Archive for the 'Sinema' Category



Beyazperdenin Yeni ve Bağımsız Dergisi “Sinema Terspektif”

SinemaTerspektifKapak

Aylık bağımsız sinema dergisi Sinema Terspektif, düz bakışa ve kalıplaşmaya alternatif olarak yayın hayatına merhaba diyor. Sinema Terspektif ile kadının büyülü eli sinemaya  değiyor.

Sinemanın yükselen habercisi olmak için kollarını sıvayan dergi, düşünceleri estetik kılmak için harekete geçiyor. Detaylara yatkın ve farklı eleştiriler sunmaya hazırlanan Sinema Terspektif; sıradan, popüler ve yüzeysel düşüncelerin hâkimiyetini reddediyor. Dünya deneyimini, kendini ve başkalarını kaydetme olan sinemayı, yaşayarak ve yazarak içselleştiriyor.

Sinema Terspektif iç dünyanızın şifrelerini çözüyor

Hayatın yansımalarını ve iç dünyanın dışavurumunu bağımsızca ortaya koyan Sinema Terspektif beyaz perdeyi deşifre ediyor. Var olan klasik düşünce kalıplarının dışında fikir üreterek sorumluluk üstleniyor, son sözü söyleme parolası ile yola çıkıyor.

Erk anlayışının tabulaştığı günümüzde dengeleri değiştirecek bir özgüven ile beyazperdeye ışık tutan Sinema Terspektif değişimi hissettiriyor. Bilinci besleyen ve çağımızda terapi yöntemleri arasına giren sinema,  ‘kim’ olduğumuzu değilse bile en azından ‘varlığımızı’ bilme yetisi ve bir başkasının sesiyle yüzleşme halini anlamlı kılıyor.

Kadının detaylara önem veren yaklaşımı Sinema Terspektif’te buluşuyor

Editoryal kadrosu kadınlardan oluşan Sinema Terspektif; kalemi, eleştiri yazmak için değil, sinemayı okumak için kullanıyor. Derinlemesine ve sistematik yazıları ile bir sinema dergisinin hiç olmadığı kadar güçlü geliyor.  Kendini, sadece izleyen, okuyan, dinleyen değil, bunlar üzerinde düşünen ve fikir üreten olarak tanımlıyor.

Film dünyasının spesifik içeriğe sahip dergisi Sinema Terspektif’i  seçkin kitabevlerinden edinebilir, www.sinematerspektif.com‘dan takip edebilirsiniz.

Fantasturka Ankara Başlıyor!

34507-fantasturka2b2014

Ankara Kısa Filmciler Derneği tarafından düzenlenen FANTASTURKA ‘Türk İşi Fantastik Filmler Festivali’  Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü desteği ile 18 Aralık 2014 Perşembe günü Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde başlıyor!

İstanbul Fatihi Fantasturka Ankara’da!

Türk Sineması’nın 1914 yılında başladığı yolculuğu 2014 yılında,  yılın (son) festivali ile devam ediyor. 12- 14 Aralık tarihleri arasında İstanbul- Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen festival ‘Ölüler Konuşmaz ki’ filminin gösterimi ile başladı.  1972 yapımı ‘Yılmayan Şeytan’ filminin gösteriminden önce sinema yazarı Ege Görgün film hakkında bilgi verirken ‘Film zaman zaman karmaşık ve kopuk sahneler içeriyor. Bir rüyayı seyredeceksiniz, Yılmaz Atadeniz’in bir rüyası’ ifadelerini kullandı. Festivalin Ankara ayağı ise 18 Aralık Perşembe günü ‘Fantastiğin Sineması’ özel gösterimi ile başlayıp 21 Aralık Pazar günü son bulacak. Film gösterimlerinin yanı sıra ‘Türk İşi Robot Yapım Atölyesi’, ‘Kahramanlar Aramızda’ adı ile orijinal film afişleri ve lobi kartları sergisi gerçekleştirilecek. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki tüm festival etkinlikleri ücretsiz olacak.

Danışma Kurulu Festivalde!

Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan festivalin danışma kurulunda Tersninja.com sitesinin kurucusu Ege Görgün, Sinematikyesilcam.com sitesinin kurucusu ve editörü Utku Uluer, Geceyarısı Sineması editörlerinden Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Kaya Özkaracalar ile Fanatik Film ve Horizontal Yayınları’nın kurucusu Nejdet Arkın yer alıyor. Danışma kurulunun bu değerli isimleri film gösterimlerinden önce festival katılımcılarına filmler ile ilgili detaylı bilgi verecek ve o dönem ile ilgili merak edilen tüm soruları yanıtlayacak.

‘Kahramanlar Aramızda’

Festival süresinde Utku Uluer ve Fatih Danacı’nın  ‘Kahramanlar Aramızda’ orijinal film afişleri ve lobi kartları sergisi ile festival katılımcıları dönemin film kahramanlarını yakından inceleme şansı bulacak.  Yeşilçam uyarlaması filmlerden bazılarına ait afiş ve lobi kartları ile uyarlamaya neden olan asıl filmlerin yerli edisyon afişlerini bulacağınız sergideki ürünler Fatih Danacı’nın kişisel koleksiyonuna aittir.  Sergide yer alan ve Utku Uluer’e ait 4 kolaj ise Fantastik Türk Filmlerinin yapısına benzer bir şekilde tasarlanmış; filmlerin montaj ve senaryosunda kullanılan “kes-yapıştır” tekniğinden esinlenilerek oluşturulmuştur.

Gezici Festival 3 – 7 Aralık’ta Eskişehir’e Konuk Oluyor

20. Gezici Festival

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılında Eskişehirli seyircileriyle buluşuyor. 28 Kasım’da Ankara’dan yola çıkan festivalin başkent gösterimleri, 4 Aralık’a kadar sürecek. Festival, Ankara gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3-7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Festival kapsamında; ‘Dünya Sineması’, ‘Sinema Aşkına’, ‘Murathan Mungan: Gerçeğe Açılan Üç Kapı’, ‘Türkiye 2014’ ve ‘20 Yılın En İyi Kısaları’ bölümlerinde yer alan filmler, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü Sinema Anadolu’da gösterilecek.

Festival, Nesimi Yetik’in Toz Ruhu (2014) adlı filmiyle açılacak. Adana Altın Koza’dan ‘En İyi Film’ dahil üç ödülle dönen Yetik’in ilk uzun metrajlı filmi Toz Ruhu, seyirciyi gündelikçi Metin’in küçük dünyasıyla buluşturacak. Yönetmen Nesimi Yetik, senarist ve yapımcı Betül Esener ve başrol oyuncusu Tansu Biçer; Eskişehir’de Gezici Festival’e eşlik edecek.

Leviathan

Her yıl farklı ülkelerden çarpıcı filmleri izleme fırsatı sunan Gezici Festival, bu yıl da dünya sinemasının en yenilerini Eskişehirlilerle buluşturacak. Yönetmenliğini Jean-Pierre ve Luc Dardenne kardeşlerin yaptığı, Belçika’nın ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında 2015 Oscar aday adayı İki Gün, Bir Gece (Two Days, One Night), yine sosyal bir konuya işsizliğe temas ediyor ve kapitalizmin çirkin yüzünü etkili bir anlatımla sinemaya aktarıyor. Kara mizahın önde gelen temsilcilerinden Bent Hamer’ın yazıp yönettiği sıra dışı komedi filmi 1001 Gram (1001 Grams) ise kısa süre önce boşanmış işkolik bir laboratuvar teknisyeni Marie’nin, Paris’te katıldığı bir bilim konferansında kendini yepyeni bir dünyanın içinde bulmasını anlatıyor. Film, Norveç’in ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında 2015 Oscar aday adayı. Yönetmenliğini Levan Koguashvili’nin yaptığı İlk Randevu (Blind Dates), orta yaş yalnızlığını samimi bir şekilde beyazperdeye yansıtırken, Andrey Zvyagintsev’in dördüncü uzun metrajlı filmi Leviathan, Rusya’da küçük bir kasabada yaşayan Kolya’nın hikayesini Eskişehirli sinemaseverlerle buluşturuyor. Cannes’dan En İyi Senaryo ödülünü kazanan film, Rusya’nın Yabancı Dilde En İyi Film dalında 2015 Oscar aday adayı. Viviane Amsalem’in Boşanma Davası (Gett: The Trial of Viviane Amsalem), 20 yıllık mutsuz evliliğini bitirmek isteyen Viviane’in, buna karşı çıkan pasif-agresif kocası Elisha ile haham hakimlere karşı yıllar süren mücadelesini konu alıyor. Yönetmenliğini Shlomi Elkabetz ve filmin başrol oyuncusu Ronit Elkabetz’in üstlendiği bu çarpıcı film, İsrail’in Yabancı Dilde En İyi Film dalında 2015 Oscar aday adayı.

Bu yıl tutkuyla sinema yapan yönetmenlere özel bir bölüm ayıran Gezici Festival, sinemaya duyulan aşkın hiç bitmediğinin birer kanıtı olan ve sinema tutkusunu konu alan filmleri “Sinema Aşkına!” bölümünde Eskişehirli seyircisiyle buluşturuyor. Kamerasına giderek daha çok bağlanan ve dünyaya yalnızca vizörden baktığı için çevresindekileri yitiren bir sinemasevere odaklanan, usta yönetmen Krzystof Kieslowski’nin filmi Amatör (Camera Buff), bu bölümde gösterilecek filmler arasında yer alıyor. Yönetmenliğini Abbas Kiarostami’nin yaptığı Yakın Plan (Close-Up) ise ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf olduğunu söyleyen ve Tahranlı varlıklı bir aileyi bir filmde oynatacağına dair yalan söyleyerek kandırmaya çalışan Sabzian adlı işsiz bir adamın mahkemesiyle başlıyor. Hem Sabzian’ın hem de tuzağa düşürdüğü ailenin sinema şöhreti olma düşkünlüğünü yansıtan film, Nanni Moretti’nin Yakın Plan’ın Galası (Opening Day of Close-Up) adlı 7 dakikalık kısa filmi ile birlikte gösterilecek. Mark Cousins’ın 1998’de Saddam Hüseyin’in gerçekleştirdiği zehirli gaz saldırısına maruz kalan Halepçe’nin Goptapa köyüne ziyaretinin kaydı olan İlk Film (The First Movie) de Eskişehirli seyircilerin festival kapsamında izleyebileceği filmler arasında yer alıyor.

Konuşma (The Conversation)

Önceki yıllarda Zeki Demirkubuz, Tuncel Kurtiz ve Barış Bıçakçı’nın seçtiği filmleri sinemaseverlerle buluşturan festival, bu yıl Murathan Mungan’ın özel seçkisine “Gerçeğe Açılan Üç Kapı” bölümünde yer veriyor. Mungan bu bölümde, gerçekle olan ilişkimizi sinema aracılığıyla sorguluyor. “Fotoğrafta ne görmek istiyoruz?: Cinayeti  Gördüm (Blow Up; Michelangelo Antonioni, 1966)” ve “Ne duymak istiyoruz?: Konuşma (The Conversation)” filmleri, Eskişehirli sinemaseverleri gerçeklik algısı ve hakikatin doğasına dair düşünce egzersizi yapmaya davet ediyor. Usta yönetmen Michelangelo Antonioni’nin 1960’ların en özgün yapıtlarından biri olarak kabul edilen filmi Cinayeti Gördüm, gerçeklik ve gerçeklik algısını sorguluyor. Francis Ford Coppola’ya 1974’te Altın Palmiye kazandıran Konuşma ise ünlü yönetmenin en çarpıcı filmlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleşecek “Türkiye 2014” bölümünde ise yine en yeni ve heyecan verici filmler Eskişehirli sinemaseverleri bekliyor. Saraybosna Film Festivali’nden ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden ise ‘En İyi İlk Film’, ‘En İyi Erkek Oyuncu’, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ve ‘En İyi Müzik’ ödülleriyle dönen Erol Mintaş’ın ilk filmi Annemin Şarkısı (2014), festival kapsamında izleyicisiyle buluşuyor. Filmin oyuncularından, Saraybosna Film Festivali’nden ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü alan Feyyaz Duman, Eskişehir gösterimlerine katılıyor. Adana Film Festivali’nde ‘En İyi Senaryo’ ödülü alan Derviş Zaim’in son filmi Balık (2014), yazar ve yönetmen olarak her daim polisiye tadındaki içsel yolculukları ve kimlik mevzusunu irdeleyen Tayfun Pirselimoğlu’na; Roma’da ‘En İyi Senaryo’, İstanbul’da ‘En İyi Film’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Müzik’ ödüllerini getiren Ben O Değilim (2013), Venedik Film Festivali’nden ‘Jüri Özel Ödülü’ ve Antalya’dan ‘Jüri Özel Ödülü’ ile ‘En İyi Kurgu’ ödülünü alan Kaan Müjdeci imzalı Sivas (2014) da gösterilecek filmler arasında yer alıyor. Adana Altın Koza’da ‘Yılmaz Güney Ödülü’ ile ‘Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü’ alan Neden Tarkovski Olamıyorum? (2014) ise filmin yönetmeni Murat Düzgünoğlu ve oyuncusu Vuslat Saraçoğlu’nun katılımıyla Eskişehirli seyircilerle buluşacak.

20’nci yıla özel olarak “20 Yılın En İyi Kısaları” da festival kapsamında Eskişehirlileri bekliyor olacak. Omuz Omuza (Hans Petter Moland, 2002, Norveç), Las Palmas (Johannes Nyholm, 2011, İsveç), Örümcek (Nash Edgerton, 2007, Avustralya), Annem Sinema Öğreniyor (Nesimi Yetik, 2006, Türkiye), Bir Gün Bir Adam Bir Ev Alır (Pjotr Sapegin, 1998, Norveç), Tango (Zbigniew Rybczynski, 1980, Polonya), Sorun Yumağı (Steve Sullivan, 2001, İngiltere), Arjantin Tangosu (Guido Thys, 2006, Belçika), Kalk Borusu (Marc-Henri Wajnberg, 1996, Belçika), Uzatmalar (Oury Atlan, Thibaut Berland, Damien Ferrié, 2005, Fransa), Bir Daire Ve Altı Davulcu İçin Müzik (Johannes Stjärne Nilsson, 2001, İsveç) ve Teşekkürler! (Christine Rabette, 2002, Belçika), bu bölümde yer alacak.

Gezici Festival 2014 İzlenimleri – 1. Gün: Kültür Katedralleri

Gezici Festival’in ilk gününde sadece bir film izleme fırsatı buldum. Altı kısa film de diyebiliriz aslında:

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture):

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Bambaşka tarzları olan 6 yönetmenin dünyanın farklı köşelerindeki 6 tanınmış binayı ele alarak çektikleri Kültür Katedralleri, Gezici Festival’in merakla beklenen filmlerden biriydi. Wim Wenders’in öncülüğünde bir televizyon projesi olarak başlayan yapımda her yönetmen ele aldığı binaya yarım saate yakın bir süre ayırarak, 3D’nin olanaklarını da kullanarak anlatmışlar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu bölümlerin hepsini arka arkaya izlemek üç saate yakın sürünce sonlara doğru insanın dikkati dağılıyor. Belki de bu yüzden filmin ilk üç bölümünü daha fazla sevdim. Her bölüme kısaca bakmak gerekirse:

Berlin Filarmoni (Wim Wenders): Wenders muhtemelen kendisinin de sık sık gittiği bir binayı, Berlin Filarmoni Orkestrası’nın binasını seçmiş kendine. Daha en baştan itibaren bina bizimle konuşmaya başlıyor. Bu yönüyle geçtiğimiz Ankara Film Festivali’nde belgesel bölümünde yarışan Çupriya’yı hatırlattı. O filmde de Tuncel Kurtiz bir köprü olarak bizimle konuşuyordu. Belgeselin bölümleri arasında binanın yapılış tarihine, mimarisine ve mimarına en çok eğilen bölüm bu belki de. Film boyunca bina (ve Wenders elbette) bize mimari özelliklerini, tarihçesini ve mimarını ne kadar sevdiğini anlatıyor. Binanın görkemli koridorları ve yüzlerce koltuğu arasında dolaşırken etkilenmemek mümkün değil. Bugün benzer amaçlı farklı binalarda gördüğümüz performansın seyircilerin ortasında gerçekleştiği tarzın ilk örneklerinden biri olarak da dikkat çekiyor. Seyirciler orkestrayı çok farklı yerlerden görüp, farklı algılayabiliyorlar. Film bunu farklı sınıflardan insanların bir arada yaşadığı bir ütopya olarak önümüze sunuyor. Bir anlamda doğru, ancak o farklı sınıflardan insanlar, biletlere ne kadar farklı para ödüyorlar acaba diye de merak etmeden duramadım…

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Rusya Ulusal Kütüphanesi (Michael Glawogger): Bu yıl içinde kaybettiğimiz Michael Glawogger’ın Rusya Ulusal Kütüphanesi ile ilgili çektiği bölüm hem film, hem mekân olarak en çok ilgimi çeken bölüm oldu sanırım. Öncelikle film boyunca duyduğumuz dış ses, belgeselin diğer bölümlerinde olduğu gibi bize mekânı tanıtmaktan ziyade mekândaki kitapların sesleri niteliğinde. Glawogger, bölüm boyunca Rus edebiyatının önemli örneklerinden ve İncil’den pasajları kullanmış. Bu da filme ayrı bir derinlik katmış. Kütüphanedeki rafların arasındaki dar boşluklarda salınan kamera, üç boyutun da etkisi ile bu kültür dolu mekânın daracık boşluklarını da hissettiriyor. Filmin başında ve sonunda sokaklara çıkan kamera da kütüphanenin modernliğin ortasında geleneksel bir yapı olduğunu gösteriyor (1795’de yapılmış bir binadan söz ediyoruz). Aslında o tozlu, nemden kabarmış ama insanın okumaya doyamayacağı kitaplar da günümüzün dijital çağında tam da bu konumda. Belli ki kütüphane eskisi kadar kullanılmıyor ama o görkemli yapısı ile kendisini keşfetmek isteyenlere kapısı her zaman açık.

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Halden Hapishanesi (Michael Madsen): Kültür Katedralleri isimli bir filmde bir hapishanenin konu edilmesi tuhaf karşılanabilir. Zaten yönetmen Madsen’ın da bu mekânı bir kültür yuvası olarak göstermek gibi bir niyeti yok. Daha en başta yaptığı alıntıda belirtildiği gibi fabrikaların, okulların, hastanelerin de yapı olarak hapishaneye benzediğini vurguluyor aslında. Bu anlamda filmin en ilgi çekici bölümlerinden biri. Hapishanenin farklı bölümlerinde yavaş yavaş gezinen kamera adeta hapishanenin ne kadar huzurlu bir yer olduğunu vurguluyor. Tecrit hücresinin içinde gördüğümüz şiddet kalıntıları dışında bu yüksek güvenlikli hapishaneyi huzur verici bir tatil köyü olarak görmek bile mümkün. Ama son saniyedeki ufak bir dokunuş izlediğimizin ne kadar gerçek olduğunu da bize sorgulatılıyor. Film boyunca bize eşlik eden dış ses ise bu kez bize Wenders’in bölümündekine benzer şekilde yaklaşıyor ama bina tek bir varlık olarak değil de ayrı bölümler olarak konuşuyor bizimle (hapishaneyi dış dünyadan ayıran duvarlar ayrı bir kişi, tecrit hücresi ayrı bir kişi, mahkûmların aileleri ile görüşebildikleri kulübe ayrı bir kişi gibi). Sesini duyduğumuz kişinin hapishanenin psikiyatrı olması da ilginç bir not.

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Salk Enstitüsü (Robert Redford): Doğrusunu söylemek gerekirse beni en hayal kırıklığına uğratan bölüm bu oldu. Redford, arşiv görüntüleri ve mekânda çalışanlarla yapılan söyleşilere başvurarak daha klasik bir belgesele imza atmış. Dış sesi de yabana atmasa da onun kullanımı da diğer bölümlerdeki kadar yenilikçi değil. İşin bir de şu yönü var. Konu edilen bina ilgimi çekseydi bunlar çok da sorun olmayabilirdi. Bu satırları okuyan mimarlar kızmasınlar ama her ne kadar çalışanlar, bu bina bize büyük motivasyon sağlıyor dese de ortadaki geniş bir boş alan dışında fazlasıyla beton yığını halinde bir yapı olarak algıladım.

Kalan iki bölümden çok detaylı söz etmeyeceğim. Başta da belirttiğim gibi belki de artık fazlaca uzamış olması dolayısıyla çok dikkatimi toplayamadığım bölümler oldu. Margreth Olin, Oslo Opera Binası’nı ziyaretçileri ile birlikte nefes alıp veren bir bina olarak önümüze getirirken, Karim Ainouz’un yönetmenliği üstlendiği Paris’te yer alan Pompidou Merkezi, pek çok sanat dalını bir araya getiren bir merkez olarak dikkat çekiyor. 40 yıllık bir bina olmasına rağmen modern bir görüntü çizen Pompidou Merkezi, keşke bizde de böyle çok yönlü bir mekân olsa dedirtti.

Gezici Festival Başladı

gezici_acilis_2014_1

Bu yıl 20’nci yaşını kutlayan Gezici Festival, 27 Kasım akşamı Rahmi Koç Müzesi Divan Çengelhan’da düzenlenen açılış kokteyli ile başladı. 28 Kasım – 8 Aralık tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival için düzenlenen geceye; T.C. Kültür Bakanlığı, Çankaya Belediyesi ve elçilik temsilcilerinin yanı sıra yazar Murathan Mungan, oyuncular Derya Alabora, Taner Birsel, Şebnem Hassanisoughi, yönetmen Reis Çelik ve Baba Zula grubunun solisti Murat Ertel katıldı. Birçok sinema emekçisinin ve sinemaya gönül veren Gezici Festival dostlarının da yer aldığı gecede, basın mensupları da hazır bulundu.

Gecenin sunuculuğunu Derya Alabora, Taner Birsel, Şebnem Hassanisoughi ve Murat Ertel yaptı. Gezici Festival’in bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872 kilometre yol katettiğini, 1995’ten bu yana dünya ve Türkiye sinemasının en yeni örneklerini izleyicisiyle buluşturduğunu söyleyen Derya Alabora’nın ardından söz alan Taner Birsel ve Şebnem Hassanisoughi ise festivalin düzenlenmesinde ve sesini duyurmasında desteklerini esirgemeyen kurumlara ve basın kuruluşlarına teşekkür etti.

Gecede Punctum Creative Productions’ın hazırladığı festival fragmanı ve klibinin ardından, bu yıl “20 Yılın En İyi Kısaları” bölümünde gösterilecek Teşekkürler isimli kısa film gösterimi yapıldı. Sekiz dakikalık Belçika yapımı film, tüm salonu kahkahaya boğdu.

4 Aralık tarihine kadar Ankara Kızılay Büyülü Fener Sineması ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gösterimleri devam edecek festival, 3-7 Aralık’ta Eskişehir’e ve 5-8 Aralık’ta da Sinop’a konuk olacak.

Osmanlı Filmleri ve CANAN Gezici Festival’de

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılında da özel bölümleri ve konuklarıyla seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. 28 Kasım – 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım – 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3 – 7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 – 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak.

Sinemanın seçkin örneklerini Türkiye’nin değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872 kilometre yol kateden Gezici Festival, klasikleşen bölümlerinin yanı sıra özel bölümleri ve konuklarıyla da dikkat çekiyor.

Osmanlı’dan Manzaralar

Gezici Festival’in bu yılki özel bölümlerinden biri olan “Osmanlı’dan Manzaralar,” Osmanlı topraklarında 1896-1922 yılları arasında, farklı sinemacılar tarafından çekilen ve çeşitli arşivlerde bulunan filmleri gün yüzüne çıkarıyor.  Bir zamanlar imparatorluğun parçası olmuş ülkeler tarafından genellikle göz ardı edilen bu filmler, Osmanlı’ya ve sinema tarihine farklı bir gözle bakmayı sağlıyor. Amsterdam’daki Eye Film Institute’tan küratör Elif Rongen Kaynakçı’nın derlediği filmler, turist rehberi niteliğindeki manzara görüntülerinden etnografik gözleme kadar çok farklı ve geniş bir yelpaze sunuyor. 2 Aralık Salı günü,  Çankaya Belediyesi’nin katkılarıyla Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ücretsiz yapılacak gösterim, canlı müzik eşliğinde gerçekleşecek ve filmleri gün yüzüne çıkaran ekibin üyeleri Elif Rongen Kaynakçı ve akademisyen Nezih Erdoğan da izleyicilere bilgi verecek.

Uyandıran Masallar

Türkiye’de güncel sanat ve sinema arasında bir köprü kurmayı hedefleyen ve geçtiğimiz yılki programında Köken Ergun sergisinin yanı sıra sanatçının video çalışmalarına da yer veren Gezici Festival, 20’nci yılında da video sanatı örneklerini sinema izleyicisiyle buluşturuyor. Festival bu yıl, güncel sanat alanının önemli isimlerinden CANAN’ın video çalışmalarına yer veriyor. “Uyandıran Masallar” başlıklı seçkide, CANAN’ın toplumsal cinsiyet, iktidar ve şiddet konularını ele alan üç videosu yer alıyor. İstanbul Bienali’nde sergilenen İbretnüma (2009); fotoğraf, minyatür ve kolaj görüntüleriyle oluşturulmuş bir animasyon çalışması olarak dikkat çekiyor.Vak Vak Ağacı (2010) ise söz konusu ağaca dair mitolojik hikayeyi, 1980 askeri darbesi eksenindeki anı ve belgelerle birleştiriyor. Sanatçının son video çalışması olan Hezeyan (2013), yalnızlığın modern dünyadaki tezahürünü takıntılı bir aşk hikâyesi üzerinden ele alıyor. “Uyandıran Masallar” seçkisi, 29 Kasım Cumartesi günü Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde izlenebilecek. Seyirciler gösterimin ardından, Galeri Siyah Beyaz’da akademisyen Tuğba Taş’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilecek CANAN söyleşisine de katılabilecek.

Festival kapsamında, CANAN’ın eserlerinden oluşan bir sergi de Gezici Festival ve Galeri Siyah Beyaz işbirliği ile 28 Kasım – 10 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerin beğenisine sunulacak. “Yalvarırım Bana Aşktan Söz Etme” adlı sergi aynı zamanda, sanatçının Ankara’daki ilk sergisi olma özelliğini taşıyacak. Sergide CANAN’ın; “İbretnüma”, “Hezeyan”, “Yalvarırım Bana Aşktan Söz Etme”, “Çeşme” ve “Nazar Değdi Dünyama” çalışmaları yer alacak.

Gezici Festival’in 20’nci Yıl Teması “Sinema Aşkına!”

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılını “Sinema Aşkına!” teması ile kutlamaya hazırlanıyor. 28 Kasım – 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım – 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3 – 7 Aralık tarihleri arasındaEskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 – 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak.

Dünya ve Türkiye sinemasının seçkin örneklerini yurdun değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872 kilometre yol katetti. Sinema sevdasıyla 20 yıldır kent kent dolaşan festivalde, bu yıl aynı tutkuyla sinema yapan yönetmenlere özel bir bölüm ayrıldı. “Sinema Aşkına!” sinemaya duyulan aşkın hiç bitmediğinin birer kanıtı olan ve sinema tutkusunu konu alan filmleri bir araya getiriyor.

Amatör (Camera Buff)

Usta yönetmen Krzystof Kieslowski Amatör’de (Camera Buff), kamerasına giderek daha çok bağlanan ve dün- yaya yalnızca vizörden baktığı için çevresindekileri yitiren bir sinemasevere odaklanıyor. Hayat ya da sinema ikileminin bir yansıması olan filmde, çocuğunun doğumu öncesinde onu filme çekebilmek için bir kamera alan ancak kendisini film çekmenin büyüsüne kaptırıp, elindekileri yavaş yavaş kaybetmeye başlayan bir adamın hikayesi anlatılıyor. Çektiği her filmle bir anlatım aracı olarak sinemanın sınırlarını zorlayan Jean-Luc Godard, son filmi Dile Veda (Goodbye to Language) ile bu kez dijital ve üç boyutlu sinemanın, Hollywood’un ufkunun çok ötesinde, derin ve çok boyutlu bir anlatıya imkan sağlayabildiğini kanıtlıyor. Her şeyin düzensiz bir sırayla cereyan ettiği film; görsel, sinematik ve akıllara durgunluk veren üç boyutlu bir keyif sunuyor. Sinemanın olanakları üzerine bir güncel deneme olarak öne çıkan Yael Andre imzalı, Diktatör Olduğumda (When I Will Be Dictator), bir zamanlar amatör sinemacıların gözdesi olan Süper 8 formatındaki görüntüler aracılığıyla kurgulanan hikayesi ile dikkat çekiyor. Bir bilim kurgu belgeseli niteliğindeki film, sinemada gerçeklik ve kurmaca arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

İlk Film (The First Movie)

Kamerayı yetişkinlerin dünyasından çocuklarınkine taşıyan eleştirmen ve yönetmen Mark Cousins İlk Film’de (The First Movie), savaşla büyüyen ve daha önce hiç film görmemiş çocukların sinemayla tanışmasını perdeye yansıtıyor. Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ndeki Goptapa’ya ziyaretini kaydeden Cousins’ın filmi; yer yer belgesel, yer yer kompozisyon, yer yer çağdaş günce niteliğinde bir yapım olarak seyirciyle buluşuyor. Cem Kaya’nın, bu yıl Locarno Film Festivali’nde prömiyerini yapan filmi Motör Nam-ı diğer Remake, Remix, Ripoff, 60’lı ve 70’li yılların popüler Türk sinemasının tutkulu emektarlarını yakından tanımayı sağlıyor. Film, Yeşilçam döneminde dolaylı ya da dolaysız yollardan yabancı filmlerden etkilenmiş yapımcıları, yönetmenleri ve bu etkileşimin doğurduğu sonuçları sinemaya aktarıyor. Başkalarından alınan bir fikri kendine ait bir yapı içinde dönüştürürken ortaya çıkan yeniliklere odaklanan film, etkileşimin kültürel faaliyet olarak çok önemli olduğunu ve yaratıcılığın temelinde taklit etmenin var olduğunu vurguluyor. Hayranlık duyduğu yönetmenin yerini almaya çalışan bir sinemaseverin gerçek hikayesinden yola çıkarak filme alınan Yakın Plan (Close-Up), aşkın nasıl saplantıya ve yanlışlıklar komedisine dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Yönetmenliğini Abbas Kiarostami’nin yaptığı film, kendini ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtıp, Tahranlı üst sınıf bir ailenin içine yavaşça sızan Sabzian adında, işsiz İranlı bir adama karşı açılmış bir davayla başlıyor. Sabzian’ın aileyle geçirdiği sürece ait kesitler, kamera önünde eksiksiz canlandırılıyor ve seyirci gördüğünün ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu asla emin olamıyor. Kiarostami’nin bu klasik yapıtını kendi işlettiği sinemada gösterime sokma hikayesini anlatan Nanni Moretti’nin kısa filmi Yakın Plan’ın Galası (Opening Day of Close-Up) da Yakın Plan ile birlikte gösterilecek. Bu kısa film, Moretti’nin meslektaşına ve anaakım-dışı sinemaya bir saygı duruşu niteliğinde.

Festivallerin En Fantastiği Başlıyor!

Fantasturka 2014

2011 yılından bu yana Ankara Kısa Filmciler Derneği bünyesinde düzenlenen FANTASTURKA ‘Türk İşi Fantastik Filmler Festivali’ bu yıl 3. kez düzenleniyor!

Fantastik film deyince herkesin aklına Star Wars, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter ve Karayip Korsanları gibi milyonlarca dolar hasılat yapan Hollywood yapımları gelse de, bir dönemin fantastik Türk filmleri, Fantasturka’yla yeniden beyaz perdeyle buluşacak.

Fantasturka Başlıyor!

Türkiye’nin en fantastik festivali Fantasturka zaman içerisindeki yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor. 1950’lerden günümüze kadar çekilen ancak çoğu izleyici ile buluşamayan 3000’e yakın Fantastik Film arşivinden seçkiler dönemin yaşayan tanıkları ile birlikte izleyici ile buluşuyor. 12 filmlik ‘Türk İşi Fantastik Filmler’ seçkisinin yanı sıra, ‘Türk İşi Western-Kovboy-Aksiyon’ uyarlamaları da festival gösterimlerinde yer alacak.

Fantasturka Geziyor!

Fantasturka her yıl olduğu gibi bu yıl da takipçilerini şaşırtmaya devam ediyor. 12 – 13 – 14 Aralık 2014 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek olan Fantasturka, 17 –  18 –  19 – 20 Aralık 2014 tarihleri arasında ise Ankara’da sinemaseverlerin karşısına çıkacak. 2014 yılında Ankara ve İstanbul olmak üzere iki şehirde düzenlenecek olan Fantasturka, her yıl bir şehri gösterim programına ekleyecek.

‘Türk İşi Fantastik Hikaye’ Yazılıyor!

Sayın Ömer Çelik’in bakanlığını yaptığı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Sinema Genel Müdürlüğü’nün de desteğiyle gerçekleştirilecek Festival’de izleyiciyle buluşacak filmlerin yanı sıra çeşitli yeniliklere de imza atılacak. Festivalin sosyal medya kanalları üzerinden etkileşimli olarak  ‘Türk İşi Fantastik Hikaye’ adı altında fantastik bir hikaye oluşturulacak.  Festival katılımcıları ve sosyal medya takipçileri tarafından yazılacak olan bu hikayeye usta isimler tarafından son şekli verilecek ve hikaye festivalin son günü tüm festival katılımcıları ile paylaşılacak.

Festival Teaseri Genç Yönetmenden!

Festival kapsamında gerçekleştirilen projelerden birisi de, Fantastik Türk Filmlerinin yeniden çizilerek uyarlanması oldu. Hacettepe Üniversitesi, Grafik Bölümü mezunu Mehmet Volkan Çomak tarafından gerçekleştirilen projede 1975 yapımı,  Çetin İnanç’ın yönetmenliğini yaptığı Hollywood Uyarlaması Vahşi Kan filmi yeniden çizilerek ve yorumlanarak festival teaserı haline getirildi. Festival kapsamında birçok fantastik film uyarlamaları ve çizim örnekleri izleyicinin beğenisine sunulacak.

http://www.fantasturka.org/

Gezici Festival 20’nci Yılında Murathan Mungan’ı Ağırlıyor

Murathan Mungan

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılında Murathan Mungan’ı ağırlıyor. 28 Kasım – 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım – 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3 – 7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, son üç yıl kendisine coşkulu bir şekilde ev sahipliği yapan Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 – 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak.

Sinemanın seçkin örneklerini Türkiye’nin değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek,56 bin 872 kilometre yol katetti. 1995’ten bu yana dünya ve Türkiye sinemasının en yeni örneklerini izleyicisiyle buluşturan Gezici Festival seyircisini, 20’nci yılda da birçok sürpriz bekliyor. Klasikleşen bölümlerinin yanı sıra özel bölümleri ve konuklarıyla da her yıl dikkat çeken festival bu yıl Murathan Mungan’ı ağırlıyor.

Murathan Mungan’ın seçtikleri: “Gerçeğe Açılan Üç Kapı”

Önceki yıllarda Zeki Demirkubuz, Tuncel Kurtiz ve Barış Bıçakçı’nın seçtiği filmleri sinemaseverlerle buluşturan festival, bu yıl Murathan Mungan’ın özel seçkisini “Gerçeğe Açılan Üç Kapı” bölümünde gösteriyor. Sinema üzerine yazarak da düşünen Mungan, bu bölümde gerçekle olan ilişkimizi sinema aracılığıyla sorguluyor; “Fotoğrafta ne görmek istiyoruz?” Blow Up (Michelangelo Antonioni, 1966), “Ne duymak istiyoruz?” The Conversation (Francis Ford Coppola, 1974) ya da “Hangi hikayeye inanmak istiyoruz?” Rashomon (Akira Kurosawa, 1950). “Gerçeğe Açılan Üç Kapı,” gerçeklik algısı ve hakikatin doğasına olduğu kadar, genel anlamda insanlık durumuna dair bir düşünce egzersizi. Aynı zamanda sinemayı tutkuyla seven bir yazarın, ‘hakiki’ sinemaya daveti.

Blow Up

Usta yönetmen Michelangelo Antonioni’nin filmi Cinayeti Gördüm (Blow Up), varlıklı ve ünlü bir moda fotoğrafçısı olan Thomas’ın, meçhul bir cinayetle olan ilişkisini konu alıyor. Bir parkta şans eseri çektiği fotoğrafı büyütüp incelediğinde silahlı bir adamı ve yerde yatan cesedi fark eden Thomas, bir suça tanıklık ettiğini anlıyor ve cinayeti kanıtlamaya çabalıyor. 1960’ların en özgün yapıtlarından biri olarak kabul edilen filmin arka planında, gerçeklik ve gerçeklik algısı sorgulanıyor.

The Conversation

Francis Ford Coppola’ya 1974’te Altın Palmiye kazandıran Konuşma (The Conversation), ünlü yönetmenin en çarpıcı filmlerinden biri olarak öne çıkıyor. İleri teknolojiyi kullanarak dinleme ve izleme yapan özel dedektif Harry Caul’un obsesif kişiliği ve karmaşık iç dünyasını sinemaya aktaran filmde, genç bir çifti takip etme görevi verilen Harry, olaya giderek sadece bir ‘iş’ olarak bakamamaya başlıyor. Çifti izlerken kaydettiği konuşmalarda duyduklarından etkilenen Harry, zamanla paranoyaya kapılıyor.

Rashomon

İnsanoğlunun zaafları üzerine kurulu örgüsüyle ‘gerçek’ denen şeyin göreceliğine vurgu yapan Rashomon, 12’nci yüzyıl Japonya’sında geçiyor. Film, karısıyla birlikte ormandan geçerken öldürülen bir adam, tecavüze uğrayan karısı ve olayla ilgili farklı insanların anlattığı birbiriyle çelişen hikayeler üzerinden gerçekliği sorguluyor. Herkesin ‘gerçeği’nin farklı olduğu filmin yönetmen koltuğunda ise Akira Kurosawa oturuyor.

Gezici Festival 20’nci Yılını Kutlamaya Hazırlanıyor

20. Gezici Festival

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılını kutlamaya hazırlanıyor. 28 Kasım – 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım – 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3-7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, son üç yıl kendisine coşkulu bir şekilde ev sahipliği yapan Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 – 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak.

Sinemanın seçkin örneklerini Türkiye’nin değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872 kilometre yol katetti. 1995’ten bu yana dünya ve Türkiye sinemasının en yeni örneklerini izleyicisiyle buluşturan Gezici Festival seyircisini, 20’nci yılda da birçok sürpriz bekliyor. Klasikleşen bölümlerinin yanı sıra özel bölümleri ve konuklarıyla da her yıl dikkat çeken festivalde, bu sene de sinema üzerine söyleşiler ve çeşitli atölye çalışmaları yer alacak. İlk yılından beri Gezici Festival’i yalnız bırakmayan ve her yıl festivale birbirinden özgün ve eğlenceli afişler sunan Behiç Ak, 20’nci yılda da hazırladığı afişle Gezici Festival’e desteğini sürdürüyor.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 319.329 hits
Şubat 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.