22 Ara 2013 için arşiv

Gezici Festival 2013 İzlenimleri – 6. Gün: Kısa İyidir 2, Ölümsüz Aşk, Ona Dair Bildiğim İki Üç Şey, Kutsal Aile

Kısa İyidir 2:

Kısa İyidir bölümünün ikinci seçkisi çoğunlukla sevdiğim filmlerden oluşuyordu. Steffi Bunu Beğendi (Steffi Gefällt Dass / Steffi Likes This), sosyal medyayı gerçek hayata taşıyordu. Ev (House), ilk bakışta bir çocuk animasyonu gibi gözükse de eve misafir olarak geldikten sonra o evde yaşamaya başlayan, evin eski sahiplerine kalan yerin de ancak çatı olmasını anlatan hikâyesi 4 dakikalık süresinde epey politik olmayı da beceriyordu. İnsan Müsveddeleri (The Mass of Men), iş arayan bir adamın işçi bulma kurumunda çektiklerini trajikomik bir tarzda anlatıyordu. Yalnızlar (Solitude / Loneliness), göçmen olarak yaşadığı ülkede tecavüze uğrayan bir fahişenin iç burkan hikâyesiydi. Kadının başına gelenleri önemseyen tek kişinin tercümanı olduğu film benzer konuları anlatan nice uzun filmden daha etkileyici olmayı başarıyordu. Tavşan Ülkesi (Rabbitland), yaşadıkları her gün birbirinin aynısı olan, sabah evden çıkıp çalışmaya gideni, akşam eve dönen, başlarındakinin her dediğini sorgulamadan yapan, mutlu tavşanları(!) anlatıyordu. Tavşanların beyinlerinin olmaması da mutluluklarına mutluluk katıyordu. Bu arada Tavşan Ülkesi demokratik bir ülkeydi ve gayet demokratik olarak seçimler de yapılıyordu. Beyinsiz tavşanlar hür iradeleriyle oy kullanıyorlar, hiçbir şeyi değiştirmiyorlar, ama yine de çok mutlu olmaya devam ediyorlardı. Elbette ki tümüyle kurmaca bir öyküydü bu, yoksa böyle bir ülkeye gerçek dünyada asla rastlanamaz…

Ölümsüz Aşk (Ain’t Them Bodies Saints):

Ain’t Them Bodies Saints ya da bizdeki abuk adıyla Ölümsüz Aşk‘ın ilginç bir film olduğu kesin ama Gezici Festival sonrası bir kez daha izlememe rağmen çok sevemedim ben. Çocukları olmak üzereyken polisle girdikleri bir çatışma sonrasında yolları ayrılan bir çiftin hikayesini anlatan film pek çok yerde yazdığı gibi fena halde Terrence Malick’i anımsatıyor. Ancak Malick’in kendisi bile bazen Malick filmi yaparken çuvallarken (bkz. To the Wonder) yönetmen David Lowery o hissiyatı yaratmakta eksik kalmış. Filmin yıllara yayılan hikayesinin içi de çok dolu gelmedi açıkçası. Aşk hikayesi de kendine inandıramadı. Neyse ki Rooney Mara iyi bir oyuncu da film kendini izlettirebiliyor. Burada çok iyi olmasa da Casey Affleck’in de abisinden birkaç gömlek yukarda bir oyuncu olduğunu da kabul etmek lazım. Filmde görselliğe çok özen gösterildiği belli ama çoğunlukla çok karanlık bir atmosfer tercih edilmiş ki kendi adıma onu da çok sevemedim. Benzer şekilde Daniel Hart’ın müzikleri de kendi başına çok iyi ama tüm film boyunca arka planda duyulması gereksizce fazlaydı kanımca. Bu arada 3 ay arayla gösterime girmiş iki filme birden Ölümsüz Aşk ismini yakıştıran dağıtımcılarımızı da kutluyorum. Bari Bitmeyen Sevda falan deseydiniz…

Ona Dair Bildiğim İki Üç Şey (2 ou 3 Choses Que je Sais d’elle / 2 or 3 Things I Know About Her):

İlerde Godard kadar popüler olup da (festival camiası içinde en azından) bu kadar deneysel çalışan ikinci bir yönetmen çıkar mı şüpheliyim. Gezici Festival’de izlediğimiz Ona Dair Bildiğim İki Üç Şey filminde Godard’ın 1960’lı yıllarda bile bildik sinema kalıplarını zorladığını bir kez daha gösteriyordu. Filmin merkezin ek gelir olarak fahişelik yapan ev kadını Juliette’nin olduğu söylenebilir ama aslında filmin belirli bir konusu yok. Tüm film Godard’ın fısıltıları eşliğinde tüketim toplumuna sağlı sollu bir eleştiri olarak sürüp gidiyor. Bir hikâye anlatmaktan çok bir fikirler geçidi şeklinde gelişen film, görselliğiyle ve yarattığı atmosferle başından sonuna kadar ilgiyle izleniyor. Filmdeki cümlelerden bir örnek verelim: “LSD almaya paranız yoksa renkli televizyon almayı deneyin.”

Kutsal Aile (La Sagrada Familia / The Sacred Family):

Gloria filmini pek bir sevdiğimiz Sebastián Lelio’nun ilk filmi Kutsal Aile beklentileri pek karşılamadı. Özel bir gün için bir araya gelen bir ailenin içindeki çekişmelerin ve sırların ortaya çıkması sıkça rastladığımız bir tema. Sadece Avrupa sinemasında değil Hollywood sinemasında da pek çok örneğini görüyoruz. Burada işin tetikleyicisi ailenin oğlunun kendisinden yaşça büyük sevgilisi oluyor. Ama ortaya çıkan hikâye çok orijinal değil. Finalde karakterlerden birinin oluşturduğu plan ilgi çekiciydi ama film oraya gelene kadar çok keyif vermedi. Eşcinsel çiftin hikâyesi ise filmin ana hikâyesi yanında fazla kenarda kalmış gibi geldi bana. Ama filmle asıl derdim görsel yapısı. Fazlasıyla hareketli olan ve sürekli yakın plana giren kamera epeyce yorucuydu.

Reklamlar

Gezici Festival 2013 İzlenimleri – 5. Gün: İşçiler, Kısa İyidir 3, Kısaca Şili, Ateşin Başında

İşçiler (Workers):

İşçiler, işverenleri ile sorunları olan eski evli iki işçinin paralel hikâyeleri üzerine kurulu hoş bir film. Aslında iki hikâye geçmişte yaşanan bir olay dışında birbiri ile hiç bağlantılı değil. Bir tarafta köpeğine çok değer veren yaşlı bir kadının o öldükten sonra her şeyini ona bırakmasını anlatan bir hikâye var. Kadın, hizmetçilerin de köpeğe hizmet etmeye devam etmesini vasiyet ediyor ama köpek öldükten sonra her şey hizmetçilere kalacak. Tabii ki köpek doğal yollarla ölürse. İkinci hikâye, 30 yıl çalıştıktan sonra emekli olmayı beklerken kendisine türlü haksızlıklar yapılması sonucu emekli olamayan bir adamın şirketten intikamı üzerine. Filmin başında okuma-yazma bilmeyen ama sürekli olarak cebinde kalem taşıyan bu adamın tanıştığı bir çocuktan okuma-yazma öğrenmesi de işin bir başka boyutu. İlk hikâye biraz zayıf ama ikincisi, özellikle adamın çalıştığı şirketten intikam alma şekli çok başarılı. Çalıştığı yerle ilgili sorunu olanlara tavsiye ederim demeye korkuyorum, herkes birden aynı şeyi denerse sıkıntı olur, yapacaksa her şirketten bir-iki kişi 🙂 Bu arada hikayesi yanında filmin yavaş temposunu güçlü görselliğini kullanarak avantaja çevirdiğini de eklemeden geçmeyeyim.

Kısa İyidir 3:

Gezici’nin Kısa İyidir bölümünün 3. Seçkisinde yine güzel filmler vardı. Şempanzeler İçin Sinema (Primate Cinema: Apes as Family), bir şempanzenin yaşadığı ortama şempanze kılığına girmiş oyuncuları sokarak oluşturulan bir filmdi. Çekilen bu filmin başka şempanzelere izletilmesi de işin ayrı bir katmanıydı. Pazar 3 (Sonntag 3 / Sunday 3), Angela Merkel’in gizli gizli bir adamla buluşması durumunda bu ilişkinin nasıl gelişeceği üzerine hayal ürünü bir animasyondu. Güzel kurulmuş hikayesi yanında bizde herhangi bir politikacı ile ilgili böyle bir film çekilebilir miydi acaba diye de düşündürdü (Merkel’in adı hiç geçmiyordu galiba ama o olduğu çok belirgindi).  Seçkinin bir başka ilgi çekici filmi de Montparnasselı Kiki (Mademoiselle Kiki et les Montparnos / Kiki of Montparnesse) idi. Bir dönem Fransa sanat dünyasının ve gece hayatının bu ilginç kişiliğinin hayatı 15 dakikaya sığdırılmış bir animasyonla anlatılıyordu. Geç kaldığım için bu seçkideki bol ödüllü Sana Gidelim Mi? (Zu Dir? / Your Place) filmini kaçırdığımı da eklemeden geçmeyeyim.

Kısaca Şili:

Gezici Festival’in bu yıl Şili filmlerine ayırdığı bölümde kısa filmler de ihmal edilmemişti. Kısaca Şili adı altındaki bu bölümünde de ilginç filmler vardı. Dominga Sotomayor’un Aşağıda (Debajo / Below) ve Video Oyunu (Videojuego / Videogame) adlı iki filmi, dağılan aileleri farklı ortamlarda gösteren güzel filmlerdi. İlki ailenin bir güneş tutulmasını izlemek için tekrar bir araya gelmesini, ikincisi ise eşyaların paylaşıldığı bir dönemde televizyonun alınması için ailenin kızının video oyununu bitirmesinin beklenilmesi konu edilmişti. Titanlar (Titanes / Titans), Pinochet döneminde gizli kapaklı çalışan ekiplere sadece şoförlük yapmanın bile bir insanın hayatını ne kadar etkileyebileceğini anlatıyordu. Aziz (La Santa / The Blessed) filmini ise zaten geçen yıl KuirFest’te izlemiş ve sevmiştik. Orada Azize adıyla izlemiştik. İşin ilginci filmin adının Aziz/Azize şeklinde değişimi filmin ana karakterinin çift cinsiyetli olması temasına da uygun olmuş.

Şili kısalarına bir örnek olarak Sotomayor’un Aşağıda filmini verelim:

Ateşin Başında (Sentados Frente al Fuego / By the Fire):

Ateşin Başında, Şili sinemasından gelen tam bir festival filmi. Kırsala yerleşmeye karar veren bir çiftin bir yıla yayılan öyküsünü anlatıyor. Bu yıl içinde çiftin hayatı bir hastalık ile değişiyor ama film odağına bu hastalığı alarak seyirciyi ağlatma yoluna gitmiyor. En başta başladığı sessiz, sakin anlayışını sonuna kadar sürdürerek hastalığı çoğunlukla yan unsurlar ve etkileri ile hissettiriyor. Filmin başlarında çiftin geçmişlerinden bahsettikleri yatak sahnesi tüm filmde en hoşuma giden yer oldu sanırım. Olumlu yanlarına karşın fazlasıyla durgun yapısı ile aslında çok benim tarzım bir film değil ama seveni de epey fazla oldu gördüğüm kadarıyla. Bir şans verilebilir.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 263.300 hits
Aralık 2013
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: