!f festivali Ankara’ya “Hit Filmler” bölümünden genişçe bir seçkiyle geldi. Bu bölümdeki toplam 13 filmden 9 tanesi Ankara’da da gösterildi. Ancak bu filmlerin bir kısmı zaten gösterime gireceği için bu bölümden sadece 2 film seçtim. Yine de gösterime girip girmeyeceği tam olarak belli olmayan ama Pinema’nın Türkiye haklarını almış göründüğü Synecdoche, New York ve The Burning Plain filmlerinde aklımın kaldığını, Pinema’nın bu filmleri gösterime sokmayıp sadece DVD’sini çıkarması halinde kendilerine sitemlerimi ileteceğimi söylemeliyim.
Wendy & Lucy:

Amerikan bağımsız sinemasının son yıllarda öne çıkan yönetmenlerinden Kelly Reichardt yeni filminde evinden uzaklarda köpeği ile birlikte Alaska yollarına düşmüş bir genç kızın bir kaç güne sığan hikayesini anlatıyor. Bu yolculuk sırasında arabasının bozulması sonucunda Oregon’da sıkışıp kalan Wendy, cebinde de çok az parası olunca ne arabasını tamir ettirebiliyor, ne geri dönebiliyor ne de yoluna devam edebiliyor. Üstelik bir marketten yiyecek çalarken yakalanması üzerine kısa bir süre hapse girince yolculukta kendisine eşlik eden Lucy’yi de kaybediyor. Zaten filmin büyük bir kısmında da Wendy’nin Lucy’yi arama çabasını izliyoruz.
Bağımsız sinema kavramının belirsizleştiği bu günlerde Wendy & Lucy, başrolünde Michelle Williams gibi tanınmış bir oyuncunun yer almasına karşın tam anlamıyla bağımsız bir film. Aslında Williams’ın zaten sık sık bağımsız sinema örneklerinde yer aldığını da unutmamak lazım. Filmde Reichardt, sürekli olarak Wendy’yi izleyen kamerası ile sessiz, sakin bir anlatım tutturmuş ve çok gerçek bir film ortaya çıkarmış. Filmi fazlalıklardan tümüyle arındırarak seyirciye Wendy’nin hayatından bir kaç günü sunuyor sadece. Onun hakkında neredeyse Oregon’da karşılaştığı güvenlik görevlisi kadar bilgimiz oluyor. Ne onun neden evinden ayrıldığını, ailesi ile arasının neden bozuk olduğunu biliyoruz ne de gelecekte onu nelerin beklediğini. Sadece hayattan bir kesit ve filmin gücü de burada.
Gökyüzü Savaşçıları (Sukai Kurora / The Sky Crawlers):

Özellikle Ghost in the Shell’in yönetmeni olarak tanınan Mamoru Oshii geçtiğimiz yılki festivalde Yemek Kuyruğundakilerin Acayip Öyküleri filmi ile ufak çaplı bir hayal kırıklığı yaşatmıştı. Bu yıl usta yönetmen, Gökyüzü Savaşçıları ile tekrar eski formunu yakalamakta olduğunun işaretlerini verdi. Film girişinde ve ilk yarım saatinde Top Gun’ın animasyon versiyonu gibi bir izlenim verse de giderek derinleşiyor ve farklı sulara yelken açıyor. Aslında en baştan beri yeni karakterin bir şeyleri hatırlıyor gibi olması ile zaten ipuçları veriliyor ama hikayenin gelişmesi biraz zaman alıyor. Ama sonuçta Oshii, bir savaş filmi iskeleti üzerinde insan olma durumuna, hafızaya ve varoluşa dair bir film yapmayı başarıyor. Hatta kimi zaman Ghost in the Shell ve Blade Runner’ın temaları ile ortak alanlara giriyor. Ancak süresinin biraz uzun olması ve animasyon tekniğinin zaman zaman günümüzden geride kalması nedeniyle seyirciyi zaman zaman sıkabildiğini de eklemek gerek. Ama Mamoru Oshii severim diyenin izlemesi gerek.
Bir de ufak not. Filmin en sonunda, yazılar da bittikten sonra epeyce uzun süren bir sahne daha var ve bu sahne filmin sonucunu değiştirebilecek bir sahne.
SİYAD’ın bu haftaki listesine tek yeni giriş Gran Torino. Bu filmin 9. sıradan listeye girmesi ile ilk 10’da Sahtekar (Changeling) ile birlikte iki adet Clint Eastwood filmi olmuş oldu. Bu arada Vicky Cristina Barcelona da bir kez daha liste dışında kaldı. Bu hafta gösterime giren filmlerden Watchmen‘in 2.72 gibi bir ortalama ile listenin hafifçe dışında kaldığını da ekleyelim. Ocak ayında olsa, bu ortalama ile listeye girermiş. Haftaya gösterime girecek olan filmlerden Teldeki Adam’ın (Man on Wire) da listeye girmesi beklenebilir.
Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali ile İsveç Büyükelçiliği’nin ortaklaşa düzenlediği “Bergman ve Kadınlar” festivali 5-12 Mart tarihleri arasında Ankara’da Kızılırmak Sineması’nda yapılacak. Bilet fiyatlarının 6 Lira olacağı festivalde Bergman filmleri 35 mm’lik kopyalarla gösterilecek. Ingmar Bergman’ın ilk dönem filmleri dışında kimi başyapıtlarının da gösterileceği program şu şekilde:

Dün gece verilen Yeşilçam Ödülleri’ne Üç Maymun damgasını vurdu. 6 dalda ödül alan Üç Maymun’un dışında Sonbahar da en iyi ilk film ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini aldı. Doğrusu geçen yıl festivallerde ve eleştirmen ödüllerinde bazılarının deyişiyle “kimsenin izlemediği sanat filmleri” öne çıkınca, Türkiye’nin Oscar’ları olmaya soyunan ve popüler sinemanın iyi örneklerini onurlandırmak için düzenleniyor gibi gözüken bu ödüllerde Üç Maymun’u ön plana çıkarması aklın yolu bir dedirtti. Aslında kişisel olarak popüler sinemaya daha bir yakın durduğu için bu ödüllerde Issız Adam’ın öne çıkmasını bekliyordum.
Geçtiğimiz hafta sonu biten !f Ankara Bağımsız Filmler Festivali’nde izlediğim filmlerle ilgili görüşlerimi hafta içinde yazacağım. Ancak öncelikle festivalin son günü yaşadığım ve beni üzen bir durumdan söz etmek istedim.
Türkiye’nin en çok okunan sinema sitesi
SİYAD’ın bu haftaki listesine Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road), 4. sıradan giriş yapmış. Listeye girmesi beklenen bir filmdi zaten. Ancak 8 Oscar’lı Slumdog Millionaire’in listeye girecek puanı elde edememiş olması şaşırtıcı olarak görülebilir. Listeden çıkan filmler ise 3 aylık sürelerini dolduran Sınıf (Entre Les Murs) ve Lorna’nın Sessizliği (Le Silence De Lorna) olmuş. Bu filmler çıkınca Bolt da tekrar listeye girmiş. Önümüzdeki hafta listeye girmesi beklenebilecek olan filmler Gran Torino ve eğer yönetmen Zack Snyder bir çizgi roman başyapıtını mahvetmediyse Watchmen olabilir.