Posts Tagged 'Sophia Coppola'

24. Adana Film Festivali İzlenimleri – 3. Gün: The Beguiled, İşe Yarar Bir Şey, Murtaza

The Beguiled:

beguiled

Sofia Coppola, sevdiğim bir yönetmen, bir de elde Cannes Film Festivali’nden alınmış en iyi yönetmen ödülü olunca The Beguiled’den beklentim epey yüksekti. Üstelik fragman da son derece heyecan vericiydi. Sonuç ne yazık ki bu beklentileri karşılamadı. Kötü film değil belki ama uzun süre hafızalarda yer edecek bir film de değil.

The Beguiled, Amerikan iç savaşında geçen bir öyküyü ele alıyor ama iç savaşı arka planda bir motif olarak kullanıyor. Esas derdi, sadece kadınlardan oluşan bir ortama yakışıklı bir erkek girdiğinde neler olur? İç savaş döneminde genç kızların eğitim gördüğü bir okulda sadece 5 öğrenci, 1 öğretmen ve okulun sahibi Bayan Martha (Nicole Kidman) kalmıştır. Bir gün ormanda yaralı bir düşman askeri (Colin Farrell) bulunur. Onu iyileştirip, askerlere teslim etmeyi düşünürken yanlarında misafir olarak ağırlamaya karar verirler.

Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir öyküyü, senaryoyu da kendi yazmış olan bir kadın yönetmenin elinden izliyorsak farklı açılımlar beklerdim. İlk anda akla gelebileceği üzere tüm kadınlar, yakışıklı düşman askerinden etkileniyor ve onun etrafında pervane oluyorlar. Henüz işin cinsellik yönünü çok düşünmeyecek kadar küçük olanlar bile kendilerini ona beğendirmeye çalışıyorlar. Bu beğendirme çabasının ilk aşamalarının küçük ayrıntılar ile başlaması başarılı aslında ama kadınların birbirleri ile çatışmaları biraz fazla uzatılmış gibi. Filmin kırılma noktasından sonra yaşananlar ise çok hızlı gelişiyor ve seyirciyi hiç şaşırtmıyor. Üstelik fragmanda da neler olduğu/olacağı neredeyse tamamen verilmiş.

Filmin mekân ve kostüm tasarımları, beklenebileceği gibi çok iyi. İyi çekilmiş sahneleri de yok değil (mesela yemek sahnesi). Ama toplamda beklenen tatmin duygusunu vermiyor. Filmden birkaç dalda Oscar adaylığı beklentim vardı. Başka bahara demek zorunda kaldım.

İşe Yarar Bir Şey:

işe-yarar-bir-şey-3

Pelin Esmer’in, 11’e 10 Kala filmi benim için çok özel bir filmdir. Bu nedenle İşe Yarar Bir Şey, bu yılki festivalin merakla beklediğim filmlerinden biriydi. Üstelik bu kez işin içinde Barış Bıçakçı gibi önemli bir edebiyatçı da vardı. Film, bir tren yolculuğunda tanışan iki kadının hikâyesini anlatıyor. Leyla (Başak Köklükaya), yıllar sonra lise arkadaşlarıyla buluşmaya giderken, genç hemşire Canan (Öykü Karayel) ise bir iş görüşmesine gidiyor. Filmin ilk yarısı trende geçerken, ikinci yarısı Leyla’nın lise buluşması ve Canan’nın iş görüşmesi ile geçiyor (yani tam öyle değil de filmin gelişmelerini ele vermeyelim şimdi).

Filmin en etkili kısımları trende geçen kısımlar. Leyla ve Canan’ın birbirini tanıma çabası, kendilerini ya da amaçlarını en başta karşı tarafa tam olarak açamazken yavaş yavaş rahatlamaları, sadece trende gördükleri ve görecekleri insanların hayatlarına teğet geçmeleri çok iyi verilmiş. Filmin sinemasal anlamda en güçlü olduğu yerler de buralar. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki camlar arkasından gözlemlenen hayatları verirken gözümüze sokmadan ince ince çalışmış. Trenden inildikten sonraki bölümde ise film gücünü yitiriyor. Filmin tümünde, arka planda bir edebiyatçının olduğu hissediliyor ama sanki tren sonrası bölümde film Pelin Esmer’in olmaktan çıkıp Barış Bıçakçı’nın ellerine teslim oluyor. Söyleşi kısmında, filmin tamamen trende geçmesini düşünmüş müydünüz sorusu da geldi. Bence de olabilirmiş. Ama bu haliyle de kötü film değil kesinlikle.

Oyuncular için de birkaç kelam etmeli. Başak Köklükaya’yı sinema perdesinde izlemeyi özlemişiz gerçekten. Kimi zaman o edebi yapıya kendisini fazla kaptırıyor ama senaryonun talep ettiği de bu zaten. Onu başarılı bir genç oyuncu olarak alkışlarken bir anda sinema perdesinden uzaklaştı ve bir süre görülmedi. Umalım ki bu film, yeni projelerin başlangıcı olur. Öykü Karayel ise Köklükaya’nın yanında ezilmeyen bir performans ortaya koymuş. Özellikle ne yapacağını bilemeyen tedirgin halleri çok iyi. Onu da dizilerden çok sinemada görmek isteriz.

Murtaza:

murtaza

Murtaza, bir köyde gözleri görmeyen karısı ile birlikte yaşayan yaşlı bir adamın hikâyesi. Düğünlere, çeşitli etkinliklere yemek hazırlayarak, küçük tarlalarındaki kayısıları toplayarak hayatlarını idare ettirmeye çalışıyorlar. Çocuklarını İstanbul’a göndermişler ve onlardan pek de haber almıyorlar. Aslında Murtaza, karısının görme engelini de kullanarak kendilerine o küçük evlerinde güvenli bir bölge kurmuş ve oradan mümkün olduğu kadar dışarı çıkmıyor, dışardan da içeriye kimseyi almıyor. Film ilerledikçe anlıyoruz ki, bu adamın geçmişinde kendisinin bile utandığı, belki unuttuğu, belki unuttuğunu sandığı sırlar var.

Özgür Sevimli, bu ilk filminde kendisi için çok özel bir yer taşıyan bir hikâyeyi anlatmış. Filmin söyleşisinde Murtaza’nın onun dedesi olduğunu öğrendik. Yıllar önce bu konuda bir belgesel de çekmiş zaten. Anlattığı hikâyeye uyacak şekilde, minimal bir anlatım tarzını benimsemiş. Görkemli sahneler yok ama ışığın çok iyi kullanıldığı birkaç sahne var. Deneyimli oyuncular Cezmi Baskın ve Meral Çetinkaya da başarılılar.

Filmin ödül şansı olur mu bilemiyorum ama yönetmen Özgür Sevimli, Adana Film Festivali’nden her durumda mutlu ayrılacak sanırım. Festivalde yer alan üç filmin ekibinde yer alıyor. Bu filmin yönetmeliği dışında, Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok ve Sofra Sırları filmlerinde de yardımcı yönetmenlik yapmış.

Reklamlar

Sinema Manyakları Gezici Festivali'i destekliyor

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 251,060 hits
Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: