Mart 2016 için arşiv

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2016 / Bölüm 4

Geldik !f Ankara’da son gün önerilerine:

6 Mart Pazar:

12:30 – Notes on Blindness / Körlük Üzerine Notlar
13:00 – Liza, a Rókatündér / Tilki Perisi Liza

!f Ankara’nın son günü bir belgesel ve bir kurmaca ile açılıyor. Özellikle kısa filmleri takip edenlere Körlük Üzerine Notlar filmi tanıdık gelecektir. Birkaç yıl önce bu isimde bir kısa film izlemiştik (Rainfall olarak da geçiyordu). Bu filmde oğlunun doğumundan çok kısa bir süre önce yavaş yavaş kör olan John Hull’un sesli olarak kaydettiği günlüklerini kullanarak, okunanlardan yola çıkarak görsel bir anlatı kuruluyordu. Gerçekten etkileyici bir filmdi. İşte festivalde karşımıza çıkan, Körlük Üzerine Notlar da aynı yönetmenler tarafından çekilmiş ve o filmin uzun metrajlı versiyonu. O kısa filmi sevenlerin ilgisini çekeceğini tahmin ediyorum. Hatta halen Youtube’da açık halde yer alan kısa filmi buraya da alayım. İlginizi çekip çekmeyeceğine siz karar verin.

Tilki Perisi Liza ise Macaristan’dan gelen eğlenceli bir film. Filmin ana karakteri Liza’dan hoşlanan erkekler birer birer ölüyorlar. Bir süre sonra Liza, okuduğu Japon romanlarının da etkisiyle tilki perisi olduğuna inanmaya başlıyor. Tilki perisi, Japon kültürüne göre kendisinden hoşlanan erkeklere uğursuzluk getiren bir figür. Filmle ilgili yapılan hemen her yorumda Amelie’nin adı geçiyor. Filmin görsel yapısının ve atmosferinin Amelie’ye benzediği söyleniyor. İyi bir film izleyeceğimize dair yeterli bir referans.

Her ikisi de seyre değer olan filmler arasında güne biraz daha keyifli başlamak adına Tilki Perisi Liza’yı seçtim.

—————————–

15:00 – #direnayol
15:30 – Þrestir / Serçeler

Þrestir / Serçeler

Bu seansta karşımıza yine bir belgesel ve bir kurmaca çıkıyor. #direnayol filminin ne anlattığı adından anlaşılabiliyor zaten. Bir LGBT bireyin üzerinden anlatılan bir direniş öyküsü. Yönetmen aslında bir trans aktivistin yaşamı ile ilgili bir belgesel çekmek üzere yola çıkmış ama tam da bu sırada Gezi olayları patlamış. Bu olaylarda LGBT topluluklarının protestolar içinde önemli bir yer aldıkları, bu durumun pek çok insanın önyargılarından kurtulması ile sonuçlandığı hepimizin malumu. İşte #direnayol, bu dönemi anlatıyor.

Serçeler ise bu yıl festivalde farklı örneklerini izlediğimiz büyüme hikâyelerine İzlanda’dan gelen bir katkı. Yönetmen Rúnar Rúnarsson, yıllardır uzak olduğu babasının yanında yaşamak zorunda kalan 16 yaşındaki bir genci anlatıyor. Pek çok ödülü de olan filmde fragmandan bile bildiğimiz ve sevdiğimiz Kuzey Avrupa sinemasının tadı hissediliyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse Gezi direnişinde LGBT hareketinin rolü ile ilgili başka belgeseller de izledik. Karşısındaki film de iyi olduğu tescillenmiş bir film olduğuna göre Serçeler filmini bana daha yakın geliyor. Ayrıca #direnayol’u başka festivallerde yakalama imkânı da olabilir.

Bu arada Serçeler filmini seçenlerin bir sonraki seans için Tangerine filmine yetişemeyeceklerini de not olarak düşmüş olalım.

—————————–

17:00 – Tangerine
17:30 – Gokudou Daisensou / Yakuza Cehennemi

Gokudou Daisensou / Yakuza Cehennemi

Karşımızda yine farklı özellikleri ile dikkat çeken iki film var. Tangerine, geçen yılın oldukça dikkat çeken filmlerinden biriydi. Trans bir kadının erkek arkadaşının onu aldattığını öğrenmesi üzerine peşinden koşmasını anlatan film öncelikle başarılı oyunculukları ile dikkat çekiyor. Bu yılki Oscarlarda oyuncularının aday olması için yoğun kampanyalar da yapılmıştı. Aday olsa, ilk trans aday olacaktı. Bu yılki #OscarsSoWhite kampanyasından sonra ileriki yıllarda #OscarsSoStraight kampanyası da görebiliriz (ki bence daha haklı bir kampanya olur). Filmin dikkat çeken özelliklerinden biri de üç iPhone ile çekilmiş olması. Film çekmenin artık eskisi kadar zor olmadığının belirgin bir örneği.

Yakuza Cehennemi ise bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle ardı ardına film çekmekte olan Takashi Miike’nin yeni filmi. !f’in pek sevdiği Miike’nin filmlerini vizyonda görme olanağına pek sahip olamıyoruz. Aslına bakarsanız son yıllardaki filmleriyle hayal kırıklığı yarattığını da itiraf etmemiz lazım ama Miike bir yakuza vampir filmi çekmiş denince yine de bünyede heyecan oluşuyor. Yönetmenin çılgın tarzını sevenlere diyelim.

İki filmi terazinin kefesine koyarsak Tangerine ağır basıyor. Ama önceki seansta Serçeler’i seçtiğim için bu film benim için otomatik olarak devre dışı kaldı. Bakalım yakuza vampiler nasılmış?

Not: Yine bir seans uyarısı. Yakuza Cehennemi sonrası Anıların Masumiyeti’ne yetişmek mümkün değil.

—————————–

19:00 – Innocence of Memories / Anıların Masumiyeti (Masumiyet Müzesi)
19:30 – Grandma / Anneanne

Grandma / Anneanne

Bu seanstaki filmlerden Anıların Masumiyeti (ya da Masumiyet Müzesi) !f Ankara’nın ilk biletleri tükenen filmlerinden biriydi. Elbette Orhan Pamuk etkisi. Ancak filmi romanın bir uyarlaması olarak düşünmek yanlış olur. Daha çok bu romana bağlı olarak açılan müze üzerine bir belgesel denebilir ama klasik bir belgesel de değil. Filmle ilgili tüm yorumlarda belgesel ve kurmaca arasında kalan yapısına dikkat çekiliyor. Senaryoda da parmağı olan Pamuk belli ki yine farklı bir anlatı kurmuş. Biletler bitmiş olduğuna göre, bilet bulamayanlara filmin vizyon tarihi olarak 25 Mart’ın belirlenmiş olduğunu müjdeleyelim.

Bu filmin karşısındaki Anneanne ise 18 yaşındaki torununun hamile kaldığını öğrendikten sonra onunla birlikte kürtaj için para bulmak için uğraşan Elle’in öyküsü. Özellikle Lily Tomlin’in performansı ile dikkat çeken film pek çok iyi eleştiri almış. Geçen yılın en iyi Amerikan bağımsızlarından sayılıyor. Gayet keyifli bir film olduğuna şüphe yok. Doğrusu vizyona da girmesini umuyordum ama geçtiğimiz hafta DVD’sini de raflarda gördüğümüze göre böyle bir şansımız kalmadı. Filmleri sinema perdesinde izlemeyi seviyorum diyorsanız tek şansınız !f. Ben de bu şansı değerlendireceğim.

—————————–

21:30 – The End of the Tour / Yolun Sonu
22:00 – Demolition / Yeniden Başla

The End of the Tour / Yolun Sonu

!f Ankara’nın son seansında yine iyi eleştiriler almış iki Amerikan bağımsızı var. Yolun Sonu, 1996 yılında yayınladığı Infinite Jest romanı ile büyük ün kazanan David Foster Wallace’ın romanını tanıtma turunun son günlerinde kendisi ile söyleşi yapmak isteyen Rolling Stone muhabiri David Lipsky ile geçirdikleri günleri konu ediyor. Film pek çok eleştirmen tarafından çok beğenilmiş. Özellikle Jason Segel’ın performansı çok övülüyor ve senaryonun da Wallace’ı çok iyi yansıttığı söyleniyor. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

Yeniden Başla ise karısının ölümünden sonra hayatını sorgulamaya başlayan bir bankacının hikâyesi. Konusuna ve fragmanına bakınca başına gelen bir olay sonrası hayatın sadece işten ibaret olmadığını anlayan karakterleri anlatan filmlere yeni bir örnek gibi gözüküyor. Bu anlamda klişe bir görüntüsü var ama yönetmeninin Jean-Marc Vallée olması, başrolünde de Jake Gyllenhaal gibi çok başarılı bir oyucunun yer alması filmde farklı bir şeyler vardır dedirtiyor. Ama bu farklılığı görmek için 8 Nisan’da vizyona girmesi de beklenebilir. Nitekim benim de tercihim Yolun Sonu olacak.

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2016 / Bölüm 3

!f Ankara bugün başlıyor. Daha önce ilk iki gün için önerilerimi yazmıştım. Sıra geldi Cumartesi’nin önerilerine. Yine geciktik önerilerde ama bu yıl önden bileti biten film sayısı çok değil. Hala bilet bulma şansınız var.

5 Mart Cumartesi:

12:30 – A Syrian Love Story / Suriyeli Aşk Hikâyesi
13:00 – The Russian Woodpecker / Rus Ağaçkakanı

The Russian Woodpecker / Rus Ağaçkakanı

Hafta sonunun ilk seansı, özellikle belgesel sevenler için seçim yapmanın epey güç olduğu bir seans. Karşımızda iki önemli konuyla ilgili, bol ödüllü ve iyi eleştiriler almış iki film var. Suriyeli Aşk Hikayesi, adından anlaşılabileceği gibi savaşın ortasında bir çiftin hikayesini anlatıyor. Yönetmen Sean McAllister, bu çifti 5 yıl boyunca takip ediyor. Bu 5 yıl boyunca hapse girip çıkıyorlar, çocukları oluyor ve büyüyorlar, işin içine kaçınılmaz olarak başka şehirler ve başka ülkeler de giriyor. Nicelerine tanık olduğumuz, savaşın etkilediği ailelerden birinin hikâyesini izliyoruz.

Rus Ağaçkakanı ise, Çernobil patlaması sırasında 4 yaşında olan Ukraynalı bir sanatçının öyküsü. Bu patlamadan kalıcı olarak etkilenen Fedor, sanat çalışmalarının yanında Çernobil ile ilgili gerçekleri ortaya çıkarmayı da hayatının amaçlarından biri haline getirmiş. Bu çabalarının ortasında bir de Ukrayna’daki protestolar patlayınca olay iyice karışıyor ve işin içine Rusya da giriyor.

Başta da belirttiğim gibi her iki belgesel için de çok iyi eleştiriler var. İlki, son yıllarda yaşanan olayların perdeye gerçek bir şekilde yansıtılması iken ikinci film için geçmişte yaşananlar ile ilgili iyi bir komplo teorisi filmi deniyor. Hangi konu ilginizi daha fazla çektiyse çekinmeden onu seçebilirsiniz demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Benim tercihim Rus Ağaçkakanı.

—————————–

15:00 – Krisha
15:30 – Bakemono no ko / Çocuk ve Canavar

Bakemono no ko / Çocuk ve Canavar

Bu kez karşımızda bambaşka türlere ait olan iki film var. Krisha, alkolizm problemi nedeniyle yıllardır aile toplantılarından uzak kalan bir kadını anlatıyor. Yönetmen Trey Edward Shults’ın, akraba ve arkadaşlarını oynattığı filminde (Krisha’yı canlandıran Krisha Fairchild, teyzesi örneğin) başarılı bir anlatım tutturduğu söyleniyor. Fragmandan anlaşıldığı kadarıyla film boyunca görüntü formatıyla da sürekli oynayarak ayrı bir hava yaratmış. İzlemeye değer bir Amerikan bağımsızı gibi duruyor.

!f Ankara programında her yıl en az bir anime olmasına alışkınız. O yıl bir film çektiyse bu anime Hayao Miyazaki’nin filmi olurdu. Üstad emeklilikten geri dönmediğine göre şimdilik böyle bir şansımız yok. Ama Mamoru Hosada da önceki filmlerini !f’de görüp sevdiğimiz bir yönetmen. Çocuk ve Canavar filminde, anne ve babasını kaybetmiş olan dokuz yaşında bir çocuğun büyüme hikâyesini fantastik bir evrene taşıyarak anlatıyor. Özellikle anime severler için keyifli bir film olacağına şüphe yok.

İki filmin de birbirinden epey farklı olduğu düşünülürse seçim yapmak çok zor değil gibi. Benim gibi her iki filmi de izlemek isteyenler olacaktır mutlaka. Onlar için her iki filmin de Türkiye dağıtımcısının olduğunu ama henüz gösterim tarihleri ile ilgili bir açıklama olmadığını hatırlatalım. Filmlerin türlerine bakarsak ikisi de kısıtlı da olsa gösterim şansı bulabilecek filmler. Bu durumda benim için anime sevgisi bir adım öne çıkıyor. Klasik seans çakışma uyarısını yapalım. Bu seans için Çocuk ve Canavar’ın seçilmesi durumunda bir sonraki seans için Kırıntılar filmine gitmek mümkün değil (yarım saat kadar çakışıyor, öyle son yazıları izlemem demek de kurtarmaz).

—————————–

17:00 – Crumbs / Kırıntılar
17:30 – Queen of Earth / Yeryüzünün Kraliçesi

Queen of Earth / Yeryüzünün Kraliçesi

Günün üçüncü seansında karşımızda yine iki ilginç film var. Kırıntılar, Etiyopya’nın muhtemelen ilk bilim-kurgu filmi. Hatta bilim-kurgu filmlerinde bir alt tür olarak tanımlanabilecek olan kıyamet sonrası filmlere bir örnek. Savaşın ne şekilde olduğunu bilmiyoruz ama savaş sonrasında eski dünyadan bir avuç simge kalmış. Michael Jordan, Madonna gibi simgelerin yanında Justin Bieber da var elbette. Kırıntılar’ın sadece Etiyopya’dan gelen bir bilim-kurgu olması bile ilgi çekici. İzlenmesi gereken bir film.

Yeryüzünün Kraliçesi ise öncelikle Mad Men ve Top of the Lake ile hayran olduğumuz Elisabeth Moss ve son yıllarda giderek önce çıkan Katherine Waterston’un başrolleri paylaşması ile dikkati çekiyor. Kötü bir dönem geçiren iki çocukluk arkadaşı bir göl kenarında geçirecekleri bir hafta sonrasında bunalımlarından kurtulmayı umuyorlar ama birinin babasının yeni intihar etmiş olması, üstüne de sevgilisinden ayrılması işleri epey zorlaştırıyor. Film ile ilgili yapılan yorumların büyük kısmında Polanski’nin Repulsion filmi ile karşılaştırılıyor. O filmin yarısı kadar iyiyse izlenmeye değer bir filmdir diye düşünerek bu seans için bu filmi seçiyorum kendi adıma. Ama Kırıntılar’da aklım kalmayacak dersem yalan olur.

—————————–

19:00 – James White
19:30 – Into the Forest / Ormana Doğru

Into the Forest / Ormana Doğru

Karşımızda Amerikan bağımsız sineması kokan iki film var (İkincisi Kanada filmi ama olsun, yine de Amerikan bağımsızı kokusu var). James White, daha önce başarılı bağımsız filmlerin yapımcı olarak bildiğimiz Josh Mond’un ilk yönetmenlik denemesi. Kısmen otobiyografik olduğu da söylenen filmde 20 yaşında New Yorklu bir gencin, babasını kaybettikten sonra, annesi de ölümcül bir hastalıkla uğraşırken hayatını gözden geçirmesini anlatan bir film. Her ne kadar bu özetten çok duygusal bir film izlenimi verse de duygu sömürüsü yapmaya çalışan bir filmden çok, hayatının zor bir döneminde büyümek zorunda kalan bir karakteri gerçekçi bir şekilde anlatan bir film gibi gözüküyor. Oyunculuklarına da epey övgü var.

Ormana Doğru ise ilk önce oyuncuları ile dikkat çeken bir diğer film. Ellen Page ve Evan Rachel Wood’un iki kızkardeşi canlandırdıkları filmde, bu iki kardeş ormanın içinde bir evde yaşarken günün birinde tüm çevrede bir anda elektrikler gittikten sonra yaşananlar konu ediliyor. Bu da adeta bir kıyamet sonrası filmi. Bu film de oyunculukları için epey övgü almış. İlginç bir tesadüf (belki de değil) bir önceki seanstaki Yeryüzünün Kraliçesi filmi ile karşılaştıranalar da var.

İki film arasında James White’ın aldığı ödüllerin daha fazla olduğunu ve daha iyi eleştiriler aldığını vurgulayalım. Sanırım hangi film daha iyi sorusunun cevabı James White. Ancak bazen bir film sizi daha fazla kendine çeker. Bu nedenle benim seçimim Ormana Doğru. Bu arada yine her iki filmin de Türkiye dağıtımcısı olduğunu ama henüz bir gösterim tarihi belirlenmediğini not olarak düşelim.

—————————–

21:30 – MA
22:00 – Kill Your Friends / Arkadaşlarını Öldür

MA

Geldik günün beşinci seansına. Görünen o ki MA, festivaller dışında beyazperdede görme şansımız olmayan bir film. Günümüzde Amerika’daki çöllerde geçen filmin başkarakteri MA, Meryem Ana’yı temsil ediyor. Bu kadarı bile yeterince ilgi çekici olabilir ama fragmandan filmin fena halde stilize olduğu da anlaşılıyor. Üstelik filmde hiç diyalog da yer almıyor. MA, Keşif bölümünde yer alıyor. Tam da bu bölüme uygun bir film gibi gözüküyor. Filmle ilgili eleştirilerin çok iyi olmadığını da söyleyelim. Genellikle fazlasıyla sürreal bir film olduğu yorumları gelmiş. Yine herkese göre bir film değil ama merak ettiğim bir film kendi adıma.
Arkadaşlarını Öldür ise daha geniş kitleye hitap edebilecek bir film. 90’larda Britpop’un en gözde olduğu yıllarda bir plak şirketinin gözde elemanlarından biri çevresinde dönen film, şirkette birbirinin kuyusunu kazan adamları anlatıyor. Filmin adından da anlaşıldığı gibi işin içine cinayet de giriyor. Fragmanı izlediğimde aklıma Amerikan Sapığı gelmişti. Nitekim filmle ilgili eleştirilerde de bu filmin adı geçiyor. Hatta filmin afişlerinden birinde bile Amerikan Sapığı’nın adı geçiyor. Bu film için yapılan eleştiriler de çok iyi değil açıkçası. İzlerken keyifli olduğu ama altının çok dolu olmadığı yorumları yapılmış.

İkisi de çok parlak gözükmeyen filmlerin içinden farklı bir deneyim olma ihtimalinin daha fazla olduğu MA’yı seçtim. Ne de olsa bu tarz filmler kötü eleştiriler alsa da bazen sizi bir yerinden yakalar ve çok seversiniz. Ama riskli bir seçim elbette.

—————————–

00:00 – Green Room / Dehşet Odası

Green Room / Dehşet Odası

Geceyarısı sineması için bir tercih yapmaya gerek yok. Daha doğrusu iki film arasında seçim yapmanıza gerek yok. Bu saatte film izleyip izlemeyeceğinize karar vermeniz yeterli. Bu seans için seçilen filmi hemen her zaman olduğu gibi bol kanlı ve bazı seyircileri rahatsız edebilecek bir film. Jeremy Saulnier, birkaç yıl önce yine geceyarısı seansında izlediğimiz İntikam (Blue Ruin) filminin sonrasından gelen filminde bu kez bir Punk Rock grubu ile neo-nazileri karşı karşıya getiriyor. Böyle bir film, bol müzikle birlikte şiddeti karikatürize eden bir şekilde de çekilebilir, daha gerçekçi bir yaklaşımla da. Anlaşıldığı kadarıyla yönetmen gerçekçi yaklaşımı tercih etmiş. Özellikle şiddet sahnelerinin epeyce gerçekçi olduğu söyleniyor. Merak ediyorum ama gün boyu film izledikten sonra fazla gelecek diyorsanız vizyona girme şansının olduğunu da hatırlatalım.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 277.284 hits
Mart 2016
P S Ç P C C P
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: