Archive Page 75

24’ün 7. Sezon Fragmanı Yayınlandı

Halen ülkemizde 6. sezonu devam etmekte olan 24 dizisinin Amerika’da 13 Ocak 2008’de başlayacak olan 7. sezonunun fragmanı yayınlandı. Ancak fragmanda 7. sezon ile ilgili çok sürprizli bir gelişme açıklanıyor. Herhangi bir şeyden haberi olmadan 7. sezonu izlemeye başlamak isteyenler kesinlikle bu fragmandan uzak durmalılar. Esasen çeşitli nedenlerden dolayı beklediğim ya da olmasını ümit ettiğim bu sürpriz iyi kullanılırsa diziyi eski parlak günlerine döndürebilir. Kendi adıma daha altıncı sezonu bitirmeden yedinciyi merakla beklemeye başladım bile.

Not: Sanırım Fox bu fragmanın kendi resmi siteleri dışında yayınlanmasına izin vermiyor. Bu nedenle aşağıdaki youtube videosu yakın zamanda iptal olabilir. Fragmanı izlemek isteyenler için resmi adres: http://www.24trailer.com/

Festival Mevsimi Başladı-3: 5. Uluslararası İstanbul Çocuk Filmleri Festivali

Çocuk Filmleri Festivaliİstanbul’da bu hafta içinde devam etmekte olan festivallerden biri de 5. Uluslararası İstanbul Çocuk Filmleri Festivali. 23 Ekim’de başlayan festival 8 Kasım’a kadar sürecek. Neredeyse 3 haftalık bu sürede küçük sinemaseverler için pek güzel filmler seçilmiş. Seçilen filmlerle ilgili güzel de bir uygulama yapılmış. Filmler yaş gruplarına göre 6 farklı gruba ayrılmış. Bu sayede anne babalar, çocuklarını rahatlıkla yaşlarına uygun filmlere götürebilecekler. Eminim ki filmler arasında büyüklerin de zevkle izleyeceği filmler bulunmaktadır. Bilgi için: http://www.iicff.com/

Festival Mevsimi Başladı-2: 44. Antalya Altın Portakal ve 3. Avrasya Film Festivali

Altın PortakalAntalya’da eş zamanlı olarak gerçekleştirilmekte olan Altın Portakal ve Avrasya Film Festivalleri de tüm hızıyla devam etmekte. 19 Ekim’de başlayan festivaller 28 Ekim’de sona erecek. Kalan 4 günde Antalya’lı sinemaseverler özellikle daha sonra görme imkanı olamayacağını düşündükleri filmleri kaçırmamalılar. Program ve filmler hakkında detaylı bilgi http://www.altinportakal.org.tr/ adresinden alınabilir.

Özellikle yerli filmler açısından en önemli festival olarak görülen Altın Portakal’ın sonuçları da hafta sonu açıklanacak. Bakalım bu senenin ödüllerini aşağıdaki filmlerden hangileri paylaşacak?

-Adem’in Trenleri (Barış Pirhasan)
-İyi Seneler Londra (Berkun Oya)
-Jan Jan (Aydın Sayman)
-Mutluluk (Abdullah Oğuz)
-Mülteci (Reis Çelik)
-Münferit (Dersu Yavuz Altun)
-Rıza (Tayfun Pirselimoğlu)
-Saklı Yüzler (Handan İpekçi)
-Sis ve Gece (Turgut Yasalar)
-Yaşamın Kıyısında (Fatih Akın)
-Yumurta (Semih Kaplanoğlu)
-Zeynep’in Sekiz Günü (Cemal Şan)

Festival Mevsimi Başladı-1: Filmekimi 2007

FilmekimiHerhalde biraz da Ankara’da ikamet ediyor olmamadan dolayı siteye haber yapmakta fazlasıyla geç kalmış olsam da hiç bahsetmeden geçmek istemedim. İstanbul’da Emek Sineması’nda devam etmekte olan Filmekimi, 25 Ekim 2007’de sona eriyor. Halen biletleri tükenmemiş ise meraklıları bu son iki günde Eastern Promises, Import Export, Across the Universe gibi filmler için son şanslarını kullanabilirler. Neyse ki bu festivaldeki pek çok film sonradan gösterime de girecek. Detaylı bilgi için http://www.iksv.org/filmekimi_2007/ adresi ziyaret edilebilir.

Bir Üçüncü Sayfa Haberi

Üçüncü Sayfa DVD KapağıBu ay DVD+ dergisinin verdiği DVD’lerden birinin Üçüncü Sayfa olması nedeniyle bu filmle ilgili, film gösterime girdiği zamanlarda yazdığım bir yazıyı buraya da koymak istedim. O zamanlar Demirkubuz’un yeni bir yönetmen olarak tanımlandığı günlermiş. Demirkubuz’un sonraki filmleri ışığında bu filmi de tekrar değerlendirmek mümkün ama o zamanki yazımı aynen korumak istedim:

Türk sineması yeni yönetmenlerle gitgide daha da iyi bir seviyeye geliyor. Zeki Demirkubuz da bu yeni yönetmenler kuşağı içinde en iyilerinden biri. Popüler filmler yapmaktansa, bağımsız filmler yapıp belli bir seyirci sayısı ile yetinmeyi uygun buluyor. Demirkubuz’un filmleri, Türkiye’nin şu anki durumunu da çok iyi betimliyor.

Son yılların en iyi Türk filmlerinden Masumiyet’ten sonra Demirkubuz bu kez de Üçüncü Sayfa ile sinemalarımıza konuk oluyor. Yine kaybedenlerin dünyası, yine çıkışsızlıklar üzerine bir öykü. Filmin hemen başında genç ve henüz küçük işlerle uğraşan bir mafya babasından öldüresiye dayak yiyen İsa’yı görüyoruz. Bu dayağın tek sebebi de bu satırların okuyucularının çoğu için çok fazla bir şey ifade etmeyecek olan bir para: 50 dolar. İsa’nın dayak yediği bu oda çok sade ama bir o kadar da Türkiye’nin belli bir kesimini temsil eden bir mekan. Duvarda Tansu Çiller posteri, televizyonda futbol maçı, mafya babasının elinde cep telefonu ve dilinde “ya getireceksin, ya getireceksin” sözü. Tüm bunlar yanında belki de bir umut ışığını temsil eden, Masumiyet’te de gördüğümüz, bir türlü kapanmayan bir kapı. Ama o kapıdan çıkış İsa’nın sadece o an için dayaktan kurtuluşu anlamına geliyor. Hala önünde büyük bir 50 dolar problemi var, aslında her türlü problemin üzerine bardağı taşıran son damla olarak.

Artık İsa ihtihar etmenin eşiğindedir. Tam bu aşamada bir de ev sahibi birikmiş kira borcunu ödemesi için üzerine gelince de İsa bir an sinirine engel olamıyor ve gidip evsahibini öldürüyor, sonra da bayılıyor. Sabah uyandığında ise kendisini odasında buluyor ve hiç bir şey yapmadan olaydan sıyrılıyor. Gelişen olaylarla birlikte, çoğunlukla uzaklarda olan kocası ile sorunlu bir evliliği olan, komşusu Meryem ile aralarında bir yakınlaşma da başlıyor. Artık İsa’nın hayatı bir düzene girmiş gibidir. Konunu devamı için filmi izlemeniz gerekecek.

Zeki Demirkubuz bu filminde Double Indemnity (Çifte Tazminat), The Postman Always Rings Twice (Postacı Kapıyı İki Kere Çalar) ve Body Heat (Vücut Isısı) gibi film-noir klasiklerinden gelen bir temayı kullanmış ama bu filmlerin en önemli karakterleri olan kadın karakter burada hiç de bildik anlamda bir femme-fatale değil. Tam da Türkiye’nin varoş kesiminden olduğu her halinden belli. Tıpkı türkücülerin dizilerinde figuranlık yapan hatta zaman zaman diyaloglu rollere bile çıkan İsa gibi. Demirkubuz’un bu filmdeki en temel başarısı da tıpkı Masumiyet’te olduğu gibi bir kaç kişinin çevresinde ülkemizin şu anki halini çok iyi anlatması. Çocuklarına Sibel ve Can ismini koyan anne-babalara, günün büyük kısmını televizyona bağlı geçiren insanlara (ki seyredilenler de türkücü dizileri, eski yeşilçam melodramları ve magazin programları) bakınca halimiz daha iyi anlaşılıyor.

Demirkubuz’un karakterleri de ayrıca incelenebilecek kadar ilginç. Hem Masumiyet’e, hem de Üçüncü Sayfa’ya baktığımızda dinsel olarak kutsal isimler taşıyan karakterlerin (Yusuf, İsa, Meryem) ne suç işlemişlerse işlemiş olsunlar aslında masum olduklarını, bu hayat şartlarında belki de başka bir şey yapmaya şansları olmadıklarını görüyoruz. Dikkat edilirse her iki filmin de baş kahramanı birer katil, ama her ikisi de aslında iyi insanlar. Öyle ya da böyle bir insanın hayatını bitirmiş olmaları onları kötü birer insan yapmıyor. Meryem ise pratik olarak hiç bir suça karışmamış olsa da düşündükleri ve planladıkları ile insanın kanını donduruyor. Yine de onun da bu çıkışsız dünyadan kurtulabilmek için aklına gelen tek şeyin bu olduğunu düşününce insan ona da hak vermeden edemiyor.

Üçüncü filmi ile Demirkubuz bazı temel takıntıları olduğunu iyice ortaya koyuyor (Bu arada ilk filmi C-Blok’u bu düşünceler ışığında tekrar izlemek gibi bir arzu duyduğumu da belirtmeliyim, umarım bir kanal tekrar yayınlar). Karakterler karşısındaki güçlü bir otorite, kapanmayan kapılar, eski yeşilçam melodramları ve aslında o filmlerden kopup gelen öyküler, yalın ve gösterişsiz bir görüntü ve ses anlayışı, uzun ve kesintisiz monologlar ve tıpkı Hitchcock gibi perdede ufacık bir süre görünme isteği, en azından Masumiyet ve Üçüncü Sayfa’nın ortak noktaları.

Başroldeki her iki oyuncu da övülmeyi hakediyorlar. Özellikle Başak Köklükaya çok başarılı bir rol çıkarmış ve karakterine bürünmüş adeta. Filmi izlerken ağlama sahnesinde biraz abartılı oynadığını düşünmüştüm ama film sonunda anladım ki o ufak abartı ve rol yapar gibi olma tavrı aslında gerekli bir tavırmış. O uzun monologda da gerçekten çok başarılı, hem de sonradan seslendirme olmasına rağmen. Yeri gelmişken o sahnedeki Demirkubuz’un, Meryem’in konuşmasını hem dış hem de iç ses şeklinde verme tercihinin filmin beri rahatsız eden tek yeri olduğunu da eklemem gerek. Güçlü bir sahne ama tümüyle konuşma şeklinde olsa idi (yani dudaklar oynayarak) daha makul olacağını düşünüyorum.

Üçüncü Sayfa ne yılın en çok hasılat yapan filmlerinden biri olacak, ne de geniş bir seyirci kesiminin ilgisini çekecek, ama benim için yılın en iyi Türk filmlerinden biri olacağını şimdiden söyleyebilirim. Uzun lafın kısası, Masumiyet’i görüp sevenler bu filmi de mutlaka görmeliler.

Ekim Ayının Promosyon DVD’leri

MasumiyetBu ay da çeşitli sinema dergilerinin promosyon DVD’leri kalite olarak gayet iyi. Sayı olarak geçen aykine göre bir daha az ama seçeneklerin kalitesine bakıldığında bu durum bir sorun yaratmıyor. Bu arada D-Smart dergisinin de geçen ay muhtemelen ilk sayı nedeniyle DVD vermiş olduğunu görüyoruz. Bu ay böyle bir uygulaması yok. Her zamanki gibi hangi derginin hangi DVD’leri verdiğine şöyle bir gözatalım:

Arena: Arena dergisi geçen ay olduğu gibi yine televizyon için yapılmış bir belgesel veriyor. Discovery Channel etiketi taşıyan, Sıradışı Dövüş Sanatları isimli bu DVD için sadece meraklısına diyerek geçelim.

DVD+: Bu ay, yine Kanal D Home Video’dan, bu kez 3 farklı film alternatifi ile karşımıza geliyor DVD+. Ancak bu kez 3 farklı Türk filmi söz konusu olan. Alternatifler, Zeki Demirkubuz’un Masumiyet ve Üçüncü Sayfa’sı ile geçtiğimiz sezonun vizyon filmlerinden İlk Aşk filmleri. Demirkubuz’un bu iki filmini izlemeyen ya da sevip de arşivine katmamış olan varsa mutlaka arşivlerine katmalılar. Özellikle Masumiyet’i Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak görürüm kendi adıma. Sadece ve sadece Haluk Bilginer’in muhteşem monoloğu için bile izlenebilir ama pek çok farklı erdemi de var. Her iki film de arşivlerinde mevcut olanlar için İlk Aşk da iyi bir alternatif olabilir. En azından geçen sezonun eli yüzü düzgün filmlerinden biri idi.

Empire: Empire dergisi yine iki farklı DVD seçeneği ile piyasayada. Biri Alejandro Amenábar’ın ötanazi hakkını sorgulayan filmi İçimdeki Deniz (The Sea Inside ya da İspanyolca adıyla Mar Adentro), diğeri de modern bir western olarak niteleyebileceğimiz, Tommy Lee Jones’un yönetip oynadığı Üç Defin (The Three Burials of Melquiades Estrada). Her ikisinin de çok iyi filmler olduğunu kabul etmekle birlikte, tek bir Empire dergisi olacak olanlara Üç Defin filmini tavsiye ederim. Kişisel olarak Amenábar’ın diğer filmlerini tercih etmekle birlikte İçimdeki Deniz’in de meraklısının çok olduğunu biliyorum. Ele aldığı konuda çok rahatlıkla duygu sömürüsü yapabilecekken buna prim vermeyen İçimdeki Deniz de izlenmesi gereken filmlerden.

Milliyet Sanat: Milliyet Sanat’ın bu ayki seçimi yine sadece belli bir seyirci kitlesine hitap eden ama iyi bir film: Yeniden Sev Beni (Reconstruction). Danimarkalı yönetmen, Christoffer Boe bu ilk uzun metrajlı filminde sürekli olarak zaman ve mekan düzleminde oynayan bir aşk hikayesi anlatıyordu. Farklı bir aşk filmi izlemek isteyenler için çok iyi bir seçim.

Total Film: Film seçimlerini genellikle beğenmediğim Total Film, bu ay Lütfen Beni Öldürme (Stranger than Fiction) filmini vererek bendeki bu imajjını kırdı. Kendi halinde bir hayatı olan bir adamın bir gün kendisinin bir roman kahramanı olduğunu anlaması ile şekillenen bu film de geçen sezonun en iyi filmlerinden biri idi. Bir komediden zekice olmasını bekleyen herkese önerilir. Ayrıca Will Ferrell, Emma Thompson, Dustin Hoffman ve Maggie Gyllenhaal gibi oyuncuları da cabası.

Yeni Funny Games fragmanı

Bir süre önce Michael Haneke’nin zaten kendisinin çekmiş olduğu ve çok çok iyi bir film olan Funny Games’in Amerika’da bir yeniden yapımını yönetecek olduğu haberleri geldiğinde Haneke’nin neden böyle bir şey yaptığını anlamamış ve buna çok şaşırmıştım. Kadrosunda Naomi Watts ve Tim Roth gibi gayet iyi oyuncular olmasına rağmen Haneke gibi bir yönetmenin bunu nasıl kabul ettiğini anlamış değilim. Belki de kendi yazdığı ve yönettiği bir filmin başka ellere düşmesini istemedi (filmin hakları kime aitti, nasıl satıldı bilemiyorum).

 15 Şubat 2008’de Amerika’da gösterime girmesi beklenen filmin, fena halde Otomatik Portakal çağrışımları da yapan fragmanı görücüye çıktı. Görünen o ki asıl filme epey benzeyecek. Hatta Haneke belki de kendi filminin bire bir aynısını tekrar çekti. Yine de kamera arkasında o olunca her şeye hazırlıklı olmak gerekir. Belki de 1997 yapımı ilk Funny Games’i izleyen bizlere de bir sürpriz hazırlamıştır, kimbilir.

Karşılaştırma yapmak için yeni ve eski filmin fragmanını arka arkaya koyuyorum. Bu yenisi:

Buyrun bu da eskisi:

Eylül Ayının Promosyon DVD’leri

Minority ReportBu ay dergiler promosyon DVD konusunda coşmuş durumdalar. Düzenli olarak promosyon DVD veren dergiler alternatif sayılarını çoğalttığı gibi, piyasaya girmiş bazı yeni dergiler de muhtemelen satışı arttırmak için DVD veriyorlar. Üstelik sadece sayı olarak değil kalite olarak da gayet iyi filmler veriliyor. Hangi derginin hangi DVD’leri verdiğine şöyle bir gözatalım:

Arena: Piyasanın yeni dergilerinden Arena, sinema ile bir alakası olmamasına rağmen zaman zaman satışını arttırmak için DVD veriyor. Bu ay da Formula 1’in Gizli Dünyası isimli bir film veriyor. Discovery Channel’in belgesellerinden biri olduğu dışında bir bilgim olmadığı filmin, muhtemelen Formula 1 sevenlerin hoşuna gideceğini tahmin ediyorum.

D-Smart: Piyasaya bu ay giren D-Smart platformunun program dergisi Bruce Willis’in oynadığı 16 Blocks filmini veriyor. Bruce Willis’in standart performanslarından birini sergilediği 16 Blocks, vasatın üzerinde bir polisiye. Meraklısına tavsiye edilir. Önümüzdeki aylarda D-Smart dergisi DVD vermeye devam edecek mi bilinmez ama 2 YTL’ye hem dergi hem DVD, fiyat açısından gayet iyi bir seçim olabilir.

DVD+: Geçtiğimiz ay kapanmanın eşiğinden dönen DVD+ bu ay, Kanal D Home Video’dan 4 farklı film alternatifi ile karşımıza geliyor. Russell Crowe’un henüz ünlenmeden önce rol aldığı For the Moment filmi ve Vincent Cassel’in oynadığı Fransız korku filmi denemesi Sheitan başrol oyuncularına rağmen önemsenecek filmler değiller. Amerika’nın yargısız infazlarını anlatan The Road to Guantanamo (Guantanamo Yolu), pek çok farklı türde filme imza atan Michael Winterbottom’dan başarılı bir belgesel. Tsotsi ise 2006 En İyi Yabancı Film Oscar’ı alan bir Güney Afrika filmi. Yönetmen Gavin Hood’un da bu filmdeki başarısı sonucu yeni Wolverine filminin yönetmenliğini kaptığını da hatırlatalım. Henüz izlemediğim bir film olsa da ayın iyi seçimlerinden biri gibi gözüküyor.

Empire: Empire dergisi bu ay iki farklı DVD seçeneği ile piyasaya çıktı. Biri Steven Spielberg’in sağlam filmlerinden Minority Report. Philip K. Dick’in bir kısa hikayesinden uyarlanan film, yine Dick’ten uyarlanan Blade Runner benzeri bir atmosfere sahip. Spielberg’den beklenmeyecek kadar karanlık bir atmosfer bu. Spielberg’in son dönemdeki en iyi filmlerinden biri olan Minority Report, özellikle hala izlememiş olanlara şiddetle tavsiye edilir. Derginin diğer DVD seçeneği ise son yıllarda eski günlerini aratan Woody Allen’ın diğer filmlerinden farklı olsa da eski formunu kazandığını müjdeleyen Match Point. Allen’ın New York’u bırakıp İngiltere’yi mesken tuttuğu bu filmde arka planda sınıf çatışmaları ve hırslı insanların geçit yaparken bir yandan da bir suç hikayesi anlatıyor. Üstadın belki de 1989 tarihli Crimes and Misdemeanors filminden beri en iyisi. En azından 1994 tarihli Bullets Over Broadway’den beri en iyisi olduğu tartışılmaz. Yine izlemeyenlerin izlemesi gereken filmlerden.

Milliyet Sanat: Milliyet Sanat yine popüler kulvardan uzak kalmayı seçiyor. Ama bu kez gerçekten çok iyi bir film veriyor. Costa-Gavras’ın, İkinci Dünya Savaşı sırasında Vatikan’ın nazilere nasıl göz yumduğunu anlatan Amen filmi. İkinci Dünya Savaşı’nın pek çok yönünü anlatan binlerce film izledik belki ama Vatikan’ın bu konudaki tutumunu anlatan bir film olması ilginç. Film olarak da çok çarpıcı bir film. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Ulrich Mühe’nin anısına da izlenebilir.

Total Film: Eğer DVD seçimi alınacak dergiyi etkiliyorsa bana göre en sonda yer alıyor bu ay. Jason Statham’ın aksiyon yüklü filmi Crank, türden hoşlananların sevebileceği bir film belki ama benim için başkasının oynadığı bir bilgisayar oyununu izlemekten bir farkı olmamıştı. İzlerken belki o aksiyona kapılıp gitmek de mümkün ama izledikten 10 dakika sonra unutulan filmlerden.

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull

Harrison FordSenelerdir çekileceği söylenen ama Steven Spielberg ve George Lucas’ın bir türlü senaryo beğenemediği yeni Indiana Jones filmi için ikili bir süre önce David Koepp’in senaryosunda anlaşmışlardı.  Filmin çekimlerine de bir süre önce başlanmıştı. Ancak filmin adının ne olacağı açıklanmıyordu. 22 Mayıs 2008’de tüm dünyada gösterime girecek olan filmin adı “Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull” olarak açıklandı. Harrison Ford ile birlikte Shia LaBeouf, Cate Blanchett ve Karen Allen’ı başrollerde göreceğimiz filmi tabii ki yine Steven Spielberg yönetiyor. Önümüzdeki yılın Mayıs ayı için şimdiden gün saymaya başlayabiliriz.

DVD+ kapanmadı

DVD+ logoGeçtiğimiz ay yazdığım DVD+ kapandı başlıklı yazıyı “gelecek ay dergiyi bayilerde görüp aslında kapanmamış şeklinde bir yazı yazmak umudundayım hala” şeklinde bitirmiştim. Tam da öyle oldu. Aslında öncesinde kapanmadığına dair duyum almıştım ama dergiyi bayide görmeden tam anlamıyla emin olamamıştım. Evet, dergi kapanmanın eşiğine kadar gelmiş, forumda kapanacağı ilan edilmiş ama son anda direkten dönerek kapanmamış. Sevindirici bir gelişme. Üstelik bu ay 4 farklı DVD hediyesi veriyor (bir kaç gün içinde bunları da irdeleriz).

Bu arada benim derginin sayfalarına ve foruma erişememe nedenim, sayfalara yapılan saldırı ve bunun sonucunda forumun adresinin değişmesi olmuş. İlgilenenler ve eğer varsa benim gibi ulaşamayanlar için yeni forum adresinin http://forum.dvdarti.com/ olduğunu belirtelim.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 320.616 hits
Nisan 2026
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.