Archive for the 'Basın Bültenleri' Category



Pembe Hayat KuirFest Üçüncü Kez Seyirciyle Buluşmaya Hazırlanıyor

3. Pembe Hayat KuirFest 16-23 Ocak tarihleri arasında Ankara’da gerçekleşecek.

LGBTİK hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratmayı amaçlayan Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği festival, Türkiye ve dünya sinemasından 50’ye yakın LGBTİK temalı filmlerin yanı sıra, kuir direnişi destekleyen ufuk açıcı atölyeleri, tiyatro oyunları ve sıra dışı partileriyle Ankara kışına renk katmaya hazırlanıyor.

Farklı temaları ele aldığı bölümleri, farklı ülkelerden film seçkileri, sözel bölümleri, partileri, tiyatro oyunları ve atölyeleriyle 3. Pembe Hayat KuirFest, LGBTİK bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete karşı bizleri ‘direnişe’ çağrıyor.

FESTİVAL SİNEMASI & BİLETLER

Pembe Hayat KuirFest’te film gösterimleri ve söyleşiler Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda ve Tayfa Kitapkafe’ de gerçekleşecek. Sinemaseverler biletlerini 10 Ocak’tan itibaren Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda açılacak gişelerden satın alabilecek.
Bilet fiyatları: Öğrenci: 9 TL, Tam: 11 TL.
Tayfa KitapKafe’deki söyleşiler ve gösterimler ise ücretsiz olacak.

Venedik, Tribeca, Berlinale, Cannes ve Sundance Film Festivali programlarında yer alan birçok ödüllü filme programında yer veren 3. KuirFest, bu yıl direniş, yaşlılık, beden, eğitim, aile ve eşcinsel aşkı merkeze alan 50’ye yakın filmi 10 farklı bölümde beyazperdeye taşıyor.

AÇILIŞ FİLMİ: KİM KORKAR VAJİNA WOLF’TAN

Pembe Hayat KuirFest’in Açılış Töreni 16 Ocak Perşembe günü saat 19:00’da Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda başlayacak. Festival’in açılış filmi ise tamamı kadın oyunculardan oluşan komedi filmi “Kim Korkar Vajina Wolf Wolf’tan” (Who is Afraid of Vagina Wolf, 2013) adlı film olacak. Anna Margarita Albelo’nun, sanatçı olmak ve yaşlanmak temalı hareketli, eğlenceli ve ana akım sinemanın olanaklarından faydalanan filminde, muhteşem soundtrack’inin yanısıra L-World ve True Blood dizilerinden de birçok oyuncusuyla dikkat çekiyor.

Film gösterimlerinin yanı sıra; direnişin tartışıldığı, kayıpların anıldığı, zulüm ve şiddete karşı çıkmada en çok ihtiyaç duyulan cesaret hikâyelerinin anlatıldığı panel ve atölyelere bu sene; “80’lerde Lubunya Olmak” oyunuyla MekanArtı Ekibi, ‘öteki’ herkes için hazırlandığı sahnesi ile “Kafası Karışık Kontrtenor – Nuri Harun Ateş” ve DJ kabinindeki hünerleriyle pop divaları arası “Yıldız Savaşları’” başlatmak için Cenk Erdem etkinliklere dâhil olacak.

GÖKKUŞAĞININ ALTINDA

Festival’in “Gökkuşağının Altında” bölümünde Kore’den Fransa’ya, Arjantin’den Yeni Zelanda’ya son yılların ödüllü ve ilgiyle beklenen LGBT temalı filmleri Ankara’da ilk kez KuirFest’te görücüye çıkıyor.

Tomasz Wasilewski’nin yönettiği, Karlovy Vary Film Festivali’nden ödülle dönen “Dalgalanan Gökdelenler” (Floating Skyscrapers, 2013), annesi ve kız arkadaşı Sylwia’yla yaşayan ödüllü yüzücü Kuba’nın bir açılışta kendisiyle aynı yaşlarda bir genç olan Michal’le tanışması ve aralarında gelişen ilişkiyi anlatan Polonya yapımı bir dram.

Axel Rannisch’in yeni filmi “I Feel Like Disco” bizi tekrar şişmanların dünyasına davet ediyor. Yatağının kenarına astığı kartpostalda “Şişman çocukları kaçırmak daha zordur.” yazan Florian, babasının antrenörlüğünü yaptığı Radu’ya aşık olmak üzeredir. Babası evde değilken ergenlik çağındaki, disko aşığı genç dünyanın en mutlu gencidir. Annesiyle 70’li yıllar disko kostümleri giyip dans edebilir ve bütün sıkıntıları unutabilir. Baba Hanno ise kızlarla ilgilenmeyen şişman oğluyla ne yapacağını bilememektedir. Şişman ergenlerin dünyası bir disko topu kadar eğlenceli ama florasan ışıklar kapandığında bir o kadar da yaralı ve harap.

Berlinale kapsamında 1987 yılından beri dağıtılan ve kuir sinemanın en önemli ödüllerinden biri olan Teddy Ödülü’nü kazanan “Jaurès”, her zaman kurmaca ile belgeselin sınırlarında gezinmeyi seven yönetmen Vincent Dietreu’nun son filmi. Film, yönetmenin eski sevgilisi Simon’ın çektiği görüntüler eşliğinde akarken Simon’un yüzünü asla görmeyiz. Afgan mültecilerin çevresinde yattığı Jaures istasyonuna, onlara yönelen kamera eşliğinde bir aşkın bitiş hikâyesini bütün duyularımızla tecrübe ederiz.

İlk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapan ve ‘Kuir Palmiye’ ödülü için yarışan “Sarah Koşmak İstiyor” (Sarah Prefers to Run, 2013), koşmayı her şeyden çok seven genç bir orta mesafe koşucusu olan Sarah’ın cinsel uyanış hikâyesini anlatıyor.

Tim Lienhard’ın drag performansçısı 33 yaşındaki Faslı-Alman Mourad ile 48 yaşındaki Hollandalı Antoine’ın hikâyesini anlatan belgesel-masalı “Bir Sıfır Bir” (One Zero One, 2013), eşsiz bir dostluğun, toplumun kıyısında hayatta kalmanın ve birinin yaşamını ilelebet gölgede geçirecekmişçesine mimlemiş aksilikler ve engellere karşı kazanılan büyük zaferin öyküsünü anlatıyor.

Bu yılın en iyi İngiliz yapımı filmleri arasında yer alan “Komedyen” (The Comedian, 2012), farklı bir bölgeden kuir hikâye anlatmayı deniyor. Kazanımlar veya kurbanlık üzerinden konuya yaklaşmak yerine durağan ve yeterince anlatılmamış bir yönüne odaklanıyor. Hayatın gitgide zorlaştığı ve gülecek pek fazla şeyin kalmadığı ve cinsellikle pek de alakası olmayan bir Londra’ya…

Dominique Cardona, Laurie Colbert’in birlikte yönettikleri “Margarita”, 6 yıldan uzun zamandır yasadışı yollarla Kanada’da yaşayarak çocuk bakıcılığı yapmakta olan hayat dolu Margarita’nın beklenmedik bir kaza ile bütün hayatının değişmesini anlatıyor.

Tümüyle kadınlardan oluşan eksantrik komedi “Kim Korkar Vajina Wolf’tan”da (Who is Afraid of Vagina Wolf, 2013) karizmatik yönetmen Anna orta yaş bunalımından muzdariptir. Kırkına yeni basmıştır, ne bir işi ne de kız arkadaşı vardır ve Los Angeles’ta bir arkadaşının garajında yaşamaktadır. Anna Margarita Albelo’nun, sanatçı olmak ve yaşlanmak temalı hareketli ve eğlenceli filminde, muhteşem soundtrack’inin yanısıra L-World ve True Blood dizilerinden birçok oyuncu da yer alıyor.

Sevgililer Rosa ve Clara arabayla Palermo’da bir düğüne gitmektedirler. Fakat yolda yaşlı bir kadın tarafından sürülen bir araba ile kafa kafaya gelirler. İki tarafta diğer arabanın geçmesine izin vermez ve olaylar gitgide ısınır. Emma Dante’nin ilk filmi “Palermo’da Bir Sokak” (A Street in Palermo, 2013), Venedik Film Festivali’nde eleştirmenler tarafından beğeni ile karşılandı ve festivalden ödüllerle döndü.

Esther Martin Bergsmark’ın toplumsal cinsiyet rollerinin dışında yer almanın ilhamından beslenen kişisel, şiirsel belgeseli “Trans Salyangozlar” (She Male Snails, 2012), değişmekte olan bir androjen vücudun farklı yönleri üzerine büyülü, eşsiz ve duyarlı bir melez film. Film, hayali bir dünyayla katı bir gerçekliğin birbirine karıştığı noktada bir hayatta kalma hikâyesini anlatıyor, iki cinsiyet arasında bulunup hayatta kalabilmek için üçüncüsünü yaratan bir insanla ilgili bir masal-belgesel.

Venedik Film Festivali’nden ‘Kuir Aslan’ ödülü ile dönen Kore yapımı “Yük” (The Weight, 2012), KuirFest’te öne çıkanlar arasında. Morgda çalışan levazımatçı Jung ölüleri temizler, giydirir… Doğuştan kamburdur, her gününü eziyet dolu hayatına katlanmakla geçirir: kronik rahatsızlıkları, seks işçiliği yapan trans kadın kardeşi, zalim üvey anneleri… Gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği hayatında cesetler giderek arkadaşı ve hayal dünyasının öznesi haline gelir. Sert sahneleriyle Venedik Film Festivali´ndeki ilk gösteriminde büyük sansasyona yol açan film, yönetmen Jeon´un sözleriyle “insanların bir yük gibi taşıdıkları yaşamın ağırlığı üzerine grotesk bir fantezi”.

LEZBİYEN TARİHİNDEN

Festivalin lezbiyen tarihinin öncü kadınlarına yer verdiği “L Tarih” bölümünün bu yıl iki konuğu var. “Lesbiana: Paralel Bir Devrim”de (Lesbiana: A Parallel Revolution, 2012) 1970’lerin feminist hareketinden doğan paralel devrimin izlerini süren Yönetmen Myriam Fougère, bizleri devrimci bir kız kardeşliğin yaratılmasında kilit roller üstlenmiş olan lezbiyen yazarlar, filozoflar ve aktivistlerle tanıştıran bir yolculuğa çıkarıyor. Montreal’den Teksas’a New York üzerinden ilerleyen Fougère, bu istikamette kadın kadına yaşamayı seçen lezbiyenlerle buluşuyor. Bu marjinal ama aynı zamanda uluslararası çaptaki hareket, arşivde bulunan çekim ve fotoğrafların yanı sıra şimdilerde yetmişlerinde, seksenlerinde olan bu cesur kadınlarla yapılmış, geçmişi anımsatıcı söyleşiler kanalıyla tekrar canlanıyor.

1956’da Pulitzer Ödülü’ne lâyık görülen Amerikalı büyük şair Elizabeth Bishop’ın ‘Kaybetme Sanatı’ adlı başyapıtı Lota de Macedo Soares ile yaşadığı aşkı anlatır. Festivalde izleyeceğimiz “Nadide Çiçekler”de (Reaching for the Moon, 2013) 1951 yılında şair Elizabeth Bishop tebdili hava için arkadaşı Robert Lowell’ın önerisiyle Rio de Janeiro’ya gider. Yeteneğinden duyduğu şüphe, trajik aile hayatı ve alkol bağımlılığı ile mücadele eden Bishop, birkaç günlüğüne geldiği Samambaia’da hayatını değiştiren varlıklı bir mimar olan Lota de Macedo Soares ile tanışır. İkilinin mesafeli tanışmaları 15 yıl süren ateşli bir ilişkiye döner. Bishop, Brezilya’da yaşarken Pulitzer Ödülü’nü kazanır. İki kadının da yaratıcı başarılarının psikolojik bedeli ağır olur. Bishop alkolizme yuvarlanırken, Soares depresyona girer.

KERN SEÇKİSİ

İki yönetmen, münakaşacı film yönetmeni ve öfkesi burnunda oyuncu Peter Kern ile ilgili bir belgesel çekerler. Ancak Kern, klasik belgesel biçimine sokulmayı reddeder. Kuşku duyar, eleştirir ve isyan eder. Buradaki temel soru şudur: Kern ne zaman gerçeği söylemektedir? Ne zaman rol yapıyordur? Ya da rol yaparken bile gerçeği mi söyler? “Kern”, Veronika Franz ve Severin Fiala’dan film yapmak üzerine bir film.

82 yaşında hala çevik bir anne ve 63 yaşındaki obez oğlu Peter Brandenburg’un kırsal bölgesinde bir botta zaman geçirmek üzere yola çıkarlar. Peter yolda bir otostopçuyu arabasına alır. Anne ile oğul arasında yıllardır devam eden tartışma bu hamleyle daha da ağırlaşınca genç adam arabadan indirilir. İlk gösterimini Berlinale’de yapan “İnanç, Aşk, Ölüm”de (Belief, Love, Death, 2012) Peter Kern, ‘medeniyetler çatışması’ zihniyetinin arkasındaki kutsallaştırılmış korkuyu ve sevme konusundaki yeteneksizliğimizi eleştiriyor.

“I Feel Like Disco”nun yönetmeni Axel Ranisch, “Axel ve Peter” ile KuirFest’ e konuk oluyor. Ranisch, Berlin’de havaalanında Avusturyalı meslektaşı Peter Kern’i beklemektedir. İlk buluşmalarının öyküsü, ‘şişmanlığın ritmi’yle eşcinsel arzu üzerine özünde ironik ve alaycı bir yergiye dönüşür. Başrollerini Axel Ranisch ve Avusturyalı ünlü yönetmen, oyuncu ve senaryo yazarı Peter Kern’in paylaştığı, diyet üzerine hazırlıksız yapılmış bir düet ve birbirini suçlayan parmakların cinsel ilişki sahnesini de içeren dört günlük bir devler randevusu olan film, Rosa von Praunheim tarafından kameraya aktarılıyor.

OKUL YOLUNDA

Veronica tarot kartlarından fal bakarak hayatını kazanan Mendozalı bir travestidir. İki hayali vardır: üniversitede psikoloji okumak ve Mendoza şehrinde yaşamak ki Kabahatlar Kanunu’nun 80’inci maddesine göre bu şehrin sokaklarında serbestçe dolaşmak travestiler için suç sayılmaktadır. Hayatı üniversiteye girmek istediğinde karmaşıklaşır, önüne idari engeller çıkarılır ve üniversiteye girmek için kendisinden kimliğini değiştirmesini şart koşulur. Arjantin yapımı “Verónica Videla’nın Tutkusu” (Verónica Videla’s Passion, 2012), genel ahlak kurallarına uymayan, yoksulluk, adaletsizlik ve erkek egemenliğinin kurbanı başka kadınların da hikâyesini anlatıyor. Kabahatler Kanunu altında Türkiye’de de birçok trans kadın mağdur edilmeye devam ediyor. Şiddetin her alanda meşrulaştırılarak uygulandığı trans seks işçisi kadınlar, kesilen para cezalarıyla yoksulluğun şiddetini devlet eliyle de hissediyorlar.

LGBT aktivisti Barış Sulu’nun yönettiği belgesel “Dikkat! Okulda Trans Var”, heteroseksüelliğin kutsandığı, LGBT olmanın çoğunluk tarafından ‘hastalık’ olarak algılandığı bir ülkede, altı trans erkeğin okul yıllarında nelere maruz kaldıklarını anlatıyor.

BİR AİLE MESELESİ
Kutsal kurum aileyi irdeleyeceğimiz “Bir Aile Meselesi” bölümünde dört kısa film gösterilecek.

“Dedem Tuhaf Biri” (My Strange Grandfather, 2011), yönetmen Dina Velikovskaya’nın gözünden, yaratıcı ve bir o kadar tuhaf, komik ve biraz da kaçık karakteriyle ailesi ve arkadaşlarını bile şaşırtıp sıkça kendinden utandıran dedenin hikâyesini anlatıyor.

“Kuluçka” (Hatch, 2012), iki çiftin yılbaşı arifesinde hayatları geri dönülmeyecek bir şekilde değişmesini anlatıyor. Daha iyi bir yaşam imkânı arayışındaki kaçak göçmen çift Milo ve Biljana ve daha yaşlı ve oturaklı gey çift Thomas ve Andreas için hayat kısa bir anlığına dahi olsa değişmek üzeredir.

“Dönüşen Aileler” (Transforming FAMILY, 2012), bir grup trans bireyin çocuk büyütmeyle ilgili aralarında yaptığı konuşmaya doğrudan atlayıveriyor. Bugün Kuzey Amerika toplumunda yaşayan transeksüel, transgender ve geçişli toplumsal cinsiyet yönelimli “hâlihazırda” ve “müstakbel” ebeveynlerin meseleleri, mücadeleleri ve güçlerinin güzel bir enstantanesi.

Ödüllü yönetmenler Tal Granit ve Sharon Maymon’ın 2013 Sundance Film Festivali’nde uluslararası prömiyerini yapan “Yaz Tatili” (Summer Vacation, 2012), ailesiyle tatile çıkan Yuval’in hikâyesini anlatıyor.

KUİRBELGESEL

Pembe Hayat KuirFest’in festivallerden ödüllerle dönmüş belgeselleri buluşturan Kuir Belgesel bölümünde ödüllü belgeselleri ilk defa Ankara’da izleyeceğiz.

Bir bebek doğduğunda sorduğumuz ilk soru şu olur… “Oğlan mı, kız mı?”Ya ikisi de değilse? Film, cinsiyetlerarası insanların; 2000’den fazla, vücutları erkekle kadın arasında bir yerlerde olan birimizin dünyasına göz gezdiriyor. Erkek ya da kadın kategorisine tam olarak girmeyen bir vücudun içinde büyümek nasıl bir şey? Bu görece sık rastlanabilen durum neden hiç bilinmiyor? Grant Lahood’un “İnterseksiyon” (Intersexion, 2012), filmi ile cinsiyetlerarası bireylerde bize bu denli rahatsızlık veren ne var? Sorusunun cevaplarını arıyoruz.

Trans erkek insiyatifi Voltrans’ın Mart 2012’den beri üzerinde çalıştığı uzun metraj belgesel “Voltrans”, Türkiyeli trans erkeklerin bir araya geliş deneyimlerini ve sorunlarını konu alıyor. Ali Arıkan’ı kaybettiğimiz bu sene de film onun anısına bir saygı duruşu niteliği de taşıyor. Film, ilk gösterimini KuirFest’de yapacak.

Cannes’da ilk gösterimini yapan film “Görünmezler” (Les invisibles, 2012), I. ve II. Dünya savaşları arasında doğmuş olan, eşcinsellikleri ve hayatlarını açık bir şekilde yaşama istekleri toplum tarafından geri çevrilmiş olan ve bunun dışında hiçbir ortak noktaları bulunmayan yaşlı kadın ve erkeklerin hikâyelerini anlatıyor.

OSLO GL FİLM FESTİVALİ KISA FİLM SEÇKİSİ

Oslo GL Film Festivali’nden Bard Ydén’in hazırladığı Norveç yapımı 5 kısa filmin yer aldığı kısa film seçkisi festival kapsamında gösterilecek. Bard Ydén, seçki sonrası izleyicileri festival hakkında bilgilendirecek ve seçkiye dair soruları yanıtlayacak.

İngiltere/Norveç ortak yapımı “Hamburger” (Burger, 2013) Magnus Mork’ un Cardiff’te bir hamburger salonunda çektiği kısa bir drama. Film, dünyanın en büyük lezbiyen-gey kısa film ödülü olan Iris Ödülü’yle yapılmış dördüncü kısa film.

Gey bir ağabeyi olmasından ötürü homofobik okul arkadaşları Erlend’e sataşırlar. Öğretmeni durumun farkında değildir ve Erlend yardım istemez. ‘Köpekbalığı Yemi’ dedikleri oyunun sonucunda Erlend küçük düşürücü bir saldırıya uğrar. Acaba satşmalarına nasıl karşılık verecektir? Tom Nordli’nin “Cezbeden Tuzak”ı (Shark Bait, 2009) saldırı, alay ve tacizle mücadele amaçlı bir Avrupa Birliği programı kapsamında yer alıyor.

Oyuncu, senarist ve yönetmen kimliklerinin yanına, müzisyenliğini de ekleyerek sinemasına renk katan Maria Bock’ un gözünden; sınırları olmayan yasak bir aşkın müzikalini izleyeceğiz. ‘’Bald Guy’’(Kel Adam, 2011) her şeyi kaybetme riskine rağmen kararlar alan, aşık genç bir adamın hikayesi.

Anne Sewitsky, Norveç’te yayınladığı popular televizyon serileri, mizahi güldürü dalında ödüllü kısa filmleri ile hem ülke seyircisinin hem de festivallerin kısa programlarında dikkat çeken bir yönetmen. Filmi Aman Tanrım! (Oh! My god! ,2008) çocuk gözünden cinsellik deneyimleriyle ilgili bir gözlem, her şeyden önce ‘orgazm’ hakkında bir film.

1985 doğumlu Yenni Lee, zamanını çalıştığı ve yeni projeler geliştirdiği Berlin’le Oslo arasında mekik dokuyarak geçiren bir film ve müzik videosu yönetmeni.
“Balon” (Air Balloon, 2011) adlı kısa hikâyesinde hatıralarla dolu bir kutuyla özgürleşme arayışını taşıyan Julie’nin şiirsel hikâyesi anlatıyor.

TRANSCREEN FİLM FESTİVALİ SEÇKİSİ: GÖKKUŞAĞININ ALTINDAKİ KORKUSUZ TÜM İNSANLARA!

Amsterdam’da düzenlenen Transcreen Film Festivali’nden gelen konuk seçkisinde, İngiltere, Avustralya, Singapur, Amerika, Finlandiya ve İspanya’dan toplam 7 kısa film gösterilecek. Kısa film seçkisini hazırlayan Paul Ter Veld, seçki sonrası izleyicileri festival hakkında bilgilendirecek ve seçkiye dair soruları yanıtlayacak.

Müzik videolarıyla tanınan Finlandiyalı yönetmen Elias Koskimies’in “Bu filmi sadece Aktvist Nikolai Alexeyev ve Pussy Riot’a değil, gökkuşağının altındaki korkusuz tüm insanlara!’’ diyerek ithaf ettiği büyüleyici ve sistemi sarsacak güçteki videosu “Daha Yeni Başladım” (I’ve only just begun, 2012) ile; ödüllü görsel sanatçı ve yönetmen Elka Kerkhofs, gösterime girdiği 2011 Annecy Film Festivali’nden ödül almaya doyamayan filmi “Peder John Thomas’ın İtirafı”yla (The Confession of Father Thomas John, 2011); Alman yönetmen Elka Kerkhofs “Batan Gemiyi Terkeden Fareler Gibi” (Like Rats Leaving a Sinking Ship, 2012) adlı kısasıyla Transcreen seçkisiyle gelip beyazperdemize kuruluyor.

Peki ya bir drag queen ve burka giyen diğer kadın asansörde mahsur kalırlarsa neler olur? Yönetmen Faryal Velmi; “Neye Bakıyorsun?” (What you looking at?, 2012) adlı kısa filmiyle farklı dünyalardan gelen iki kadının aslında ne kadar da çok ortak noktası olduğunu gözler önüne serecek.

Kısa filmleri dünya çapında birçok okulda, akademik konferanslarda ve yaklaşık 50 LGBTTİK Festivalinde gösterilen on parmağında on marifet oyuncu, yönetmen, performans sanatçısı Kalil Kohen, “Onlar Pomoseksüel” (So Pomo, 2012) ile İspanyol yönetmenler Nacho Ruipérez & Julio Marti “Ursula’nın Zaferi” (Ursula’s Victory, 2012), Elisha Kim ve Coco Riot, Singapur-Kanada ortak yapımı deneysel filmleri “İşportacı” (The Hawker, 2012) ile 3. Kuir Fest’ te sinemaseverlerle olacak.

KUİRKISALAR

Festivalin kısa filmlere ayrılan bölümünde bu yıl 7 film gösterilecek.

Sevgisizlik ve arkadaşsızlık Benjamin’i, neyin ne olduğunu anlamada zorlandığı, fanteziyle gerçeklik arasında bulanık bir sınıra itmiştir. “Benjamin’in Çiçekleri”nde (Benjamin’s Flowers, 2013) karakterin kafa karışıklığına, takıntılı düşüncelerine ve renkli hayal gücüne tanık oluyoruz.

“Zaman İçinde Değişim” (Change Over Time, 2013), izlenimci ve şiirsel bir bakış açısından film yapımcısının testosteron alışının ilk yılı üzerine canlı, deneysel, kişisel bir belgesel.

Mikaela cinsiyet değiştirip kadın olmuştur. Bir gece dışarıdayken kendisini eve kadar takip eden bir adamla tanışır. “Soy Beni” (Undress Me, 2012), toplumsal cinsiyet algılarımızın ve benliğimizin nasıl başkalarının algıları doğrultusunda şekillenebildiğini inceliyor.

“Yumuşakça Öp Beni”de (Kiss Me Softly, 2012) karakterimiz on yedi yaşındaki Jasper’ın otobiyografi niteliğindeki kişisel hikâyesini izleyeceğiz.

Yoko Ono’nun “Gülümse” projesine sivri bir yanıt niteliğindeki “Mutlu” (Happy, 2012), mutluluğun kurgusunu; gerçekte ne demek olduğunu; kilisede, medyada ve birbirimize karşı nasıl dine döndürüldüğünü değerlendiriyor.

ETKİNLİKLER, KONUKLAR, SÖYLEŞİ VE ATÖLYELER
Festival kapsamında katılımcıların da bizzat LBGTİK bireylerle buluşup toplumsal kimliklerini sorgulayacağı, direniş hikayelerini paylaşacağı atölye ve paneller ile; seanslardan arta kalan vaktimizi dolu dolu geçireceğimiz atölyeler de düzenlenecek. Festivalin sözel etkinlikleri ve bazı gösterimleri ise Sivil Düşün AB Programı Aktivist Desteği kapsamında Avrupa Birliği tarafından desteklendi.

RUSYA’DA NELER OLUYOR? “PUTİN’İ AFFETMİYORUZ”

“Prison Break” dizisiyle tanınan Wentworth Miller, Rusya’da çıkan anti-gey yasayı bir gey olarak protesto ettiği için St. Petersburg Film Festivali’nin onur konuğu olmayı reddetti. Pussy Riot üyeleri özgürlüklerine yeni kavuştular ve ilan ettiler “Putin’i affetmiyoruz.”

St. Petersburg merkezli Side By Side LGBT Film Festivali ekibinden Manny de Guerre’nin ve diğer LGBTİK festivalcilerinin katılımıyla Rusya’da yaşanan son şiddet ortamı, LGBT’leri hedef alan hükümet politikaları ve festival sırasında yaşanan bombalı tehdit ve şiddet olaylarını tartışılacak. Side By Side Film Festivali bu yıl Gus Van Sant’in destek amaçlı katılımıyla gerçekleşti ve dünyanın her yerinden birçok LGBT grup ve birey festivale destek oldu.

MADS ANANDA İLE KUİR DİRENİŞİN YENİ FORMLARI ÜZERİNE ATÖLYE:

Heteroseksüel dünyada kendimizi baskılanmış, çaresiz ve güçsüz hissetiğimiz anları eylemlerle veya hazırladığımız slogan içeren etiketleri yapıştırarak gerçekten çözebiliyor muyuz? Mads Ananda Lodahl, heteroseksüel ve maskülen dünyaya karşı alet çantamıza biraz daha fazla alet koymayı vadettiği, güçlendirici ve ilham verici ve 2 gün süren atölyesiyle Ankara’da olacak. Mads Ananda’nın “Hetero Dünya Düzenini Alt Etmek” başlıklı TED konuşmasını Türkçe altyazılı olarak festivalin vimeo sayfasından izleyebilirsiniz.

KUİR GEZİ HİKÂYELERİ ATÖLYESİ:

Türkiye’nin LGBT tarihinin en önemli mekânlarından Gezi Parkı, bu yıl sivil bir düş’ün ve isyanın kaynağı oldu. Gezi Parkı olaylarıyla aslında yıllardır süren LGBT direniş kültürü kamusal alanda görünürlüğünü arttırdı. Yıllardır kendi yaşama hakları ve alanları için direnen LGBT gruplar direniş mekânında tecrübeleri ve direnişleri ile ön plana çıktılar. Bu tecrübelerden yola çıkarak festival bu sene İstanbul ve Ankara’dan katılımcılarla “Kuir Gezi Hikâyeleri Anlatma” atölyesi düzenliyor. İstanbul’dan Levent Pişkin ve Boysan Yakar’ın katılımlarının yanısıra Ankara’da ve İstanbul’da direniş mekânından paylaşacak hikâyeleri olan bütün LGBTIK bireyler “kuir detaylarla” çok daha renkli bir şekilde paylaşılacak bu atölyelere katılabilir.

AVARELER İLE STENCİL ATÖLYESİ:

Ankara mekânlarını sanatsal ve protest stencil ve sokak sanatı örnekleri ile politikleştiren Avareler ekibi ve eylemcilerin desteği ile festival kapsamnda LGBTİK ruhu ve katılımcıları ile stencil atölyesi düzenlenecek. Stencil atölyesi, direniş ruhuna yeni renkler eklemek isteyen herkese açık.

VOLTRANS EKİBİYLE FİLM SONRASI ALİ ARIKAN ANISINA SÖYLEŞİ:
“Voltrans içinde örgütlenen trans erkeklerin kendi tarihlerini belgelemek istemeleri üzerine 2012 yılında ortaya çıkan belgesel projesi, 2013 yazında Ali (Aligül)’ün hastaneye kaldırılmasıyla beraber hızlanarak, Voltrans’ın önemli dönüm noktaları seçilerek kurgulandı. 90 dakikalık halini Ali (Aligül)’ün hastanede izlettiğimiz gün bize dönüp “son halini izlemeyeceğim, sürpriz olsun” demişti. Bu halini göremese de Ali, biz biliyoruz ki o hep bizimle…”

Trans erkek inisiyatifi Voltrans’ı anlatan belgesel sonrası bu yıl vefat eden inisiyatifin kurucularından Ali Arıkan anısına bir söyleşi düzenlenecek. Katılımcılar Özge Özgüner, P. Ulaş Dutlu ve İlksen Gürsoy gösterim bitiminde sorularınızı yanıtlayacak.

80’LERDE LUBUNYA OLMAK

MekanArtı 3. Pembe Hayat KuirFest kapsamında yine farklı bir sahneleme ile seyircisini 1980’lerde bir pavyona davet ediyor ve trans bireylerin hayatlarına ortak ediyor!

“80’lerde Lubunya Olmak”ta, en genci bugün 50 yaşında olan dört Trans birey bize Türkiye’de Lubunya olmanın genel ve özel tarihini anlatıyorlar. İzmir’de faaliyet gösteren Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin 2012 yılında yayınladığı aynı adlı kitaptan uyarlanan oyun Ufuk Tan Altunkaya tarafından sahneye uyarlandı. Tamamen gerçekleştirilen söyleşilerden oluşan metinde, hiç bir değişikliğe gidilmeden, trans bireylerin kendi kelimeleri ile sahne uyarlaması gerçekleştirildi.

ÇOK YAKINDA WEB SİTESİNDE

Pembe Hayat KuirFest’in programında yer alacak filmler ve etkinliklerle ilgili ayrıntılı bilgiye çok yakında festival.pembehayat.org adresindeki web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Gezici Festival Edremit’e Konuk Oluyor

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen ve 19 yıldır Türkiye’nin birçok kentine konuk olan Gezici Festival, bu yılki yolculuğuna 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlıyor. Festival’i yolculuğu sırasında hiç yalnız bırakmayan Tuncel Kurtiz’in anısına Edremit Belediyesi ve Güre Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleşecek bir günlük buluşmada, Olivecity AVM Akçay Atlas Sineması’nda gün boyu film gösterimleri olacak.

Tuncel Kurtiz anısına gerçekleştirilecek gösterimlerde izleyiciler, Kurtiz’i sinema ve televizyon oyuncusunun ötesinde yönetmen, tiyatro oyuncusu ve sinema dostu olarak tanıma fırsatı bulacaklar.

Gezici Festival arşivinden seçilen ve on beş yıla yayılan görüntülerden oluşan Gezici Festival’in Yol Arkadaşı: Tuncel Kurtiz adlı belgesel; Kurtiz’in 1979 yılında İsveç’te yönettiği ve başrolünü üstlendiği sıra dışı gurbetçi filmi Gül Hasan ve  2004 yılında  Macaristan’da Tuncel Kurtiz, Sema Moritz ve Reyend Bölükbaşı’nın Mediawave Festivali sırasında gerçekleştirdikleri Şeyh Bedrettin Destanı gösterisinin kaydı Edremit’te izleyiciyle buluşacak.

Bu bölümde gösterilecek diğer filmler arasında son dönem Türkiye sinemasından iki örnek ve Şili’nin bu yılki Oscar adayı bulunuyor. Reha Erdem’in yazıp yönettiği Jîn, 17 yaşındaki bir genç kızın hayata katılmak için kendi kaçış hikâyesini yaratmasını anlatıyor. Adana Altın Koza Film Festivali’nden En İyi Film dahil toplam beş ödülle dönen Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği Yozgat Blues, bir yaşdönümü ve aşk hikâyesini müzik ve müziğin bağlayıcı gücü üzerinden anlatıyor. Şilili yönetmen Sebastián Lelio’nun filmi Gloria ise duygu karmaşasına rağmen direncini ve bağımsızlığını ortaya koymayı başaran 58 yaşındaki güçlü bir kadının portresini çiziyor.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de Türkiye Sineması

Türkiye ve yurtdışından ödüllerle dönen son dönem örnekler Türkiye 2013 bölümünde Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Ülkemizde bu yıl çekilen uzun metrajlı filmlerden derlenen bölümde yer alan filmlerin yönetmen ve oyuncuları her zaman olduğu gibi galalarda izleyicilerle bir araya gelecek.

Altın Koza’da dört ödül kazanan Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu imzalı Gözümün Nûru, bir sinema tutkununun gözleri bantlı bir halde geçirdiği süre içerisinde korkularıyla yüzleşmesini anlatıyor.

Türkiye’den kadın portreleri

İstanbul Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü’nün yanı sıra Altın Koza’da Yılmaz Güney Ödülü dahil dört ödül kazanan, Deniz Akçay Katıksız’ın yönettiği Köksüz, babanın kaybının ardından hayata devam etmeye çalışan bir anne ve üç çocuğunun hikâyesini anlatıyor. Filmde eşinin kaybını kabullenemeyen, Ahu Türkpençe’nin canlandırdığı Nurcan, bütün ailenin yükü omuzlarına çöken Feride, ergen bir erkek çocuk olarak kendi kaçışlarına sığınmaya çalışan İlker ve her şeyi sessizce izleyerek büyüyen Özge’nin yeniden aile olabilme çabalarını izleyeceksiniz.

Ramin Matin’in yönettiği Kusursuzlar’da, iki kız kardeş küçükken yazları geçirdikleri Ege kasabasına yıllar sonra yeniden giderek, birbirleriyle ve geçmişle yüzleşiyorlar. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ve Yönetmen ödüllerini kazanan filmde kan bağı haricinde çok az ortak yönü olan iki kız kardeşi Esra Bezen Bilgin ve İpek Türktan canlandırıyorlar.

Gezici Festival’de taşra hikâyeleri

Adana Altın Koza Film Festivali’nden En İyi Film dahil toplam beş ödülle dönen Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği Yozgat Blues, bir yaş dönümü ve aşk hikâyesini müzik ve müziğin bağlayıcı gücü üzerinden anlatıyor. Ercan Kesal ve Ayça Damgacı’nın İstanbul’dan Yozgat’a gelen iki şarkıcıyı canlandırdıkları film, başarılı oyunculukları ve taşraya ince bakışıyla dikkat çekiyor.

İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film dahil dört ödül kazanan, Onur Ünlü’nün yönettiği Sen Aydınlatırsın Geceyi, göğünde iki güneş, üç tane dolunayı olan bir Anadolu kasabasının doğaüstü özellikleri olan sakinlerinin, olağan endişelerini anlatıyor. Onur Ünlü’nün “Endişe üzerine kurulu, biraz da melankolik bir film” olarak tanımladığı Sen Aydınlatırsın Geceyi’nin başrollerinde Ali Atay, Demet Evgar, Damla Sönmez ve Ercan Kesal oynuyorlar.

Berlin’den Gezici Festival’e

Türkiye sinemasından bu yıl Berlin Film Festivali’nde gösterilen iki film de Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Reha Erdem‘in yazıp yönettiği Jîn, 17 yaşındaki bir genç kızın hayata katılmak için kendi kaçış hikâyesini yaratmasını anlatıyor. Reha Erdem’in, “Şu an yaşanan gerçekliğe çok yakın” olarak tanımladığı filmi, Altın Koza’da Erdem’e En İyi Yönetmen ve genç oyuncusu Deniz Hasgüler’e Umut Veren Kadın Oyuncu ödüllerini kazandırdı.

Uğur Yücel’in yazıp, yönettiği Soğuk, çekimlerinin yapıldığı Kars’ın karlı dağlarını ve dondurucu hava koşullarını başrole taşıyor. Cenk Alibeyoğlu ve Ahmet Rıfat Şungar’ın oynadıkları film, aile içindeki geleneksel kodları, kadınların maruz kaldığı her türlü şiddeti ve erkeklerin toplumdaki dokunulmazlığını sarsıcı bir etki yaratacak şekilde resmediyor.

Festival söyleşileri

Ankara’da gerçekleşecek iki söyleşide, tanınmış sinemacılar Gezici Festival izleyicisiyle bir araya gelerek deneyimlerini paylaşacaklar. Ödüllü oyuncu Taner Birsel, 30 Kasım Cumartesi günü Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Oyunculuk üzerine gerçekleşecek söyleşide farklı oyunculuk performanslarını değerlendirecek. Yönetmen Zeki Demirkubuz ve Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu ise, 4 Aralık’ta Alman Kültür Merkezi’nde sinemaseverlerle bir araya gelecek.

Küçük izleyicileri, aralarında Estonya, İspanya, Letonya ve Norveç’in de bulunduğu farklı ülkelerden diyalogsuz, kısa canlandırmaların gösterileceği Çocuk Filmleri bölümüyle beraber, bir de Canlandırma Atölyesi bekliyor. Ankara’da gerçekleştirilecek olan ve çocukların ilk filmlerini üretecekleri bu atölye, çocuklarla çalışma konusunda uzmanlaşmış Hollandalı Jenny Van den Broeke tarafından yürütülecek ve 8-12 yaş arası tüm izleyicilerimizin katılımlarına açık olacak.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’e Ankara’da Hitchcock’lu Açılış

Gezici Festival’in bu yılki Ankara programının açılışı sinema tarihinin önemli bir ismine ve önemli bir dönemine de saygı duruşu niteliği taşıyor. Alfred Hitchcock’un Ankara’da ilk kez gösterilecek sessiz filmi Şantaj (Blackmail), canlı müzik eşliğinde 28 Kasım akşamı Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde British Council işbirliği ile özel bir gösterimle sinemaseverlerle buluşacak.

İngiliz Film Enstitüsü’nün (BFI) geçtiğimiz yıllarda Hitchock9 projesi kapsamında uzun ve titiz bir yenilemeyle eski haline getirdiği, British Council tarafından ilk kez Türkiye’de gösterilen, Alfred Hitchcock’un 1925 ve 1929 yılları arasında çekilmiş, az bilinen dokuz sessiz filminden biri olan Şantaj filminin bu özel gösterimine Hakan A. Toker piyanosuyla eşlik edecek. “Sessiz filmler sinemanın en saf halidir,” diyen Hitchcock’un 1929 yapımı, sesli filmlere geçiş döneminde çekilen bu filminin müzik ve diyaloglu sahneler içeren bir versiyonu daha bulunuyor.

Ankaralı izleyiciler, Hitchcock’un filmografisindeki tanıdık temaların ve kendine özgü stilinin ilk ipuçlarını veren Şantaj’ın özel gösterimine, Gezici Festival’in Facebook sayfası ve Twitter hesabı üzerinden düzenlediği yarışmalarla bilet kazanma şansını yakalamaktalar.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de Dünya Sineması

Berlin, Cannes ve Sundance gibi önemli festivallerden ödüllerle dönen son dönem örnekler Dünya Sineması bölümünde bir kez daha Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Dünya Sineması seçkisinde İran’dan Lübnan’a, ABD’den Şili’ye ve Kore’ye, farklı ülkelerin sinemalarından çarpıcı örnekleri izleme fırsatı bulacaksınız.
Muhteşem Güzellik (The Great Beauty), Genç Kız ve Boksör (Cutie and the Boxer), İşçiler (Workers), Karşınızda Martin Bonner (This is Martin Bonner) ve Kimsenin Kızı (Nobody’s Daughter Haewon), Türkiye gösterimlerini ilk kez Gezici Festival’de gerçekleştirirken; Ölümsüz Aşk (Ain’t Them Bodies Saints), Geçmiş (The Past), Gloria ve Dünya Bizim Değil (A World Not Ours) ilk kez Ankaralı izleyiciyle buluşacak.
Yeni başlangıçlar
Geçmişi geride bırakarak, hayatlarında yeni bir sayfa açmaya çalışan insanların hikâyeleri dört filmle Gezici Festival izleyicisiyle buluşacak. Berlin Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu başta olmak üzere ödüllerle dönen Şili’nin bu yılki Oscar adayı GloriaPaulina García‘nın canlandırdığı, yaşam enerjisiyle dolu bir kadının yaşlılık ve yalnızlıkla savaşını anlatıyor. Filmin yönetmeni, Gezici Festival izleyicisinin geçen yıldan Kaplanın Yılı ile hatırlayacağı Sebastián Lelio.
İtalyan sinemasının son dönem adından sıkça söz ettiren yönetmenlerinden, Olmak İstediğim Yer filminden hatırladığımız Paolo Sorrentino imzalı Muhteşem Güzellik, yaşlılığıyla yüzleşen bir yazarın yaşam enerjisini yeniden keşfetme serüvenini anlatıyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan film, büyük prodüksiyonu, muhteşem Roma görüntüleri ve coşkuyla anlatılan hikâyesiyle sinemanın son zamanlardaki en görkemli örneklerinden.
Sundance Film Festivali’nde İzleyici Ödülü kazanan, Chad Hartigan’ın yönettiği Amerikan yapımı Karşınızda Martin Bonner yetişkin iki çocuğunu ve düzenli hayatını terk ederek yeni bir şehre ve hayata adım atan 50’lerinde bir adamın öyküsünü anlatıyor. Martin Bonner’ı canlandıran Paul Eenhoorn‘un filmdeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında kazandığı iki ödülü bulunuyor.
Sundance’ten iki ödülle dönen, David Lowery’nin yönettiği Ölümsüz Aşk’ta ise, hapishaneden kaçarak karısına ve hiç görmediği kızına ulaşmaya çalışan bir adamın hikâyesini izleyeceksiniz. Western mitini şiirsel anlatımıyla yeniden canlandıran filmin başrollerinde Casey Affleck, Rooney Mara ve Ben Foster oynuyor.
Evlilik, aşk ve aile
Dünyanın üç köşesinden üç örnek; evlilik, aşk ve ailenin yapıcı ve yıkıcı yanlarını birbirinden çok farklı ve özgün anlatımlarıyla mercek altına alıyor. İranlı Yönetmen Asghar Farhadi, Oscar kazanan filmi Bir Ayrılık’ın başarısından sonra bir başka kişisel filmle ailenin karmaşık dünyasına dalıyor. Cannes Film Festivali’nde başrol oyuncusu Bérénice Bejo’ya ödül kazandıran ve Variety’nin “özenle kurgulanmış bir aile melodramı” olarak tanımladığı Geçmiş, bir evliliğin çöküşünü katman katman açılan bir örgüyle anlatıyor.
Koreli ünlü yönetmen Hong Sang-soo’nun yönettiği, ilk gösterimi Berlin’de gerçekleşen Kimsenin Kızı’nda ise genç bir kadının annesinden ayrılması ve  profesörüyle yaşadığı sancılı ilişkiyi bitirmesinin, birkaç güne yayılan öyküsünü izleyeceksiniz. Daha önceki filmlerinde aşkın anlaşılmaz yollarını ve ilişkilerin imkansızlığını erkek kahramanların üzerinden keşfeden Sang-soo, Kimsenin Kızı’nda bir kadının karmaşık dünyasına girmeyi tercih ediyor.
Sundance ve Tribeca Film Festivalleri’nden ödüllerle dönen, Zachary Heinzerling’in yönettiği Genç Kız ve Boksör, New York’ta yaşayan ressam Ushio Shinohara ve karısı Noriko’nun 40 yıllık, inişli çıkışlı evliliğini anlatıyor. 1960’ların New York’undan günümüze uzanan film, fedakarlık, hayal kırıklığı ve yaşlılık kavramlarının sanata adanmış yaşamlar üzerinden bir portresini sunuyor.
Politik sorunlara insani cevaplar
Dünya Sineması bölümünde gösterilecek iki film, politik konulara didaktik anlatımlar yerine insan hikâyeleri üzerinden dikkat çekiyor. Meksika ve Almanya ortak yapımı, José Luis Valle’nin yazıp yönettiği İşçiler, emekli aylığına hak kazanmaya çalışan Rafael ve gelecek güvencesini bir köpeğe kaptıran Lidia’nın hikâyeleri üzerinden işçi sınıfının gelecek kaygısına minimalist ve oldukça eğlenceli bir anlatımla bakıyor.
Berlin’den ödülle dönen, Madhi Fleifel’in yönettiği Dünya Bizim Değil ise, Güney Lübnan’da bir mülteci kampında yaşayan üç neslin hikâyesini aile arşivlerinden yola çıkarak varoluş, aidiyet ve arkadaşlık üzerinden ele alıyor. Aynı ailenin bireyleri tarafından 20 yıl boyunca çekilmiş görüntülerden oluşan film, bir aile belgeseli olmaktan ziyade, “öteki dünyayı” gettolaştırılmış bir halkın hafızasını paylaşmaya çağırıyor.
Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.
Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de İki Özel Bölüm

Gezici Festival, iki ayrı bölümde dünyadaki çıkmazları sorguluyor. Barış Bıçakçı: İki Film Arasındaki En Kısa Mesafe bölümü aile ve arkadaşlık kavramlarının yapıcı ve yıkıcı yanlarına, Ne Yapmalı? bölümü ise özgür dünya projesinin çatlaklarına ve alternatif bir sistemin nasıl kurgulanacağına bakıyor.

Yazar Barış Bıçakçı’nın Gezici Festival izleyicisi için seçtiği iki film, Barış Bıçakçı: İki Film Arasındaki En Kısa Mesafe bölümünde gösterilecek. Barış Bıçakçı, seçtiği iki filmle, insanlık hallerine, ergenlikten yetişkinliğe geçişe, kayıplara, taşra yalnızlığına yeni bir gözle bakmaya çağırıyor ve iki filmin arasındaki en kısa mesafeyi sorgulatıyor.

Bu bölümde Amerikan sinemasından iki modern klasik arasındaki en kısa mesafe; arkadaşlık, kardeşlik ve yaralanmış ruhların umudu birbirlerinde bulması olarak karşımıza çıkıyor. Alan Parker’ın 1984 yapımı filmi Birdy’de, birlikte önce okula, sonra da savaşa giden iki arkadaşın hayatı yeniden yakalamaya çalışmalarını izleyeceksiniz. Cannes’da Büyük Jüri Ödülü kazanan, Matthew Modine ve Nicolas Cage’in başrollerde oldukları film, William Wharton’ın aynı isimli romanını 2. Dünya Savaşı’ndan Vietnam Savaşı sonrasına taşıyor.

Lasse Hallström’ün yönettiği, Leonardo DiCaprio’ya Oscar ve Altın Küre adaylıkları getiren, 1993 yapımı Gilbert’in Hayalleri (What’s Eating Gilbert Grape) ise bir ailenin ayakta kalma savaşına zihinsel engelli bir çocuğun ve ağabeyinin ilişkileri üzerinden bakıyor. Film eleştirmeni Roger Ebert’in gösterime girdiği senenin “en büyüleyici filmlerinden” birisi olarak kabul ettiği Gilbert’in Hayalleri’nin başrolleri DiCaprio ile beraber Johnny Depp, Juliette Lewis ve John C. Reilly paylaşıyor.

Ne Yapmalı? 

Gezici Festival, Ne Yapmalı? bölümünde ise izleyiciyi özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yöntemlerini düşünmeye davet ediyor. Baskı ve sömürünün olmadığı bir dünya nasıl mümkün olabilir? Bunun için işe nereden başlamak gerekiyor? Lenin’in 1902 yılında, Nikolay Çernişevski’nin Ne Yapmalı? romanından esinlenerek hazırladığı broşürün başlığındaki soruyla aynı adı taşıyan bu bölümde yer alan filmler, kolektif mücadelelerden bireysel kahramanlara “Ne Yapmalı?” sorusuna yanıt getiren örnekler üzerinde duruyor.

Ödüllü yönetmen Yoav Shamir, %10 Kahraman Kimdir? (10% – What Makes A Hero?) filminde kahramanlık kavramını insan doğası üzerinden, çok boyutlu bir şekilde sorguluyor. Film, Afrika’dan ABD’ye,  genetikçilerden davranış bilimcilere, bonobo maymunlarından modern insana, nüfusun yüzde 10’u olduğu tahmin edilen zor koşullarda onurlu olabilen bireylerin peşine düşüyor. Politik belgeselleriyle tanınan Patricio Guzmán’ın yönettiği Işığa Özlem (Nostalgia for the Light), Pinochet rejimi sırasında çocuklarını kaybeden anneler ile Atacama Çölü’nde gözlem yapan astronomlar arasında etkileyici paralellikler kuruyor. Belgesel, izleyiciyi siyasi mahkumların yattığı hapishaneden ülkenin başka bölgelerine, çöldeki büyük rasathaneden uzaya kadar uzanan bir yolculuğa davet ediyor.

Jean-Luc Godard’ın 1967 yapımı filmi Ona Dair Bildiğim İki Üç Şey (Two or Three Things I Know About Her) ise, yönetmenin o dönem üzerine düşüncelerini, alışılmadık ve heyecan verici bir anlatımla paylaşıyor. Godard, fahişelik yapan bir ev kadını üzerinden tüketim toplumunu ve reklamların vadettiği özgür dünyanın ardındakileri sorguluyor. John Akomfrah’ın yönettiği belgesel Stuart Hall Projesi (The Stuart Hall Project), 1960’larda Kültürel Çalışmalar alanını akademiye kazandıran Hall’un çok yönlü bir portresini çiziyor. Arşiv görüntüleri ve aile albümünden fotoğrafların yer aldığı görüntü kuşağına, Hall’un ‘ruhuma dokundu’ dediği Miles Davis parçaları eşlik ediyor.

Farklı örgütlenme tarzları, demokrasinin temsili ya da katılımcı halleri, kente özgü eylemlilikler gibi soruların yanıtlarının arandığı  Ne Yapmalı? bölümünde, Ankaralı Gezici Festival takipçilerini ayrıca bir panel bekliyor.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival’de Şili Sineması

Gezici Festival izleyicisinin daha önceki yıllardan yakından tanıdığı ve bu yıl tanışacağı Şilili yönetmenlerin uzun metrajlı ve kısa filmleri Bir Ülke: Şili bölümünde gösterilecek. İki filmiyle Festival’in konuğu olacak Sebastián Lelio, bu bölümde ve Dünya Sineması seçkisinde filmleriyle yer alacak.

2010 yılında En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre’ye aday olan, yönetmen Sebastián Silva ve başrol oyuncusu Catalina Saavedra’ya 20’den fazla ödül kazandıran Hizmetçi (The Maid), mesleğine ölümüne sahip çıkan bir kadının trajikomik hikâyesini anlatıyor. Silva, Şilili zengin bir ailenin yanında çalışan, Saavedra’nın canlandırdığı Raquel’in ikinci bir hizmetçiye hayatı zindan etmesini büyük bir duyarlılıkla filme alıyor.

Rotterdam’da Hollanda Film Eleştirmenleri Derneği En İyi Film ve İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale ödüllerini kazanan, Pablo Larraín’in yönettiği Tony Manero, Şili’nin yakın tarihine sinema tarihinin unutulmaz bir karakteri üzerinden bakıyor. 2009 yapımı film, Cumartesi Gecesi Ateşi’nde (1977) John Travolta’nın canlandırdığı Tony Manero karakterine kafayı takmış elli yaşlarındaki bir adamın şov yıldızı olma hayaline yaklaşmasını, Pinochet döneminin baskıcı rejimi çerçevesinde anlatıyor.

Alejandro Fernández Almendras’ın yönettiği, 2011 yapımı Ateşin Başında (By the Fire), işçi sınıfından bir çiftin şehir dışına yerleşme hayallerinin zorluklarını muhteşem görüntülerle perdeye taşıyor. Almendras’ın ikinci uzun metrajlı filminde, Daniel ve Alejandra’nın kırklı yaşlarında şehir hayatını bırakma hayalleri beklemedikleri bir engelle büyük bir sınavdan geçiyor.

Yönetmen Alicia Scherson; Karlovy Vary, Montreal ve Tribeca’dan ödüllerle dönen, ilk uzun metrajlı filmi Oyun’da (Play) fakir kız-zengin oğlan hikâyesine yeni bir soluk getiriyor. 2005 yapımı filmde, hayatları kaybolan bir çantayla kesişen bir hizmetçi ve karısı tarafından terkedilmiş bir mimarın öyküsü perdeye taşınıyor.

Sebastián Lelio’dan iki film

Gezici Festival izleyicileri, geçen yıldan Kaplanın Yılı ile hatırlayacakları Sebastián Lelio’nun iki filmini birden izleme fırsatı bulacaklar. Bu bölümde gösterilecek dokuz ödüllü, 2005 yapımı Kutsal Aile (The Sacred Family) Şilili zengin bir ailenin çöküşünü anlatıyor. Filmde, egoist ve başarılı bir baba, sorumsuz bir anne ve babasının kuklası bir oğulun ilişkilerinin bir hafta sonu, oğullarının kız arkadaşının ziyaretiyle bitmek bilmeyen bir karışıklığın içine düşmesini izleyeceksiniz.

Gezici Festival’de izleyeceğiniz Lelio’nun bir diğer filmi Dünya Sineması bölümünde gösterilecek. Berlin Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu başta olmak üzere ödüllerle dönen Şili’nin bu yılki Oscar adayı Gloria, yaşam enerjisiyle dolu, 58 yaşında bir kadının yaşlılık ve yalnızlıkla savaşmasını trajikomik bir şekilde anlatıyor. Gloria’nın bekar partilerinden hayal kırıklığına ve yeniden bir ilişkiye uzanan yolculuğu, Şili’nin politik tarihinin arka planda olduğu bir hikâyeyle anlatılıyor. Bu bölümde uzun metrajlı filmlerle birlikte Şili sinemasından kısa filmler de izleyiciyle buluşacak.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Köken Ergun Gezici Festival’de

Gezici Festival, dünya ve Türkiye sinemasından son dönem uzun metrajlı filmlerle birlikte izleyicilere alternatif sinema örnekleri sunmaya hazırlanıyor. Berlin Film Festivali’nde kısa belgeseli Aşura ile ödül kazanan Köken Ergun’un Video İşleriDeneysel Sinema: Avusturya – Türkiye ve dünya sinemasından kısa film örnekleri izleyebileceğiniz Kısa İyidir, Gezici Festival izleyicisine sinemanın farklı yüzlerini gösterecek.

Dünyada video ve performans alanındaki eserleriyle tanınan ve 2010 yılı boyunca Caferilerin yoğunluklu yaşadığı, İstanbul’un Zeynebiye Mahallesi sakinleri ile yakın işbirliği içinde çalışarak, Aşura günü oynanacak olan tiyatronun provalarını ve diğer hazırlıkları anlattığı kısa belgeseli Aşura ile bu yıl Berlin Film Festivali’nde yarışarak Özel Mansiyon’a layık görülen Köken Ergun’un, daha önce Oberhausen, Rotterdam, Sydney ve Zagreb Film Festivallerinde gösterilen video işleri Türkiye’de ilk kez toplu olarak izleyiciyle buluşacak. Bu bölümde gösterilecek video işleri arasında Binibining Vaadedilmiş Topraklar,  TANKLOVE, Ben Askerim, İsimsiz, WEDDING ve 2007 yılında Rotterdam Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülü’nü kazanan Bayrak ile merakla beklenen Aşura bulunuyor.

Video işlerinde alt-kültürlerin ritüel ve törenlerine odaklanan Ergun, Binibining Vaadelmiş Topraklar‘da İsrail’de çalışan Filipinli kadınların kendi aralarında düzenlediği güzellik yarışmasına bakıyor. WEDDING’de Almanya’da elliden fazla Türk düğününde çektiği görüntülerle kurmaca bir düğün yaratıyor. İsimsiz’de ise, Türkiye’deki başörtüsü yasağına şaşırtıcı bir şekilde cevap veriyor.

Ergun’un diğer üç çalışması, resmi ideolojiyi ve ulusalcılığı sorguluyor. TANKLOVE’da, askerin ve ordunun görünmez olduğu bir Danimarka köyüne dev bir tankın gelişini gösterirken Sincan’daki tanklara gönderme yapıyor. Bayrak’ta bir bayram kutlamasında küçük zihinlere yüklenen resmi ideolojilere bakarken, Ben Askerim’de askerliğin ve asker olmanın kurgulanışını gene bir tören üzerinden sorguluyor. Festivale konuk olacak Ergun’un çalışmalarını, Ankaralılar, SALT Ulus’ta 5 Aralık’ta açılışı yapılacak bir sergi ile de daha yakından tanıma fırsatı bulacaklar.

Deneysel sinema: Avusturya – Türkiye

Türkiye’de deneysel sinemanın ilk örneklerinin ortaya çıkmasının 50. yılında, Türkiye’den ve deneysel sinema denilince ilk akla gelen ülke olan Avusturya’dan kısa filmler, bu bölümde izleyiciyle buluşacak.

Ozan Adam’ın Bir Olayın İnfazı Aleyhine Tutanağın İki Adı ve Kırık Plaklarla Dolu Bir BavulOğuzhan Akalın’ın (Kafes)Dilek Aydın’ın Şehri Terk EdinNurşen Bakır’ın PartizanlarEge Berensel’in GerisayımGürcan Keltek’in Fazlamesai ve Zeyno Pekünlü’nün Erkek Erkeğe filmlerinin gösterileceği bu bölümde sinemaseverleri Türkiye deneysel sineması için milat kabul edilebilecek bir film bekliyor. Filmleri günyüzüne çıkmayan yönetmen Alp Zeki Heper’in 1963’te Fransa’da çektiği kısa filmi Şafak.

Avusturya deneysellerinde ise Avusturya avangart sinemasının önemli isimlerinden Peter Tscherkassky’nin Mutlu Son ve Uzay, Lisl Ponger’in Pasajlar, multimedya işleriyle tanınan Virgil Widrich’in Fotokopi DükkânıSiegfried A. Fruhauf’un Ayna Mekaniği ve Gustav Deutsch’un Dünyanın Aynası Sinema 1 filmleri yer alacak. Bulunan eski filmlerin yeniden kurgulanarak mutlu bir hikâyeye dönüşmesi, göç öykülerinden oluşan hayali bir yirminci yüzyıl haritasının yaratılması ve dehşete kapılan bir kadının görüntüsünün perdeyi istila etmesi bu bölümde anlatılan hikâyeler arasında.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden festivale başvuran 1000’e yakın film arasından seçilen kısa filmler, Kısa İyidir bölümünde izleyicileri farklı ülkelerin yenilikçi sinemasıyla tanıştıracak. Bu bölümde ABD, Almanya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İsviçre, Ürdün, Portekiz, Romanya ve Sırbistan’dan kısa filmler izleyicilerle buluşacak.

Bu bölümde gösterilecek filmler arasında Jonas Meier’in yönettiği Alis GökteMaria Fredriksson’ın yönettiği Kahve VaktiMerlin Flügel’in yönettiği Yankı, Ulu Braun’un yönettiği Orman, Eliška Chytková’nın yönettiği Güneş, Ahmad Saleh’in yönettiği Ev, Hisko Hulsing’in yönettiği Hurdalık, Amelie Harrault’nun yönettiği Montparnasse’li Kiki, Gabriel Gauchet’nin yönettiği İnsan Müsveddeleri, Nir Nadler’in yönettiği İki Kişilik Ülke, Sam ve Fred Guillaume’un yönettikleri Ayının Gecesi, Rachel Mayeri’nin yönettiği Şempanzeler için Sinema: Maymunların Aile Yaşamı, Ana Nedeljkovic ve Nikola Majdak Jr’ın yönettikleri Tavşan Ülkesi, Philipp Scholz’un yönettiği Steffi Bunu Beğendi, Jochen Kuhn’un yönettiği Pazar 3, Sam Baixauli’nin yönettiği Kelime Hazinesi, Talkhon Hamzavi’nin yönettiği Parvaneh, João Nicolau’nun yönettiği Gambozinos ve Sylvia Borges’in yönettiği Sana Gidelim mi? bulunuyor.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna Edremit Belediyesi’nin katkılarıyla 27 Kasım’da Tuncel Kurtiz’in memleketi Edremit’te başlayacak. 29 Kasım–5 Aralık’taki Ankara gösterimlerin ardından 6-9 Aralık tarihleri arasında, son iki yıl festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla konuk olacak. Ankara’daki gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesiFacebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izleyebilirsiniz.

Gezici Festival 19. Yolculuğuna Hazırlanıyor

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna hazırlanıyor. 27 Kasım–9 Aralık 2013 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak olan festival, bu yıl ilk gösterimlerini 27 Kasım’da Edremit’te gerçekleştirecek. Gezici Festival, 29 Kasım-5 Aralık’taki Ankara  gösterimlerinin ardından, 6-9 Aralık tarihleri arasında son iki yıl coşkulu bir şekilde festivale ev sahipliği yapan Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla Sinop’a konuk olacak. 

Gezici Festival bu yıl izleyicilerine sürpriz bir açılışla merhaba diyecek. Gezici Festival’in ilk yıllarından itibaren önemli bir destekçisi olan, geçen yıl “bir daha, bir daha” izlediği filmleri kendisiyle birlikte izleme fırsatı bulduğumuz sevgili Tuncel Kurtiz, bu yıl da özel bir bölümle aramızda olacak. Ülkemizde bu yıl çekilen uzun metrajlı filmlerden derlenen Türkiye Sineması 2013 bölümünde yer alan filmlerin yönetmen ve oyuncuları festivalde yapılacak galalarda izleyicilerle bir araya gelecek. Bölümün merakla beklenen filmleri Ankaralı izleyiciyle ilk kez buluşacak.

Gezici Festival, bir kez daha Berlin, Cannes ve Sundance gibi önemli festivallerde gösterilen ve ilgi çeken filmlerden oluşan bir Dünya Sineması seçkisini izleyicilerine sunmaya hazırlanıyor. Bu bölümde ABD’den Fransa ve Lübnan’a, Meksika’dan Kore ve Şili’ye, farklı ülkelerin sinemalarından çarpıcı örnekleri izleme fırsatı bulacaksınız. Gezici Festival izleyicisinin daha önceki yıllardan yakından tanıdığı Şilili yönetmenlerin filmleri Bir Ülke: Şili bölümünde gösterilecek.

Ne Yapmalı? bölümü izleyiciye özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yöntemlerini düşünmeye davet edecek. Baskı ve sömürünün olmadığı bir dünya nasıl mümkün olabilir? Bunun için işe nereden başlamak gerekiyor? Bu seçkide yer alan filmler, kolektif mücadelelerden bireysel kahramanlara “Ne Yapmalı?” sorusuna yanıt getiren örnekler üzerinde duracak. Bölüm kapsamında düzenlenecek olan panelde farklı örgütlenme tarzları, demokrasinin temsili ya da katılımcı halleri, kente özgü eylemlilikler ve benzeri soruların yanıtları, filmlerin esinlediği hayallerin ışığıyla birlikte aranacak.

Gezici Festival programında bu yıl, farklı kurgu ve seçkileriyle dikkat çekecek üç özel bölüm bulunuyor. Şiir, roman ve öyküleriyle tanınan, Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden;  Barış Bıçakçı’nın Gezici Festival izleyicisi için seçtiği iki sürpriz film Barış Bıçakçı: İki Film Arasındaki En Kısa Mesafe bölümünde gösterilecek. Barış Bıçakçı, seçtiği iki filmle, insanlık hallerine, ergenlikten yetişkinliğe geçişe, kaybedilenlere, taşra yalnızlığına yeni bir gözle bakmaya çağırıyor ve iki filmin arasındaki en kısa mesafeyi sorgulatıyor.

Köken Ergun’un Video İşleri bölümünde, dünyada video ve performans alanlarındaki eserleriyle tanınan ve kısa belgeseli Aşura ile bu yıl Berlin Film Festivali’nde ödül kazanan Ergun’un, daha önce Oberhausen, Rotterdam, Sidney ve Zagreb Film Festivallerinde gösterilen video işleri toplu olarak Türkiye’de ilk kez izleyiciyle buluşacak. Festivale konuk olacak Ergun’un çalışmalarını Ankaralılar sürpriz bir sergi ile de daha yakından tanıma fırsatı bulacaklar.

Türkiye’de deneysel sinemanın ilk örneklerinin ortaya çıkmasının 50. yılında Türkiye’den ve deneysel sinema denilince ilk akla gelen ülke olan Avusturya’dan kısa filmler Deneysel Sinema: Avusturya-Türkiye bölümünde izleyiciyle buluşacak.

Artık gelenekselleşen Kısa İyidir ve Çocuk Filmleri bölümleriyle beraber, küçük izleyiciler için bir canlandırma atölyesi de Gezici Festival programının parçası olacak.

İlk yılından bu yana Gezici Festival’i yalnız bırakmayan ve her yıl festivale birbirinden özgün ve eğlenceli afişler sunan Behiç Ak, bu yıl da hazırladığı afişle Gezici Festival’in parçası olacak.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesi, Facebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izlenebilir. 

Sonbahar Habercisi Filmekimi 11-13 Ekim’de Ankara’da

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından İstanbul’da 12. kez gerçekleştirilen Filmekimi bu yıl da Vodafone FreeZone sponsorluğunda düzenlenecek. Geçen yıllarda olduğu gibi sinema keyfini Türkiye’nin farklı kentlerine taşıyacak Filmekimi, 11-13 Ekim tarihlerinde Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda Ankaralı sinemaseverlerle buluşacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda yapılacak Filmekimi, aralarında usta yönetmenlerin son yapıtlarının da bulunduğu çoğu ödüllü filmleri izleyicilerin karşısına çıkaracak. Zengin programıyla Filmekimi, Coen Kardeşler, Ari Folman, Jim Jarmusch, Abdellatif Kechiche, Kim Ki-duk, François Ozon, Onur Ünlü gibi saygın yönetmenlerin son filmlerini izleyicilerle buluşturacak.

Sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini Türkiye’nin dört bir yanına eriştirmeyi hedefleyen Filmekimi kapsamında İstanbul ve Ankara’nın yanı sıra Bursa, İzmir, Trabzon, Diyarbakır ve Gaziantep’te de gösterimler düzenlenecek. Filmekimi’nin İstanbul ayağı 28 Eylül-6 Ekim’de Atlas, Beyoğlu ve City’s, Bursa ayağı 28-30 Eylül’de Cinetech Korupark, İzmir ayağı 4-6 Ekim’de Karaca, Ankara ayağı 11-13 Ekim’de Büyülü Fener Kızılay, Trabzon ayağı 11-13 Ekim’de Varlıbaş AVM Atapark Avşar, Diyarbakır ayağı 25-27 Ekim’de Ninova Prestige ve Gaziantep ayağı 25-27 Ekim’de Sinepark Nakıp Ali sinemalarında düzenlenecek.

Filmekimi’nin 11-13 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Ankara ayağının broşürleri, Büyülü Fener Kızılay Sineması’ndan ve İKSV’den temin edilebilir. Filmekimi’nin İstanbul ve diğer şehirlerde yapılacak gösterimlerinin biletleri, 21 Eylül Cumartesi günü 10.30’dan itibaren, Biletix satış kanalları ile Atlas ve Beyoğlu sinemalarında kurulacak gişelerden satın alınabilecek. Filmekimi’nin Ankara ayağının biletleri ayrıca 10 Ekim gününden itibaren, Büyülü Fener Kızılay Sineması’ndan temin edilebilecek. Filmekimi Ankara biletleri tam 11, indirimli 9 TL.

Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, sinema kampanyasını Filmekimi’nde de sürdürecek. Vodafone FreeZone’lu sinemaseverler, Filmekimi’nde bir bilet aldıklarında aynı seans için bir bilet de hediye kazanacaklar. Kampanyalı bilet satışları 21 Eylül Cumartesi gününden itibaren ana gişelere ek olarak biletix.com adresi üzerinden yapılacak. Ayrıntılı bilgi www.vodafonefreezone.com sitesinde yer alıyor.

Filmekimi gösterimleri 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30’da yapılacak. Filmekimi’nin medya sponsorluğunu CNBC-e, Radikal ve Radyo Eksen üstleniyor. Filmekimi’nin afişlerini ve tanıtım kampanyasını bu yıl da Alametifarika yaptı.

Filmekimi Ankara programı şu şekilde:

11 Ekim Cuma:
11:00 – Son Şans
13:30 – Pislikler
16:00 – Ilo Ilo
19:00 – Sen Şarkılarını Söyle
21:30 – Mavi En Sıcak Renktir

12 Ekim Cumartesi:
11:00 – Kırık Çember
13:30 – Bir Hurdacının Hayatı
16:00 – The Canyons
19:00 – Kim Ki-Duk’tan Moebius
21:30 – Sen Aydınlatırsın Geceyi

13 Ekim Pazar:
11:00 – Bükreş’e Gece Çöktüğünde ya da Metabolizma
13:30 – Sefertası
16:00 – Genç ve Güzel
19:00 – Sadece Aşıklar Hayatta Kalır
21:30 – Benim Babam, Benim Oğlum

Filmekimi Ankara programında neler var?

  • The Lunchbox / Sefertası / Ritesh Batra

Cannes Film Festivali’nde insancıllığı ve duygusal yaklaşımı sayesinde en çok konuşulan filmlerden biri olan Lunchbox / Sefertası, mucizevi olduğu kadar gerçekçi bir aşk hikâyesini klişelere kapılmadan anlatıyor. Eleştirmenler Haftası bölümünde gösterilen Lunchbox / Sefertası, Cannes’da yalnızca eleştirmenlerin gözdesi olmakla kalmadı, İzleyici Seçimi ödülüne de layık görüldü.

  • Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle / Ethan Coen & Joel Coen

Coen Kardeşler’in merakla beklenen son filmi Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle, Türkiye’de ilk kez Filmekimi’nde gösterilecek. Bu yılki Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü alan film, genç bir şarkıcının 1961 yılında New York’ta folk müzik dünyasında tutunma mücadelesini anlatıyor. Oscar Isaac’e, 2010 yılında An Education / Aşk Dersi filmindeki rolüyle Oscar’a aday gösterilen genç oyuncu Carey Mulligan ile Trouble with the Curve / Hayatımın Atışı ve The Social Network / Sosyal Ağ gibi filmlerdeki performansıyla beğeni toplayan ünlü müzisyen Justin Timberlake eşlik ediyor. 1950’lerin Bob Dylan öncesi “folk dirilişi”nden ilham alan filmde şarkıları oyuncular Oscar Isaac, Carey Mulligan ve Justin Timberlake seslendiriyor.

  • Ilo Ilo / Anthony Chen

Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan ilk Singapur filmi olan Anthony Chen’in bu ilk uzun metrajlı çalışması, Singapurlu Lim ailesiyle daha iyi bir yaşam peşinde bu ülkeye göçmen gelen Filipinli yeni hizmetçileri Teresa arasındaki dokunaklı ilişkiyi mercek altına yatırıyor. Screen Daily dergisinin “küçük bir mücevher” sözleriyle övdüğü Ilo Ilo, Cannes Film Festivali’nde en iyi ilk filme verilen Altın Kamera’yı kazandı. Ilo Ilo’nun esin kaynağı, yönetmen Chen’in çocukluk anıları. Ilo Ilo, Singapur tarafından Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday gösterildi.

  • Bastards / Pislikler / Claire Denis

2011 yılında İstanbul Film Festivali’nde Uluslararası Altın Lale yarışması jürisinin başkanlığını üstlenen Claire Denis’nin son filmi, insanı hipnotize eden, derin, karanlık, kendi içinde dönüp duran bir intikam hikâyesi anlatıyor. Akira Kurosawa’nın Warui yatsu hodo yoku nemuru / Kötüler Rahat Uyur filminden yola çıkan Bastards / Pislikler, ilk gösterimini Cannes Film Festivalinin Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı. Filmin müzikleri yine, daha önce festivalde özel bir konser veren Tindesrticks’e ait; başrolü daha önce birçok kez ödül kazanan Vincent Lindon üsteniyor.

  • The Congress / Son Şans / Ari Folman

Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılış filmi olan Son Şans, Stanislaw Lem’in kült bilimkurgu romanı Gelecekbilim Kongresi’nin serbest bir uyarlaması. Beşir’le Vals adlı canlandırma filmiyle Oscar’a aday gösterilen Ari Folman’ın yönetmenliğini yaptığı, hem gerçekçi hem fantezi bir canlandırma olan filmin oyuncu kadrosunda Robin Wright’a Harvey Keitel, Paul Giamatti ve Jon Hamm eşlik ediyor. Filmde Robin Wright, sinemasal kimliği taranarak filmlerde kullanılan bir oyuncu olarak kendini canlandırıyor.

  • Only Lovers Left Alive / Sadece Aşklar Hayatta Kalır / Jim Jarmusch

Cannes’da ilk gösterimini yapan Only Lovers Left Alive / Sadece Aşklar Hayatta Kalır hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından Dead Man / Ölü Adam’dan bu yana Jim Jarmusch’un çektiği en iyi film olarak harika övgüler aldı. Detroit’ten Tanca kentine ve sadece gece saatlerinde geçen filmini Jarmusch “bir gizli vampir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor. Jarmusch’tan beklendiği üzere fetişlerle dolu bu çağdaş romantik dram, yüzyıllardır birlikte olan Adem ve Havva adında bir vampir çifti izliyor. Filmin oyuncu kadrosu da en az öyküsü kadar ilgi çekici: Tilda Swinton, Tom Hiddleston, Mia Wasikowska, Anton Yelchin ve Jeffrey Wright’a John Hurt de eşlik ediyor. Jim Jarmusch’un bir önceki filmi The Limits of Control / Kontrolün Limitleri, 2009 İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti.

  • Blue Is The Warmest Colour / Mavi En Sıcak Renktir / Abdellatif Kechiche

Mavi renge bambaşka bir anlam yükleyen Abdellatif Kechiche’in son filmi, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından büyük ilgi görerek festivalin büyük ödülü Altın Palmiye’yi kazandı. Başkanlığını Steven Spielberg’in yürüttüğü jüri, yönetmen Abdellatif Kechiche’le birlikte başrol oyuncuları Adele Exarchopoulos ile Lea Seydoux’yu da Altın Palmiye’ye layık gördü. Cinselliğe çekincesiz yaklaşımı ve gerçekçiliğiyle sansür ve sanat tartışmalarına yol açan Mavi En Sıcak Renktir, iki genç kızın yıllara yayılan birliktelikleri üzerinden yaşamı ve aşkı sorguluyor. Film, Julie Maroh’nun Le bleu est une couleur chaude adlı romanından sinemaya uyarlandı. Yönetmen Kechiche’in 2008’de Balıklı Bulgur, 2011’de Siyah Venüs adlı filmleri İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti.

  • Moebius / Kim Ki-duk’tan Moebius / Kim Ki-duk

İçerdiği şiddet dozu yüksek sahneler yüzünden ülkesi Kore’de sansür tartışmaları yaratan ve zar zor gösterim izni koparan Moebius, yönetmeni Kim Ki-duk’un geçen yıl Pieta / Acı ile Altın Aslan’ı kazandığı Venedik Film Festivali’nde ilk kez izleyici karşısına çıktı. Bir ailenin parçalanmasını cinsel arzular üzerinden ele alan Moebius, arzularına teslim olan bir baba, babasını kıskanan bir oğul ve ikisinin de trajik bir sona sürüklenmesine neden olan bir anneyi izliyor. Kim Ki-duk’tan Moebius’ta hiç konuşma yok.

  • Like Father, Like Son / Benim Babam, Benim Oğlum / Hirokazu Koreeda

Japonya’nın en tanınmış yönetmenlerinden Hirokazu Kore-eda, Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’ne layık görülen son filminde yine aile ve çocuk temasına geri dönüyor. Üçüncü kez Cannes’da yarışan Kore-eda’nın son filmi, bu festivalde 1987’den bu yana Jüri Ödülü kazanan ilk Japon filmi. Doğumdan altı yıl sonra bebeklerinin hastanede karıştığını fark eden iki aileyi izleyen filmin başrolünde Japonya’nın şöhretli şarkıcılarından Masaharu Fukuyama var. Filmin çıkış noktası, Japonya’da 1970’lerde hastane doğumlarının artmasıyla yaşanan benzer karışıklıklar olmuş.

  • Young & Beautiful / Genç ve Güzel / François Ozon

En son İstanbul Film Festivali’nde ve ardından vizyonda izlediğimiz Evde ile formunu hiç kaybetmediğine tanık olduğumuz François Ozon, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren Young & Beautiful / Genç ve Güzel ile Altın Palmiye için yarıştı. “4 mevsim ve 4 şarkı boyunca 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımladığı son filminde Ozon, Buñuel’in meşhur Gündüz Güzeli filmini çağrıştıran bir öyküyü ele alıyor ve cinsel uyanışını bir fahişe olarak yaşamayı tercih eden bir genç kızın bir yıllık değişim sürecini mercek altına alıyor.

  • When Evening Falls on Bucharest or Metabolism / Bükreş’e Gece Çöktüğünde ya da Metabolizma / Corneliu Porumboiu

Romanya’nın önde gelen “Yeni Dalga” yönetmenlerinden Corneliu Porumboiu, dünyanın halini absürt bir nüktedanlıkla ele aldığı Bükreş’in Doğusu ve Polis, (s.) filmlerinin ardından üçüncü uzun metrajı When Evening Falls on Bucharest or Metabolism / Bükreş’e Gece Çöktüğünde ya da Metabolizma ile bu kez sinema dünyasına dalıyor. İlk uluslararası gösterimini Locarno Film Festivali’nde yapan ve yönetmenin alametifarikası plan sekanslardan oluşan filmin çıkış noktası Romanya’da sinemaya verilen devlet desteği için getirilen yeni şartlar olmuş.

  • The Canyons / Paul Schrader

“Amerikan Sapığı” ve “Kural Ötesi” romanları sinemaya aktarılan roman yazarı Bret Easton Ellis’in bu kez senaryosunu yazdığı The Canyons ilk uluslararası gösterimini Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra İstanbul’da gösteriliyor. Yönetmenliğini İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü alan Paul Schrader’in üstlendiği bu çağdaş ve erotik Hollywood kara filmi, cinsel saplantılar ve kariyer hırsına kapılmış, 20’lerinde bir grup gencin komplolar, paranoya ve nihayetinde şiddetle örülü hızlı yaşamlarını izliyor. Ünlü yönetmen Gus Van Sant’ın da küçük bir rol aldığı filmin mikro bütçesinin çoğu, internet üzerinden kitle fonlamasıyla gerçekleştirildi.

  • An Episode In The Life Of An Iron Picker / Bir Hurdacının Hayatı / Danis Tanovic

Nisan ayında 32. İstanbul Film Festivali’nde İstanbul’daki sinefillerle buluşan An Episode in the Life of an Iron Picker / Bir Hurdacının Hayatı, Filmekimi ile Türkiye’yi geziyor. Berlin’de Gümüş Ayı’yı kazanan, Danis Tanovic’in filmi, hurda demir toplayarak hayatını zorlukla kazanan Nazif’in öyküsünü anlatıyor. 2001 yılında No Man’s Land / Tarafsız Bölge filmiyle Oscar’ın sahibi olan Danis Tanovic’in filminde kendilerini oynayan amatör oyuncularından Nazif Mujic, Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Bir Hurdacının Hayatı Nisan ayında yapılan 32. İstanbul Film Festivali kapsamındaki FACE İnsan Hakları Yarışması’nda Özel Mansiyon kazandı.

  • Sen Aydınlatırsın Geceyi / Onur Ünlü

Sen Aydınlatırsın Geceyi, ticari dağıtıma girmediği için Filmekimi programında yer alıyor. 32. İstanbul Film Festivalinde Ulusal Yarışma’da Altın Lale Ödülüne layık görülen filmin oyuncu kadrosunda Ali Atay, Demet Evgar, Ercan Kesal, Ezgi Mola, Nadir Sarıbacak, Ahmet Mümtaz Taylan, Tansu Biçer, Derya Alabora gibi ünlü isimler yer alıyor. Küçük bir Anadolu kasabasında, süper güçlere sahip sıradan insanların sıradan sıkıntılarını ele alan Sen Aydınlatırsın Geceyi, festivalde FIPRESCI, En İyi Senaryo, En İyi Kurgu ödüllerine de layık görülmüştü.

  • The Broken Circle Breakdown / Kırık Çember / Felix Van Groeningen

İlk kez şubat ayında Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde izleyici karşısına çıkan, baştan sona tutku ve müzik dolu bu melodram, 2010’da İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’yi kazanan Çölde Kutup Ayısı filminin de yönetmeni olan Felix van Groeningen tarafından aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanmış. Kırık Çember, Tribeca Film Festivali’nde En İyi Senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerine layık görüldü. Film, ikisi de bluegrass müzisyeni olan bir çiftin, çocuklarının ağır hastalığıyla zorlanan ilişkilerini izliyor.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 319.326 hits
Şubat 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.