Posts Tagged 'if istanbul'



!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2016 / Bölüm 1

Farklı yerlere yazdığım yazılar nedeniyle son zamanlarda blogu biraz boşladığımı fark ettim. !f Ankara’da bilet satışları başlamışken bloga yeni bir hız vermenin zamanı geldi. Her yıl olduğu gibi !f Ankara, bu yıl da Cinemaximum Armada’nın iki salonunda yapılacak. Yine her yıl olduğu gibi festivalin Ankara ayağındaki her filmin sadece bir gösterimi var. Bu nedenle festival takipçileri, her seansta karşı karşıya gelen iki filmden birini seçmek durumunda. Bu yazılarda yardımcı olmaya çalışacağım konu da işte bu seçimler.

İlk günden başlayalım bakalım:

3 Mart Perşembe:

12:30 – Speed Sisters / Hızın Kızları
13:00 – Bella e Perduta / Kayıp ve Güzel

Speed Sisters / Hızın Kızları

Festivalin ilk gününde bir tarafta daha klasik bir belgesel var. Hızın Kızları, Filistin’deki ilk kadın araba yarışı takımını bizlere tanıtan bir belgesel. Filistin’de bildiğimiz sorunlar yaşanırken araba yarışı ile ilgilenmenin zorluğu bir yana, o coğrafyada tümüyle kadın bir araba yarışı takımı olmanın da kendine özgü zorlukları var belli ki. Tüm bunlara eğilen belgesel oldukça iyi yorumlar almış. Görünen o ki iyi ama sürprizsiz bir belgesel. Karşımıza ne çıkacağını az çok biliyoruz. Bu filmin karşısındaki Kayıp ve Güzel ise yine bir belgesel fikri ile yola çıkılmış ama yönetmen, bir süre takip ettiği ana karakter olan Tommaso adındaki çobanın ölümü üzerine filmi farklı bir rotaya çevirmiş ve film İtalya kırsalında geçen şiirsel bir yol filmine dönüşmüş. Bu film üzerine yapılan eleştiriler çok farklı. Çok seveni kadar sevmeyeni de var. Yani riskli bir seçim.

Bu durumda, ben Filistin ve kadın sorunları üzerine iyi bir belgesel izlemek istiyorum diyenleri Hızın Kızları’na, tam olarak ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum ama risk alıp farklı bir şeyler izlemek istiyorum diyenleri de Kayıp ve Güzel’e alıyoruz. Benim tercihim Kayıp ve Güzel’den yana.

—————————–

15:00 – Just Jim / Sadece Jim
15:30 – Ceset

Just Jim / Sadece Jim

Bu seanstaki filmlerden ilki Submarine filmi ile tanıdığımız Craig Roberts’ın yönetmen olarak ilk filmi olan Sadece Jim. Roberts bu filmde yazar ve yönetmen olmanın yanında, arkadaşları ve hatta ailesi tarafından görmezden gelinen bir lise öğrencisi olan Jim’i canlandırıyor. Klasik bir “loser” tiplemesi olan Jim’in hayatı, okula yeni gelen popüler Amerikalı çocuk Dean ile arkadaş olması ile değişiyor (onu da bu rol için biraz büyük gözüken Emile Hirsch canlandırıyor). Doğrusunu söylemek gerekirse klasik sayılabilecek bir bağımsız büyüme hikâyesi gibi duruyor. Karşısında ise yerli bir film var. Kısa filmleri ile tanının Pınar Sinan’ın ile uzun metrajı Ceset, yerli sinemada çok da karşımıza çıkmayan bir konuyu ele alıyor. Karşımızda bir hastanede hademe olarak çalışmakta olan İhsan adında bir karakter var. Onun için de “loser” demek mümkün. O da çevresinde önemsenmeyen biri. Onun çıkış bulduğu nokta ise bir cesedi kız arkadaşı yerine koymak.

Her iki film de izlemeye değer gibi gözüküyor. Sadece Jim’in Türkiye hakları alınmış durumda. Gösterime girme ihtimali var demek ki. Ceset de farklı bir yerli film olarak en azından Başka Sinema’da kendine yer bulacaktır diye düşünüyorum. Bu durumda hangi filmin konusu ilginizi çekiyorsa onu izleyebilirsiniz diyorum. Uzaktan bakınca Ceset daha ilginç bir film gibi gözüküyor ama onu vizyonda yakalama şansımız daha yüksek diye düşünerek Sadece Jim’i tercih ediyorum kendi adıma.

—————————–

17:00 – Mon Roi / Prensim
17:30 – Mów mi Marianna / Bana Marianna De

Mon Roi / Prensim

Bu seanstaki filmlerden Prensim, geçen yıl Cannes Film Festivali’nde öne çıkan filmlerden biriydi. Emmanuelle Bercot’a en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran filmin yönetmeni Maïwenn de Polis filmiyle 2011 yılında aynı festivalde jüri özel ödülünü kazanmıştı. Hastalıklı bir aşk öyküsünü geri dönüşlerle anlatan film, festivalin izlenmesi gereken filmlerinden biri olarak gözüküyor. Bercot’un karşında bu tip karizmatik ama sorunlu karakterleri canlandırmada çok başarılı olan Vincent Cassel’in olduğunu da unutmayalım. Bu seanstaki diğer film ise cinsiyet değiştirme sürecindeki Marianna’nın hikâyesini anlatan bir belgesel. Bu süreçte çocukları onunla iletişimi tamamen bırakmış, eski karısı da sadece telefonla konuşuyor. Belgesel için yapılan yorumlar, trans bir bireyin değişim sürecini anlatmanın yanında, yalnızlık ve dışlanmışlık üzerine de çok etkili bir yapım olduğu yönünde.

Prensim daha önemli bir film olarak gözükse de Türkiye dağıtımcısı olduğunu ve büyük ihtimalle gösterime de gireceğini düşünürsek Bana Marianna De, festival meraklıları için daha iyi bir tercih olabilir. En azından benim tercihim bu yönde. Ayrıca !f’in geciken seyircileri salona almama kuralında çok katı olduğunu bir daha hatırlatalım. Bu seansta Prensim filmi tercih edecek olanlar, sonraki seansta Der Nachtmahr filmine bilet almasınlar.

—————————–

19:00 – Der Nachtmahr
19:30 – Veşartî / Gizli

Der Nachtmahr

Karşımızda iki enteresan film var. İlk film Der Nachtmahr, bir parti sonrasında gizemli bir yaratık görmeye başlayan bir genç kızı anlatıyor. Genç kıza kimse inanmıyor ve onun psikolojik sorunları olduğunu düşünüyorlar. Belli ki canavarı bir metafor olarak kullanan bir büyüme öyküsü var karşımızda. Fragmanından farklı bir görselliğe sahip olduğu da anlaşılıyor. Karşısında yer alan Gizli ise daha sade bir görselliğe sahip. Siyah-beyaz, gösterişsiz görüntüleri var ama birkaç yıl önce Kısa Film adlı filmini izlediğimiz Ali Kemal Çınar farklı şeyler denemiş belli ki. Bir cinsiyet değişimi hikâyesi anlatırken film boyunca konuşan kişileri hiç göstermemek gibi deneysel bir yapı da kurmuş. Her iki filmin fragmanı da izleme isteği uyandırdı doğrusu ama Der Nachtmahr sinema perdesinde izlenmeyi daha fazla hak eden bir film gibi gözüküyor. Gizli’nin gösterime girme ihtimalinin de daha fazla olduğunu düşünebiliriz.

—————————–

21:30 – A Bigger Splash / Sen Benimsin
22:00 – Turbo Kid / Turbo Çocuk – Kung Fury

Bir tarafta Benim Adım Aşk (I Am Love) filmine hayran olduğumuz Luca Guadagnino’nun yeni filmi Sen Benimsin, diğer tarafta ise şimdiden kült olma potansiyeli taşıyan, 80’lere bol bol referans veren iki film. Sen Benimsin, yönetmenin bir kez daha eşsiz Tilda Swinton’u başrole taşımasıyla da dikkat çekiyor. Üstelik yanında Ralph Fiennes gibi çok iyi bir oyuncu daha var. Daha genç olsa da kendini ispatlamış Matthias Schoenaerts de cabası (aşk çemberinin son elemanı Dakota Johnson için şimdilik çok iyi şeyler söyleyemiyorum). Karşımıza iyi bir film çıkacağına dair inancım tam ama diğer salondaki iki filmin çok daha eğlenceli bir seyir vaat ettiğini düşünüyorum. Turbo Kid’in kıyametin sonrasında ama 1997 yılında geçmiş olması bile dikkatleri üzerine çekiyor. Kahramanımız Turbo Kid, hem sevdiği kızı kurtarmaya çalışıyor hem de filmin kötü adamını yenmeye (Michael Ironside görülmeye değer bir performans çıkarmıştır mutlaka). Bu filmle beraber gösterilecek yarım saatlik Kung Fury daha da ilgi çekici. Adeta 80’lerde çekilen B sınıfı bir aksiyon filmine benzeyen yapımın fragmanını izlemek bile beni heyecanlandırdı. Aslında sözü fragmana bırakmak daha doğru olacak:

Fragman sizi de heyecanlandırdıysa seçimizi Kung Fury’den yana kullanıp Sen Benimsin’i vizyona bırakabilirsiniz. Yok fragmana karşı tepkiniz, “bu ne saçma sapan bir şey” şeklindeyse zaten tercihinizi yaptınız demektir.

Reklamlar

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2015 / Bölüm 3

Geldik !f Ankara için son gün önerilerine ve benim seçimlerime. Aslında festival takipçilerinin çoğu programlarını yaptı, bazı filmler için biletler de bitti ama yine de sözümü yerine getirmemiş olmayayım, kısa kısa öneriler yapayım. Seneye daha erken bir liste hazırlamayı umuyorum.

2 Mart Pazar:

12:30 – The Forbidden Room / Yasaklı Oda
13:00 – Will You Dance With Me? / Benimle Dans Eder Misin?

Bu seans için Guy Maddin’in 130 dakikalık Yasaklı Oda’sı ile Derek Jarman’ın yıllar öncesinden bulunup gelmiş Benimle Dans Eder Misin? filmi var. Yasaklı Oda için sinema tarihine saygı duruşunda bulunan gerçeküstücü bir film nitelemesi yapılıyor. Kesinlikle ilgi çekici ama Maddin’in filmlerini izlemek seyirciden belli bir çaba da isteyebiliyor. Filmlerinin atmosferine kapılırsanız sorun yok ama ipin ucu bir koparsa filmin sonunu getirmek zor olabiliyor. Birkaç yıl önce yine !f’de izlediğimiz Keyhole böyle bir deneyim olmuştu benim için. Derek Jarman’ın filmi bu ustanın kayıp bir filmi olması açısından ilginç ama anladığımız kadarıyla bir gey kulübünde dans eden insanların görüntüsünden çok fazlası değil. Daha fazla sinemasal zevk verebileceği düşüncesiyle Yasaklı Oda’yı seçiyorum.

————————————

15:00 – The Smell Of Us / Bizdeki Koku
15:30 – The Overnighters / Gececiler

The Smell Of Us / Bizdeki Koku

Karar vermekte oldukça zorlandığım bir seans daha. Bir tarafta Larry Clark’ın yeni filmi var, diğer tarafta ise çok iyi eleştiriler almış bir belgesel. Aslında Clark’ın Bizdeki Koku filminin pek iyi eleştiriler almadığını görüyoruz. Neredeyse tüm kariyerini gençlerin cinselliği üzerine fotoğraflar ve filmler çekmek üzerine kuran Clark, 72 yaşında da bundan vazgeçmemiş belli ki. İyi eleştiriler almamış belki ama Clark’ın zaten provoke edici bir tavrı vardır her zaman. O tarzı biliyor ve seviyorsanız izlemek isteyeceğiniz bir film. Ancak Kuzey Dakota’daki petrol işçilerini anlatarak yola çıkan ama anlaşıldığı kadarıyla bölgedeki kilisenin faaliyetlerini de yoğun bir şekilde anlatısına dahil eden Gececiler, çok beğenilmiş bir belgesel. Bizdeki Koku’nun Türkiye haklarının da Kurmaca Film tarafından alındığı bilgisini de işin içine katarsak Gececiler festivalde izlemek, Bizdeki Koku için de muhtemel Başka Sinema vizyonunu beklemek uygun bir seçim gibi gözüküyor.

Uyarı: Bu seans için Gececiler’i seçenler önümüzdeki seans için Tarlabaşı ve Ben’e yetişemiyorlar.

————————————

17:00 – Tarlabaşı And Me
17:30 – Buzzard

Bu yıl !f Ankara programı yapılırken çakışan filmlerin birinin belgesel, diğerinin kurmaca olmasına özellikle dikkat edilmiş gibi gözüküyor. Yine böyle bir seansla karşılaştık. Bu kez belgesel tarafında Tarlabaşı’na yurtdışından gelen yönetmenlerin gözünden bir bakış var. Bir kısmını daha önceden izlemiş olduğum bir film olarak başarılı bir yapım izlenimi verdiğini söyleyebilirim. Karşısında gördüğümüz Buzzard ise sıradışı bir karakteri anlatan bir Amerikan bağımsızı. Ana karakterin iticiliği nedeniyle çok kişinin sevmeyebileceği bir film izlenimi veriyor ama iyi bir bağımsız film olma ihtimali de yüksek. Diğer filmi önceden bilmem nedeniyle seçimim Buzzard.

Bir uyarı daha. Süresi nedeniyle Buzzard seçimi sonraki seans için 1001 Gram’ın önünü kapatıyor.

————————————

19:00 – 1001 Grams / 1001 Gram
19:30 – X+Y

Bu yazının yazıldığı tarih itibariyle şu noktada bu seans için şu filmi öneriyorum dememin çok anlamı yok. Her iki filmin de biletleri bitmiş gözüküyor çünkü. 1001 Gram’ın Gezici Festival’de de iki kez gösterilmiş olmasına rağmen biletlerinin bitmiş olması ilginç. Demek ki Ankara’da sağlam bir Bent Hamer kitlesi varmış. X+Y’nin biletlerinin bitmesi daha da ilginç. Doğrusu bana klasik bir dahi çocuk hikayesinden fazlasını vaat etmedi. Ama 1001 Gram’ı zaten izlediğim için istikamet X+Y.

————————————

21:30 – Plemya / Kabile
22:00 – Dear White People / Sevgili Beyaz Irk

Plemya / Kabile

Geldik festivalin son seansına. Festivalin bu yılki en çarpıcı filmi en sona bırakılmış. Sadece işaret dili kullanılarak anlatılmış, altyazı ve müzik içermeyen Kabile, hem biçimsel yönüyle hem de anlattıklarının çarpıcılığıyla mutlaka izlenmesi gereken bir film olarak görünüyor. Her ne kadar İstanbul’da izleyenlerden çok sevenler olduğu kadar hayal kırıklığı diyenler de oldu. Ama ne olursa olsun izlenmeli. Ne yazık ki bu filmin de biletleri bitmiş durumda. Karşısında yer alan Sevgili Beyaz Irk’ın çok adı geçmiyor ama beyazların çoğunluğu oluşturduğu bir okuldaki siyah öğrencilere odaklanan filmin geçen hafta Bağımsız Ruh Ödülleri’nde en iyi ilk senaryo ödülünü aldığını da hatırlatmalı. Kabile’ye bilet bulamadım diye üzülmeye gerek yok yani.

Bu arada her iki filmin Türkiye dağıtımcısı olduğunu ama henüz vizyona girip girmeyeceklerinin net olmadığını da belirtelim.

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2015 / Bölüm 2

!f Ankara için ilk önerilerimi ön satış döneminde yapmış ve hafta sonu önerileri için pek yakında demiştim. Çok yakın olmadı ama sözümü tutarak bugün için önerilerimi yapayım ve kendi izleyeceklerimi de ekleyeyim. Bazı filmlerin biletleri bitmiş durumda ama yine de izlenebilecek filmler mevcut.

28 Şubat Cumartesi:

12:30 – Burroughs: The Movie / Burroughs
13:00 – Norviyia / Norveç

Hafta sonunun bu ilk seansında bir şekilde 80’ler ile ilgili iki film var. Bir tez çalışması olarak başlayan ama sonradan kapsamı genişleyen Burroughs, adı üzerinde bu önemli kişilik üzerine bir belgesel. Yazarın yakın çevresi ile yapılan söyleşilere yer veren film 80’lerde ortadan kaybolmuş ve geçen sene tekrar bulunmuş ve festivallerde gösterilmeye başlamış. Hakkında da gayet iyi yorumlar var. Özellikle yazarı sevenler mutlaka izlemeli.

Norveç ise 2014 yapımı bir film ama o da 80’lerde Yunanistan’da geçiyor. Üstelik ana kahramanımız dans etmeyi bırakırsa ölecek olan bir vampir. Fragmandan anlaşıldığı kadarıyla filmde 8o’lerin müziklerini, neon ışıklarını, daha da önemlisi atmosferini yansıtan bir film. Türü çok sevmeyenler, İran vampirinin arkasından Yunan vampirini fazla bulabilirler ama benim ilgimi çeken bir film oldu doğrusu. Burroughs da hakkında epey bilgimiz olan bir isim olunca bu kez vampir diyorum kendi adıma.

—————————-

15:00 – The Midnight Swim / Gece Yarısı Dalışı
15:30 – Anadolu Break

The Midnight Swim / Gece Yarısı Dalışı

Bu seansta yine iki farklı türde filmle karşı karşıyayız. Gece Yarısı Dalışı buluntu film formatını kullanarak yapılmış bir korku/gerilim filmi ama bu tanımı yapınca akla gelebilecek Paranormal Activity tarzı filmlerden çok farklı bir yerde durduğu anlaşılıyor. Daha çok psikolojik gerilim tanımı kullanılabilecek bir film. Gayet de iyi eleştiriler almış. Anadolu Break ise ilginç bir belgesel. Brezilyalı, Amerikalı ve Türk üç dansçının Anadolu’daki dansları keşfetmek üzere çıktığı bir yolculuğu anlatan film özellikle Anadolu’daki farklı kültürlere ilgi duyanların dikkatini çekebilir. Ancak film hakkında çok ön bilgimiz olmadığını eklemeliyiz. Benim seçimim Gece Yarısı Dalışı.

—————————-

17:00 – Luna
17:30 – Cavalo Dinheiro / At Parası

İşte iki film arasında seçim yapmakta en zorlandığım filmlerden biri. Luna, özellikle Sandman için yaptığı kapaklarla tanıdığımız Dave McKean’ın yönetmen olarak yeni filmi. Yönetmenin ilk filmi MirrorMask, görsel açıdan çok başarılı ama hikâye akışı açısından sorunlu bir filmdi. Luna için yönetmen açısından ileri bir adım olduğu söylense de benzer yorumlar yapılmış. Ama MirrorMask o görselliği ile en az bir kez izlenmeyi hak ediyordu. Luna’nın belli yerlerini sevmesek bile aynı cümleyi kurabileceğimizi düşünüyorum.

At Parası ise Pedro Costa’nın yeni filmi. Pedro Costa adı size çok fazla bir şey ifade etmiyor olabilir ama Portekiz sinemasında göçmenleri konu ederek çektiği sıradışı belgeseller ile ayrı bir yer edinmiş bir yönetmen. Filmleri uzun ve statik çekimleri ile izleyiciden belli bir sabır istiyor ama sabrın hakkını da veriyor. Costa’nın bir filmini sinemada izlemek gerçekten iyi olur ama bu tarz filmler size çekici gelmiyorsa Luna daha iyi bir seçim olacak.

Kendi adıma çok farklı tarzlarda iki film olsa da her ikisi de ilgimi çeken türlerde filmler. Uzun süre iki film arasından gidip geldikten sonra sinema perdesinin daha fazla artı katacağını düşünerek Luna’yı tercih ettiğimi söyleyebilirim.

Bu arada yine bu seans için At Parası’nın seçilmesi durumunda sonraki seansta God Help The Girl’e yetişmenin mümkün olmadığını not olarak düşelim.

—————————-

19:00 – God Help The Girl
19:30 – Appropriate Behavior / Makul Davranış

Bir önceki seansta seyirciyi zorlayacak iki film arasında seçin yaptıktan sonra bu kez daha eğlenceli iki film var karşımızda. God Help The Girl, Belle & Sebastian grubunun kurucularından Stuart Murdoch’un yazıp yönettiği bir müzikal (bu arada bu yıl !f programında, en azından Ankara için seçilen filmlerde müzikal nitelikli filmlerin epeyce fazla olduğunu söylemeli). Emily Browning’in canlandırdığı psikolojik problemleri olan bir kızın kurduğu bir müzik grubunu konu eden film için beklendiği üzere müziklerin çok başarılı olduğu ama senaryoda sıkıntılar olduğu yönünde yorumlar var genellikle.

Makul Davranış ise başarılı bir Amerikan bağımsızı izlenimi veriyor. Desiree Akhavan’ın yazıp yönettiği bu film Brooklyn’de yaşayan bir kadının hayatına göz atıyor. Bu kadının tıpkı yönetmen Desiree Akhavan gibi İran asıllı biseksüel bir kadın olması filmi ilgi çekici hale getiriyor. Belli ki otobiyografik ögeleri de yoğun bir film. Bu seans için benim seçimim gayet iyi eleştiriler alan bu film oldu ama müzikal sevenler ya da Belle & Sebastian hayranları diğer alternatifi seçebilirler.

—————————-

21:30 – The Last Five Years / Son Beş Yıl
22:00 – Ich seh, Ich seh / Goodnight Mommy

Ich seh, Ich seh / Goodnight Mommy

Öncelikle henüz öğrenmemiş olanlar varsa programda 22:00 senasında gözüken Sürpriz Film’in Goodnight Mommy olduğunu belirtelim. Ne de olsa İstanbul’da gösterildiği için artık sürpriz değil. Bu durumda bu seans için karşımızda bir müzikal ve bir korku filmi olduğunu görüyoruz. Esasen Goodnight Mommy daha iyi eleştiriler almış bir film ve izlenmeyi hak ediyor. Bunun yanında Son Beş Yıl orta karar bir müzikal olarak gözüküyor. Hangi film daha iyi diye soranlara Goodnight Mommy demeliyim ancak kişisel olarak müzikal de sevdiğim bir tür ve kötü olsa da bir müzikalin seyredilmesi gereken yer sinema salonu diye düşünüyorum. Başrolde Anna Kendrick gibi sevdiğim bir oyuncu olunca, bir önceki seansta da tercihimi müzikalden yana kullanmayınca bu kez müzikal diyerek Son Beş Yıl’ı tercih ediyorum.

Bu arada her iki filmin de Türkiye dağıtımcısının olduğunu, hatta gösterim tarihlerinin de belli olduğunu eklemeden geçmeyelim.

—————————-

00:00 – Tokyo Tribe / Tokyo Çetesi

!f Ankara’nın gece yarısı filmi Tokyo Çetesi. Geçtiğimiz yıllarda sıklıkla karşımıza çıktığı gibi yine bir Uzakdoğu filmi var karşımızda. Hatta yönetmen koltuğunda da yine daha önce !f’de gece yarısı sinema kuşaklarında filmlerini izlediğimiz Shion Sono var. Yönetmen bu kez bir manga uyarlaması ile karşımızda. Birbirleri ile savaşa Tokyo çeteleri hikayesi çok bildik gibi gözüküyor ama yönetmen işim içine hip-hop müziğine de katarak farklı bir film çıkarmış gibi gözüküyor. Karşısında başka film olmadığına göre ben çılgın Uzakdoğu filmleri seviyorum, hip-hop müziğinden de hoşlanıyorum, o saatte pek de uykum olmaz diyenlere. Ben günün altıncı filmi olarak biraz uyuklamayı göze alarak gideceğimi söylemeliyim.

!f Ankara’da Hangi Filmleri Seçelim – 2015 / Bölüm 1

Son iki yıldır Sinema Manyakları’nda !f Ankara’da hangi filmleri seçelim başlıklı yazılar yayınlıyorum ve olumlu yorumlar alıyorum. Madem öyle bu yıl da atlamayalım. Bu sefer önerilerimi iki ayrı bölüm halinde yayınlayacağım. Bu yazıda 4 günlük !f Ankara’nın ilk iki günü için öneriler yer alacak. Böylece en azından bu iki gün için ön satış dönemini bitirmemiş oluruz.

Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da !f Ankara’nın Cinemaximum Armada’da yapılacak olan gösterimlerinde yer alan ve her birinin tek gösterimi olan filmler için seans seans hangi filmi seçmeliyiz konusunda yardımcı olmaya çalışacağım ve kendi seçimlerimi de belirteceğim. Bunu yaparken filmlerin büyük bir çoğunluğunu önceden izlemediğim için İnternet’ten filmlerle ilgili yaptığım araştırmalar baba yardımcı olacak. Festivalin farklı mekanlarda yapılacak kısa film gösterimleri ile ilgili bilgiler bu yazıda yer almayacak ama onları da es geçmeyin demeliyim.

Gelelim gün gün filmlere:

26 Şubat Perşembe:

12:30 – The Vanquishing Of The Witch Baba Yaga / Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu
13:00 – The Man In The Orange Jacket / Turuncu Ceketli Adam

Festivalin ilk günü, ilk seansta birbirinden çok farklı iki film var. Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu, özellikle Doğu Avrupa efsanelerinden yola çıkarak günümüze bakan, doğa ve insan ilişkisi üzerine bir belgesel. Pek çok göndermesi ve animasyon bölümleri ile dikkat çekiyor. Turuncu Ceketli Adam ise Letonya’nın ilk korku filmi olarak nitelendiriliyor. İşinden kovulduktan sonra patronundan intikam almak isteyen bir işçiyi konu eden filmin belli ki sınıfsal bir alt metni var. Bunun dışında sağlam bir atmosfere sahip olan bu filmin çok az diyalog içerdiği de söyleniyor. Her iki film hakkında da iyi eleştiriler var. Benim seçimim Turuncu Ceketli Adam, ama korku filmlerini sevmeyenler için istikamet Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu olmalı.

——————————————

15:00 – Super Duper Alice Cooper / Şahane Alice Cooper
15:30 – Song From The Forest / Ormanın Şarkısı

Super Duper Alice Cooper / Şahane Alice Cooper

Bu seansta !f Müzik bölümünden iki film var karşımızda. Her ne kadar aynı bölüm içinde yer alsa da ele aldıkları konular ve kişiler açısından çok farklı iki film. Yine farklı izleyici gruplarına hitap ettiği için karar vermek çok zor olmayacak. Şahane Alice Cooper, zaten adı üzerinde, Alice Cooper ile ilgili bir belgesel. Sadece Alice Cooper isminin bile heyecanlandırdığı, bu belgeseli izlemeliyim duygusu uyandırdığı seyirciler olacaktır. Zaten o seyircilerdenseniz bu film için tavsiye gerekmeyecektir. Yine de bu filmin konser sahnesini tiyatro sahnesine dönüştüren bu adam için yeterince derinlikli olmadığı yönünde yorumlar olduğunu da belirtmeli.

Bu filmin karşısındaki Ormanın Şarkısı ise özellikle konusu ile dikkat çekiyor. Radyoda bir Afrika şarkısı duyup o müziğin peşinde Afrika’ya Bayaka kabilesine giden ve 25 yıl boyunca orada kalan bir adamın hikâyesi başlı başına ilgi çekici. Yıllar sonra oğlu ile New York’a dönmesi ise belli ki bambaşka bir hikâye. Doğrusu film olarak Ormanın Şarkısı daha başarılı gözüküyor ama Alice Cooper faktörü benim gibiler için seçimi değiştirecektir. Bu arada !f’in seanslara geç gelinmesi durumunda içeri almamak konusunda çok sert olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Bu seansta Ormanın Şarkısı’nı seçmeyi düşünenler sonraki seans için Yes Men İsyanda filmine yetişemeyeceklerini dikkate almalılar.

——————————————

17:00 – The Yes Men Are Revolting / Yes Men İsyanda
17:30 – Heaven Knows What / Yalnız Cennet Bilir

Bu sefer karşımızda bir belgesel ve bir kurmaca var. Yes Men’i birkaç yıl önce Gezici Festival’de gösterilen belgesellerden tanımıştık. Büyük şirketlere ve devlet kurumlarına karşı hem eğlenceli hem de yıpratıcı eylemler düzenleyen bu ikili aradan geçen sürede eylemlerine devam ederken bir yandan yaş almanın da etkisiyle yaşamlarında da değişiklikler olmuş. Yes Men İsyanda, eylemleri dışında ikilinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara da odaklanıyor. Daha önceki Yes Men filmlerini izleyenler için bu muzip ikilinin aradan geçen zamanda ne yaptıklarını görmek ilginç olabilir. Yes Men adını hiç duymamış olanlar da şans verebilir.

Yalnız Cennet Bilir ise yönetmen Safdie kardeşlerin New York’da tanıştıkları uyuşturucu bağımlısı Ronald Bronstein’in anılarından yola çıkan bir kitap yazması için teşvik ettikten sonra henüz yayınlanmamış bu romandan uyarladıkları bir film. İki uyuşturucu bağımlısı arasındaki aşkı anlatan ve Cassavetes filmlerinin havasını taşıdığı söylenen bu film hakkında iyi eleştiriler de var, kötü eleştiriler de.

Seanstaki filmler birbirinden epey farklı olduğu için seçmek zor olmayacaktır diye düşünüyorum. Kendi adıma Yes Men’i bir kez daha izlemektense iyi bir bağımsız film olarak çıkmasını umduğum Yalnız Cennnet Bilir’i tercih edeceğim. Bir önceki seansa benzer bir uyarımızı yine yapalım. Bu seans için Yalnız Cennet Bilir’i seçenler bir sonraki seans için Tek Aşkım filmini seçmemeliler. 3 dakika erken çıkar, yetişirim denirse o başka.

——————————————

19:00 – The One I Love / Tek Aşkım
19:30 – Yume To Kyôki No Ohkoku / Düşlerin Ve Çılgınlığın Krallığı

Bu seans için bir Amerikan bağımsızı ile bir Japon belgeseli arasında seçim yapmak gerekiyor. Bir romantik komedi olarak tanımlanan ama hakkındaki her yazıda ilginç bir sürpriz içerdiğinden söz edilen, hatta Alacakaranlık Kuşağı’na benzetilen, Tek Aşkım filminde !f’in yönetmen ve oyuncu olarak favori isimlerinden Mark Duplass yer alıyor. Mad Men’in Peggy’si Elisabeth Moss da cabası. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

Diğer tarafta ise Japonya’nın çok sevdiğimiz animasyon stüdyosu Studio Ghibli üzerine bir belgesel var. Üstelik Hayao Miyazaki’nin emekli olmaya karar verdiği dönemde çekilen bir belgesel. Geçen yıl ustanın veda filmini izlemiştik, bu yıl da o dönemleri anlatan bir belgesel izlemek fikri çok çekici.

İkinci film daha çok meraklısına diyebileceğimiz bir film. Benim açımdan seçmek zor oldu. Bu noktada filmleri daha sonra sinemada izleyip izleyemeyeceğimiz sorusu devreye giriyor. Her iki filmin de Türkiye dağıtımcısı mevcut. Bu, her ikisinin de gösterime girme ihtimali olduğunu gösteriyor. Hatta Tek Aşkım için 17 Nisan tarihi belirlenmiş bile. Muhtemelen Başka Sinema’da gösterime girecek ama her Başka Sinema filminin Ankara’ya gelmediğini de unutmadan kadar vermeli. Ben Ankara’yı ihmal etmeyeceklerini umarak Miyazaki ustayı tercih ediyorum.

——————————————

21:30 – A Girl Walks Home Alone At Night / Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız
22:00 – The Dark Horse / Kayıp Şampiyon

A Girl Walks Home Alone At Night / Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız

Günün son filmi olarak İran sinemasından (aslında Amerika yapımı bir film) siyah-beyaz bir vampir filmi ve Yeni Zelenda’dan bir satranç filmi arasından seçim yapmamız gerekiyor. Doğrusunu söylemek gerekirse vampir filmleri ile westerni bir potada eriten, bunu yaparken de korku filmi yönetmenlerinden çok Jarmusch’dan etkilendiği söylenilen Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, !f’de birkaç film seç denirse ilk seçeceğim filmlerden biri. Kayıp Şampiyon, suçlu çocukların bir amaç etrafında toplanıp kendilerini kurtardıkları film modelinin bir tekrarı gibi duruyor. Bu açıdan çok çekici gelmedi açıkçası. En azından karşısındaki filme ciddi bir alternatif oluşturmadı. Ancak şöyle bir durum da var. Her ikisinin de Türkiye dağıtımcıları mevcut olan filmlerden Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, 24 Nisan’da gösterime girecek ama Kayıp Şampiyon vizyona girecekse de henüz tarihi belli değil. Bu nedenle her iki filmi de sinema salonda seyredeyim diyenlerin Kayıp Şampiyon’u seçmesi daha doğru olur.

——————————————

27 Şubat Cuma:

12:30 – Dark Star: Hr Gigers Welt / Karanlık Yıldız – Hr Giger’in Dünyası
13:00 – Dólares De Arena / Kum Parası

Dark Star: Hr Gigers Welt / Karanlık Yıldız – Hr Giger'in Dünyası

Yine bir tarafta bir belgesel, diğer tarafta kurmaca bir filmle karşıyayız. Benzer şekilde, seçim yapmak için de ilk kriter, belgeselde konu edilen H.R. Giger’i ne kadar tanıyıp sevdiğiniz olmalı. Popüler kültürde en fazla Alien tasarımı ile bilinen Giger’in pek çok yerde karşımıza çıkan onlarca tasarımı ve çizimi daha var. Geçen sene kaybettiğimiz bu sanatçı hakkında bir belgesel izlemek sizi heyecanlandırıyorsa seçim Karanlık Yıldız olmalı.

Kum Parası ise Dominik Cumhuriyeti’de geçen yaşlı ve zengin bir kadın ile genç ve fakir kadının ilişkisi üzerine kurulu. Lezbiyen bir birliktelik anlatması dışında benzer konularda gördüğümüz filmlerden ne kadar farklı olduğunu görmek için izlemek gerek ama genel olarak olumlu yorumlar almış. Özellikle Geraldine Chaplin’in oyunculuğu epeyce övgü toplamış ve ödül almış. H.R. Giger ismi çok bir şey ifade etmiyorsa rahatlıkla seçilebilir.

——————————————

15:00 – Fassbinder: At Elske Uden At Kræve / Fassbinder: Talepsiz Sevmek
15:30 – Mardan

Aslında bu seans için de bir önceki seans ile aynı cümleler kurulabilir. Fassbinder hakkında bir belgesel ile Türkiye-İran-Irak arasında geçen bir kayıp öyküsü arasında seçim yapmak gerekiyor. Fassbinder belgeselinde özellikle o yıllarda çekilip hiçbir yerde gösterilmemiş söyleşi kayıtları dikkat çekiyor. Yönetmen Christian Braad Thomsen’in Fassbinder’in arkadaşı olmasının da filme kattığı farklı bir bakış da olmalı. Batin Ghobadi’nin ilk filmi olan Mardan ise kocasını arayan bir kadının bu süreçte Mardan adında bir peşmergeden yardım almasının hikâyesi. Fragmanlarından anladığımız kadarıyla görsel açıdan güçlü ve etkileyici bir filmle karşı karşıyayız. Kendi açımdan Fassbinder belgeseli daha çekici ama yine birbirinden epey farklı iki film olduğu için seçim kolay olacaktır.

Seans süresi uayarımızı yapmadan geçmeyelim. Mardan’ın 110 dakikalık süresi bir sonraki seans için Gümüş Suyu’nun seçilmesini olanaksız hale getiriyor. Aman dikkat.

——————————————

17:00 – Ma’a Al-Fidda / Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi
17:30 – Boreg / Ben Gibi

Günün ortası için seçeceğimiz filmlerin her ikisi de bize yakın coğrafyalarda yaşanan savaşlara baksa da farklı bakış açıları kullanıyorlar. Suriye Otoportresi, adından da anlaşılabileceği gibi bölgede yaşananlara tam da olayların içinden gelen görüntüleri kullanarak bakan bir belgesel. !f kataloğunda “yılın en yürek burkan filmi” olarak tanımlanması boşuna değil. Bu filmle ilgili gördüğüm hemen her yazıda filmin çok üzücü olduğu vurgulanıyor. Hatta yarattığı duygu açısından beyazperdede izlediğim en üzücü film diyenler de mevcut. Yaşananları anlatabilmek için acıları da tüm gerçekliğiyle vermek lazım belki de.

Ben Gibi ise Filistin-İsrail olayına mizah gözlüğünden bakıyor. İsrail tarafında yeni aldığı yatağı bir vidası eksik olduğu için kırılan bir kadın, Filistin tarafında ise bir montaj fabrikasında o vidaları kullanan bir kadın var. Bu iki kadının bir şekilde yer değişmeleri üzerinden ilerleyen filmin yaratılan ayrılıkların ne kadar yapay olduğunu anlattığı söyleniyor. Ben bu kez kurmaca olanı tercih ediyorum ama özellikle Suriye’de yaşanalar ile ilgili içten bilgi almak isteyenlerin ilk filmi tercih etmesi gerektiği açık.

——————————————

19:00 – Kumiko, The Treasure Hunter / Kumiko, Hazine Avcısı
19:30 – The Look Of Silence / Sessizliğin Bakışı

Kumiko, The Treasure Hunter / Kumiko, Hazine Avcısı

Bu sene pek çok seansta olduğu gibi yine bir belgesel ve bir kurmaca film arasında seçim yapmamız gerekiyor. Kumiko, Hazine Avcısı, nicedir adını duyduğumuz ve merak ettiğimiz bir film. Fargo filminin çok bilinen bir detayı vardır. Coen kardeşlerin filmin gerçek bir hikâye olduğuna dair verdiği bilgi doğru kabul edilirse (ki doğru değil) filmde yer alan para dolu çantanın hala bir yerlerde olması gerekir. İşte Kumiko tam da bu detaydan yola çıkan bir film. Japonya’da bu bilginin doğru olduğuna inanan bir kadının Japonya’dan Amerika’ya olan yolcuğunu anlatıyor.

Sessizliğin Bakışı ise yine !f’de izlediğimiz Öldürme Eylemi belgeselinin devamı niteliğinde bir film. O filmde Endenozya’da yıllar önce sistematik şekilde işlenen politik cinayet ve işkenceleri gerçekleştirenleri kamera önüne alan Joshua Oppenheimer, katillerin yıllar sonra bile, yaptıkları işten neredeyse gurur duyduklarını gösteriyordu. Bu kez o katillerden biriyle kurbanlarından birinin kardeşini yüzleştiriyor. Yine çok etkili ve acı verici bir film olduğuna şüphe yok.

İş iki film arasında seçim yapmaya gelince iş zorlaşıyor. Evet, çok farklı yerlerde duran iki film ama her ikisi hakkında da çok olumlu eleştiriler mevcut. Yine her ikisinin de Türkiye dağıtımcıları var ama vizyon tarihlerine dair bir açıklama yok. Esasen Kumiko bir adım önde benim için ama gösterime girme ihtimali daha çok diyerek onu bir kenara bırakıyorum. Umarım filmin Türkiye dağıtımcısı Medyavizyon beni yanıltmaz. Ama mutlaka izlemeliyim bu filmi diyenler, belgesel de çok ilgilerini çekmediyse işlerini şansa bırakmayabilirler.

——————————————

21:30 – Kaguyahime No Monogatari / Prenses Kaguya Masalı
22:00 – Eden / Cennet

Günü bir animasyon ya da bir müzik filmiyle bitirme şansı var. Bunlardan ilki Studyo Ghibli’nin belki de son yapımlarından biri olacak olan Prenses Kaguya. Isao Takahata’nın uzun yıllar kendisini özlettikten sonra yaptığı bu yeni filmi, her yerin 3D animasyonlarla dolduğu günümüzde elle yapılmış suluboya çizimleri ile de bir soluk alma fırsatı sunuyor. Pek çok ödül de kazanan Prenses Kaguya aynı zamanda Oscar’a da aday. Bu yıl !f’in de en merakla beklenen filmlerinden biri olarak önerime pek ihtiyaç yok sanırım. Filmi merak edenler şimdiden listelerine almıştır.

Bu seansın diğer alternatifi olan Mia Hansen-Løve’ın Cennet isimli filmi ise Fransız elektronik müziğine ve kulüp yaşamına odaklanan biyografik bir öykü. Yönetmenin kardeşinin yaşamından izler taşıyan film özellikle Daft Punk ve onların tarzındaki müziği sevenlere hitap ediyor gibi gözüküyor.

Kâğıt üzerinde bu seansın izlenmesi gereken filmi Prenses Kaguya. Ancak bu filmin Başka Sinema’da 13 Mart’ta gösterime gireceğini de unutmamalı. Bu yüzden benim seçimim Cennet olacak. Prenses Kaguya’yı bir an önce izlemek istiyorum diyenlere lafın yok elbette. Ama en azından biletler bitmiş olursa üzülmeyin demek isterim.

——————————————

!f Ankara’nın ilk iki günü için önerilerim bu şekilde. Hafta sonu programı için önerilerim de pek yakında…

!f İstanbul Başladı, !f Ankara ve !f İzmir Biletleri ise Önsatışta

Bu yıl 11. kez düzenlenen olan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali bugün başladı. 26 Şubat’a kadar İstanbul’da devam edecek gösterim ve etkinlikler sonrasında festival 1-4 Mart arasında Ankara’da ve bu yıl ilk kez 2-4 Mart tarihleri arasında da İzmir’de olacak. Ankara ve İzmir’de 17 Şubat’ta festival biletlerinin %10 indirimle ön satışa çıktığını ve bu indirimli ön satışların sadece 3 gün süreceğini önemle belirtelim.

Festivalin bu yılki bölümlerine bu bölümlerde ön plana çıkan bazı filmlere bakalım.

Keş!f: Festival kapsamında 5. kez düzenlenen bu bölümde sinemada yenilik arayan genç yönetmenlerin filmleri yarışıyor ve sinemaseverlere yeni keşifler yapma olanağı sunuluyor. Bu bölümde yer alan ve 4 yaşında bir kızı başrole taşıyan Nana‘yı Gezici Film Festivali’nde izlemiş ve pek sevmiştik. Kıyıda (Sur la Planche / On the Edge) filmini ise Altın Portakal’da izlemiştik (orada Sınırda ismiyle gösterilmişti). Kendi adıma çok içine giremediğim bir filmdi ama orada yarışmaya giren yabancı filmler arasında en iyi film seçildiğini de unutmayalım.

Yönetmeninin “genel ahlaka bir saldırı” olarak tanımladığı Pislik (Gandu / Asshole), geçen yılın belgeselleri arasında sıkça adını duyduğumuz Denizde İki Yıl (Two Years At Sea) ve galiba Çernobil’i ilk kez konu eden bir film olarak Masum Cumartesi (V Subbotu / Innocent Saturday) bölümün dikkat çeken diğer filmleri.

Hit Filmler: Adı üstünde geçen yılın bağımsız filmleri arasında festivallerde en çok ödül kazanan, uluslararası dağıtıma girmiş, hatta bazıları ülkemizde de gösterilecek olan, kısaca bağımsızların en popülerleri olarak adlandırabileceğimiz filmler bu bölümde. Bölümdeki bir kaç filmin adını verelim ama fırsat olursa her birini izlemek lazım da diyelim.

Herhalde bölümün en dikkat çeken filmi Oscar’larda da adı geçen Alexander Payne’in George Clooney’i başrole taşıyan Senden Bana Kalan (The Descendants) filmi. Bunun yanında bir kanser komedisi olarak tanımlanabilecek olan Şansa Bak (50/50), çok sevdiğimiz ama filmlerini sinemalarımızda göremediğimiz Todd Solondz’un Karanlık At‘ı (Dark Horse), her filmiyle seyirciyi şaşırtan Takashi Miike’nin bilgisayar oyunu uyarlaması Dava Vekili (Gyakuten Saiban / Ace Attorney), senenin en iyileri arasında pek çok kez adını duyduğumuz ama büyük ödüllerde adı geçmeyen Sığınak (Take Shelter) ve Sarah Polley’in ikinci kez yönetmenliği denediği Bu Dans Senin (Take This Waltz) izlenmesi gereken filmler arasında.

