Ekim 2012 için arşiv



49. Antalya Altın Portakal İzlenimleri – 2. Gün: Gülümse, Balkanlarda Herhangi Bir Adamın Ölümü, Demir Gökyüzü, Baikonur

Gülümse (Keep Smiling):

Gülümse, bir anneler güzellik yarışmasında yaşananları anlatan bir Gürcü filmi. Gürcistan’da gerçekte de böyle bir yarışma varmış. Yönetmen fikri de buradan almış zaten. Toplumun fakir kesiminden gelen yarışmacıların büyük kısmı bunu hayatlarını değiştirecek bir fırsat olarak görüyor. Büyük ödül olan iyi bir para ve bir apartman dairesi gerçekten de hemen hepsinin hayatını değiştirebilecek bir ödül. Bazıları yıllardır eski bir hastane binasını yerleşim yeri olarak kullanıyorlar örneğin.

Film komedi tarzında başlasa da hem Gürcistan’ın politik durumu hem de günümüz medyası üzerine epey ciddi ve acı şeyler söylüyor. Güzellik yarışmasında yapılanlar bizim televizyonlarımızda da yayınlanan türlü çeşitli yarışma programlarında yapılanlardan farklı değil.

Film sonrasında söyleşiye katılan yönetmen bazı kişilerin finali idealist bulduğunu söyledi. Ben de onlardanım. Finalde ne olduğunu açık etmeyeyim ama bence de gerçekte daha farklı olurdu. Gürcistan bu yıl Oscar’a da bu filmi göndermiş. Şansı olması çok zor ama en azından yaşananları onlar da tanıdık bulacaktır.

Balkanlarda Herhangi Bir Adamın Ölümü (Smrt Coveka na Balkanu /Death of a Man in the Balkans):

Filme geçmeden önce Cem Özer ve seyircilerden birinin jürinin gecikmesi ile ilgili yaşadığı polemikten bahsedelim. Film jüriye yer ayarlama çabaları nedeniyle bir miktar geç başladı. Bu tip yarışmalı organizasyonlarda jüri gelmeden filmin başlamaması zaman zaman beni de sinirlendirir. Aslında burada çok da gecikmediler ama geldiklerinde onları oturtacak yer ayarlanması epey zahmetli oldu. Şöyle diyelim, jüri 4 dakika geciktiyse, film 14 dakika geç başladı. O arada Cem Özer kendisinin de dahil olduğu uluslararası yarışma ana jürisinin daha iyi yere oturması için gençlik jürisini kaldırmak isteyince seyircilerden biri itiraz edip “bu kadar kolay teslim olmayın” dedi ve kısa süreli bir polemik yaşandı. Aslında jürinin yeri net bir şekilde belli olsa gecikme çok daha kısa süreli olacaktı. O yüzden gecikmenin nedenini organizasyona bağlamak lazım. Yine de Cem Özer, günde 3 film izliyoruz arada yemek de mi yemeyelim savunmasına girmeseydi keşke. Bir önceki filmde de kendileri ile aynı salondaydık, arada net 1.5 saatleri vardı yemek için.

Bu filmle ilgisiz girişten sonra filme gelecek olursak, öncelikle biçimsel yapısı ile dikkat çekiyor. Tüm film 80 dakika boyunca sadece bir kez hareket eden bir kamera önünde geçiyor. O hareket de kameraya çarpıldığı için oluyor zaten. Bir webcam önünde intihar eden bir adam öldükten sonra da kamera çalışmaya devam eder. Biz de bu kameradan herşeyi izleriz. Yani karşımızda 80 dakikalık, neredeyse hareketsiz tek bir çekim var. İntihar sonrası eve komşular, cenazeci, polisler ve pizzacı gibi karakterler geliyor. Doğrusu bir kara komedi için ilginç bir fikir ama karşımızda orta karar bir film var. Film sonrası söyleşide senaryo ve oyunculuklar epey övgü aldı ama bence her ikisi de daha iyi olabilirdi.

Söyleşi sırasında yönetmen filmin ön hazırlığının 2 ay sürdüğünü, izlediğimiz filmin de 12. çekim denemesinde ortaya çıktığını belirtti. Hikayeyi de yaşadığı çeşitli olaylardan yola çıkarak oluşturmuş. Örneğin bir bilardo oyunu sırasında kalp krizi geçirerek ölen bir kişi için ambulans beklenirken insanların oyuna devam etmesi ya da başka bir olayda ambulanstan önce cenaze arabasının gelmesi filmin oluşmasına yol açan bazı olaylar olmuş. Söyleşinin bombasıysa bir seyircinin filmden Nuri Bilge Ceylan tadı aldığını söylemesi oldu. Yönetmen ve görüntü yönetmeni de ne diyeceğini bilemedi buna karşı ve sonunda bunu iltifat kabul ederiz diyerek geçiştirdiler. Bu arada bir kez daha gördük ki yabancı yönetmenlere sorulan standart Türk sinemasını tanıyor musunuz sorusuna eskiden Yılmaz Güney cevabı verilirdi, artık Nuri Bilge Ceylan deniyor.

Demir Gökyüzü (Iron Sky):

Iron Sky, çok eğlenceli bir bilim-kurgu komedi. 1945’de aya kaçan naziler 2018 yılında Amerikan başkanlık seçimleri döneminde dünyaya geri dönerler. Seçimler sırasında savaşta olursa kazanacağına inanan başkan (ki Sarah Palin’den esinlenilmiş bir başkan olduğu açık) da savaş için elinden geleni yapıyor. Çok iyi espriler var filmde, Chaplin’den Kubrick’e onlarca filme göndermeler, politik dokundurmalar da cabası. Nazilerin bir kısmı çok barışçı olduklarına inanıyor. Chaplin’in Great Dictator’u onlar için Hitler’i öven 10 dakikalık bir kısa film. Filmin Türkiye hakları herhangi bir şirkette mi bilmiyorum ama gösterime girerse seyirci çekebilir. Filmin en az iki devam filminin geleceğini de belirtelim.

Söyleşiye gelen Udo Kier çok konuşkan, eğlenceli ve canayakın bir kişilik. Söyleşi sırasında bir an bile susmadı. Hemen her konuda esprili cevaplar verdi, aralara Blade’den replikler sıkıştırdı vs.vs. Udo Kier’in tavrı bizim bazı kasıntı oyuncularımıza örnek olsun isterim. Dünya çapında bir kariyeri olan bir isim ve hiç tepelerden bakmıyor. Bu arada pek samimi olduğu Trier’in nazi olmadığını da belirtti, yakın zamanda sağda solda Trier’in porno filmi olarak anılan (hoş Kier de öyle niteledi) Nymphomaniac’da oynamış. Kötü haber (iyi de olabilir, bakış açısına bağlı) onun seks sahnesi yokmuş. Belirtmen gereken bir nokta da çevirmenin başarısıydı. Bu tip organizasyonlarda gördüğüm en seri ve doğru çeviren kişiydi. Kier de doğruluğunun olmasa da seriliğinin farkına vardı ve çevirmeni övdü. Son olarak “Allah Büyük” (Udo Kier’in Türkçe’de öğrendiği ilk cümle imiş)…

Baikonur:

Baikonur, Kazakistan’da bir uzay üssünün bulunduğu bölgenin adı. Yıllar önce Yuri Gagarin de buradan uzaya çıkmış. Bölgedeki halkın geçim kaynaklarından biri de uzaya giden araçların geride bıraktığı parçaları toplayarak satmak. Bölgede yaşayan Kazak gençlerinden biri kafayı fazlasıyla uzaya takmış. Baikonur’dan kalkan bir mekikte yer alan Fransız kadın astronota da uzaktan uzağa ilgi duyuyor. Hikaye bu ya, kadın astronot onun köyüne zorunlu iniş yapınca üstelik bir de hafızasını kaybedince aralarında bir ilişki başlıyor. Bu arada köyde bir de oğlana ilgi duyan bir kız var. Fazla tesadüflere bağlı bir öykü yorumu yapılabilir ama yönetmenin önceki filmleri de masalsı öyküler anlatmaya meyilini gösteriyordu. Genel olarak çok iyi bir film değil belki ama yine de eğlenceli ve romantik bir yapım. Müziklerini de Goran Bregoviç’in yaptığını ekleyelim.

Reklamlar

49. Antalya Altın Portakal İzlenimleri – 1. Gün: Zoraki Misafir, Özgürlük Operasyonu, Yaşasın Dünya

Zoraki Misafir (Un Cuento Chino / Chinese Take-Away):

Zoraki Misafir, iki farklı kültürden gelen, birbirlerinin dilinden anlamayan iki adamın zamanla gelişen dostluklarını anlatan hoş bir komedi. Roberto, hayatını belli kurallara göre yaşayan (mesela her gece tam 23:00’da ışığını kapatarak uyuyan), gayet dürüst ve haksızlığa hiç tahammülü olmayan sert mizaçlı bir Arjantinli. Jun ise absürd bir kaza sonucu nişanlısını kaybetmiş, Arjantin’e gelip dayısını arayan bir Çinli. Çince’den başka dil bilmeyen Jun’a sadece Roberto yardım ediyor ve olaylar gelişiyor. Sonlara doğru epey duygusala bağlasa da keyifli bir komedi. Bazı seyircilerin epey kahkahaya boğulduğunu söyleyebilirim (bana biraz fazla geldi hatta). Bana en çok kahkaha attıran sahne ise bir DVD muhabbetinde yarım saatte bir altyazı giren bir Rus filminden bahsetmeleri oldu. DVD kapağını tam göremesem de tahminim bir Tarkovski filminden bahsettikleri yönünde.

Türkçe altyazı filmin üstüne gömülüydü. Demek ki gösterime girmesi muhtemeldir. Tavsiye edilir. Bu arada filmin başında gördüğümüz ve filmin çıkış noktası olan absürd olayın da gerçekte olmuş bir olayın çok benzeri olduğunu görüyoruz. Filmin sonunda gerçek olayın haber bültenlerindeki görüntüleri de mevcut.

Özgürlük Operasyonu (Operation Libertad):

Özgürlük Operasyonu, bir karakterin kamera ile herşeyi çektiği film formatının dönemsel politik film türünde kullanılmış hali. Genellikle korku filmlerinde karşılaştığımız bu formatla artık pek çok filmde karşılaşıyoruz. Ancak bu filme tam anlamıyla “buluntu film” demek mümkün değil. Görüntüleri çekenin yıllar sonra üzerine yaptığı yorumları duyuyoruz. Üstelik eğer yanılmıyorsam dış ses dışında zaman zaman filme eşlik eden bir müzik de vardı.

Bu İsviçre filmi 70’lerin gençlerine nostaljik ve keyifli bir bakış gibi başlıyor ama zamanla epey ciddi bir ton alıyor. Gençler ideallerini eyleme dökmeye başladıklarında olaylar karışıyor ve iç çatışmalar başlıyor. Bu noktada filmin mesajı ile ilgili karasızım. Bir yandan o gençlik günlerindeki idealleri hala savunuyor gibi, bir yandan da zaten o ideallerin gerçekleşmesi mümkün değildi ve ancak 20 yaşında savunulabilirdi diyor gibi. Filmin sonunda duyduğumuz “no more heroes” şarkısı da benzer şekilde iki türlü de yorumlanabilir. Doğru bir yorum için bir kez daha izlemek lazım belki de ama buna değecek kadar iyi bir film mi tartışılır.

Yaşasın Dünya (¡Vivan las Antipodas!):

Yaşasın Dünya, orijinal bir fikirden yola çıkan çok başarılı bir belgesel. Hiç dış ses anlatımı içermeden görüntüler ile derdini anlatıyor. Bulunduğunuz yerden dünyanın merkezinden geçen bir doğru çekin ve dünyanın diğer ucundan çıkın, kuvvetle muhtemel denizle karşılaşacaksınız. Yaşasın Dünya, her iki tarafında da yaşam olan 8 noktada (4 çift de denebilir) yaşananları müthiş bir görsellikle aktarıyor.

Bu noktalara antipod adı veriliyor. Antipodlar arasında kimi zaman zıtlıklar, kimi zaman benzerlikler dikkat çekiyor. Ama filmin en büyük özelliği dediğim gibi görselliği. Filmin başında yazıyla alıntı yapılan Alice Harikalar Diyarında kitabında Alice benzer şekilde dünyanın öbür ucundan çıkılırsa başaşağı yürüyen insanlarla karşılaşacağını söyler. Burada da benzer bir mantıkla pek çok görüntüyü tersten görüyoruz.

Bildik anlamda bir anlatım yapısı olmadığı için kimi seyirciye sıkıcı geldi ve çıkanlar oldu ama tadına varılırsa kesinlikle iyi bir yapım. Bu arada belgeselde özel efekt kullanımı olur mu sorusunun cevabının da yerli yerinde kullanılırsa evet olduğunu gördük. Dünyanın iki ucunu aynı görüntüde birleştirmenin başka bir yolu yok zaten.

49. Antalya Altın Portakal Film Festivali Başlıyor

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali bugün yapılacak açılış töreni ile başlıyor. Açılış töreninde Türkan Şoray’a sanatta sosyal sorumluluk ödülü verilecek. Ayrıca yönetmen Duygu Sağıroğlu, yapımcı Necip Sarıcı ve oyuncular Güler Ökten, Salih Güney ve Meral Zeren’e de yaşam boyu onur ödülü verilecek.

Bu yılki ana teması “Mizah, Muhalefet ve Demokrasi” olarak belirlenen festival, 12 Ekim 2012 tarihine kadar devam edecek.

Festivalin en önemli bölümlerinden biri her yıl olduğu gibi Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması. Bu bölümde yarışmaya katılacak filmler şunlar:

  • Çağatay Tosun’un yönettiği “Derin Düşünce”
  • Ahmet Sönmez’in yönettiği “Elveda Katya”
  • Dilek Keser, Ulaş Güneş Kacargil’in yönettiği “Evdeki Yabancılar”
  • Hüseyin Tabak’ın yönettiği “Güzelliğin On Par’ Etmez”
  • Ersin Kana’nın yönettiği “Hile Yolu”
  • Ali Aydın’ın yönettiği “Küf”
  • Rezzan Tanyeli’nin yönettiği “Pazarları Hiç Sevmem”
  • Ali Adnan Özgür’ün yönettiği “Toprağın Çocukları”
  • Tunç Okan’ın yönettiği “Umut Üzümleri”
  • Erdem Tepegöz’ün yönettiği “Zerre”

Ayrıca ulusal kısa metraj ve belgesel film yarışmaları dışında uluslararası uzun metraj film yarışması da festivalin diğer yarışmalı bölümleri. Altın Portakal’ın diğer bölümlerinin ana başlıkları ise şu şekilde sıralanıyor:

  • Öteki Ses
  • Savaşa Karşı
  • Kahkahanın Zaferi
  • Ustaların Gözünden
  • Özel Gösterimler
  • Yıldızlı Geceler
  • Anısına

Son bir kaç yılda olduğu gibi Sinema Manyakları olarak Altın Portakal’ı yerinde takip edeceğiz ve festival ile ilgili izlenimlerimizi de buradan paylaşıyor olacağız. Antalya’daki tüm sinemaseverlere şimdiden iyi seyirler.


Türkiye Kısaları Sitges Film Festivali’nde

Dünyanın en eski ve ünlü fantastik film festivali Sitges Fantastik Film Festivali (Festival Internacional de Cinema Fantàstic de Catalunya) Türkiye Kısa Film Seçkisi’ni ağırlamaya hazırlanıyor.

puruli kültür sanat tarafından hazırlanan, fantastik, bilimkurgu ve korku/gerilim türündeki kısa filmleri içeren seçkide beş film yer alıyor: Bir Anadolu efsanesinden uyarlanan canlandırma Alageyik Efsanesi (Alican Meydan, 2010), şeytanın insanoğlunu baştan çıkarışına dair fantastik öykü Elmanın Laneti (H. Doğan Ercan, 2010), en mahrem anıların bile kontrol edildiği post apokaliptik bir dünyayı tasvir eden Gelecekten Anılar (Hüseyin Mert Erverdi, 2010), eski bir hatıranın gün ışığına çıktığı tekinsiz bir sohbete kamerasını çeviren Microcassette Recorder (Dünay Kılıç, 2010) ve insanların sanal gerçeklikte sanal deneyimler yaşayabildikleri distopik bir gelecekte geçen Perspective (Mehmet Can Koçak, 2011). Seçki 5 Ekim 2012 Cuma günü gösterilecek.

“Dünyanın sonu”na doğru

4-14 Ekim 2012 tarihleri arasında İspanya’nın Sitges kasabasında 45. kez düzenlenecek olan festivalin bu seneki teması “Dünyanın Sonu”. Tema, Maya kehanetlerine göre 2012 yılı dünyanın sonuna işaret ettiği için seçilmiş.

Kıyametten kaçış yok. Ünlü olsanız bile…

Bu sene Kim Ki-Duk, David Cronenberg, Takeshi Kitano, Alain Resnais, Takashi Miike gibi yönetmenlerin son filmlerini seyirciyle buluşturacak olan Sitges Fantastik Film Festivali’nin onur konuğu Quentin Tarantino. Tarantino ile birlikte Neil Jordan, Elijah Wood ve Eli Roth gibi isimler de festivali ziyaret edecek.

Seçki ve festival hakkında daha fazla bilgi için:

http://sitgesfilmfestival.com/eng/brigadoon

3. Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası Başladı

Ankara İtalyan Kültür Merkezi ve Çankaya Belediyesi’nin katkıları ile düzenlenen 3. Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası, dün (1 Ekim 2012) yapılan açılış töreni ve Ferzan Özpetek’in Serseri Mayınlar filminin gösterimi ile başladı. 5 Ekim’e kadar sürecek olan etkinlikte yakın döneme ait 7 İtalyan filmi gösterilecek. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak olan gösterimlerin programı şu şekilde (filmlerin adlarının üzerine tıklayarak IMDB sayfalarına erişilebilir):

2 Ekim 2012 Salı
16:00 – Sakin Ol (Scialla!)
18:00 – Gianni ve Kadınlar (Gianni e le Donne)
19:45 – Esaretten Kaçış (A Cavallo Della Tigre)

3 Ekim 2012 Çarşamba
16:00 – İş Adamı (L’industriale)
18:00 – Ne İşim Var Benim Burada! (Ma Che Ci Faccio Qui!)
19:45 – Kriptonit (La Kryptonite Nella Borsa)

4 Ekim 2012 Perşembe
16:00 – Esaretten Kaçış (A Cavallo Della Tigre)
18:00 – İş Adamı (L’industriale)
19:45 – Sakin Ol (Scialla!)

5 Ekim 2012 Cuma
16:00 – Kriptonit (La Kryptonite Nella Borsa)
18:00 – Gianni ve Kadınlar (Gianni e le Donne)
19:45 – Ne İşim Var Benim Burada! (Ma Che Ci Faccio Qui!)

Bu arada her ne kadar sinema ile doğrudan ilgili olmasa da aynı tarihlerde Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Uçan Süpürge ekibinin düzenlediği bir sergi olduğunu da belirtelim. Kim Gitti / Geride Ne Kaldı? başlıklı sergide 40 kadın sanatçı göç olgusu ve bunun kadınlık deneyimlerine olumlu/olumsuz etkileri konusundaki çalışmalarını sergiliyorlar. İtalyan filmlerini izlemeye giden sinemaseverler bu sergiyi gezmeyi de ihmal etmesin.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 263.392 hits
Ekim 2012
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: