Archive for the 'Haberler' Category



Sinetek Avrupa Eylül Filmleri

Sinetek Avrupa filmleri Eylül ayında da hız kesmeden devam ediyor. Gösterimler yine Ankapol sinemasında, Perşembe günleri saat 19:30’da. Bu ayın programı aşağıdaki gibi. Özellikle Pedro Almodóvar’ı son filmleri ile keşfetmiş ve sevmiş sinemaseverlere daha deli dolu bir Almodóvar görmek için, yönetmenin ilk dönem filmlerinden “Bunu Hak Etmek İçin Ne Yaptım”ı rahatlıkla tavsiye edebilirim. “Sözcüklerin Gizli Yaşamı” filmi ise aldığı ödüllerle dikkat çekiyor. Filmlerle detaylı bilgi her zamanki gibi http://www.askfest.org/ adresinde.

6 Eylül 2007:
ÖLÜMCÜL DEVİR (MORTEL TRANSFERT / MORTAL TRANSFER)

Fransa-Almanya, 2001, 122′
Yönetmen: Jean-Jacques Beineix

13 Eylül 2007:
BUNU HAK ETMEK İÇİN NE YAPTIM? (¿QUÉ HE HECHO YO PARA MERECER ESTO?!! / WHAT HAVE I DONE TO DESERVE THIS)

İspanya, 1984, 100′
Yönetmen: Pedro Almodóvar

20 Eylül 2007:
SÖZCÜKLERİN GİZLİ YASAMI (LA VIDA SECRETA DE LAS PALABRAS / THE SECRET LIFE OF WORDS)

Ispanya, 2005, 115′
Yönetmen: Isabel Coixet

27 Eylül 2007:
TASIO (TASIO)

İspanya, 1984, 95′
Yönetmen: Montxo Armendáriz

DVD+ kapandı

Türkiye’nin ilk ve tek DVD dergisi DVD+’nın web sitesi bir süredir erişilemez durumda idi. Ağustos ayı dergisi ile birlikte, daha önceki sayılarda verdiği DVD’lerden bir derleme ile karşımıza çıkması da derginin bazı sorunlarla karşı karşıya olduğunun göstergesi idi adeta. Kulağımıza gelen haberlere göre dergi kapanmış durumda. Hala doğru olmadığını ummak istiyorum, çünkü her ne kadar DVD’lerin teknik açıdan değerlendirilmesinde yeterli olmasa dahi, alanında bir boşluğu kapatan bir dergi idi. Giderek de iyiye gidiyordu. Ayrıca hediye olarak verdiği DVD’lerden bazıları koleksiyonlarda başucuna yerleşmişti (Requiem for A Dream, In the Mood for Love, Princess Mononoke gibi). Bir de önümüzdeki sayıda derginin forumuna katkıda bulunanlara bir sayfa ayırılacaktı, tam da bir şeyler yazmaya başlamışken o da ayrı bir hayal kırıklığı oldu.

Aynı grubun diğer bir dergisi Film+ da bu sene başında kapatılmıştı. Ardında çok sağlam bir medya grubu olmayınca kaçınılmaz son bu oluyor galiba. Yine de gelecek ay dergiyi bayilerde görüp “aslında kapanmamış” şeklinde bir yazı yazmak umudundayım hala.

WordPress’e Erişim Yasaklandı

Her ne kadar bu bir sinema haberi olmasa da, “Sinema Manyakları” wordpress üzerinden yayın yapan bir site olduğuna göre bundan bahsetmemek olmazdı. Bir takım siteler yüzünden Türkiye’den wordpress üzerindeki tüm sitelere erişim mahkeme kararı ile engellendi. Konu hakkında Why We’re Blocked in Turkey başlıklı yazıdan detaylı bilgi alınabilir. Bu tuhaf karar umuyorum ki yakın zamanda kalkacaktır. Ancak İnternet ortamında bu tip kararların işe yaramayacağı, çevresinden dolanmanın binbir yolu olduğu da bilinmeli. En basiti DNS ayarlarınızı 4.2.2.2 olarak değiştirdiğiniz zaman wordpress’e sorunsuzca girebilirsiniz. Bunu nasıl yapacaksınız, network ayarlarınızın TCP/IP özelliklerinde DNS’in otomatik olarak atanmasını seçmek yerine elle yukardaki sayıyı gireceksiniz. İşlem tamamdır.

Alternatif yollar da mevcut elbette. Mesela bu siteye http://getir.net/64w adresini kullanarak da her türlü engellemeyi aşarak girmeniz mümkün.

Smallville 7. Sezon Posteri

Bizde Cnbc-e’de yayınlanmakta olan ve 4. sezonunu bitirdiğimiz, Eylül’de de 5. sezonunun başlamasını beklediğimiz Superman’ın gençlik yıllarını anlatan Smallville dizisi, Amerika’da 7. sezonuna başlamak üzere. 27 Eylül’de başlayacak olan 7. sezonun tanıtım posteri yayınlandı. Posterdeki “New Girl” daha önceden de açıklandığı gibi Kara yani Superman’in kuzeni, bir başka deyişle Supergirl. Smallville’in büyük olasılıkla son sezonu olacak 7. sezon bölümlerini biz muhtemelen 2008 Eylül’ünde izleyeceğiz ama insan şimdiden sabırsızlanıyor.

Smallville Season 7

Ağustos Ayının Promosyon DVD’leri

Lost Highway kapakGeçtiğimiz ay gibi bu ay da promosyon olarak DVD veren dergilerin hangi filmleri verdiklerine bir göz atalım. Elbette yine vurgulamak lazım ki esas olan dergidir ve Sinema ve Altyazı gibi DVD vermeyen iyi sinema dergilerimiz de var.

DVD+: Çıktığından beri DVD arşivlerine çok iyi filmler kazandıran DVD+ bu ay eski filmlerinden derleme iki film vererek karşımıza çıkıyor. Her dergi paketinde birbirinden farklı iki DVD var. Bunlar arasında In the Mood for Love, Ali, Chaplin, Parlayan Hançerler gibi gayet güzel filmler var. Bir ara Matchpoint filmini de vereceği söylenen DVD+ sanırım yaşanan bazı sorunlardan dolayı böyle bir yola başvurdu. Her ne kadar daha önce bu DVD’leri almamış okuyucular için önemli bir hizmetse de derginin sürekli okuyucuları için, arşivlerinde aynı filmden iki adet olmasına yol açacak bir uygulama bu.

Empire: Bu ay da en iyi filmi veren dergi olarak Empire dikkati çekiyor. David Lynch’in başyapıtı Lost Highway (Kayıp Otoban). Dergi her ne kadar piyasada olan iki diskli versiyonu değil, sadece filmin yer aldığı tek disklik versiyonu verse de, insanın bilinçaltında dolaşan bu çok iyi filmi izlemeyenlerin mutlaka alması gerek. Elbette filmi defalarca, kare kare izleyip analiz etmek isteyenlerin de. Hoş onlar zaten çoktan almışlardır büyük ihtimalle ama.

Milliyet Sanat: Milliyet Sanat bir kez daha diğerlerine göre çok farklı bir filmle karşımızda. İran sinemasından Afganistan’a bir bakış. Mohsen Makhmalbaf’ın Kandahar filmi. Açıkçası bu film için Makhmalbaf’ın en iyi filmlerinden biri demek mümkün değil. 2001 yapımı film Afganistan’da o dönem yaşananların çarpıcı bir portresini oluşturuyor ama bir yanıyla da sanki dönemin politik atmosferi gereğince de konuya çok dışardan ve yüzeysel bakıyor. Halbuki usta yönetmenden çok daha içerden bir film beklenirdi.

Total Film: Bu ay Ridley Scott’ın Kingdom of Heaven’ını veriyor. Fena film olmasa da Ridley Scott ismine yaraşır bir olduğunu söylemek zor. Haçlı seferleri döneminde geçen filmin en önemli özelliği olarak, yine bir 11 Eylül sonrası dönemi filmi olarak dinlerin kardeşliğine verdiği önem gösterilebilir. Ancak filmin hikayesinde ciddi boşluklar var. Bu arada Total Film’in verdiği DVD filmin sinemalarda gösterilen versiyonunu barındırıyor. Sonradan piyasaya çıkan ve Scott’ın filme yaklaşık 50 dakika eklediği yönetmenin kurgusu için, bu versiyonun hikayedeki boşlukları doldurduğu söyleniyor. Bu yüzden sadece film için derginin alınması makul gözükmüyor. Piyasadaki yönetmenin kurgusunu almak daha uygun olabilir.

Not: Bu ay Billboard dergisi de daha önce verdiği bazı filmleri tekrar veriyor, ancak bunların VCD olduğunu ve görüntü kalitelerinin oldukça düşük olduğunu vurgulamak gerek.

Kavaklıdere Sineması Kapandı…

Bir süredir ortalıkta dolaşan söylentiler kesinlik kazandı ve geçtiğimiz Cuma günü Ankara Kavaklıdere sineması kapandı. Sadece yaz boyu sürecek bir kapatılma değil bu, söylenene göre bir daha da açılmamak üzere kapandı. Zaten Denk Ajans’ın web sitesinden ve broşürlerinden Kavaklıdere Sineması’nın adının tamamen çıkartılması da bunu gösteriyor. Yıllarca Ankaralı sinemaseverler için özellikle bir festival mekanı olarak önemli bir yeri olan bir sinemanın kapanması üzüntü verici. Tunalı Hilmi Caddesi gibi çok işlek bir cadde üzerinde olan bu sinemanın kapanmış olması aynı zamanda da düşündürücü. Kişisel olarak sinemanın bulunduğu semt, festivaller dışında çok sık gitmeme engel olsa da oralarda bir Kavaklıdere Sineması olduğunu bilmek güzeldi. Umarım Denk Ajans 1991’den beri işletmenliğini sürdürdürdüğü, 1999 yılında da Ankara Film Festivali tarafından “nitelikli sinemanın izlenmesine yaptığı katkılardan ötürü” Kitle İletişim Ödülü’ne layık görülmüş bu sinemayı kapama kararını tekrar gözden geçirir.

Michelangelo Antonioni 1912-2007

Michelangelo AntonioniIngmar Bergman’ın hemen arkasından bir büyük kayıp daha. Ne yazık ki Michelangelo Antonioni de artık aramızda değil. Sinema dünyasının bu çok büyük iki yönetmenini birer gün arayla yitirmek kaderin garip bir cilvesi olmalı. Tıpkı Bergman gibi Antonioni için de diyecek çok fazla bir şey yok bu noktadan sonra. Sadece İtalyan sinemasına değil dünya sinemasına da bir avuç başyapıt kazandırmış olan usta özellikle 60-70 arası yaptığı filmlerle belli bir döneme damgasını vurmuştu. Macera (L’Avventura) ile geleneksel sinemanın anlatım kalıplarını yıkarak bir filmin illa ki bildik anlamda bir sonla bitmesi gerekmediğini gösteren Antonioni, Gece (La Notte) ile de kadın-erkek ilişkilerini konu eden filmlere önemli bir katkıda bulunmuştu, çarpıcı bir burjuvazi betimlemesi ile üstelik. 60’ların sonlarında çektiği Cinayeti Gördüm (Blow-Up) ve Zabriskie Point filmleri ile de dönemin ruhuna çok uygun filmler ortaya çıkarmıştı. Özellikle Blow-Up’ın gerçek nedir sorunsalı daha sonra pek çok filmle konu olmuş, filmin sonundaki ortada topun olmadığı tenis maçı sahnesi sinema tarihinin klasik sahnelerinden biri haline gelmiştir. 75’de Jack Nicholson’ı kamera karşısına aldığı Yolcu (The Passenger) da çok önemli bir film haline gelmiştir. Yıllar sonra konuşma kabiliyetini dahi fazlasıyla sınırlayan bir felç geçirmesine rağmen Antonioni çalışmaya devem etmiş, 95’de Wim Wenders’in yardımcı yönetmenliği ile Bulutların Ötesinde’yi (Beyond the Clouds) çekmiş ve bir başyapıta daha imza atmıştı. Üstad son filmini de 2004’de çekmişti.

Birer gün arayla kaybettiğimiz Bergman ve Antonioni’nin sinemaya kattıkları bir yana bir başka  önemli özellikleri de, yaptıkları filmlerin bir zamanlar gişede de önemli bir yere sahip olmasıydı belki de. Acaba Cinayeti Gördüm bugün yapılsaydı ne kadar seyirci çekerdi sinemalara?

Ne diyelim, artık o da yok. Allah diğer ustalara uzun ömürler versin.

Bu vesileyle Cinayeti Gördüm’ün (Blow-Up) meşhur tenis sahnesini tekrar hatırlayalım.

Not: 1928 doğumlu usta Fransız oyuncu Michel Serrault’un da geçtiğimiz gün vefat ettiğini üzülerek ekleyelim.

Ingmar Bergman 1918-2007

Ingmar BergmanSinema dünyasındaki kayıplar devam ediyor. Ancak bu kez kaybımız çok büyük. Hemen tüm kaynaklarca gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden biri olarak kabul edilen Ingmar Bergman 89. yaşını kutladıktan çok kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi. Bu büyük ustanın arkasından ne demek lazım acaba? Sinema sanatına kattıklarından mı bahsetmeli, filmlerinde insan ve insanlık durumlarını nasıl anlattığına, zaman zaman bunun içine mistizmi ne şekilde kattığına mı değinmeli? Aldığı onlarca ödülden mi bahsetmeli, etkilediği pek çok yönetmeni mi anmalı? Yoksa Woody Allen’dan tutun da Star Wars filmlerinin yapımcısı Rick McCallum gibi pek çok farklı hayranları olduğundan mı dem vurmalı? Peki ya hangi eserlerinden bahsetmeli, artık en yüzeysel sinemaseverin bile bildiği Yedinci Mühür filmindeki ölüm ile satranç sahnesinden mi, Persona’daki birbiri ile bütünleşen iki kadın karakterinden mi? Yoksa Sessizlik’teki insanlar arasındanki iletişimsizlikten mi, Çığlıklar ve Gözyaşları’ndaki ölüme karşı alınan tavırdan mı? Belki de birlikte çalışmayı en sevdiği erkek oyuncular olan Erland Josephson ve Max von Sydow’dan ya da hem hayatına hem filmlerine giren Liv Ullmann, Bibi Andersson, Ingrid Thulin ve Harriet Andersson gibi muhteşem kadınlardan başlamalı söze. Yoksa yine yakın zamanda kaybettiğimiz değişmez görüntü yönetmeni Sven Nykvist’le uyumlarından mı yola çıkmalı?

Ne biri, ne de öteki. Ingmar Bergman artık yok, ötesi var mı?

Ulrich Mühe 1953-2007 / László Kovács 1933-2007

Birer gün arayla sinema dünyasının iki önemli ismini kaybettik.

Ulrich MüheGeçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden biri olan Başkalarının Hayatı (Das Leben der Anderen) filmine muhteşem oyunculuğu ile çok şey katan Ulrich Mühe henüz 54 yaşında iken mide kanseri nedeni ile aramızdan ayrıldı. Daha önce de Amen ya da Funny Games gibi pek çok filmde başarılı oyunculuklar sergileyen Mühe’nin daha geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlayan ve bunun sonucunda muhtemelen daha iyi filmlerde oynamasını sağlayacak olan bir filmden kısa bir süre sonra hayatını kaybetmesi büyük bir talihsizlik.

Laszlo KovacsMacaristan doğumlu olmasına rağmen 1956 yılında Amerika’ya göç eden ve kariyerini burada şekillendiren usta görüntü yönetmeni László Kovács ise 74 yaşında idi. Onun da ölüm nedeninin kanser olduğu açıklandı. Kariyerinde 70’in üzerinde filme görüntü yönetmeni olarak imza atan Kovács’ın en dikkat çeken çalışmaları 60 sonlarındaki doğal ışık kullanımı ile öne çıkan Easy Rider ve Five Easy Pieces gibi filmlerde oldu. Ustanın diğer çalışmaları arasında New York, New York, Ghostbusters, Shampoo, Say Anything sayılabilir.

Pan’ın Labirenti Tekrar Gösterimde

Pan's posterGeçtiğimiz sezonun en iyi filmlerinden (hatta bana göre en iyisi) Pan’ın Labirenti (El Laberinto del Fauno) yaz sezonu hatırına tekrar gösterimde. Kariyerinde birbirinden çok farklı filmler olsa da fantastik sinema unsurlarına her zaman yer veren Guillermo del Toro, bu kez fantastik sinema ile politik sinemayı tam kıvamını tutturarak harmanlamış. Hatta işin içinde bir de çocukluktan erişkinliğe geçme hikayesi var. Film İspanya iç savaşı döneminde annesi ile birlikte faşist bir üvey babanın yanına giden Ofelia’nın hikayesi. Hikayede Ofelia’nın gerçekliğin en sert halleri ile yüzyüze gelmesinin yanında bir de bu sert gerçekliği yumuşatacak bir hayal alemini görüyoruz. Esasen bu hayal alemi de bir yerinden gerçekliklerle bağlantılı.

Kimi sinemalarda “bir bilet alana, bir bilet bedava” kampanyası ile gösterilen, geçen sezonun SİYAD’ın en iyilerininde de bir numaraya oturan, 3 Oscar ve daha bir sürü ödül alan (IMDB’ye göre toplam 55 ödülü ve 51 adaylığı var) bu güzelim filmi sinema perdesinde seyretmek ayrı bir zevk. DVD’sini beklemeyin, sinemayı sinemada izleyin.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 320.741 hits
Mayıs 2026
P S Ç P C C P
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.