!f Müzik: Sinema kadar müziği de sevenlerin bölümü. Farklı müzisyenler üzerine 5 belgesel içeren bu bölümde özellikle Chemical Brothers’in konser filmi Don’t Think ile, Hole grubunun eski bateristi Patty Schemel’i konu eden Çok Sert Vurdu (Hit So Hard) adlı film dikkat çekiyor.

Fantastik Filmler: Aslında vizyonda da “fantastik film” olarak adlandırılan çeşitli filmler izliyoruz ama bu tanımın gerçek anlamda hakkını veren filmleri ancak festivallerde izleyebiliyoruz. Bu bölümde yer alan iki hayaletin yol filmi olarak tanımlanan Finisterrae, Japon mafyası için ceset kaçakçılığı yapan bir adamı anlatan Kaçakçı (Sumagurâ: Omae no Mirai o Erab / Smuggler), dikkat çekici bir animasyon olan Tatsumi izlenmesi gereken filmlerden.

Arka Bahçe: Dünyada neler olup bittiğini belki haberlerden takip ediyoruz ama bir belgeselcinin gözünden izlemek bir başka oluyor her zaman. Hem olaylara farklı bir açıdan bakıyoruz hem de işin içine sanatsal bir form da giriyor. Bu bölümde HES’lerden çocuk gelinlere, ekonomik krizden Arap Baharı’na kadar değişik konularda altı film yer alıyor. Belgesel meraklıları özellikle Mahşerin Dört Atlısı (Four Horsemen) ve Müdahaleciler (The Interrupters) filmlerini kaçırmamalı.

Gökkuşağı Filmler: LGBT bireylerinin hikayelerine ait filmleri içeren bu bölümde yine ilginç filmler var. İran’da lezbiyen bir çifti anlatan Koşul (Circumstance), iki erkeğin bir haftasonuna sığan ilişkilerini anlatan Haftasonu (Weekend), Sonny ve Cher’in sonradan erkek olmaya karar veren kızlarının hikayesini anlatan Chaz Olmak (Becoming Chaz) bölümün dikkat çeken filmleri arasında yer alıyor.

Ev: Farklı ülkelerden Kürt yönetmenlerin Ev başlığı altında toplanabilecek filmlerini içeren bu bölüm !f’in daha önceki yıllarda başlattığı “Açılım” başlıklı bölümün bir devamı sayılabilir. Konuya İsveç’ten bakan Gerilla Çocuk (Gerillasonen / The Guerilla Son) ve Fransa’dan bakan Bedia’nın İzinde (Sur Les Traces de Bedia / On the Traces of Bedia) ilk anda dikkat çeken filmler arasında. Ayrıca Ev Gibisi Yok başlığı altında toplanan dört kısa film de izlenmeli.

Yol: Bu bölümde geniş anlamıyla yol filmi olarak tanımlanabilecek filmler yer alıyor. Dikkat çekici Kanada’lı yönetmen Guy Maddin’in Odysseia uyarlaması Anahtar Deliği (Keyhole), göçmen sorunu üzerine çarpıcı bir film izlenimi veren Merhametin Yedi Biçimi (Sette Opere di Misericordia / Seven Acts of Mercy) ve siyah beyaz görüntüleri ile dikkat çeken Yoldan Geçen (Transeunte / Passerby), bu bölümün öne çıkan filmleri.

e-şıkkı: Farklı hayat deneyimleri üzerine filmler içeren bu bölümde aynı anda hamile kalmaya karar veren bir grup kızı anlatan 17 Kız (17 Filles / 17 Girls), animasyon, stop-motion ve canlı görüntüleri birleştiren Eskiden Buralar Hep Yerçekimiydi (Gravity Was Everywhere Back Then), tamamen cep telefonu ile çekilen Empire North gibi filmler bu bölümde yer alıyor.

!f Kült: 2011 yapımı olmasına rağmen geleceğin kült film adaylarından olan Kaspar Hauser Efsanesi (La Leggenda di Kaspar Hauser / The Legend of Kaspar Hauser) ve gerçek anlamda bir kült film olan Yüzü Olmayan Gözler (Les Yeux Sans Visage / Eyes Without a Face) bu bölümün filmleri. Özellikle ikincisini muhakkak izlemek gerek.

Nöbetçi Sinema: Geceyarısı film izlemekten ayrı bir keyif alan sinemaseverlere sıradışı korku filmleri sunan bu bölümde Ölümün Sesi (Babycall) ve Aşk Suçları (Koi no Tsumi / Guilty of Romance) filmleri yer alıyor.

!f Özel Gösterimler: Festivalin konuklarından Michael Nyman’ın Film Kameralı Nyman (NYman With a Movie Camera) filmi bu bölümün dikkat çekici filmlerinden. Vizyonda kaçırmış olanlar için Zenne filmini izleme fırsatını da unutmamalı.

ACID 20. Yılını Kutluyor: Bağımsız filmlerin dağıtımını destekleyen ACID organizasyonuun 20. yılını kutlamak için oluşturulan bu bölümdeki her film izlenmeyi halediyor ama özellikle Bruno Dumont’un çarpıcı filmi İnsanlık (L’humanité) mutlaka izlenmeli diyorum. Sadece bir polisiye demenin hakkında hafif kalacağı bu film zor bir yapım belki ama festival seyircisi zoru sever zaten.

!f Sundance ile Özel Çalışmalar: Bu bölümde Şeytan Kardeşim (My Brother the Devil) adlı tek bir film yer alıyor ama zaten bu bölümün asıl özelliği içinde yer alan ve Sundance Enstitüsü ile beraber gerçekleştirilen etkinlikler. Sinemaya profesyonel anlamda ilgi duyanların takip etmesi gereken bir bölüm.

!f Kısalar: !f’in programında yerli filmler çok fazla yer almıyor ama her yıl Türkiye’den kısalara ayrı bir yer veriliyor. Bu yıl da bu bölümde 23 kısa film gösterilecek.

Burada sadece programda gösterilecek olan filmlerden bazılarının adını andık. Festival kapsamında daha keşfedecek pek çok film var. Ayrıca farklı etkinlikler, sergiler ve partiler de unutulmamalı.

Festival ve filmler hakkında daha ayrıntılı bilgiye, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki gösterimlerin detaylarına http://www.ifistanbul.com/ adresinden erişilebilir.

Ben de festivalin Ankara ayağını takip ediyor ve izlediğim filmlerle ilgili izlenimlerimi buradan paylaşıyor olacağım.


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 260.265 hits
Mart 2019
P S Ç P C C P
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: