Archive for the 'Ödüller/Festivaller' Category



National Board of Review’ın En İyisi de Zero Dark Thirty

Geçtiğimiz ay verilen ödüllere baktığımızda National Board of Review ödülleri de dikkat çekenlerden biri. Bu ödüllerde de tıpkı New York’lu eleştirmenlerin ödüllerindeki gibi Zero Dark Thirty‘nin üstünlüğünü görüyoruz. En iyi film, yönetmen ve kadın oyuncu ödüllerini alan film Amerikalı eleştirmenlerin favorisi gibi gözüküyor. Bunun yanında Silver Linings Playbook‘un en iyi erkek oyuncu ve uyarlama senaryo ödülleri ile Looper‘ın en iyi özgün senaryo ödülü bu isimleri Perşembe günü açıklanacak Oscar adayları arasında göreceğimizin işaretleri. Bu arada en iyi yabancı film olarak yine Amour seçilmiş durumda. Bu filmin adaylar arasında yer almama ihtimali yok zaten, hatta şimdiden Oscar’ı da aldı diyebiliriz.

National Board of Review ödüllerinin önemli bir özelliği sadece en iyi filmi değil onu takip eden filmleri de açıklaması. Aşağıda tam listesinin bulabileceğiniz listelerdeki filmlerin büyük bir kısmının ismini Oscar adayları arasında göreceğiz büyük ihtimalle.

En İyi Film: Zero Dark Thirty
En İyi On Film (Alfabetik Sırayla): Argo, Beasts of the Southern Wild, Django Unchained, Les Miserables, Lincoln, Looper, The Perks of Being a Wallflower, Promised Land, Silver Linings Playbook
En İyi Yabancı Film: Amour
En İyi Beş Yabancı Film (Alfabetik Sırayla): Barbara, The Intouchables, The Kid with A Bike, No, War Witch
En İyi Belgesel: Searching for Sugarman
En İyi Beş Belgesel (Alfabetik Sırayla): Ai Weiwei: Never Sorry, Detropia, The Gatekeepers, The Invisible War, Only the Young
En İyi On Bağımsız Film (Alfabetik Sırayla): Arbitrage, Bernie, Compliance, End of Watch, Hello I Must Be Going, Little Birds, Moonrise Kingdom, On the Road, Quartet, Sleepwalk with Me
En İyi Erkek Oyuncu: Bradley Cooper (Silver Linings Playbook)
En İyi Kadın Oyuncu: Jessica Chastain (Zero Dark Thirty)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Leonardo DiCaprio (Django Unchained)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Ann Dowd (Compliance)
En İyi Oyuncu Kadrosu: Les Miserables
Çıkış Yapan Erkek Oyuncu: Tom Holland (The Impossible)
Çıkış Yapan Kadın Oyuncu: Quvenzhané Wallis (Beasts of the Southern Wild)
En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (Zero Dark Thirty)
En İyi Yönetmen (İlk Film): Benh Zeitlin (Beasts of the Southern Wild)
En İyi Uyarlama Senaryo: David O. Russell (Silver Linings Playbook)
Spotlight Ödülü: John Goodman (Argo, Flight, Paranorman, Trouble with the Curve)
En İyi Orijinal Senaryo: Rian Johnson (Looper)
En İyi Animasyon: Wreck-it Ralph
Özel Ödül: Ben Affleck (Argo)
Düşünce Özgürlüğü Özel Ödülü: Central Park Five, Promised Land
William K. Everson Film Tarihi Ödülü: 50 Years of Bond Films

New York’lu Eleştirmenlerin En İyisi Zero Dark Thirty

Geçtiğimiz ay verilen önemli ödüllerin üzerinden geçmeye devam ediyoruz. Geçen ay Amerika’da pek çok eleştirmen birliği de 2012’nin en iyilerini seçti. Bunların her birinin haberini vermeyeceğiz ama önemli olanları hatırlatalım.

Genellikle eleştirmen birliklerinin ödülleri New York’lu eleştirmenler ile başlıyor. Bu yıl da öyle oldu. New York’lu eleştirmenler yılın en iyisi olarak Osama Bin Laden’in yakalanması ve öldürülmesi sürecini anlatan Zero Dark Thirty fimini seçtiler. Filmin yönetmeni Kathryn Bigelow en iyi yönetmen seçilirken film aynı zamanda en iyi görüntü yönetmeni ödülünü de aldı. Üç ödül kazanan başka bir film de Lincoln oldu. Bu yıl en iyi erkek oyuncu ödülünün en büyük adaylarından biri olan Daniel Day-Lewis bu filmdeki rolü ile bu ödülü alırken, aynı filmden Sally Field en iyi yardımcı kadın oyuncu seçildi. Filmin senaryo yazarı Tony Kushner de en iyi senaryo yazarı seçildi. En iyi yabancı film ödülü ise beklendiği gibi Aşk (Amour) filminin oldu.

New York’lu eleştirmenlerinin seçtiklerinin tam listesini aşağıda bulabilirsiniz. Geçtiğimiz yıl en iyi film, yönetmen ve kadın oyuncu kategorilerinde New York’lu eleştirmenlerin seçtikleri ile Oscar’ın galiplerinin aynı olduğunu da hatırlatalım.

En İyi Film: Zero Dark Thirty
En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (Zero Dark Thirty)
En İyi Erkek Oyuncu: Daniel Day-Lewis (Lincoln)
En İyi Kadın Oyuncu: Rachel Weisz (Deep Blue Sea)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Matthew McConaughey (Bernie, Magic Mike)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Sally Field (Lincoln)
En İyi Senaryo: Tony Kushner (Lincoln)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Greig Fraser (Zero Dark Thirty)
En İyi Yabancı Film: Amour
En İyi İlk Film: How To Survive a Plague
En İyi Belgesel: The Central Park Five
En İyi Animasyon: Frankenweenie

Avrupa Film Ödülleri’nin En İyisi Aşk

Geçen ay verilen önemli ödüllerden biri de Avrupa Film Ödülleri (European Film Awards) idi. Bu ödüllerde öne çıkan film tartışmasız bir şekilde Michael Haneke’nin Aşk (Amour / Love) filmi oldu. Bu başarılı film en iyi film seçilmekle kalmadı, en iyi yönetmen, erkek oyuncu ve kadın oyuncu ödüllerini de alarak önemli bir başarıya imza attı. Geçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden Utanç (Shame) da en iyi görüntü yönetmeni ve kurgu ödüllerini kazandı. Thomas Vinterberg’in kimi festivallerde izlediğimiz, vizyonda da görmek istediğimiz filmi Onur Savaşı (Jagten / The Hunt) da önemli ödüllerden en iyi senaryo ödülünün sahibi oldu.

Ödüllerin tam listesi şu şekilde:

En İyi Film: Amour
En İyi Yönetmen: Michael Haneke (Amour)
En İyi Erkek Oyuncu: Jean-Louis Trintignant (Amour)
En İyi Kadın Oyuncu: Emmanuelle Riva (Amour)
En İyi Senaryo: Tobias Lindholm & Thomas Vinterberg (Jagten / The Hunt)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Sean Bobbitt (Shame)
En İyi Kurgu: Joe Walker (Shame)
En İyi Sanat Yönetmeni: Maria Djurkovic (Tinker Tailor Soldier Spy)
En İyi Müzik: Alberto Iglesias (Tinker Tailor Soldier Spy)
Keşif Ödülü: Kauwboy
Yılın Yapımcısı: Helena Danielsson
En İyi Belgesel: Hiver Nomade (Winter Nomads)
En İyi Animasyon: Alois Nebel
En İyi Kısa Film: Superman, Spiderman or Batman
Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Bernardo Bertolucci
Dünya Sinemasında Avrupa Başarısı Ödülü: Helen Mirren
Seyirci Ödülü: Hasta la Vista (Come As You Are)

Sight & Sound’un En İyisi The Master

Geçtiğimiz ay boyunca pek çok eleştirmen grubu yılın en iyilerini seçtiler, pek çok dergi de yılın en iyi filmleri listeleri yaptılar. Önümüzdeki hafta içinde Oscar adayları açıklanıyor ve Altın Küre ödülleri sahiplerini buluyor. Yani ödül sezonunun sonlarına doğru yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Bu yıl önce festivaller ve film etkinlikleri, sonra da hastalıklar nedeniyle bu sezonu yakından takip edemedik, yine de kaçıranlar için önümüzdeki bir kaç gün içinde geçen ay açıklanan önemli listelerin üzerinden geçelim.

Sight & Sound dergisi sinema dünyası içinde önemli bir yeri olan bir dergi olarak her yıl yayınladıkları en iyiler listesi ile dikkat çeker. Bir İngiliz sinema dergisi olmasına rağmen çoğunlukla dünya sinemasını temel alarak listelerini hazırlarlar. O yüzden Sight & Sound’un listeleri Oscar’lar için belirleyici olmaz ama prestijli bir listedir.

Bu yıl bu listenin tepesinde bir Amerikan filmi var. Sinemalarımızda izleme fırsatı bulduğumuz Paul Thomas Anderson’ın yeni filmi The Master listenin birinci sırasında. Listede yakından tanıdığımız bir film daha var. Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmi listenin sekizinci sırasını paylaşan filmlerden biri.

Aslında çoğunlukla Sight & Sound’un listesini oluşturan filmleri ancak festivallerde izlerdik. Bu yıl bu açıdan şanslıyız. Listede yer alan diğer filmlerden AmourMoonrise Kingdom ve Cosmopolis‘i sinemalarımızda izledik. Holy MotorsBeasts of the Southern Wild ve Beyond the Hills‘in de yakın zamanda vizyona girmesi bekleniyor.

İşte Sight & Sound’a göre 2012’nin en iyi filmleri:

1. The Master
2. Tabu
3. Amour
4. Holy Motors
5. Beasts of the Southern Wild
5. Berberian Sound Studio
7. Moonrise Kingdom
8. Beyond the Hills
8. Cosmopolis
8. Once upon a Time in Anatolia
8. This is Not a Film

Güncelleme: Haberi verdikten bir gün sonra Sight and Sound listenin geri kalanını da açıkladı. Bu kısımda da gayet iyi filmler var. Ertuğrul Günay’ın sakın ola gitmeyin dediği Killing Them Softly de listede örneğin. Dredd gibi ilginç bir seçim de var listede. İşte listenin geri kalanı:

11. Leviathan
12. Nostalgia for the Light
12. No
12. Skyfall
15. The Last Time I Saw Macao (A Ultima Vez Que Vi Macau)
15. Neighbouring Sounds (O Som ao Redor)
15. Margaret
18. Killing Them Softly
18. The Turin Horse
18. Rust and Bone
18. Sightseers
18. Damsels in Distress
18. Dredd
18. Two Years at Sea

AB İnsan Hakları Film Günleri 2012 İzlenimleri: Lotte ve Aytaşının Sırrı, Denizdeki Adam, Islık Çalmak İstersem Çalarım, Kano, Sadece Rüzgar, Görünmez Adamlar, Adalar, Kuma

10-11-12 Aralık 2012 tarihleri arasında 10 farklı ilde eş zamanlı olarak düzenlenen ve toplam 11 farklı film gösterilen AB İnsan Hakları Film Günleri’nde 8 film izleme fırsatı buldum (diğer 3 filmi zaten daha önce izlemiştim). İzlediğim filmlerle ilgili görüşlerimi kısaca paylaşmadan önce etkinliğin geneli ile ilgili bir kaç kelam edelim (genel olarak Ankara’daki etkinlikle ilgilidir yazdıklarım, diğer illerde durum farklı olabilir).

Aslında aynı anda 10 ilde düzenlenen bu etkilik epey kapsamlı bir etkinlik, ancak duyurusunun yeterince yapılmadığını görüyoruz. Gösterimler ücretsiz, seçilen filmler de belli bir seviyenin üzerindeyken filmerin hemen hepsinde salonda yer kalmamış olmasını umardım. Halbuki, özellikle ilk gün ilgi oldukça düşüktü. Salonun dolu olduğu seanslar da yok değildi ama onlar da genellikle bir organizasyon olarak okulların geldiği ya da elçilik davetlilerinin ilgi gösterdiği senaslardı. Halbuki Ankara’nın sadık festival seyircilerinden pek azını salonlarda görebildik. Önümüzdeki yıllarda tanıtımın daha iyi olmasını umalım. Hoş tanıtım iyi olsaydı belki de gerçekten film izlemek isteyenler salonlara giremeyecekti. Belki de böylesi daha hayırlı olmuştur.

Gelelim filmlere:

Lotte ve Aytaşının Sırrı (Lotte ja Kuukivi Saladus / Lotte and the Moonstone Secret):

Lotte ve Aytaşının Sırrı hitap ettiği yaş kitlesi epey küçük olsa da çok renkli, eğlenceli, cıvıl cıvıl bir animasyondu. Güzel bir çocuk filmi yapmak için illa ki Pixar’a özenmek gerekmediğini gösteriyordu. Filmde en çok hoşuma giden şey hayalgücünü sınırlamaması oldu. Aydan gelen üç kulaklı tavşanlar, denizden tutulan krepler, rüyalar dünyasında birbirlerini bulan karakterler hep bu filmdeydi. Aman çocuklar yanlış öğrenmesin diye bir açıklama çalışması da yoktu. Bu arada filmi sessiz sedasız izleyen ufaklıklar hangi okuldan geldilerse takdir ettim. Film izlerken konuşulmayacağını erkenden öğrenmişler (ya da öğretmenlerinden çok korkuyorlardı, bilemiyorum). Halbuki aynı filmi izleyen gayet yetişkin bazı seyirciler bunu öğrenememişti henüz…

Denizdeki Adam (Man at Sea):

Yunanistan’dan gelen Denizdeki Adam filmi göçmenlik meselesi ile ilgili iyi bir hikaye yakalamış. Farklı nedenlerden dolayı kendi içinde bir suçluluk duygusu yaşayan bir kaptanın 30 mülteciyi gemisine alması sonra da onları hiç bir yere bırakamaması iyi bir konu. Bir süre sonra denizin ortasında tek başlarına kalan mülteciler ve gemi ekibinin hem psikolojij hem de fiziksel çatışması iyi işlense çok ilginç bir film olabilirmiş. Fakat festivallerde epeyce filmini izlediğimiz deneyimli yönetmen Constantine Giannaris sanki bir şeyleri eksik bırakmış. Senaryo tatmin edici olamıyor. Mesela kaptan ve eski karısının sorunları yeterince işlenmemiş. Genel olarak oyunculuk tarzını da çok başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim. Halbuki önceki filmi Hostage‘da bir otobüste sıkışıp kalan insanlar ile ilgili hikayesini daha iyi anlatmıştı.

Islık Çalmak İstersem Çalarım (Eu Cand Vreau sa Fluier, Fluier / If I Want to Whistle, I Whistle):

Romen sinemasının son dönem ne kadar iyi örnekler verdiğini biliyoruz. Islık Çalmak İstersem Çalarım da bu örneklerden biri olarak karşımıza çıktı. Islahevinden çıkmasına 2 hafta kalan 18 yaşındaki Silviu, içerdeki süresini uzatmamak için hiçbir kavgaya karışmıyor, kendine yapılanlara ses etmiyor. Yıllardır görmediği annesi gelip kardeşini İtalya’ya götürmek istediğini söylediğinde düştüğü durum için annesini suçlayan Silviu, kardeşinin de kendi durumununa düşmemesi için izin vermiyor. Ama içerden yapabilecekleri kısıtlı, telefon etmek ya da annesini görüşmeye çağırmak yetmiyor. Böyle olunca da bir noktada olay kopuyor. Filmin ilk yarısına Romen ıslahevlerinin durumunu yalın bir şekilde yansıttığı söylenebilir (zaten başrol oyuncusu dışındakiler gerçek mahkumlarmış). İkinci yarısı ise bir rehine dramasına dönüşüyor. Ama bu kısımda da pek abartıya kaçılmamış, ilk kısımdaki gerçeklik hissi devam ediyor. Yönetmen Florin Serban, tarzını haffiften Dardenne’lerden ödünç almış sanki ama etkili bir film ortaya çıkarmış. Yakalarsanız izleyin derim.

Kano (La Pirogue / The Pirogue):

Kano filmi salonun tıklım tıklım olduğu filmlerden biriydi. Salona sandalye konmasa filmi izleyemeyecektik hatta. Ancak dolu olmasının nedeni seyircinin ilgisi değil, gösterime getirilen lise öğrencileriydi (büyük ihtimalle Fransız Kültür ayarlamıştı).

Kano,etkinliğin ilk gününde izlediğimiz Denizdeki Adam‘a benzer bir konu anlatıyordu. Deniz üzerinde sıkışıp kalan bir grup insanın çatışması. Bu kez Senegal’den İspanya’ya ufak bir tekne ile gitmeye çalışan bir grup insanın çabasını izledik. Ayrıca bu filmde okyanus bir tekne ile aşılmaya çalışıldığı için, işin doğa ile mücadele kısmı daha baskındı. Aslında en baştan umutsuz bir çaba bu. Başarı şansı çok düşük olsa da insanlar bunu bir kurtuluş yolu olarak görüyor. Bazıları hayatlarında deniz bile görmemişken okyanusa açılıyorlar. Filmin büyük bir kısmı okyanusta küçük bir teknede geçiyor. Yönetmen bu kısıtlı mekanı iyi kullanmış. Ama karakterlerin çok boyutlu olarak çizildiğini söylemek zor. Genelde herbiri belli özellikleri temsil etsin diye yazılmış gibiydi. Yine de seyre değer bir filmdi Kano (bu arada filmin Türkçe ismi Kano pek olmamış, kayık ya da tekne olabilirmiş).

Eklemeden geçemeyeceğim bir konu var. Ne yazık ki filme getirilen öğrencilerden bir kısmı hem benim hem de başka seyircilerin uyarılarına karşın, sürekli konuştular. Bu öğrenciler muhtemelen zorla getirildi ama madem filmi sevmediler dışarı çıkıp arkadaşlarıyla muhabbet etselerdi keşke, film izlemek isteyenleri de rahatsız etmeselerdi. Neyse ki filmde müzik ve denizin sesi baskındı da yine de tahammül edebildik, bir sonraki filmde olsaydı çok daha kötü olurdu.

Sadece Rüzgar (Csak a Szél / Just the Wind):

Bir sonraki film Sadece Rüzgar, Macaristan’da gerçekleşen çingene cinayetlerinden yola çıkan bir filmdi. Filmden önce Macaristan büyükelçisinin söylediği sözler önemliydi. Bu film Macaristan’ın güzel yanını göstermiyor ama sanatçılar özgür olmalı, her istediklerini anlatabilmeliler ki biz de kendimizle yüzleşebilelim, iyiye gidebilelim dedi. Elçiliğin filmi bu etkinlik için seçmesi bir yana Oscar’lara da Macaristan adına bu film gönderilmiş. Macarları ülkelerindeki ırkçılığı bizde böyle şey olmaz diye saklamaya çalışmadıkları, sanatçıları kısıtlamadıkları için tebrik etmeli.

Filme gelince, açıkçası bu kadar minimalizm bana fazla gelebiliyor zaman zaman. Tüm film boyunca bir çingene ailesinin 24 saatini belgesele varacak yalınlıkta izliyoruz. Kamera aile üyelerinden herbirinin peşine takılıp onun ne yaptığını bize gösteriyor. Arada ufak ufak çingenelere yönelik şiddeti hissediyoruz. Aslında sürekli olarak aile üyelerinden birinin başına bir şey geleceği hissi ile tetikteyiz ama finale kadar sıradan gün devam ediyor. Bu sıradan güne tezat olarak finaldeki vahşet etkili ve akılda kalıcı oluyor elbette ama o final için bu film gerekli miydi tartışılır.

Görünmez Adamlar (The Invisible Men):

Görünmez Adamlar, İsrail’de kaçak olarak yaşayan Filistinli eşcinseller ile ilgili bir belgeseldi. Filistin’de cinsel tercihlerinden, İsrail’de etnik kökenlerinden dolayı hayatları tehlikede. İsrail’de resmi makamlarca yakalanırlarsa Filistin’e geri gönderiliyorlar. Bu da onlar için çoğunlukla ölüm anlamına geliyor. Onlar da bu nedenle herhangi bir Avrupa ülkesinden sığınma talep ediyorlar. Film genelde biri üzerinden ilerleyerek bu durumdaki 3 genci getiriyor karşımıza. Film bir belgesel olarak çok geniş kapsamlı değil belki ama derdini iyi anlatmış. İsrail-Filistin meselesinin farklı bir boyutunu getiriyor karşımıza.

Eskiden devlet başkanları kadın olsa savaşlar biterdi denirdi. Çeşitli örneklerle yanlış bir önerme olduğunu gördük. Filmde aynı şey eşcinseller için söyleniyor. Bir şans versek mi acaba…

Adalar (Isole / Islands):

Film, çalışmak için bir adaya giden ama parasını alamayınca oradan çıkamayan bir adamın öyküsü. Ama filmin üç ana karakteri var aslında. Sadece adada sıkışıp kalan adamın değil adada yaşayan bir rahibin ve ona bakan hiç konuşmayan kadının da öyküsünü izliyoruz. Aslında ada motifinin bir metafor olarak kullanıldığı belirgin. Bu üç insan da kendilerini çeşitli nedenlerle dışarıya kapamış karakterler. Zamanla birbirlerine yakınlık hissederek sınırlarını kırmayı başarıyorlar. Her ne kadar senaryoda bazı aksamalar olsa da üç karakter de başarılı oluşturulmuş. Baş karakter Ivan’ın adadan ayrılamama nedeni çok inandırıcı değil ama belki de bunu ayrılmamayı seçiyor diye yorumlamalıyız. Bu arada genelde bu etkinlikteki filmlerin oyuncuları pek tanımadığımız isimler olunca filmde kimler oynuyor bakmamışım. Bir anda Asia Argento’yu başrol oyuncularından biri olarak görmek güzel bir sürpriz oldu. Bu da filmi sevmem için yeterli bir sebep olabilir.

Kuma:

Umut Dağ’ın Kuma filmi sıkıntılı yanları olsa da bu meseleye farklı açıdan yaklaşan vasatın üzerinde bir film. Yapım koşulları nedeniyle Türk filmi kabul edilmiyor belki ama diğer tüm özellikleri ile bizden bir film. Kuma olayında kolaya kaçıp genç kızı ya da ilk eşi çaresiz kurbanlar, erkeği de zalim adam olarak kurgulamıyor. Tam tersi kumayı zaten ilk eş kendisi öldükten sonra ailesine baksın diye elleriyle seçiyor. Aslında burada olayı tam anlamıyla kuma olarak yorumlamak yanlış olur. Öleceğini düşünen bir kadın ailesine iyi bakacak birini arıyor. Aslında başta iki eş de durumdan memnun ama olaylar beklenmedik şekilde gelişince iş değişiyor. Filmin temel derdinin aile içinde herkesin bildiği sırların dışarıya yansıtılmaması olduğunu söylemek mümkün. Herhalde gösterime girecektir buralarda. Görmeye çalışın derim.

Gezici Festival 18. Yolculuğunu Tamamladı

Ankara Sinema Derneği tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen 18. Gezici Festival, 30 Kasım’da Ankara’da başlayan ve Sinop’ta devam eden 11 günlük sinema dolu yolculuğunu 10 Aralık’ta tamamladı.

Her yıl olduğu gibi Ankara’da başlayan Gezici Festival, 30 Kasım-6 Aralık tarihlerinde Büyülü Fener Sineması ve Alman Kültür Merkezi’ndeki tıklım tıklım dolu salonlardaki gösterimler, atölyeler, paneller ve Türkiye sinemasından önemli isimlerle gerçekleşen izleyici buluşmalarıyla başkentlilere sinema dolu bir hafta yaşattı.

Daha sonra rotasını Karadeniz kıyılarına, bu yıl ikinci kez misafir olduğu Sinop’a çeviren Gezici Festival 7-10 Aralık tarihlerindeki Sinop gösterimlerinin ardından 2012 macerasını da geride bırakmış oldu. Dünya ve Türkiye sinemasından ödüllü filmler, Tuncel Kurtiz’in “bir daha, bir daha” izlediği filmlerden ve Hollanda’dan çocuk filmlerinin gösterimleri ile Türkiye’nin sevilen sinemacılarını ağırlayan festivalin Sinop ayağı, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla gerçekleşti.

Ankara’da tıklım tıklım dolu salonlar ve sinemacılarla söyleşiler

Gezici Festival’in Ankara gösterimleri yüzde 90 gibi rekor bir doluluğa ulaşırken, bazı gösterimlerin biletleri günler öncesinden tükendi. Toplam 65 filmin gösterildiği festivalde izleyiciler yönetmen söyleşilerine yoğun ilgi gösterdi; özellikle Türkiye seçkisi ve Kısa İyidir gösterimlerinde seyirciler merdivenlere taştı. Türkiye Sineması 2012 bölümünden Yeraltı, Araf, Babamın Sesi, Devir, Lal Gece, Küf, Şimdiki Zaman ve Zerre; Dünya Sineması’ndan Aşk, Düşler Diyarı, Hayır ve Perşembeden Pazara; Tuncel Kurtiz’in “bir daha, bir daha” izlediği filmlerden ise 2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas, All That Jazz ve Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş Hakkında Soruşturma filmlerinin tüm biletleri tükendi.

Türkiye Sineması 2012 bölümünde yer alan filmlerin yazar, yönetmen ve yapımcılarıyla gerçekleştirilen söyleşilere gösterilen yoğun ilgi, zaman zaman bir sonraki seansların gecikmesine neden oldu. Gezici Festival’in ilk konuğu 30 Kasım’da, Antalya’da En İyi İlk Film ve En İyi Yönetmen de dahil dört ödül kazanan Zerre filminin senarist ve yönetmeni Erdem Tepegöz ile yapımcısı Kağan Daldal oldu. Tepegöz, işçi sınıfına ve kadına bakışıyla izleyicilerden övgü alan filminde “işçi sınıfının susmuşluğu ve bastırılmışlığını” anlatmaya çalıştıklarını söyledi. Dolu salona konuşan Daldal ise, Ankara’nın ve festivallerin kendileri için öneminden söz etti: “Ankaralı bir ekibiz. İlk galamızı Gezici Festival’de yaptığımız için gurur duyuyoruz. Hayalimiz bu tarz filmlerle bu salonları daha fazla doldurabilmek” dedi. Gösterime katılan Tuncel Kurtiz “Bu film son yıllarda işçi sınıfını anlatan en iyi film. Yılmaz Güney izleseydi gurur duyardı,” dedi.

Berlin’de Kristal Ayı kazanan Lal Gece filminin 1 Aralık’taki gösterimi sonrası izleyicilerle buluşan yönetmen Reis Çelik, İlyas Salman ve Dilan Aksüt’le çalışırken “senaryonun çeşitli yerlerine tuzaklar” kurduğunu ve “iki oyuncuyu çekimlerden önce yalnızca bir kez bir araya getirdiğini” söyledi. Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülünü alan Küf’ün yönetmeni ve senaristi Ali Aydın ise filmin 2 Aralık’taki gösteriminden sonra izleyicilerin sorularını yanıtladı. Aydın, “Filmin adı neden Küf?” sorusuna, “Türkiye’nin politik tarihindeki bir aralığı, 90’ları anlatmak istedim. Kokuşmuş, çürümüş bir sistemin olduğu bir dönem. Filmin adını bu kokuşmuş, çürümüş yapıdan aldım,” yanıtını verdi. En güzel övgü ise söyleşi sırasında salonda bulunan Tuncel Kurtiz’den geldi: “Büyük bir sevinçle seyrettim. Genç nesilden birinin dünya sinemasına bu eseri bırakmasıyla gurur duydum. İyi ki varsınız.”

Adana, Moskova, Abu Dhabi ve Tokyo’da ödüller alan Araf’ın 3 Aralık’taki gösterimi sonrası yönetmen Ustaoğlu, filminde “çok kesif bir yalnızlığı ve çaresizliği” anlatmaya çalıştığını söyledi. Derviş Zaim, “Hayatımda en fazla eğlendiğim film oldu” dediği Devir‘in 4 Aralık’taki gösterimi sonrası seyircilerle uzun uzun sohbet etti. Zaim, filmini “Belgeselden yararlanmaya çalışan, belgeseli harmanlayan bir kurmaca,” olarak tanımladı.

Ankara Sinema Derneği’nin de yapımına katkıda bulunduğu Yeraltı filminin 5 ve 6 Aralık’taki gösterimleri sonrası ise, Zeki Demirkubuz seyircilerle bir aradaydı. Demirkubuz, iki söyleşide de Ankara’da film çekme ve Ankaralılar üzerine düşüncelerini seyircilerle paylaştı: “Ankara’yı çok ilginç buluyorum. Hem mimari, hem yaşam düzeni, hem de insan ilişkileri olarak. Bana inanılmaz uzak, onun için de ilginç geliyor. Yazdığım her projeyle uğraşırken, Ankara’da olur mu diye soruyorum kendime.”

Şimdiki Zaman filminin 6 Aralık’taki gösteriminden sonra da yönetmen Belmin Söylemez ile senarist ve yapımcı Haşmet Topaloğlu izleyicilerle bir araya geldi. Birlikte çalışma deneyimi üzerine Söylemez, “Bu tip düşük bütçeli, bağımsız filmlerde yaratıcı yapımcı olması lazım. Haşmet’in rolü bu oldu,” derken Topaloğlu, “Yazma sürecini paylaşarak tamamladık. Benim rolüm ağırlıklı olarak yapımcılıktı. Bakış açısının gelişmesi tamamen Belmin’in,” sözleriyle süreci anlattı.

Türkiye Sineması 2012 bölümünün diğer filmleri ise İnan Temelkuran’ın Kristen Stevens’la birlikte yönettiği, Siirtli milli güreşçi Evin Demirhan’ın öyküsünü anlatan ve Altın Koza’dan üç ödülle dönen belgesel Siirt’in Sırrı; ve İki Dil Bir Bavul ile sinemaseverlerin kalbini kazanan Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın Altın Koza’dan En İyi Film ve Senaryo ödülleriyle dönen son filmleri Babamın Sesi oldu.

Gezici Festival’de Dünya Sineması

Gezici Festival, bir kez daha Berlin, Cannes ve Rotterdam gibi önemli uluslararası festivallerden ödüllerle dönen ve Şili’den Güney Kore’ye, Avusturya’dan Sırbistan’a, dünyanın farklı ülkelerinden filmlerden oluşan Dünya Sineması seçkisini festival izleyicisiyle buluşturdu. Domuzların Kralı, Kaplanın Yılı, Onur Yürüyüşü, Orada Burada, Perşembeden Pazara ve Temizlikçi’nin Türkiye’deki ilk gösterimleri Gezici Festival’de gerçekleştirildi.

Ankara’ya özel konuklar

Gezici Festival’in Tuncel Kurtiz’in ‘Bir Daha, Bir Daha’ İzlediği Filmler başlığı altında programına eklediği Avrupa ve Amerikan sinemasından beş klasiğin ilk gösterimleri öncesinde, Türkiye Sineması’nın usta ismi bu beş filmi neden “bir daha, bir daha” izlediğini seyircilerle paylaştı, kimilerini de seyircilerle birlikte izledi. Bu bölümde Bob Fosse’nin yönettiği All That Jazz, Robert Altman klasiği Nashville, Luchino Visconti imzalı Leopar ve Alain Tanner’in yönetmenliğini yaptığı 2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas gibi Avrupa sineması örneklerinden oluşan zengin bir seçki yer aldı. Kurtiz, “17 yıldır kimsenin göstermeye cesaret edemediği filmleri sunan Gezici Festival’in hayranı” olduğunu söyledi.

Festivalin yabancı konukları arasında neonazi kültürünün Avrupa’da yükselişini anlatan çarpıcı belgesel Kan Akmalı – Gizlice Nazilerin Arasında’nın Alman yönetmeni Peter Ohlendorf ile iki gün süren Yeni Medya Belgeseli Atölyesi’ni düzenleyen İsrailli belgesel yönetmeni ve yapımcısı Yoram Schaffer ile Tel Aviv Üniversitesi, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden Udi Ben-Arie yer aldı.

Sinop’ta bir kez daha coşkulu açılış

Gezici Festival, Sinop’taki açılışını 7 Aralık akşamı, Reis Çelik, Erkan Can, Alin Taşçıyan, Sinop Belediye Başkanı Baki Ergül, Sinop Vali Yardımcısı Kaya Çelik, Sinop Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Fahri Bostan ve festivali bir kez daha coşkuyla karşılayan Sinoplu sinemaseverlerle gerçekleştirdi. Baki Ergül, “Sinop’tan güzel anılarla” ayrılmamızı dilerken; Erkan Can, Sinop’a 30 yıl sonra dönmenin “ne kadar güzel” olduğunu söyledi. Reis Çelik ise, yıllar önce ziyaret ettiği Sinop’u “memleketi Kars’a” benzettiğini, “yalnız bırakılmış ama kültürüne sahip çıkmış bir şehir” olarak gördüğünü Sinoplu seyircilerle paylaştı.  Çelik’in film başlamadan önceki son sözleri Gezici Festival’in de hislerini yansıtıyordu: “Sanatı sahiplenip, çağırdığınız için teşekkürler.”

Açılış sonrasında Lal Gece‘nin iki gösterimine de ilgi büyük oldu. Gösterimler sonrasında filmin yazar ve yönetmeni Reis Çelik, sinema yazarı Alin Taşçıyan‘la birlikte seyircilerin sorularını yanıtladı. Çelik, Lal Gece ile bir tartışma yaratmak istediğini söyledi: “Bizim yarattığımız, erkeğin de kadının da kölesi olduğu sistemi tartışmaya başlamamız gerekiyor. Böylece de iyi bir toplum yaratalım.”

Küf’ün 8 Aralık’taki gösterimi sonrası filmin yazar ve yönetmeni Ali Aydın, salonu dolduran seyircilerle sohbet etti. Aydın, sinema çözüm mü? Sorusuna, “Sinema hiç bir şeye çözüm olamaz. Sadece bir şeylerin konuşulmasına vesile olur,” diye cevap verirken, çözümün ne olduğunu da, “En önemli yaşam düsturu insan olduğumuzu hatırlamak. Ancak bu şekilde var olabiliriz,” sözleriyle yanıtladı.

Önümüzdeki hafta filmi Yeraltı ile Dubai Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak olan yönetmen Zeki Demirkubuz ise 9 Aralık’ta Gezici Festivalin Sinop’taki son konuğuydu. Seyircilerden gelen yoğun ilgiyle bir saatten fazla Sinoplu sinemaseverlerin sorularını yanıtlayan Demirkubuz, “Gezici Festival’i çok eski arkadaşlarım düzenliyor. Artık vicdanım gibi oldular. Normalde festivallere mecburen gidiyorum. Ama Gezici Festival’in yeri benim için çok ayrı,” dedi.

Sinoplu sinemaseverlerin dört gün boyunca izlediği diğer filmler Siirt’in Sırrı, Şimdiki Zaman, Babamın Sesi, Temizlikçi, Orada Burada, Savaş Cadısı ve Leopar oldu. Haftasonu İstanbul’dan Sinop’a gelen ünlü konuklar Erkan Can ve Nurgül Yeşilçay ile Gezici Festival, Sinop izleyicisine festival havasını ayrı bir şekilde yaşatmış oldu. Festivalin 10 Aralık’taki son gösterimi öncesi Sinop Valisi Dr. Ahmet Cengiz ve Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu 18. Gezici Festival’in kapanış konuşmalarını yaptı. Boyacıoğlu, “Bu işbirliğinin önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini biliyorum,” derken Cengiz, “Geçen yıl hep beraber, el birliğiyle bir ilki paylaştık. Umarız iş birliğimiz önümüzdeki yıllarda da devam eder,” dedi.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesi, Facebook sayfasıve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Avrupa Birliği İnsan Hakları Film Günleri

10-11-12 Aralık 2012 tarihinde eş zamanlı olarak 10 ilde düzenlenen Avrupa Birliği İnsan Hakları Günleri’nde toplam 11 film gösterilecek. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Kayseri, Eskişehir, Trabzon, Konya, Gaziantep ve Diyarbakır’da düzenlenen film günlerinde tüm gösterimler ücretsiz olacak. Ortak film programı şu şekilde:

10 Aralık, Pazartesi

12:30   Lotte ve Aytaşının Sırrı (Lotte Ja Kuukivi Saladus / Lotte And The Moonstone Secret), ESTONYA
15:00   Denizdeki Adam (Man At Sea), YUNANİSTAN
17:30   Islık Çalmak İstersem Çalarım (Eu Când Vreau Să Fluier, Fluier / If I Want To Whistle, I Whistle), ROMANYA
19:30   Daha İyi Bir Dünyada (Heavnen / In A Better World), DANİMARKA

11 Aralık, Salı

12:30   Lotte ve Aytaşının Sırrı (Lotte Ja Kuukivi Saladus / Lotte And The Moonstone Secret), ESTONYA
15:00   Kano (La Pirogue / The Pirogue), FRANSA
17:30   Sadece Rüzgar (Csak A Szél / Just The Wind), MACARİSTAN
19:30   Cennetteki Çöplük (Polluting Paradise), ALMANYA

12 Aralık, Çarşamba

12:30   Umut Limanı (Le Havre), FİNLANDİYA
15:00   Görünmez Adamlar (Gvarim Bilti Nir’im / The Invisible Man), HOLLANDA
17:30   Adalar (Isole / Islands), İTALYA
19:30   Kuma, AVUSTURYA

Filmler aşağıdaki salonlarda gösterilecek:

Ankara: Cinemaximum CEPA
Antalya: Cinemaximum Migros
Diyarbakır: N-City Avşar
Eskişehir: Cinemaximum Espark
Gaziantep: Sanko Park Avşar
İstanbul: Cinemaximum Meydan, Cinemaximum Fitaş
İzmir: Cinemaximum Optimum
Kayseri: Cinemaximum Forum Kayseri
Konya: Cinemaximum Oval Çarşı Bosna
Trabzon: Cinemaximum Forum Trabzon

Filmler hakkındaki bilgilerin yer aldığı broşüre buradan ulaşabilirsiniz.

Gezici Festival’de Bugün: 10 Aralık Pazartesi

Gezici Festival - 10 Aralık

Deniz Sineması

12.00 temizlikçi adrián saba

peru, 2011, dcp, 95’ ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

Adli tıpta temizlikçi olarak çalışan Eusebio, gizemli ve öldürücü bir salgın hastalığın hüküm sürdüğü kentte, ölülerin bulunduğu evleri temizlemektedir. Kimsenin yaşamadığı bir evde sekiz yaşında bir çocuk bulur. Çevrelerindeki uygarlık yok olup giderken çocuğa göz kulak olmaya karar verir.

15.00 orada burada antonio méndez esparza

ispanya, abd, meksika, 2012, hdcam, 110’, ispanyolca; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller Nespresso Büyük Ödülü Cannes • Özgürlük Ruhu Ödülü Kudüs • En İyi Film, En İyi Yönetmen Mumbai • Altın Kurt Ödülü Montreal • Özel Mansiyon Afi Fest • En İyi Yönetmen Selanik

Meksika’daki köyüne geri dönen bir ‘illegal’ göçmen işçinin karşılaştığı sorunlara ve hem Bush hem de Obama yönetimlerinin göçmen karşıtlığının zalimliğine ilişkin abartısız fakat etkili bir çalışma.

17.30 babamın sesi orhan eskiköy, zeynel doğan

türkiye, 2012, 35mm, 88’, kürtçe, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Film, En İyi Senaryo Adana • En İyi Senaryo İstanbul

Babamın Sesi’nde Maraş Katliamı’ndan etkilenen Kürt-Alevi bir ailenin hikâyesini anlatan Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan, gerçek ses kayıtlarından ‘gerçek’ bir film çıkarmayı başarıyor. Geride kalanların travmasını anlamaya çalıştıkları gibi ülkenin ‘kirli’ tarihi ve asimilasyon politikasını büyük sözler etmeden hikâyeleştirebiliyorlar.-Hasan Cömert

20.00 siirt’in sırrı inan temelkuran, kristen stevens

türkiye, 2012, hdcam, 89’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller Jüri Özel Ödülü, Jüri Özendirme Ödülü, En İyi Kurgu Adana • En İyi Belgesel Antalya

Güreşerek kazandığı parayla 13 kişilik ailesine destek olan genç Kürt kızı Evin Türkiye şampiyonudur. Kendi küçük kentinde bir kız olarak tek başına gidip ekmek alması mümkün değilken, dünya arenasında kendi yaratacağı geleceğe ulaşabilmesi için bir maçı kazanması yeterlidir.

Gezici Festival 2012 İzlenimleri – 7. Gün: Düşler Diyarı, Devir, Temizlikçi

Düşler Diyarı:

Bazen filmler hakkında önceden çok şey duymak iyi olmuyor. Düşler Diyarı da benim için bu filmlerden biri oldu sanırım. Büyük bir kasırganın vurduğu doğada bir kız çocuğunu anlatırken bir yanı ile çok gerçekçi, bir yanı ile de gayet fantastik olan bu filmin kötü olduğunu söyleyemem. Hatta tam tersi gayet iyi bir film ama çok daha fazla çarpılacağımı düşünmüştüm, olmadı. Ama hakkını teslim edelim, genç yönetmen Benh Zeitlin gerçekten hikayesini görüntü ve müziğin uyumu ile başarılı bir şekilde anlatmış. Sinemada takip edilmesi gereken yeni bir soluk olabilir gerçekten. Ama daha da önemlisi Cimcime (Hushpuppy) rolünde Quvenzhané Wallis. O kadar doğal bir oyunla kendine güvenli küçük kızı canlandırmış ki en genç Oscar adayına hazır olun derim. İşin ilginç tarafı bu kadar hareketli ve cıvıl cıvıl bir filmin bir tiyatro oyunundan uyarlama olması. Yazmasa tahmin edemezdim.

Bu arada Quvenzhané Wallis’in bir sonraki filmine de dikkat çekelim. Twelve Years A Slave adlı filmin yönetmeni Steve McQueen, oyuncuları ise Michael Fassbender, Brad Pitt ve Benedict Cumberbatch. Üstelik bu filmde babası olarak müthiş oynayan Dwight Henry de filmin kadrosunda.

Devir:

Derviş Zaim’in farklı denemelerinden hoşlanıyorum aslında ama her zaman aynı derecede iyi sonuç vermiyor. Belgesel tadında başlayıp kurmacaya dönen Devir için de yarım bir başarı diyebilirim en fazla. Bu arada Ahmet Boyacıoğlu filmden önce çıkıp belgesel olmadığını belirtme ihtiyacı hissetti. Film Burdur bölgesinde her yıl düzenlenen bir koyun yarışını fona alarak geleneksel değerler ile modern dünyanın çeklişkisini vurgulamak istemiş. Ama sanki tüm film, finaldeki av sahnesi için çekimiş gibiydi. Böyle olunca da bir kısa film yeterli olabilirdi dedirtti. Yine de Derviş Zaim’in kendilerini oynayan yöre insanlarını gayet iyi kullandığını söylemek lazım. Bir kaç an dışında falso vermiyorlar. Bu filmden önce 6 yaşında bir kızın ve normalde fırıncılık yapan birinin performanslarını görünce insan çok etkilenmiyor yine de.

Temizlikçi:

Temizlikçi filmi, yukarıda da yer alan, bir masanın iki yanındaki adam ve kafasında karton bir kutu geçirmiş çocuk imajı ile dikkatimi çekmişti. Bu karton kutunun nedeni, tüm şehri etkileyen ölümcül salgından çocuğun bu şekilde kurtulacağını düşünmesi. Daha doğrusu adamın çocuğu buna ikna etmesi. Temizlikçi için Hollywood’da pek çok örneğini gördüğümüz disütopya filmlerinin antitezi diyebiliriz. Tüm şehri yoketmeye doğru giden salgını karmaşa, yağmalama ve terör görüntüleri ile değil, boş AVM’ler ve terkedilmiş evlerle anlatıyor. Ölenlerin arkasından mekanı temizleyen ana karakterimiz Eusebio da bu anlayışa uygun şekilde sessiz sakin işini yapan bir adam. Birgün temizlik yaptığı evlerden birinde bir çocukla karşılaşınca dışarıyla iletişim kurmaya başlıyor. Aslında bu ilişki iyi işlenmiş ama bu tarz, bir çocukla karşılaşınca hayata bakışı değişen karakterlerini o kadar çok izledik ki. Her ne kadar bazen fazlaca minimalist olsa da yönetmen Adrian Saba’nın hikayesine yaklaşma tarzını beğendim. Keşke filmin ana yapısını biraz daha orijinal bir şekilde kursaymış.

Gezici Festival’de Bugün: 9 Aralık Pazar

Gezici Festival - 9 Aralık

Deniz Sineması

 12.00 Çocuk Filmleri: Hollanda

15.00 savaş cadısı kim nguyen

kanada, 2012, hdcam, 90’, fransızca, ingilizce, lingala dili; türkçe ve ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Kadın Oyuncu, Kiliseler Birliği Jürisi Özel Mansiyonu Berlin • En İyi Kurmaca Film, En İyi Kadın Oyuncu Tribeca

Montrealli sinemacı Kim Nguyen, çocuk asker yapılmak üzere isyancılar tarafından Afrika’daki köyünden kaçırılan 14 yaşındaki kız çocuğu Komona’nın dokunaklı ve yürek parçalayıcı bir portresini çiziyor. Film Kanada’nın bu yılki Yabancı Film Oscar adayı.

17.30 şimdiki zaman belmin söylemez

türkiye, 2012, dcp, 110’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Kadın Oyuncu İstanbul • Yılmaz Güney Ödülü, Film Yön Jürisi Özel Ödülü, Siyad En İyi Film Ödülü Adana

‘Bir kadın hikâyesi’ anlatan Belmin Söylemez, kaybolmuş bir ruhun kendini yeniden tanımlamaya çalışması diye yorumlayabileceğimiz yapısıyla bizi etkilemeyi başaran filmiyle hedefine ulaşırken, yarattığı atmosfere ilk andan finale kadar sadık kalıyor. Hikâyesini ‘fal’ yardımıyla dillendiren Söylemez, başkalarının fincanlarında kendi falına bakan genç bir kadının dünyasına sokuyor bizi. –Murat Özer

20.00 yeraltı zeki demirkubuz

Yönetmen Zeki Demirkubuz’un katılımıyla

türkiye, 2012, 35mm, 107’, türkçe; ingilizce altyazılı

ödüller En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Erkek Oyuncu, İzleyici Ödülü İstanbul • En İyi Asya Filmi Osians’ Cinefan • En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adana • İzleyici Ödülü St. Petersburg

Türk sinemasında ‘çukur’u bu kadar dürüstlükle, şevk, istek, alay ve artistik zevkle toplumsal perspektife yayan başka film bilmiyorum. Yeraltı’nın yanında birçok film sosyoloji tezi gibi kalacak mecburen. –Fatih Özgüven


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 320.011 hits
Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.