Archive for the 'Ödüller/Festivaller' Category



SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (29 Mart 2009)

SİYAD’ın bu haftaki listesine beklendiği gibi Reha Erdem’in yeni filmi Hayat Var, 2. sıradan giriş yapıyor. Kişisel olarak belki de Türk sinema tarihinin en iyi filmleri arasında olduğunu düşündüğüm bu film, kesinlikle bu yeri belki de daha yukarısını hakediyor. Bu konuda konuşmak için erken olabilir ama bu filmin adına önümüzdeki yılın SİYAD ödüllerinde de sıkça rastlayacağımızı şimdiden söyleyebiliriz.

Hayat Var‘ın listeye girişi ile geçen hafta listeye giren Teldeki Adam (Man On Wire) filminin de tekrar liste dışına çıktığını da belirtmeden geçmeyelim. Gelecek hafta gösterime girecek filmler arasında listeye girmesi beklenen bir film bulunmuyor. Belki her ne kadar çok beğenilmiş gözükmese de Wim Wenders’in yeni filmi Palermo’da Yüzleşme (Palermo Shooting) bizim eleştirmenlerimizden ilgi görürse listeye girebilir.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Açlık (Hunger)

3.58

2

Hayat Var

3.44

3

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

4

3

Süt

3.15

5

4

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.12

6

6

Şampiyon (The Wrestler)

3.06

7

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

8

7

Sahtekar (Changeling)

2.95

9

8

Frost/Nixon

2.91

10

9

Pandora’nın Kutusu

2.89

Ankara Film Festivali 2009 İzlenimleri: 2.Gün (Yemin Ederim Ben Yapmadım, Bekçi, Gir Kanıma, Kalp Hırsızı)

Yemin Ederim, Ben Yapmadım! (C’est Pas Moi, Je Le Jure! / It’s Not Me, I Swear!):

1968’de Kanada’da geçen bu film 10 yaşındaki Leon’un hikayesini anlatıyor. Filme Leon’un kendisini asma çabası ile başlıyor ve hemen arkasında Leon’un daha önce de farklı intihar girişimlerinde bulunduğunu öğreniyoruz. Ama Leon bunu çok mutsuz olduğu ya da annesi/babası ona kötü davrandığı için yapmıyor. O meraklı bir çocuk ve yeni şeyler denemek istiyor. Bazen bunları dikkat çekmek ya da anne ve babasının ona ters gelen hareketlerini cezalandırmak için de yapıyor. Bu arada bir süreliğine evlerini boş bırakan komşularının evlerine de girerek pek çok zarar veriyor. Ayrıca aynı mahallede yaşayan Lea ile de bir çocukluk aşkı da yaşıyorlar. Film bu hikayeyi son derece iyi bir sinemasal dille anlatırken aynı zamanda çocuk psikolojisini de başarılı bir şekilde veriyordu. Sonuç olarak festivalin iyi filmlerinden biri idi.

Bekçi:

Festivalin yarışma bölümüne dahil olmayan Türk filmleri gösterimlerine genellikle bağımsız ve çok düşük bütçeli filmler seçilmişti. Özcan Tekdemir’in Bekçi isimli filmi de dijital kamera ile çekilmiş bu tip filmlere bir örnekti. Büyük bir sitenin güvenlik görevlisinin tekdüze hayatını anlatarak yola çıkan film uzunca bir süre sadece bunu anlatıyor, bir noktada baş karakterinin AIDS olması ile hayatının değişmesi ama bir anlamda yine de başka türlü tekdüze bir hayattan kurtulamaması noktasına geliyor. Oldukça durağan tempolu ve az diyaloglu bir film, ancak zaman zaman kullanılan diyaloglara bakıldığında tümüyle diyalogsuz olmasının daha iyi olabileceği hissi uyanıyor. Ne yazık ki filmin hemen her şeyini yapmış olan Özcan Tekdemir (yönetmen, senaryo yazarı, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni ve kurgucu kendisi) iyi diyaloglar yazamamış. Ama filmin özellikle seçilen kamera açılarını gayet başarılı bulduğumu belirtmeliyim. Anlatılan konu nedeniyle filmin durağan temposu ile de bir sorunum yok ancak karakterlerin de son derece durağan hareket etmeleri rahatsız edici idi. Sonuç olarak takdir ettiğim ama çok başarılı da bulmadığım bir çalışma oldu.

Gir Kanıma (Låt Den Rätte Komma In / Let the Right One In):

Gir Kanıma festival öncesi en merak ettiğim filmlerden biri idi. Aldığı onlarca ödülün yanında pek çok önemli eleştirmenden de hakkında olumlu yorumlar gelmişti. Sonuçta gerçekten de festivalin en iyi filmlerinden biri ile karşılaştık. Özellikle vampir mitine ilgi duyanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir film. İsveç’ten gelen bu film okuldaki ve mahalledeki arkadaşları tarafından sürekli aşağılanan Oskar adındaki 12 yaşındaki bir erkek çocuğu ile mahalleye yeni taşınan Eli isimli bir kız çocuğunun dostluğunu anlatıyor. Filmi benzerlerinden ayrıştıran nokta Eli’nin durumu. Eli 12 yaşında bir kız çocuğu ama bir süredir 12 yaşında. Çünkü o bir vampir ve belki de 200 yıldır bu dünyada yaşıyor.

Film, biri aslında çocuk olmayan iki çocuğun arasındaki sevgiyi son derece incelikli bir şekilde anlattığı gibi son derece güçlü sinemasal anlar da barındırıyor. Aynı zamanda her ne kadar kanlı bolca sahne olsa da bilinen anlamda bir korku filminin çok dışında ve derinlikli bir film. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilecek bu film umalım ki dağıtımcı firmalarımızdan birinin dikkatini çeksin ve gösterime de girsin.

Kalp Hırsızı (Serce na Dloni / With A Warm Heart):

Polonya’nın önde gelen yönetmenlerinden Krzysztof Zanussi festivalin konuklarından biriydi. Festivalde2 filmi de gösterildi. Kalp Hırsızı, Zanussi’nin 2008 tarihli en yeni filmi. Kalp nakline ihtiyacı olan bir mafya babası ile tahliller sonucu donör olmaya uygun olduğu görülen üstelik bu hayattan da bıkmış olan intihara meyilli genç bir adamın çevresinde gelişen film, iyi bir kara komedi. Özellikle genç adamın intihar girişimlerinde bir türlü başarılı olamaması olayları daha da ilginç bir hale getiriyor.

Filmden sonra Zanussi ile bir de söyleşi vardı. Film hakkında seyircilerin merak ettiği soruları cevaplayan Zanussi’nin, kapitalizmden yana görüşleri ile kimi seyircilerin tepkisini çektiğini de eklemeden geçmeyelim.

Ankara Film Festivali 2009 İzlenimleri: 1.Gün (Daima Mutlu, Kino Lika, Araf)

Daima Mutlu (Happy-Go-Lucky):

İngiliz yönetmen Mike Leigh’den beklenmeyecek kadar sevimli ve ismi kadar neşe dolu bir film. Her ne kadar Leigh zaman zaman komediler de çekse de sinemasında dramların daha ağırlıklı olduğunu söylemek lazım. Ancak bu filmindeki Poppy karakteri çevresindekilere ve başına gelen olaylara karşı o kadar olumlu yaklaşıyor ki ondan yayılan olumlu enerji tüm seyirciye yayılıyordu. Her ne kadar Leigh, Poppy’nin karşı kutbu olarak filme onun ehliyet öğretmeni olan ve hayata karşı olumsuz yaklaşan Scott karakterini koysa da Poppy hem karakteri hem onun hem seyircinin üzerinde etkisini kuruyor. Bunda Sally Hawkins’in Altın Küre ile taçlandırılan çok başarılı oyunculuğunun da büyük payı var.

Kino Lika:

Festivalin bol ödüllü filmlerinden Kino Lika, Hırvatistan’dan gelen ve Avrupa Birliği üyeliği konusunda yapılacak bir referandum öncesi ıssız bir köydeki bir takım hikayeleri anlatıyordu. Bu hikayeler, yanlışlıkla annesinin ölümüne sebep olan gelecek vaat eden bir futbolcu, fakir bir köylü ve hiç bir arkadaşı ve sevgilisi olmayan ama cinsel dürtüleri de uyanmaya başlamış şişman bir genç kız çevresinde şekilleniyordu. Doğrusu bir süre ilgi çekici halde devam etse de bir noktadan sonra filmin simgeselliği ve mistik dozu çok fazla arttı ve bu da seyirci ilgisini uzaklaştırdı.

Araf (Purgatorio / Purgatory):

1950’lerde Meksika’da geçen üç farklı öyküyü anlatan Araf, ilk önce görsel yapısı ile dikkat çeken bir film. Işık ve gölgenin çok başarılı bir şekilde kullanıldığı siyah-beyaz görüntüler, bu görüntülerin içindeki ateş, neon lambaları gibi kimi nesnelerin ise renkli olduğu bu görsel yapı özellikle bu tip denemelerden hoşlanan sinemaseverleri ilk anda tavlayabilecek bir unsur oluyor. Ancak film ilerledikçe ve bu görsel yapıya alıştıkça filmin anlattıkları hızla sıradanlaşmaya başlıyor ve ilk hikaye olan para kazanmak için büyük şehre gitmeye çalışan bu arada ailesini de babasına bırakan köylü dışındaki hikayeler fazlasıyla sıradan geliyor.

20. Ankara Film Festivali Ödülleri Sonbahar’a Gitti

Bu yıl 20. yaşını kutlayan Ankara Uluslararası Film Festivali’nin en iyi film ödülü Sonbahar filminin oldu. Böylece Sonbahar, uzun ödül listesine yenilerini eklemiş oldu. Festivalden 7 ödülle dönen Sonbahar dışında öne çıkan diğer film de 5 ödülle Dilber’in Sekiz Günü oldu. Ayrıca her yıl olduğu gibi kısa film ve belgesellere de ödüller verildi.

Ödül listesi şu şekilde:

Uzun Metrajlı Film Ödülleri:
En İyi Film: Sonbahar
Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü: Dilber’in Sekiz Günü
En İyi Yönetmen: Özcan Alper (Sonbahar)
En İyi Kadın Oyuncu: Nesrin Cavadzade (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Erkek Oyuncu: Fırat Tanış (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Megi Kobaladze (Sonbahar)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: İsmail Hacıoğlu (Gökten 3 Elma Düştü)
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü: Cemal Şan (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Feza Çaldıran (Sonbahar)
En İyi Sanat Yönetmeni: Veli Kahraman (Devrim Arabaları)
En İyi Özgün Müzik: Nail Yurtsever, Engin Aslan ve Cem Tuncer (Dilber’in Sekiz Günü)
En İyi Kurgu: Thomas Balkenhol (Sonbahar)
Umut Veren Yeni Kadın Oyuncu: Toprak Sağlam (Gökten 3 Elma Düştü)
Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu: Cahit Gök (Fırtına) ve Metin Hara (Dinle Neyden)
Umut Veren Yeni Yönetmen: İsmail Necmi (Bunu Gerçekten Yapmalı mıyım?)
Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı: İsmail Necmi (Bunu Gerçekten Yapmalı mıyım?)
Seçici Kurul Özel Ödülü: Gitmek
SİYAD En İyi Film Ödülü: Sonbahar
FİLM YÖN En İyi Yönetmen Ödülü: Özcan Alper (Sonbahar)

Kısa Film Ödülleri:
Kurmaca Dalda En İyi Film: İnsan-lık
Deneysel Dalda En İyi Film: Açık Rüya
Canlandırma Dalında En İyi Film: Gemeinschaft
Seçici Kurul Özel Ödülü: Hayat-Derin Uzay

Belgesel Film Ödülleri (Amatör):
Birincilik Ödülü: Alamet-i Üstüvane
İkincilik Ödülü: Mezra Ezidiya
Üçüncülük Ödülü: Kağıt Hane
Seçici Kurul Özel Ödülü: Pembe Gri

Belgesel Film Ödülleri (Profesyonel):
Birincilik Ödülü: Birinciliğe değer eser bulunamadı
İkincilik Ödülü: Yaşam Arsızı
Üçüncülük Ödülü: 3 Saat
Seçici Kurul Özel Ödülü: Nazım’ın Küba Seyahatı

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (22 Mart 2009)

Bu hafta SİYAD’ın listesinde epeyce değişiklik var. Öncelikle uzunca bir süredir birinci sırada yer alan ve bu hafta Ankara Film Festivali’nde de en iyi film ödülünü alan Sonbahar, vizyondaki 3 aylık süresini doldurarak listeyi terkediyor. İşin ilginci bu hafta gösterime giren ve bir anlamda Sonbahar‘ın tema olarak tamamlayıcısı olarak görülebilecek Açlık (Hunger) filmi yeni 1 numara oluyor. Haftanın yenilerinden Güreşçi (The Wrestler) 6 numaradan listeye girerken, geçtiğimiz haftanın filmlerinden Teldeki Adam (Man on Wire) ise ortalamasını arttırarak 10 numaradan giriş yapıyor. Yeni girişler, Gran Torino ve Bolt filmlerinin de liste dışı kalmasına sebep oluyor. Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerden Reha Erdem’in yeni filmi Hayat Var‘ın listeye üst sıralardan girmesi beklenebilir.

Not: SİYAD’ın web sitesinden tek tek puanlara bakınca Süt ve Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road) tekrar yer değiştirmiş gözüküyor. Her ne kadar SİYAD’ın sayfasında liste bu şekilde olmasa da ben buradaki listeyi ona göre değiştirdim.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

Açlık (Hunger)

3.5

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

3

4

Süt

3.15

4

3

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.12

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

6

Şampiyon (The Wrestler)

3

7

6

Sahtekar (Changeling)

2.95

8

7

Frost/Nixon

2.91

9

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

10

Teldeki Adam (Man on Wire)

2.83

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (15 Mart 2009)

Geçtiğimiz hafta Ankara Film Festivali’ni takip ettiğim için blogu çok fazla güncelleme fırsatı bulamadım. Ancak arşivde kalması açısından bir hafta gecikmeli de olsa 15 Mart 2009 tarihli SİYAD’ın son üç ayın en iyi 10 film listesini koymayı atlamak istemedim. Bu listede bir önceki haftaya göre çok fazla bir değişiklik bulunmuyor. Sadece Hayallerin Peişinde (Revolutionary Road) filmi bir sıra yukarı tırmanmış gözüküyor.

 

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

3

4

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.16

4

3

Süt

3.15

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

6

6

Sahtekar (Changeling)

2.95

7

7

Frost/Nixon

2.91

8

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

9

9

Gran Torino

2.8

10

10

Bolt

2.78

20. Ankara Film Festivali Başladı

Ankara’nın en köklü film festivali 20 yaşına bastı. Festival, sinema etkinlikleri açısından her ne kadar son bir ayda hareketlense de kısır bir sezon geçiren başkente 13-22 Mart 2009 tarihleri arasında sinema dolu bir 10 gün yaşatacak. Dün akşam Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’ndaki açılış töreni ile başlayan festivalde film gösterimleri bugün başlıyor. Gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması’nın 2. ve 3. salonları ile Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak. Burada Büyülü Fener Sineması’na festival için 2 salon ayırdıkları için teşekkür ederken en büyük salonları olan ve bundan önceki festivallerde festival filmlerinin gösterimi için ayrılan birinci salonlarını festivale değil, vizyon filmlerine (muhtemelen Güneşi Gördüm filmine) ayırdıkları için sitemlerimizi de iletelim.

Festivali yaklaşık 15 yıldır takip eden sadık bir seyircisi olarak özellikle “20 Yılın En İyilerinden” bölümünde yer alan her bir filmi tavsiye ederim. Bunun dışında öne çıkan bir kaç film arasında Mike Leigh’in Daima Mutlu (Happy-Go-Lucky), İsveç’ten gelen ve yılın en sükse yapan filmlerinden olan Gir Kanıma (Låt den Rätte Komma In), Gezici Festival’de en iyi film ödülünü alan İçimdeki Çöl (Desierto Adentro), üç farklı yönetmenin Tokyo’da geçen farklı filmlerinden oluşan Tokyo! sayılabilir. Ayrıca festivalin geniş bir kısa film ve belgesel seçkisine sahip olduğunu da eklemeden geçmeyelim.  Gösterim programına festivalin İnternet sitesinden erişilebilir.

!f Ankara 2009 İzlenimleri – Kuzey Işıkları: İstemsiz

Festivalin Kuzey Işıkları başlıklı, isminden de anlaşılabileceği gibi kuzey ülkelerinin sinemasından oluşan seçkisinden sadece bir film Ankara’ya geldi. O filmi de seyir programıma aldım.

İstemsiz (De Ofrivilliga / Involuntary):

Bu film öncesinde en azından kişisel olarak tanımadığım bir yönetmen olan Ruben Östlund gerçekten başarılı bir film ortaya çıkartmış. İsveç’te bir günde yaşanan ve birbirleri ile kesişmeyen bir grup hikayeyi anlatan film ilk önce görsel yapısı ile dikkat çekiyor. Yönetmen hızlı kurguya alışmış günümüz sinema seyircisini rahatsız edecek uzunlukta planlar kullanıyor ve hemen her sahnede kamerayı tek bir yere koyuyor ve hareket ettirmiyor. Hatta eğer yanılmıyorsam tüm film boyunca sadece tek bir sahnede kamera hareket ediyor ve orada da sadece sağa ve sola dönüyor. Ayrıca kamera için seçilen yerler de genellikle sıradışı seçimler. Kimi zaman konuşan kişinin yüzünü göremediğimiz bir açı seçilirken kimi zaman da olaylara çok uzaktan tanıklık ediyoruz. Filmin ele aldığı konuların görsel yapısı kadar çarpıcı olmadığı söylenebilir ancak yine de suçluluk, eşcinsellik, monotonlaşan evlilikler, gençlik halleri ama ön önemlisi başkalarının görüşlerine göre kendi hayatını şekillendirme gibi konuların çevresinde dolaşan her bir hikaye de gayet izlenebilir bir nitelik taşıyor. Festivalin iyilerinden.

!f Ankara 2009 İzlenimleri – Hit Filmler: Wendy & Lucy, Gökyüzü Savaşçıları

!f festivali Ankara’ya “Hit Filmler” bölümünden genişçe bir seçkiyle geldi. Bu bölümdeki toplam 13 filmden 9 tanesi Ankara’da da gösterildi. Ancak bu filmlerin bir kısmı zaten gösterime gireceği için bu bölümden sadece 2 film seçtim. Yine de gösterime girip girmeyeceği tam olarak belli olmayan ama Pinema’nın Türkiye haklarını almış göründüğü Synecdoche, New York ve The Burning Plain filmlerinde aklımın kaldığını, Pinema’nın bu filmleri gösterime sokmayıp sadece DVD’sini çıkarması halinde kendilerine sitemlerimi ileteceğimi söylemeliyim.

Wendy & Lucy:

Amerikan bağımsız sinemasının son yıllarda öne çıkan yönetmenlerinden Kelly Reichardt yeni filminde evinden uzaklarda köpeği ile birlikte Alaska yollarına düşmüş bir genç kızın bir kaç güne sığan hikayesini anlatıyor. Bu yolculuk sırasında arabasının bozulması sonucunda Oregon’da sıkışıp kalan Wendy, cebinde de çok az parası olunca ne arabasını tamir ettirebiliyor, ne geri dönebiliyor ne de yoluna devam edebiliyor. Üstelik bir marketten yiyecek çalarken yakalanması üzerine kısa bir süre hapse girince yolculukta kendisine eşlik eden Lucy’yi de kaybediyor. Zaten filmin büyük bir kısmında da Wendy’nin Lucy’yi arama çabasını izliyoruz.

Bağımsız sinema kavramının belirsizleştiği bu günlerde Wendy & Lucy, başrolünde Michelle Williams gibi tanınmış bir oyuncunun yer almasına karşın tam anlamıyla bağımsız bir film. Aslında Williams’ın zaten sık sık bağımsız sinema örneklerinde yer aldığını da unutmamak lazım. Filmde Reichardt, sürekli olarak Wendy’yi izleyen kamerası ile sessiz, sakin bir anlatım tutturmuş ve çok gerçek bir film ortaya çıkarmış. Filmi fazlalıklardan tümüyle arındırarak seyirciye Wendy’nin hayatından bir kaç günü sunuyor sadece. Onun hakkında neredeyse Oregon’da karşılaştığı güvenlik görevlisi kadar bilgimiz oluyor. Ne onun neden evinden ayrıldığını, ailesi ile arasının neden bozuk olduğunu biliyoruz ne de gelecekte onu nelerin beklediğini. Sadece hayattan bir kesit ve filmin gücü de burada.

Gökyüzü Savaşçıları (Sukai Kurora / The Sky Crawlers):

Özellikle Ghost in the Shell’in yönetmeni olarak tanınan Mamoru Oshii geçtiğimiz yılki festivalde Yemek Kuyruğundakilerin Acayip Öyküleri filmi ile ufak çaplı bir hayal kırıklığı yaşatmıştı. Bu yıl usta yönetmen, Gökyüzü Savaşçıları ile tekrar eski formunu yakalamakta olduğunun işaretlerini verdi. Film girişinde ve ilk yarım saatinde Top Gun’ın animasyon versiyonu gibi bir izlenim verse de giderek derinleşiyor ve farklı sulara yelken açıyor. Aslında en baştan beri yeni karakterin bir şeyleri hatırlıyor gibi olması ile zaten ipuçları veriliyor ama hikayenin gelişmesi biraz zaman alıyor. Ama sonuçta Oshii, bir savaş filmi iskeleti üzerinde insan olma durumuna, hafızaya ve varoluşa dair bir film yapmayı başarıyor. Hatta kimi zaman Ghost in the Shell ve Blade Runner’ın temaları ile ortak alanlara giriyor. Ancak süresinin biraz uzun olması ve animasyon tekniğinin zaman zaman günümüzden geride kalması nedeniyle seyirciyi zaman zaman sıkabildiğini de eklemek gerek. Ama Mamoru Oshii severim diyenin izlemesi gerek.

Bir de ufak not. Filmin en sonunda, yazılar da bittikten sonra epeyce uzun süren bir sahne daha var ve bu sahne filmin sonucunu değiştirebilecek bir sahne.

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (8 Mart 2009)

SİYAD’ın bu haftaki listesine tek yeni giriş Gran Torino. Bu filmin 9. sıradan listeye girmesi ile ilk 10’da Sahtekar (Changeling) ile birlikte iki adet Clint Eastwood filmi olmuş oldu. Bu arada Vicky Cristina Barcelona da bir kez daha liste dışında kaldı. Bu hafta gösterime giren filmlerden Watchmen‘in 2.72 gibi bir ortalama ile listenin hafifçe dışında kaldığını da ekleyelim. Ocak ayında olsa, bu ortalama ile listeye girermiş. Haftaya gösterime girecek olan filmlerden Teldeki Adam’ın (Man on Wire) da listeye girmesi beklenebilir.

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.36

3

3

Süt

3.15

4

4

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.14

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

2.96

6

6

Sahtekar (Changeling)

2.94

7

7

Frost/Nixon

2.9

8

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

9

Gran Torino

2.89

10

9

Bolt

2.78


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 320.092 hits
Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.