemin üzerine bardağı taşıran son damla olarak.

Artık İsa ihtihar etmenin eşiğindedir. Tam bu aşamada bir de ev sahibi birikmiş kira borcunu ödemesi için üzerine gelince de İsa bir an sinirine engel olamıyor ve gidip evsahibini öldürüyor, sonra da bayılıyor. Sabah uyandığında ise kendisini odasında buluyor ve hiç bir şey yapmadan olaydan sıyrılıyor. Gelişen olaylarla birlikte, çoğunlukla uzaklarda olan kocası ile sorunlu bir evliliği olan, komşusu Meryem ile aralarında bir yakınlaşma da başlıyor. Artık İsa’nın hayatı bir düzene girmiş gibidir. Konunu devamı için filmi izlemeniz gerekecek.

Zeki Demirkubuz bu filminde Double Indemnity (Çifte Tazminat), The Postman Always Rings Twice (Postacı Kapıyı İki Kere Çalar) ve Body Heat (Vücut Isısı) gibi film-noir klasiklerinden gelen bir temayı kullanmış ama bu filmlerin en önemli karakterleri olan kadın karakter burada hiç de bildik anlamda bir femme-fatale değil. Tam da Türkiye’nin varoş kesiminden olduğu her halinden belli. Tıpkı türkücülerin dizilerinde figuranlık yapan hatta zaman zaman diyaloglu rollere bile çıkan İsa gibi. Demirkubuz’un bu filmdeki en temel başarısı da tıpkı Masumiyet’te olduğu gibi bir kaç kişinin çevresinde ülkemizin şu anki halini çok iyi anlatması. Çocuklarına Sibel ve Can ismini koyan anne-babalara, günün büyük kısmını televizyona bağlı geçiren insanlara (ki seyredilenler de türkücü dizileri, eski yeşilçam melodramları ve magazin programları) bakınca halimiz daha iyi anlaşılıyor.

Demirkubuz’un karakterleri de ayrıca incelenebilecek kadar ilginç. Hem Masumiyet’e, hem de Üçüncü Sayfa’ya baktığımızda dinsel olarak kutsal isimler taşıyan karakterlerin (Yusuf, İsa, Meryem) ne suç işlemişlerse işlemiş olsunlar aslında masum olduklarını, bu hayat şartlarında belki de başka bir şey yapmaya şansları olmadıklarını görüyoruz. Dikkat edilirse her iki filmin de baş kahramanı birer katil, ama her ikisi de aslında iyi insanlar. Öyle ya da böyle bir insanın hayatını bitirmiş olmaları onları kötü birer insan yapmıyor. Meryem ise pratik olarak hiç bir suça karışmamış olsa da düşündükleri ve planladıkları ile insanın kanını donduruyor. Yine de onun da bu çıkışsız dünyadan kurtulabilmek için aklına gelen tek şeyin bu olduğunu düşününce insan ona da hak vermeden edemiyor.

Üçüncü filmi ile Demirkubuz bazı temel takıntıları olduğunu iyice ortaya koyuyor (Bu arada ilk filmi C-Blok’u bu düşünceler ışığında tekrar izlemek gibi bir arzu duyduğumu da belirtmeliyim, umarım bir kanal tekrar yayınlar). Karakterler karşısındaki güçlü bir otorite, kapanmayan kapılar, eski yeşilçam melodramları ve aslında o filmlerden kopup gelen öyküler, yalın ve gösterişsiz bir görüntü ve ses anlayışı, uzun ve kesintisiz monologlar ve tıpkı Hitchcock gibi perdede ufacık bir süre görünme isteği, en azından Masumiyet ve Üçüncü Sayfa’nın ortak noktaları.

Başroldeki her iki oyuncu da övülmeyi hakediyorlar. Özellikle Başak Köklükaya çok başarılı bir rol çıkarmış ve karakterine bürünmüş adeta. Filmi izlerken ağlama sahnesinde biraz abartılı oynadığını düşünmüştüm ama film sonunda anladım ki o ufak abartı ve rol yapar gibi olma tavrı aslında gerekli bir tavırmış. O uzun monologda da gerçekten çok başarılı, hem de sonradan seslendirme olmasına rağmen. Yeri gelmişken o sahnedeki Demirkubuz’un, Meryem’in konuşmasını hem dış hem de iç ses şeklinde verme tercihinin filmin beri rahatsız eden tek yeri olduğunu da eklemem gerek. Güçlü bir sahne ama tümüyle konuşma şeklinde olsa idi (yani dudaklar oynayarak) daha makul olacağını düşünüyorum.

Üçüncü Sayfa ne yılın en çok hasılat yapan filmlerinden biri olacak, ne de geniş bir seyirci kesiminin ilgisini çekecek, ama benim için yılın en iyi Türk filmlerinden biri olacağını şimdiden söyleyebilirim. Uzun lafın kısası, Masumiyet’i görüp sevenler bu filmi de mutlaka görmeliler.

Ekim Ayının Promosyon DVD’leri

MasumiyetBu ay da çeşitli sinema dergilerinin promosyon DVD’leri kalite olarak gayet iyi. Sayı olarak geçen aykine göre bir daha az ama seçeneklerin kalitesine bakıldığında bu durum bir sorun yaratmıyor. Bu arada D-Smart dergisinin de geçen ay muhtemelen ilk sayı nedeniyle DVD vermiş olduğunu görüyoruz. Bu ay böyle bir uygulaması yok. Her zamanki gibi hangi derginin hangi DVD’leri verdiğine şöyle bir gözatalım:

Arena: Arena dergisi geçen ay olduğu gibi yine televizyon için yapılmış bir belgesel veriyor. Discovery Channel etiketi taşıyan, Sıradışı Dövüş Sanatları isimli bu DVD için sadece meraklısına diyerek geçelim.

DVD+: Bu ay, yine Kanal D Home Video’dan, bu kez 3 farklı film alternatifi ile karşımıza geliyor DVD+. Ancak bu kez 3 farklı Türk filmi söz konusu olan. Alternatifler, Zeki Demirkubuz’un Masumiyet ve Üçüncü Sayfa’sı ile geçtiğimiz sezonun vizyon filmlerinden İlk Aşk filmleri. Demirkubuz’un bu iki filmini izlemeyen ya da sevip de arşivine katmamış olan varsa mutlaka arşivlerine katmalılar. Özellikle Masumiyet’i Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak görürüm kendi adıma. Sadece ve sadece Haluk Bilginer’in muhteşem monoloğu için bile izlenebilir ama pek çok farklı erdemi de var. Her iki film de arşivlerinde mevcut olanlar için İlk Aşk da iyi bir alternatif olabilir. En azından geçen sezonun eli yüzü düzgün filmlerinden biri idi.

Empire: Empire dergisi yine iki farklı DVD seçeneği ile piyasayada. Biri Alejandro Amenábar’ın ötanazi hakkını sorgulayan filmi İçimdeki Deniz (The Sea Inside ya da İspanyolca adıyla Mar Adentro), diğeri de modern bir western olarak niteleyebileceğimiz, Tommy Lee Jones’un yönetip oynadığı Üç Defin (The Three Burials of Melquiades Estrada). Her ikisinin de çok iyi filmler olduğunu kabul etmekle birlikte, tek bir Empire dergisi olacak olanlara Üç Defin filmini tavsiye ederim. Kişisel olarak Amenábar’ın diğer filmlerini tercih etmekle birlikte İçimdeki Deniz’in de meraklısının çok olduğunu biliyorum. Ele aldığı konuda çok rahatlıkla duygu sömürüsü yapabilecekken buna prim vermeyen İçimdeki Deniz de izlenmesi gereken filmlerden.

Milliyet Sanat: Milliyet Sanat’ın bu ayki seçimi yine sadece belli bir seyirci kitlesine hitap eden ama iyi bir film: Yeniden Sev Beni (Reconstruction). Danimarkalı yönetmen, Christoffer Boe bu ilk uzun metrajlı filminde sürekli olarak zaman ve mekan düzleminde oynayan bir aşk hikayesi anlatıyordu. Farklı bir aşk filmi izlemek isteyenler için çok iyi bir seçim.

Total Film: Film seçimlerini genellikle beğenmediğim Total Film, bu ay Lütfen Beni Öldürme (Stranger than Fiction) filmini vererek bendeki bu imajjını kırdı. Kendi halinde bir hayatı olan bir adamın bir gün kendisinin bir roman kahramanı olduğunu anlaması ile şekillenen bu film de geçen sezonun en iyi filmlerinden biri idi. Bir komediden zekice olmasını bekleyen herkese önerilir. Ayrıca Will Ferrell, Emma Thompson, Dustin Hoffman ve Maggie Gyllenhaal gibi oyuncuları da cabası.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 267.736 hits
Ekim 2007
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: