Şubat 2016 için arşiv

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2016 / Bölüm 2

Geldik !f Ankara’da ikinci gün önerilerine. Buyrunuz:

4 Mart Cuma:

12:30 – Ma dar Behesht / Cennet
13:00 – The Show of Shows / Şovların Şovu

Ma dar Behesht / Cennet

Cuma gününün ilk seansı için birbirinden epeyce farklı iki film arasından seçim yapmak gerekiyor. İran’da kadın olmak ile ilgili pek çok film izledik aslında. Ancak bunların kadın yönetmenler tarafından çekilenlerinin sayısı o kadar fazla değil. 25 yaşındaki İranlı bir kadının çevresindeki cinsiyetçi ortamda yaşamaya çalışmasını anlatan Cennet, gerçek mekânlarda gizli gizli çekilen sahneler de içeriyor. Şovların Şovu ise yıllar boyunca pek çok sirkin hem gösterilerinde hem de perde arkasında çekilen gerçek görüntülerin harmanlandığı bir film. Filmin en önemli özelliği ise müziklerini Sigur Ros’un yapmış olması. Kendi adıma ikinci film Sigur Ros dışında çok ilgimi çekmediği için istikamet Cennet yönünde.

—————————–

15:00 – The Seasons in Quincy: Four Portraits of John Berger / Quincy’de Mevsimler: John Berger’in Dört Portresi
15:30 – Sonita

Sonita

Günün ikinci seansında karşımızda iki ilginç belgesel var. İlk film, ünlü yazar John Berger’in yıllardır yaşadığı Quincy’de çekilen dört kısa belgeselden oluşuyor. Her belgesel farklı bir mevsimde çekilmiş ve yönetmenleri de farklı (birinin yönetmeni Tilda Swinton). İkinci film ise yine İran’da geçen bir belgesel. Film, yaşadığı zorlukları rap müzikle yansıtmaya çalışan Sonita’nın hayatını takip etmek üzere yola çıkıyor ama ailesinin Sonita’yı para karşılığı evlendirmeye çalışması üzerine yönetmen aktif olarak konuya dâhil oluyor. Hikaye ülkemizde de çok yaşanan bir durumu anlatsa da sinema açısından bir belgeselde yönetmen ne kadar konuya dâhil olmalı tartışmasını açmak için de izlenebilecek bir film.

John Berger belgeseli çok yeni olduğu için henüz İnternet ortamında onunla ilgili pek fazla bir yorum göremiyoruz ama Sonita ile ilgili iyi yorumlar var. 2016 yılında Sundance’de en iyi belgesel ödülünü de almış. John Berger’i sevenler onunla ilgili belgeseli kaçırmayacaktır ama Sonita bana daha ilgi çekici geldi. Ancak sonraki seansta Aaaaaaaah! filmini seçecekseniz, Sonita’nın 1 dakikasının bu filmle çakıştığını unutmayın. Jenerik sırasında hızla çıkmak gerekebilir.

—————————–

17:00 – Aaaaaaaah!
17:30 – Bağlar

Aaaaaaaah!

Bu kez karşımızda sıra dışı bir film ve enteresan bir belgesel var. Steve Oram’ın Aaaaaaaah! filmi, sıradan bir ailenin iki yabancının gelmesiyle değişen hayatlarını anlatıyor. Çokça izlediğimiz bir hikâye olabilir ama işin farklı bir yönü var. Film günümüzde geçiyor ama insanlarda konuşma yeteneği gelişmemiş. İnsanlar, maymunlar gibi homurtularla anlaşıyorlar. Filmin her seyirciye göre olmadığı açık. Sevenleri de var, sevmeyenleri de. Ama ilginç bir seyir deneyimi olacak gibi.

Bağlar belgeseli ise Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde bir basketbol takımını getiriyor karşımıza. Bambaşka sorunların içindeyken basketbol ile bir çıkış arıyorlar ama elbette yaşadıkları ortamdan da kopamıyorlar. Etraflarında yaşananlar onların performanslarını da olumlu ya da olumsuz yönde etkiliyor. Yönetmenlerinin arasında Berke Baş’ın olması bizi iyi bir belgeselin beklediğini gösteriyor. Filmin ele aldığı konuyu okurken bundan iyi bir kurmaca film de çıkabileceğini düşündüğümü de eklemeliyim. Amerikan sinemasında bu tarz başarı öyküleri çoktur. Kürt sinemacılar bir basketbol takımını anlatarak bölgede yaşananlar üzerine güçlü bir film yapabilirler. Politik olmak için her zaman doğrudan politik olmak gerekmiyor.

Kendi adıma Aaaaaaaah! filmini daha sonra sinemada görme fırsatımızın olmayacağını düşünerek onu seçiyorum ve Bağlar’ın başka festivallerde, hatta belki de Başka Sinema, belgesel gecesinde karşımıza çıkabileceğini umuyorum.

—————————–

19:00 – The Man Who Fell To Earth / Dünyaya Düşen Adam
19:30 – Nasty Baby / Yaramaz Bebek

The Man Who Fell To Earth / Dünyaya Düşen Adam

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz David Bowie’nin anısına !f’de gösterilen iki filmden biri Ankara programına da girmiş. Dünyaya Düşen Adam için çok fazla bir yorum yapmaya gerek yok aslında. Nicolas Roeg’in 1976 yapımı, artık bir kült niteliği kazanmış olan bu filmi, David Bowie’nin kendi yarattığı personaya da son derece yakışan bir filmdir. O gerçekten de Dünyaya düşen bir adamdır adeta. Pek çok sinemaseverin bu filmi izlemiş olduğuna şüphem yok ama beyazperdede izleme şansı kaçırılmayacak bir fırsat.

Yaramaz Bebek ise özellikle geçtiğimiz yıllarda yine !f’de gösterilen Hizmetçi filmini çok sevdiğimiz Sebastián Silva’nın yeni filmi. Şili-Amerika ortak yapımı olan film, fragmanına bakılırsa tam bir Amerikan bağımsızı gibi duruyor. Brooklyn’in sanat çevresinde geçen ve orta yaş sınırına gelmiş bir kadının çocuk yapmak için arkadaşları olan eşcinsel çiftten yardım istemesini anlatan film ilk bakışta bir komedi havasında ama filmle ilgili her yorumda, finale doğru yaşanan bir olayın tüm filmi değiştirdiği söyleniyor. Bu değişikliği olumlu bulanlar da var, olumsuz da. İzleyip görmek lazım.

Bu seanstaki her iki film de izlenmeye değer yapımlar. Kendi adıma David Bowie’ye bir kez de sinema perdesinde veda etmeyi seçiyorum. Hem Yaramaz Bebek’in Türkiye hakları da alınmış durumda. Henüz açıklanan bir tarih yok ama vizyona girme ihtimali de var.

—————————–

21:30 – Nie Yinniang / Suikastçı
22:00 – The Wolfpack

Nie Yinniang / Suikastçı

Günün son filmine gelince ilk anda çok kolay bir tercih gibi gözüküyor. Geçen yıl Mayıs ayında Cannes’da en iyi yönetmen ödülü aldığından beri beklediğimiz Suikastçı nihayet karşımızda. Hou Hsiao-Hsien’in Kırmızı Balonun Yolculuğu filminden beri beklediğimiz bu yeni filminde işin içine dövüş sanatları girse de tarzından ödün vermediği söyleniyor. Fragmanı da gayet heyecan verici. Özellikle görsel açıdan kullandığı daraltılmış kadraj içinde bizi büyüleyecek gibi gözüküyor.

The Wolfpack ise Sundance’de 2015’de en iyi belgesel seçilen enteresan bir yapım. Yıllarca evden çıkmalarına izin verilmemiş ve dünyaya dair tek deneyimlerini filmlere borçlu olan altı erkek ve bir kız kardeşin gerçek öyküsü (Room filmindeki gibi bir kaçırma akla gelmesin, anne ve babaları onları korumak için dışarı çıkmalarına izin vermiyor). Çok ilginç bir konu olduğu açık. Belgesel olarak da başarılı olduğu söyleniyor. Aldığı ödül de bunu gösteriyor zaten.

The Wolfpack’in ilginç konusuna rağmen iki film arasında seçim yapılacaksa Suikastçı fazlasıyla öne çıkıyor. Ama dengeleri değiştiren bir durum var. Suikastçı filminin 1 Nisan’da gösterime gireceği açıklanmış durumda. Aslında The Wolfpack’in de Türkiye dağıtımcısı var ama henüz bir gösterim tarihi açıklanmış değil. Başka Sinema’nın 1 Nisan şakası olarak Suikastçı’yı Ankara sinemalarına getirmeme riskini göze alarak The Wolfpack’i seçtim kendi adıma. Ancak Başka Sinema, geçen yıl Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız ve Tek Aşkım filmlerinde yaptığı gibi Suikastçı’yı da Ankara’ya getirmezse İstanbul biletimi kendilerinden talep edeceğimi de buradan yazmış olayım!

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2016 / Bölüm 1

Farklı yerlere yazdığım yazılar nedeniyle son zamanlarda blogu biraz boşladığımı fark ettim. !f Ankara’da bilet satışları başlamışken bloga yeni bir hız vermenin zamanı geldi. Her yıl olduğu gibi !f Ankara, bu yıl da Cinemaximum Armada’nın iki salonunda yapılacak. Yine her yıl olduğu gibi festivalin Ankara ayağındaki her filmin sadece bir gösterimi var. Bu nedenle festival takipçileri, her seansta karşı karşıya gelen iki filmden birini seçmek durumunda. Bu yazılarda yardımcı olmaya çalışacağım konu da işte bu seçimler.

İlk günden başlayalım bakalım:

3 Mart Perşembe:

12:30 – Speed Sisters / Hızın Kızları
13:00 – Bella e Perduta / Kayıp ve Güzel

Speed Sisters / Hızın Kızları

Festivalin ilk gününde bir tarafta daha klasik bir belgesel var. Hızın Kızları, Filistin’deki ilk kadın araba yarışı takımını bizlere tanıtan bir belgesel. Filistin’de bildiğimiz sorunlar yaşanırken araba yarışı ile ilgilenmenin zorluğu bir yana, o coğrafyada tümüyle kadın bir araba yarışı takımı olmanın da kendine özgü zorlukları var belli ki. Tüm bunlara eğilen belgesel oldukça iyi yorumlar almış. Görünen o ki iyi ama sürprizsiz bir belgesel. Karşımıza ne çıkacağını az çok biliyoruz. Bu filmin karşısındaki Kayıp ve Güzel ise yine bir belgesel fikri ile yola çıkılmış ama yönetmen, bir süre takip ettiği ana karakter olan Tommaso adındaki çobanın ölümü üzerine filmi farklı bir rotaya çevirmiş ve film İtalya kırsalında geçen şiirsel bir yol filmine dönüşmüş. Bu film üzerine yapılan eleştiriler çok farklı. Çok seveni kadar sevmeyeni de var. Yani riskli bir seçim.

Bu durumda, ben Filistin ve kadın sorunları üzerine iyi bir belgesel izlemek istiyorum diyenleri Hızın Kızları’na, tam olarak ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum ama risk alıp farklı bir şeyler izlemek istiyorum diyenleri de Kayıp ve Güzel’e alıyoruz. Benim tercihim Kayıp ve Güzel’den yana.

—————————–

15:00 – Just Jim / Sadece Jim
15:30 – Ceset

Just Jim / Sadece Jim

Bu seanstaki filmlerden ilki Submarine filmi ile tanıdığımız Craig Roberts’ın yönetmen olarak ilk filmi olan Sadece Jim. Roberts bu filmde yazar ve yönetmen olmanın yanında, arkadaşları ve hatta ailesi tarafından görmezden gelinen bir lise öğrencisi olan Jim’i canlandırıyor. Klasik bir “loser” tiplemesi olan Jim’in hayatı, okula yeni gelen popüler Amerikalı çocuk Dean ile arkadaş olması ile değişiyor (onu da bu rol için biraz büyük gözüken Emile Hirsch canlandırıyor). Doğrusunu söylemek gerekirse klasik sayılabilecek bir bağımsız büyüme hikâyesi gibi duruyor. Karşısında ise yerli bir film var. Kısa filmleri ile tanının Pınar Sinan’ın ile uzun metrajı Ceset, yerli sinemada çok da karşımıza çıkmayan bir konuyu ele alıyor. Karşımızda bir hastanede hademe olarak çalışmakta olan İhsan adında bir karakter var. Onun için de “loser” demek mümkün. O da çevresinde önemsenmeyen biri. Onun çıkış bulduğu nokta ise bir cesedi kız arkadaşı yerine koymak.

Her iki film de izlemeye değer gibi gözüküyor. Sadece Jim’in Türkiye hakları alınmış durumda. Gösterime girme ihtimali var demek ki. Ceset de farklı bir yerli film olarak en azından Başka Sinema’da kendine yer bulacaktır diye düşünüyorum. Bu durumda hangi filmin konusu ilginizi çekiyorsa onu izleyebilirsiniz diyorum. Uzaktan bakınca Ceset daha ilginç bir film gibi gözüküyor ama onu vizyonda yakalama şansımız daha yüksek diye düşünerek Sadece Jim’i tercih ediyorum kendi adıma.

—————————–

17:00 – Mon Roi / Prensim
17:30 – Mów mi Marianna / Bana Marianna De

Mon Roi / Prensim

Bu seanstaki filmlerden Prensim, geçen yıl Cannes Film Festivali’nde öne çıkan filmlerden biriydi. Emmanuelle Bercot’a en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran filmin yönetmeni Maïwenn de Polis filmiyle 2011 yılında aynı festivalde jüri özel ödülünü kazanmıştı. Hastalıklı bir aşk öyküsünü geri dönüşlerle anlatan film, festivalin izlenmesi gereken filmlerinden biri olarak gözüküyor. Bercot’un karşında bu tip karizmatik ama sorunlu karakterleri canlandırmada çok başarılı olan Vincent Cassel’in olduğunu da unutmayalım. Bu seanstaki diğer film ise cinsiyet değiştirme sürecindeki Marianna’nın hikâyesini anlatan bir belgesel. Bu süreçte çocukları onunla iletişimi tamamen bırakmış, eski karısı da sadece telefonla konuşuyor. Belgesel için yapılan yorumlar, trans bir bireyin değişim sürecini anlatmanın yanında, yalnızlık ve dışlanmışlık üzerine de çok etkili bir yapım olduğu yönünde.

Prensim daha önemli bir film olarak gözükse de Türkiye dağıtımcısı olduğunu ve büyük ihtimalle gösterime de gireceğini düşünürsek Bana Marianna De, festival meraklıları için daha iyi bir tercih olabilir. En azından benim tercihim bu yönde. Ayrıca !f’in geciken seyircileri salona almama kuralında çok katı olduğunu bir daha hatırlatalım. Bu seansta Prensim filmi tercih edecek olanlar, sonraki seansta Der Nachtmahr filmine bilet almasınlar.

—————————–

19:00 – Der Nachtmahr
19:30 – Veşartî / Gizli

Der Nachtmahr

Karşımızda iki enteresan film var. İlk film Der Nachtmahr, bir parti sonrasında gizemli bir yaratık görmeye başlayan bir genç kızı anlatıyor. Genç kıza kimse inanmıyor ve onun psikolojik sorunları olduğunu düşünüyorlar. Belli ki canavarı bir metafor olarak kullanan bir büyüme öyküsü var karşımızda. Fragmanından farklı bir görselliğe sahip olduğu da anlaşılıyor. Karşısında yer alan Gizli ise daha sade bir görselliğe sahip. Siyah-beyaz, gösterişsiz görüntüleri var ama birkaç yıl önce Kısa Film adlı filmini izlediğimiz Ali Kemal Çınar farklı şeyler denemiş belli ki. Bir cinsiyet değişimi hikâyesi anlatırken film boyunca konuşan kişileri hiç göstermemek gibi deneysel bir yapı da kurmuş. Her iki filmin fragmanı da izleme isteği uyandırdı doğrusu ama Der Nachtmahr sinema perdesinde izlenmeyi daha fazla hak eden bir film gibi gözüküyor. Gizli’nin gösterime girme ihtimalinin de daha fazla olduğunu düşünebiliriz.

—————————–

21:30 – A Bigger Splash / Sen Benimsin
22:00 – Turbo Kid / Turbo Çocuk – Kung Fury

Bir tarafta Benim Adım Aşk (I Am Love) filmine hayran olduğumuz Luca Guadagnino’nun yeni filmi Sen Benimsin, diğer tarafta ise şimdiden kült olma potansiyeli taşıyan, 80’lere bol bol referans veren iki film. Sen Benimsin, yönetmenin bir kez daha eşsiz Tilda Swinton’u başrole taşımasıyla da dikkat çekiyor. Üstelik yanında Ralph Fiennes gibi çok iyi bir oyuncu daha var. Daha genç olsa da kendini ispatlamış Matthias Schoenaerts de cabası (aşk çemberinin son elemanı Dakota Johnson için şimdilik çok iyi şeyler söyleyemiyorum). Karşımıza iyi bir film çıkacağına dair inancım tam ama diğer salondaki iki filmin çok daha eğlenceli bir seyir vaat ettiğini düşünüyorum. Turbo Kid’in kıyametin sonrasında ama 1997 yılında geçmiş olması bile dikkatleri üzerine çekiyor. Kahramanımız Turbo Kid, hem sevdiği kızı kurtarmaya çalışıyor hem de filmin kötü adamını yenmeye (Michael Ironside görülmeye değer bir performans çıkarmıştır mutlaka). Bu filmle beraber gösterilecek yarım saatlik Kung Fury daha da ilgi çekici. Adeta 80’lerde çekilen B sınıfı bir aksiyon filmine benzeyen yapımın fragmanını izlemek bile beni heyecanlandırdı. Aslında sözü fragmana bırakmak daha doğru olacak:

Fragman sizi de heyecanlandırdıysa seçimizi Kung Fury’den yana kullanıp Sen Benimsin’i vizyona bırakabilirsiniz. Yok fragmana karşı tepkiniz, “bu ne saçma sapan bir şey” şeklindeyse zaten tercihinizi yaptınız demektir.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 277.179 hits
Şubat 2016
P S Ç P C C P
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
29  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: