Gezici Festival 2014 İzlenimleri – 1. Gün: Kültür Katedralleri

Gezici Festival’in ilk gününde sadece bir film izleme fırsatı buldum. Altı kısa film de diyebiliriz aslında:

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture):

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Bambaşka tarzları olan 6 yönetmenin dünyanın farklı köşelerindeki 6 tanınmış binayı ele alarak çektikleri Kültür Katedralleri, Gezici Festival’in merakla beklenen filmlerden biriydi. Wim Wenders’in öncülüğünde bir televizyon projesi olarak başlayan yapımda her yönetmen ele aldığı binaya yarım saate yakın bir süre ayırarak, 3D’nin olanaklarını da kullanarak anlatmışlar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu bölümlerin hepsini arka arkaya izlemek üç saate yakın sürünce sonlara doğru insanın dikkati dağılıyor. Belki de bu yüzden filmin ilk üç bölümünü daha fazla sevdim. Her bölüme kısaca bakmak gerekirse:

Berlin Filarmoni (Wim Wenders): Wenders muhtemelen kendisinin de sık sık gittiği bir binayı, Berlin Filarmoni Orkestrası’nın binasını seçmiş kendine. Daha en baştan itibaren bina bizimle konuşmaya başlıyor. Bu yönüyle geçtiğimiz Ankara Film Festivali’nde belgesel bölümünde yarışan Çupriya’yı hatırlattı. O filmde de Tuncel Kurtiz bir köprü olarak bizimle konuşuyordu. Belgeselin bölümleri arasında binanın yapılış tarihine, mimarisine ve mimarına en çok eğilen bölüm bu belki de. Film boyunca bina (ve Wenders elbette) bize mimari özelliklerini, tarihçesini ve mimarını ne kadar sevdiğini anlatıyor. Binanın görkemli koridorları ve yüzlerce koltuğu arasında dolaşırken etkilenmemek mümkün değil. Bugün benzer amaçlı farklı binalarda gördüğümüz performansın seyircilerin ortasında gerçekleştiği tarzın ilk örneklerinden biri olarak da dikkat çekiyor. Seyirciler orkestrayı çok farklı yerlerden görüp, farklı algılayabiliyorlar. Film bunu farklı sınıflardan insanların bir arada yaşadığı bir ütopya olarak önümüze sunuyor. Bir anlamda doğru, ancak o farklı sınıflardan insanlar, biletlere ne kadar farklı para ödüyorlar acaba diye de merak etmeden duramadım…

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Rusya Ulusal Kütüphanesi (Michael Glawogger): Bu yıl içinde kaybettiğimiz Michael Glawogger’ın Rusya Ulusal Kütüphanesi ile ilgili çektiği bölüm hem film, hem mekân olarak en çok ilgimi çeken bölüm oldu sanırım. Öncelikle film boyunca duyduğumuz dış ses, belgeselin diğer bölümlerinde olduğu gibi bize mekânı tanıtmaktan ziyade mekândaki kitapların sesleri niteliğinde. Glawogger, bölüm boyunca Rus edebiyatının önemli örneklerinden ve İncil’den pasajları kullanmış. Bu da filme ayrı bir derinlik katmış. Kütüphanedeki rafların arasındaki dar boşluklarda salınan kamera, üç boyutun da etkisi ile bu kültür dolu mekânın daracık boşluklarını da hissettiriyor. Filmin başında ve sonunda sokaklara çıkan kamera da kütüphanenin modernliğin ortasında geleneksel bir yapı olduğunu gösteriyor (1795’de yapılmış bir binadan söz ediyoruz). Aslında o tozlu, nemden kabarmış ama insanın okumaya doyamayacağı kitaplar da günümüzün dijital çağında tam da bu konumda. Belli ki kütüphane eskisi kadar kullanılmıyor ama o görkemli yapısı ile kendisini keşfetmek isteyenlere kapısı her zaman açık.

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Halden Hapishanesi (Michael Madsen): Kültür Katedralleri isimli bir filmde bir hapishanenin konu edilmesi tuhaf karşılanabilir. Zaten yönetmen Madsen’ın da bu mekânı bir kültür yuvası olarak göstermek gibi bir niyeti yok. Daha en başta yaptığı alıntıda belirtildiği gibi fabrikaların, okulların, hastanelerin de yapı olarak hapishaneye benzediğini vurguluyor aslında. Bu anlamda filmin en ilgi çekici bölümlerinden biri. Hapishanenin farklı bölümlerinde yavaş yavaş gezinen kamera adeta hapishanenin ne kadar huzurlu bir yer olduğunu vurguluyor. Tecrit hücresinin içinde gördüğümüz şiddet kalıntıları dışında bu yüksek güvenlikli hapishaneyi huzur verici bir tatil köyü olarak görmek bile mümkün. Ama son saniyedeki ufak bir dokunuş izlediğimizin ne kadar gerçek olduğunu da bize sorgulatılıyor. Film boyunca bize eşlik eden dış ses ise bu kez bize Wenders’in bölümündekine benzer şekilde yaklaşıyor ama bina tek bir varlık olarak değil de ayrı bölümler olarak konuşuyor bizimle (hapishaneyi dış dünyadan ayıran duvarlar ayrı bir kişi, tecrit hücresi ayrı bir kişi, mahkûmların aileleri ile görüşebildikleri kulübe ayrı bir kişi gibi). Sesini duyduğumuz kişinin hapishanenin psikiyatrı olması da ilginç bir not.

Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture)

Salk Enstitüsü (Robert Redford): Doğrusunu söylemek gerekirse beni en hayal kırıklığına uğratan bölüm bu oldu. Redford, arşiv görüntüleri ve mekânda çalışanlarla yapılan söyleşilere başvurarak daha klasik bir belgesele imza atmış. Dış sesi de yabana atmasa da onun kullanımı da diğer bölümlerdeki kadar yenilikçi değil. İşin bir de şu yönü var. Konu edilen bina ilgimi çekseydi bunlar çok da sorun olmayabilirdi. Bu satırları okuyan mimarlar kızmasınlar ama her ne kadar çalışanlar, bu bina bize büyük motivasyon sağlıyor dese de ortadaki geniş bir boş alan dışında fazlasıyla beton yığını halinde bir yapı olarak algıladım.

Kalan iki bölümden çok detaylı söz etmeyeceğim. Başta da belirttiğim gibi belki de artık fazlaca uzamış olması dolayısıyla çok dikkatimi toplayamadığım bölümler oldu. Margreth Olin, Oslo Opera Binası’nı ziyaretçileri ile birlikte nefes alıp veren bir bina olarak önümüze getirirken, Karim Ainouz’un yönetmenliği üstlendiği Paris’te yer alan Pompidou Merkezi, pek çok sanat dalını bir araya getiren bir merkez olarak dikkat çekiyor. 40 yıllık bir bina olmasına rağmen modern bir görüntü çizen Pompidou Merkezi, keşke bizde de böyle çok yönlü bir mekân olsa dedirtti.

Reklamlar

0 Responses to “Gezici Festival 2014 İzlenimleri – 1. Gün: Kültür Katedralleri”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 252,339 hits
Aralık 2014
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: