Archive for the 'Televizyon' Category



Heroes Yayından Kaldırıldı

Ülkemizde de Cnbc-e’de yayınlanmakta olan Heroes dizisi geçtiğimiz aylarda 4. sezonunu noktalamıştı. Dizinin Amerika’daki yayıncısı olan NBC televizyonu yeni sezonda dizinin devam etmeyeceğini açıkladı. Aslında beklenen bir karardı bu. İlk sezonu çok sevilen Heroes, sonraki sezonlarda kendini bir türlü toparlayamadı ve izlenme oranları sürekli olarak düştü. Yapımcılar sürekli olarak yaptıkları hatalardan ders aldıklarını söylediler ama yine de eski günlerine dönemedi dizi. Her ne kadar ucu açık bıraklımış olsa da 4. sezon finalinin bir anlamda diziyi toparladığı da söylenebilir. Yine de Sylar, Hiro Nakamura ya da Claire Bennett gibi sevilen karakterleri bir kez daha görme şansımız olabilir. Şu aralar yapımcılar ve NBC’nin diziyi toparlamak için 2 saatlik bir televizyon filmi yapmak üzere konuştukları söyleniyor. İlerleyen günlerde bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de belli olur.

67. Altın Küre Ödülleri Sahiplerini Buldu

AvatarOscarların habercisi sayılan Altın Küre Ödülleri (Golden Globe Awards) bu yıl da sahiplerini buldu. Gecenin galibi en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini kazanan Avatar oldu. Gecenin iddialı filmlerinden The Hurt Locker eli boş dönerken Up In the Air ise en iyi senaryo ödülü ile yetinmek zorunda kaldı. En iyi komedi/müzikal filmi ödülünü ise gerçekten eğlenceli bir film olan The Hangover aldı.

Oyuncu ödülleri genelde beklenen isimlere gitti. Drama dalında Sandra Bullock ve Jeff Bridges’in ödülleri ve komedi dalında Meryl Streep’in ödülü bekleniyordu zaten. Belki Jeff Bridges yerine George Clooney de alabilirdi. Sürpriz sayılabilecek ödül, Robert Downey Jr.’ın Sherlock Holmes ile en iyi müzikal/komedi erkek oyuncusu olarak seçilmesi olabilir. Yardımcı oyunculuklarda ise Christoph Waltz ve Mo’Nique’în ödülleri cepteydi zaten. Başka isimler alsa büyük bir sürpriz olurdu.

Televizyon dalındaki büyük ödüller drama dalında bir kez daha Mad Men’e ve komedi dalında yeni bir dizi olan Glee’ye gitti. Glee’yi henüz izleme fırsatı bulamadık ama Mad Men kesinlikle hakedilmiş bir ödül aldı. Erkek oyuncu dalında ise Michael C. Hall, Dexter ile sonunda Altın Küre’ye ulaştı. Dexter, yılların oyuncusu  John Lithgow’a da bir adet en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü getirdi. Komedi dalında ise en iyi erkek oyuncu ödülünü artık alıştığımız üzere 30 Rock ile Alec Baldwin aldı.

Ödüllerin tam listesi şu şekilde:

Sinema dalındaki ödüller:

En İyi Film – Drama: Avatar
En İyi Kadın Oyuncu – Drama: Sandra Bullock (The Blind Side)
En İyi Erkek Oyunucu – Drama: Jeff Bridges (Crazy Heart)
En İyi Film – Komedi ya da Müzikal: The Hangover
En İyi Kadın Oyuncu – Komedi ya da Müzikal: Meryl Streep (Julie & Julia)
En İyi Erkek Oyuncu – Komedi ya da Müzikal: Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes)
En İyi Animasyon: Up
En İyi Yabancı Film: The White Ribbon (Das Weisse Band)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo’Nique (Precious: Based on the Novel Push by Sapphire)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Inglourious Basterds)
En İyi Yönetmen: James Cameron (Avatar)
En İyi Senaryo: Jason Reitman, Sheldon Turner (Up in the Air)
En İyi Müzik: Michael Giacchino (Up)
En iyi Şarkı: “The Weary Kind” söz-müzik:T-Bone Burnett, Ryan Bingham (Crazy Heart)
Cecil B. DeMille Ödülü: Martin Scorsese

Televizyon dalındaki ödüller:

En İyi Dizi – Drama: Mad Men
En İyi Kadın Oyuncu – Drama Dizisi: Julianna Margulies (The Good Wife)
En İyi Erkek Oyuncu – Drama Dizisi: Michael C. Hall (Dexter)
En İyi Dizi – Komedi ya da Müzikal: Glee
En İyi Kadın Oyuncu – Komedi ya da Müzikal Dizisi: Toni Collette (United States of Tara)
En İyi Erkek Oyuncu – Komedi ya da Müzikal Dizisi: Alec Baldwin (30 Rock)
En İyi Mini Dizi ya da Tv Filmi: Grey Gardens
En İyi Kadın Oyuncu – Mini Dizi ya da Tv Filmi: Drew Barrymore (Grey Gardens)
En İyi Erkek Oyuncu – Mini Dizi ya da Tv Filmi: Kevin Bacon (Taking Chance)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu – Dizi, Mini Dizi ya da Tv Filmi: Chloë Sevigny (Big Love)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – Dizi, Mini Dizi ya da Tv Filmi: John Lithgow (Dexter)

Kel ama Karizmatik, Sert ama Sevimli: Bruce Willis

Bruce Willis. Günümüzün en çok kazanan ve filmleri en çok kazandıran oyuncularından birisi. Ama bu konuda bir istikrarı yok. Bir filmde çok iyi bir gişe başarısı yakalarken hemen arkasından çektiği filmin gişesi yerlerde sürünebiliyor. Eleştirmenler açısından da benzer bir durum geçerli. Hiç bir zaman çok iyi bir oyuncu olarak kabul görmedi ama iyi bir yönetmen ve sevdiği bir proje olunca gayet iyi performanslar çıkardığını da biliyoruz. Amerika’da Cumhuriyetçi olarak bilinir (kimi zaman Cumhuriyetçi adayları açıkça desteklemiş kimi zaman da bu nitelemeyi reddetmiştir), silahlanma yanlısıdır, Amerika’nın başka ülkelerde güç kullanımını onaylar. Ama filmleri iyi ya da kötü olsun, politik görüşünü onaylayın ya da onaylamayın filmlerine ilgi duymamak mümkün değildir. O bir stardır çünkü. Starların da ortak özelliği budur herhalde. Bir şekilde ilgi göstermeden duramazsınız onlara. Bu hafta sinemalarımıza Suretler (Surrogates) filmi ile konuk olan Willis’in de bu günlere nasıl geldiğine bir bakalım o halde.

Walter Bruce Willis, 1955 yılında o zamanki Batı Almanya’da dünyaya geliyor. Doğum yeri bizi yanıltmasın, Amerikalı bir ailenin oğlu. Annesi bankacı, babası ise bir asker. Belki de Willis’in bugünkü politik görüşleri o günlere dayanıyor. Willis ailesi 1957 yılında Amerika’ya geri dönüyor ve baba Willis fabrikada çalışmaya başlıyor. İlerleyen yıllarda, 1972’de Willis’in anne babasının boşandığını görüyoruz. Bu yıllarda okuduğu okullarda Willis’in çeşitli oyunculuk denemeleri yaptığını da görüyoruz ama bunlar çok ciddi denemeler olmuyor. Liseyi bitirdikten sonra ise pek çok işe girip çıkıyor. Güvenlik görevlisi oluyor, barlarda çalışıyor hatta bir ara özel dedektiflik bile yapıyor. Ama bir süre geçtikten sonra oyunculuk eğitimini de araya sıkıştırıyor ve kimi tiyatro oyunlarında oynuyor, bazı televizyon dizilerinde ufak roller alıyor.

1985 yılına kadar Willis’in hayatı böyle gidiyor. O yıl bir televizyon dizisi için ağzı kalabalık, hiç bir şeyi ciddiye almayan, gününü keyfini çıkara çıkara yaşamayı seven, zıpır ve sorumsuz ama şeytan tüyü olan bir dedektif rolü için seçmeler yapılıyordu. Willis de bu seçmelere girdi ve pek çok adayın arasından bu rolü kaparak çıktı. Elbette bu dizi Mavi Ay’dan (Moonlighting) başkası değildi. 1989 yılına kadar süren bu dizi ile Willis biraz da kendisine benzeyen David Addison karakteri ile seyircileri kendisine hayran bırakmayı başardı. O şeytan tüyü sadece karakterde değil, kendisinde de vardı. Çoğunlukla televizyon dizileri ne kadar başarılı olursa olsun televizyon dünyasından filmlere geçiş çok karşılaştığımız bir durum değil. En azından televizyon yıldızları çoğunlukla filmlerde yan rollerde kalmışlardır. Bunun istisnaları da var ve Willis de bu istisnaların en önemlilerinden biri. Henüz dizi devam ederken Blake Edwards’ın yönetmenliğinde 2 filmde başrol oynamayı başardı Willis. Kör Talih (Blind Date) ve Sunset isimli bu filmler çok büyük başarılar değildi beki ama Willis açısından Hollywood’un ilk basamakları oluyordu.

Bu arada o yıllarda yeni ünlenmeye başlayan bir başka oyuncuyla da hayatını birleştiriyordu. 1987 yılında evlenen Demi Moore ve Bruce Willis’in evlilikleri 2000 yılında sonra erecekti ama onlar belki de evliliklerine sığdırdıkları 3 çocuklarının da etkisi ile hep dost kalacaklardı. Boşandıktan sonra da farklı ortamlarda onları bir arada sık sık gördük. 2005 yılında Demi Moore, Ashton Kutcher ile evlenirken Willis de konuklar arasındaydı. Tıpkı bu yıl içinde Willis, Emma Heming ile evlenirken Moore’un ve hatta Kutcher’ın konuklar arasında olması gibi. Bu arada bir magazin notu olarak her ikisinin de 1978 doğumlu çıtırlarla(!) evlendiğini de belirtmiş olalım.

Willis’in özel hayatına dair bu kısa parantezden sonra tekrar kariyerine dönelim. Onu asıl yıldızlığa taşıyan film yine Mavi Ay dizisi devam ederken rol aldığı Zor Ölüm (Die Hard) filmi olacaktı. Bir aksiyon filmi olarak çok başarılı olan bu filmde bir anlamda dizideki karakterinin daha sert bir versiyonunu canlandıran Willis kariyerine damgasını vuran rollerden birini oynuyordu. 80’lerin bol kaslı, sert mizaçlı, pek konuşmayan Stallone, Schwarzenegger, Seagal gibi aksiyon yıldızları yanında yine sert ve vurduğunu deviren ama yeri geldiğinde esprisini patlatmaktan da geri durmayan bir karakteri canlandırarak ayrı bir yerde duruyordu. Bu karakterin günümüzün daha gerçekçi aksiyon kahramanları ile o yılların aksiyon starları arasında bir geçiş noktası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Zor Ölüm o kadar tutmuştu ki ilerleyen yıllarda başka filmler de bu filmin adıyla anılmaya başlandı. Hız Tuzağı (Speed) için “Otobüste Zor Ölüm” ya da Dağcı (Cliffhanger) için “Dağda Zor Ölüm” tanımlamasını yapanlar az değildi. Haksız da sayılmazlardı doğrusu. Bu büyük başarıdan sonra Willis’in televizyona çok fazla zaman ayırmadığı bir gerçekti. Dizideki partneri Cybill Shepherd ile özel hayattaki anlaşmazlıkları ve onun da başka nedenlerden dolayı diziye yeterince vakit ayıramaması yüzünden belki 3-4 yıl daha sürebilecek olan Mavi Ay dizisi sona erdikten sonra Willis sinema kariyerine hızla devam etti. Bugün Willis dendiğinde ilk hatırlanan filmlerden olmasa da Norman Jewison yönetmenliğindeki In Country filminde bir Vietnam savaşı gazisini canlandıran Willis bu rolü ile sinema dalındaki tek Altın Küre adaylığını da alacaktı (daha önce Mavi Ay ile yeterince adaylık ve ödül almıştı aslında). Sonrasında seslendirmede de iddialı olduğunu, arka arkaya Bak Şu Konuşana (Look Who’s Talking) ve Bak Bu Da Konuşuyor (Look Who’s Talking Too) filmlerinde bir bebeği seslendirerek gösterecekti. Zor Ölüm’ün devamını bekleyenleri de fazla bekletmedi ve 1990’da Zor Ölüm 2 (Die Hard 2) ile karşımıza çıktı. Bu film ilki kadar sevilmese de yine de hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıyordu.

Ancak sonraki bir kaç yıl Willis için çok iyi geçmeyecekti. Şenlik Ateşi (The Bonfire of the Vanities), Hudson Hawk gibi iddialı projelerin (üstelik ikincisi kendi projesi idi) gişede çökmesi, zaten çok iddialı bir film olmayan ama Demi Moore ile beraber oynadığı için ilgi görmesi beklenen Ölümcül Düşünceler’in (Mortal Thoughts) de başarılı olamaması zor günler yaşattı belki ona ama Son Görev (The Last Boy Scout) ve Vuruş Mesafesi (Striking Distance) gibi orta karar aksiyon filmleri ile hayranlarına ulaşmaya devam ederken Billy Bathgate ile bir gangster filmini de kariyerine katıyordu. Bu dönemdeki belki de en başarılı filmi olan Ölüm Kadına Yakışır’da (Death Becomes Her) işin içine aksiyonu katmadan da komedi yeteneğini gösterme fırsatı buluyordu. Kendisini Bruce Willis olarak çok kısa bir rolde gördüğümüz Robert Altman şaheseri Oyuncu’yu (The Player) da unutmamak lazım ama rolü sadece bir cameo niteliğinde olduğu için filmin başarısını ona bağlamak mümkün değil elbette. Bu dönemi kapattığı söylenebilecek Gecenin Rengi (Color of Night) filmi ise hem film olarak hem de Willis’in performansı açısından çok kötü eleştirilere neden olacaktı. O dönem gişede de çöken bu film erotik içeriği ile ses getirmişti yine de ve sonradan video piyasasında önemli bir gelir getirdi. Anlaşılan filmi sinemada izlemeyenler, Jane March ve Bruce Willis’in çok konuşulan sevişme sahnelerini evde izlemeyi tercih etmişlerdi.

Üst üste gelen bu başarısızlıklar ve orta karar başarılardan sonra 1994 yılında, Willis inandığı bir projede hem istediği yüksek ücretten feragat edebileceğini hem de gerçekten iyi bir oyunculuk performansı gösterebileceğini ispatlıyordu. Kariyerinde sadece bir film olan Quentin Tarantino’nun Ucuz Roman (Pulp Fiction) isimli projesine güveniyor ve filmin geniş oyuncu kadrosu içinde yer almayı kabul ediyordu. Filmin başrolünde değildi belki ama filmin bölümlerinden birinin onun karakteri üzerine kurulduğunu da unutmamak lazım. Herhalde bugün modern klasikler arasında sayılan bu filmde rol almasının ne kadar doğru bir tercih olduğunu burada vurgulamak gereksiz bir çaba olur. Aynı yıl gösterime giren Yaşamın İçinden (Nobody’s Fool), temel olarak bir Paul Newman filmi idi ama Willis açısından tıpkı Ucuz Roman gibi projeye inandığında gayet düşük bütçeli filmlerde yan rollerde de oynayabileceğini ve gayet iyi performanslar verebileceğini gösteren bir yapımdı.

Devam eden bir kaç yıl Willis için gayet verimli olacaktı. Önce John McClane karakterine geri dönen Willis gayet başarılı bir Zor Ölüm bölümü ile karşımıza çıkıyordu. Bu kez yanında Ucuz Roman’dan arkadaşı Samuel L. Jackson, karşısında ise eşsiz Jeremy Irons vardı. Bir kez daha ilk filmin yönetmeni John McTiernan’ın ellerine teslim edilen seri, 3. filmi ile bir kez daha kıvamını buluyordu. Arkasından 4 yönetmenli Dört Oda (Four Rooms) projesinin Tarantino’ya ait bölümünde ufak ama keyifli bir rolle karşımıza çıkan Willis sonrasında Terry Gilliam’ın başyapıtı 12 Maymun’un (Twelve Monkeys) başrolünde karşımıza çıkıyor ve bu ilk bilimkurgu filminde gayet iyi bir performans çıkarıyordu. Ama filmin başarısı Willis’in performansının çok daha üzerindeydi. Sonrasında Son Adam (Last Man Standing) ile bu kez Yojimbo’nun (ve dolayısıyla A Fistful of Dollars’ın) bir yeniden çevriminde rol alıyordu. Çok başarılı bir film olmasa da Willis’in performansında bir sorun yoktu.

Sonrasında Beavis and Butthead serisinin sinema filmine sesi ile destek veren Willis’in önünde bir bilimkurgu daha vardı. Bu kez kamera arkasında Amerikan filmlerine öykünen bir Fransız olan Luc Besson vardı. Doğrusu bu kez Besson Fransız çizgi romanlarının havası ile Hollywood filmlerinin temposunu çok güzel harmanlamış ve ortaya hem eğlenceli, hem hareketli ve heyecanlı hem de kimi yerlerden ödünç alınmış öğelerine karşın orijinal bir dünya tasarımı olan bir film çıkmıştı ortaya. Bugün Willis denince ilk akla gelen filmlerden birinin de 5. Güç (The Fifth Element) isimli bu film olmasına şaşmamak lazım.

Hemen her yıl en az 2 filmle karşımıza çıkan Willis’in her filminin iz bırakmasını ummak hata olur. 97-99 arasında Willis orta karar aksiyon filmlerinden Çakal (The Jackal), Şifre Merkür (Mercury Rising) ve Kuşatma (The Siege) ile karşımızda oluyordu. Alan Rudolph’un Şampiyonların Kahvaltısı (Breakfast of Champions) da ilginç ama başarısız bir deneme olarak kalıyordu. Yine de Willis’i bu filmde kendisi için çok farklı bir rolü kabul ettiği için kutlamak lazım. Dönemin Willis açısından en popüler filmi ise Armageddon idi. Willis bu kez dünyayı bir göktaşının çarpmasından kurtarması istenen bir ekibin lideri olarak karşımıza çıkıyordu. Michael Bay’in bildik taktiklerini uygulayarak seyirciyi tavladığı bu film, eleştirmenlere göre gayet vasat bir filmdi ama çok iyi hasılat yaptığını da unutmamak lazım.

1999 yılında Willis’in bir kez daha inandığı bir yönetmen ve inandığı bir proje ile karşı karşıya geldiği görüyoruz. Daha önce kariyerinde çok önemli bir film olmayan M. Night Shyamalan’ın yazdığı ve yönettiği Altıncı His (The Sixth Sense) filmindeki ölü insanları gördüğünü iddia eden bir çocuğa yardım eden psikiyatrist Malcolm Crowe rolü ona kariyerindeki en iyi eleştirilerden bazılarını getirecekti. Film de dönemine damga vuran filmlerden biri olacaktı. Bu başarının bir yıl sonrasında Shyamalan’ın yeni filminde başrolde yine Willis vardı. Karşısında ise Samuel L. Jackson. Ölümsüz (Unbreakable) adlı çizgi roman uyarlaması olmasa da o alanla yakın bağlantıda olan bu film belki Altıncı His kadar sansasyon yaratmadı ama en az onun kadar iyi bir filmdi. Willis’in performansı da yine gayet başarılıydı.

2000’li yılların ise Willis açısından çok parlak olmadığını görüyoruz. Yine hayranlarını sinemalara toplamayı başardı belki ama bu dönemdeki çoğu filmi geleceğe kalamayacak filmler oldu. Bu dönemde aksiyon filmi olarak Şeref ve Cesaret (Hart’s War), Güneşin Gözyaşları (Tears of the Sun), Rehine (Hostage), 16 Blok (16 Blocks) gibi yapımlarda yer alırken, aksiyon ve komedinin iç içe geçtiği Komşum Bir Katil (The Whole Nine Yards) ve devamı Katil Komşum Geri Döndü (The Whole Ten Yards), Şanslı Slevin (Lucky Number Slevin) ve Haydut (Bandits) gibi filmlerini de bu dönemde gördük. Soderbergh’in Ocean’s Eleven’ında da oynaması söz konusuydu ama sonuçta devam filmi olan Ocean’s Twelve’de kendisini canlandırmakla yetindi. Seslendirme yapmaya da devam etti. Rugrats Go Wild ve Orman Çetesi (Over the Hedge) bu dönemde seslendirme yaptığı filmlerdi.

Ama Willis’in 2000’leri boş geçirdiğini söylemek de yanlış olur. Yine bölümlere ayrılmış ve geniş bir oyuncu kadrosu barındıran Günah Şehri’nde (Sin City) bu kez Tarantino’nun kankası Robert Rodriguez ile beraber çalışacaktı. Aynı adlı çizgi romanın beyazperde uyarlaması olan bu film adeta çizgi romanı kare kare perdeye taşıyarak farklı bir tarz yaratıyor ve en iyi çizgi roman uyarlamaları arasında yerini alıyordu. Çoğunlukla sevdiği yönetmenlerin birden fazla filminde yer alan Willis’in, Tarantino ve Rodriguez’in ortak projesi olan Grindhouse’un Rodriguez ayağı olan Dehşet Gezegeni’nde (Planet Terror) de küçük ama etkili bir rolü vardı.

2007 yılında ise 12 yıl sonra yeni bir Zor Ölüm filmi daha karşımızdaydı. Bu kez yönetmen koltuğunda Len Wiseman vardı ve serinin fena olmayan filmlerinden biri ile John McClane karakterine hasretimizi gideriyorduk.

Bir süredir sinemalarımızda görmediğimiz Willis’i bu hafta bir başka çizgi roman uyarlaması olan Suretler filmi ile konuk ettik sinema salonlarına. Bu film de Willis adına çok iz bırakmadan geçip gidecek filmlerden biri gibi duruyor. Bundan sonra ise sırada Kevin Smith yönetmenliğinde başrollerden birini üstleneceği aksiyon komedi A Couple of Dicks ve 80’lerin aksiyon starlarını birleştirecek olan Sylvester Stallone’nin yazıp yönettiği The Expendables filmindeki kısa rolü var. İrili ufaklı rollerde kimler yok ki bu filmde: Sylvester Stallone, Dolph Lundgren, Mickey Rourke ve hatta çok kısa bir rolde Arnold Schwarzenegger. Daha yeni kuşaktan Jet Li ve Jason Statham’ı da unutmamalı elbette. Sonuç çok başarılı olur mu bilinmez ama bu isimleri beraberce görmek için izlenmesi gereken bir film gibi duruyor.

Belli ki Willis daha uzunca bir süre bazen iyi, bazen kötü filmlerle perdelerimize konuk olmaya devam edecek. Bize de onu takip etmek düşüyor.

Not: Bu yazının orijinal hali Gölge e-Dergi’nin 24. sayısında yayınlanmış, siteye konarken yazıda ufak değişiklikler yapılmıştır.

61. Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu

61. Emmy Ödülleri bu gece sahiplerini buldu. Beklendiği gibi en çok adaylığı alan 30 Rock ve Mad Men dizileri gecenin galipleri oldular. Ancak özellikle 30 Rock geçen yıllardaki gibi bütün ödülleri silip süpürmedi. Daha önceden açıklananlarla da birlikte 30 Rock 5, Mad Men ise 3 Emmy aldı bu yıl. İlginçtir, gösterimden kaldırılmış olsa da bir kesimin çok sevdiği Pushing Daisies de 4 Emmy ile kapadı bu yılı. Bu arada her ne kadar kazananlara bir lafımız olmasa da Michael C. Hall ve Neil Patrick Harris Emmy için biraz daha bekleyecekler anlaşılan. Ayrıca televizyon filmi olarak Grey Gardens’ın, mini dizi olarak da Little Dorrit’in öne çıktığını da eklemek gerek.

Ana kategorilerde ödül kazananların listesi aşağıdaki gibi. Tüm liste için http://cdn.emmys.tv/awards/2009ptemmys/61stemmys_nomswin_pt.php?action=search_db#1 adresi incelenebilir.

En İyi Komedi Dizisi: 30 Rock
En İyi Drama Dizisi: Mad Men
En İyi Televizyon Filmi: Grey Gardens
En İyi Mini Dizi: Little Dorrit
En İyi Erkek Oyuncu (Komedi Dizisi): Alec Baldwin (30 Rock)
En İyi Erkek Oyuncu (Drama Dizisi): Bryan Cranston (Breaking Bad)
En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Brendan Gleeson (Into the Storm)
En İyi Kadın Oyuncu (Komedi Dizisi): Toni Collette (United States of Tara)
En İyi Kadın Oyuncu (Drama Dizisi): Glenn Close (Damages)
En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Jessica Lange (Grey Gardens)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi Dizisi): Jon Cryer (Two and a Half Men)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama Dizisi): Michael Emerson (Lost)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Ken Howard (Grey Gardens)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi Dizisi): Kristin Chenoweth (Pushing Daisies)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Drama Dizisi): Cherry Jones (24)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Shohreh Aghdashloo (House of Saddam)

Patrick Swayze (1952-2009)

Bir dönem gençliğinin, özellikle genç kızların, kalbinde ayrı bir yer edinen Patrick Swayze, iki yıldır savaştığı pankreas kanserine yenik düştü ve hayata veda etti.

1952 doğumlu olan Swayze, kariyerine dansçı olarak başladı. Grease’in müzikal versiyonunda Danny karakterini canlandıran çok sayıda oyuncudan biri oldu. 1979 yılında da ufak tefek filmler ve dizilerle kariyerine farklı bir yön çizmeye başladı. Coppola’nın The Outsiders’ı ile dikkat çekse de o filmin kalabalık oyuncu kadrosu içinde henüz parlayacak bir fırsat edinememişti. İlk çıkışı dansçılık özelliğini hiç göstermediği 1985 yapımı Kuzey ve Güney (North and South) dizisi ile oldu. Amerikan İç Savaşı’nı anlatan bu dizi zamanında bizde de çok sevilmişti.

Ama Swayze’ye dünya çapındaki şöhretini kazandıran film elbette ki 1987 yapımı Dirty Dancing idi. Hiç de o kadar iddialı olmayan bu film bir anda bir fenomene dönüştü ve gençlerin defalarca izlediği bir film oldu çıktı. Patrick Swayze de gençliğin yeni starlarından biriydi artık. Bu filmden sonra bir kaç önemsiz filmde oynadı Swayze. Bu dönemin en başarılı filmi Bar Fedaisi (Road House) idi. En azından finansal açıdan.

Ama 1990 yılında Hayalet (Ghost) filmi ile bir kez daha büyük bir fenomenin içinde yer aldı Swayze. Bu duygusal film de tıpkı Dirty Dancing gibi beklenmeyen bir başarı idi. Öyle ki bu küçük mütevazi film o yılın dünya çapında en çok izlenen filmi oluyordu. Ertesi yıl da kendisi gibi bir gençlik starı olan Keanu Reeves ile Ponit Break isimli aksiyon filminde başarılı bir performans çiziyordu. Bir kaç yıl sonra To Wong Foo, Thanks for Everything! Julie Newmar filminde o zamana kadar oynadığı rollerden çok farklı bir karaktere bürünen Swayze için bundan sonra işler yolunda gitmiyordu. 1996 yılında bir film çekimi sırasında attan düşerek bacaklarını kırması sonrasında rol aldığı filmler genelde orta karar filmlerdi (başrolünde olmadığı Donnie Darko’yu ayrı bir yere koymak lazım elbette).

2008’in başında hastalığına dair haberler gelmeye başladı. Ama o dönem, basında doktorların hayatından ümidi kestiklerine dair haberler çıkmasına rağmen tedaviler beklenenden olumlu sonuç verdi ve Swayze 2009 yılına 13 bölümlük The Beast adlı diziyi de sıkıştırmayı başardı. Son oyunculuk performansı da bu oldu. Üstelik bu dizideki rolü ile çok iyi eleştiriler de aldı.

Mekanı cennet olsun.

61. Emmy Ödülleri’nin Adayları Açıklandı

Geçtiğimiz hafta içinde 61. Emmy Ödülleri’nin adayları açıklandı. Her dalda belirgin şekilde öne çıkan birer yapım var aslında. Komedi dizisi dalında 30 Rock 22 dalda adaylıkla en çok adaylık alan dizi. Drama dizisi dalında da Mad Men 16 adaylıkla başı çekiyor. Televizyon filmi olarak da Grey Gardens 17, Into the Stom ise 14 adaylıkla tepedeler. Bu dizilerin bu kadar çok adaylığı hangi kategorilerde aldıkları merak konusu olursa şöyle bir örnek verebiliriz: Drama dizisindeki senaryo yazarlığı dalında Mad Men 5 adaylıktan 4’ünü almış (diğer adaylık Lost’a ait). Benzer şekilde 30 Rock da komedi dizisindeki senaryo yazarlığı dalındaki 5 adaylıktan 4’ünü almış (diğer adaylık da Flight Of The Conchords’ın).

Bunun dışında bizde bilinen ve sevilen dizilerden 24’ün 6, Battlestar Galactica ve Lost’un 5, Dexter’ın ise sadece 3 dalda adaylığı var.

20 Eylül gecesi kimlerin kazandığı belli olacak olan Emmy ödüllerinde çok sayıda kategori var. Burada hepsini listelemek çok uzun olur. Ana kategorilerdeki adaylıklar şu şekilde:
(tam liste için:
http://cdn.emmys.tv/awards/2009ptemmys/61stemmys_noms.php)

En İyi Komedi Dizisi:
Entourage
Family Guy
The Flight of the Conchords
How I Met Your Mother
The Office
30 Rock
Weeds

En İyi Drama Dizisi:
Big Love
Breaking Bad
Damages
Dexter
House M.D.
Lost
Mad Men

En İyi Televizyon Filmi:
Coco Chanel
Grey Gardens
Into the Storm
Prayers for Bobby
Taking Chance

En İyi Mini Dizi:
Generation Kill
Little Dorrit

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi Dizisi):
Alec Baldwin (30 Rock)
Steve Carell (The Office)
Jemaine Clement (The Flight of the Conchords)
Jim Parsons (The Big Bang Theory)
Tony Shalhoub (Monk)
Charlie Sheen (Two and a Half Men)

En İyi Erkek Oyuncu (Drama Dizisi):
Simon Baker (The Mentalist)
Gabriel Byrne (In Treatment)
Bryan Cranston (Breaking Bad)
Michael C. Hall (Dexter)
Jon Hamm (Mad Men)
Hugh Laurie (House M.D.)

En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi):
Kevin Bacon (Taking Chance)
Kenneth Branagh (Wallander)
Brendan Gleeson (Into the Storm)
Kevin Kline (Great Performances: Cyrano de Bergerac)
Ian McKellen (King Lear)
Kiefer Sutherland (24: Redemption)

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi Dizisi):
Christina Applegate (Samantha Who?)
Toni Collette (United States of Tara)
Tina Fey (30 Rock)
Julia Louis-Dreyfus (The New Adventures of Old Christine)
Mary-Louise Parker (Weeds)
Sarah Silverman (The Sarah Silverman Program)

En İyi Kadın Oyuncu (Drama Dizisi):
Glenn Close (Damages)
Sally Field (Brothers & Sisters)
Mariska Hargitay (Law & Order: Special Victims Unit)
Holly Hunter (Saving Grace)
Elisabeth Moss (Mad Men)
Kyra Sedgwick (The Closer)

En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi):
Drew Barrymore (Grey Gardens)
Jessica Lange (Grey Gardens)
Shirley MacLaine (Coco Chanel)
Sigourney Weaver (Prayers for Bobby)
Chandra Wilson (Accidental Friendship)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi Dizisi):
Jon Cryer (Two and a Half Men)
Kevin Dillon (Entourage)
Neil Patrick Harris (How I Met Your Mother)
Jack McBrayer (30 Rock)
Tracy Morgan (30 Rock)
Rainn Wilson (The Office)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama Dizisi):
Christian Clemenson (Boston Legal)
Michael Emerson (Lost)
William Hurt (Damages)
Aaron Paul (Breaking Bad)
William Shatner (Boston Legal)
John Slattery (Mad Men)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi):
Len Cariou (Into the Storm)
Tom Courtenay (Little Dorrit)
Ken Howard (Grey Gardens)
Bob Newhart (The Librarian: The Curse of the Judas Chalice)
Andy Serkis (Little Dorrit)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi Dizisi):
Kristin Chenoweth (Pushing Daisies)
Jane Krakowski (30 Rock)
Elizabeth Perkins (Weeds)
Amy Poehler (Saturday Night Live)
Kristen Wiig (Saturday Night Live)
Vanessa Williams (Ugly Betty)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Drama Dizisi):
Rose Byrne (Damages)
Hope Davis (In Treatment)
Cherry Jones (24)
Sandra Oh (Grey’s Anatomy)
Dianne Wiest (In Treatment)
Chandra Wilson (Grey’s Anatomy)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi):
Shohreh Aghdashloo (House of Saddam)
Marcia Gay Harden (The Courageous Heart of Irena Sendler)
Janet McTeer (Into the Storm)
Jeanne Tripplehorn (Grey Gardens)
Cicely Tyson (Relative Stranger)

Karl Malden (1912-2009)

Usta oyuncu Karl Malden’i kaybedeli 10 gün kadar oluyor. Ancak kendisinden burada bahsetmeden uğurlamak istemedim. Bizim kuşağımız Malden’ı, gencecik bir Michael Douglas’ın deneyimli akıl hocası olarak San Francisco Sokakları adlı televizyon dizisinde tanımıştı. Sonradan sinema ile ilgilenmeye başladığımızda öğrendik ki Malden bu dizinin öncesinde çok önemli filmlerde sağlam bir karakter oyuncusu olarak rol almış.

Çek bir anne ve Sırp bir babanın oğlu olan Malden, 1912 yılında Chicago’da dünyaya gelmiş. Bu kökenlere uygun olarak esas adı Mladen George Sekulovich imiş. Sonradan rol aldığı pek çok yapımda bu isimde bir karakterin olmasını sağlamasını da ilginç bir ayrıntı olarak belirtelim bu arada. Küçükten beri tiyatro ile ilgilenen Malden’ın en büyük şansı katıldığı bir tiyatro grubunda Elia Kazan ile tanışması olmuş belki de. Sonra da önemli bir kısmı Elia Kazan filmleri olmak üzere bir dizi önemli filmde rol almış. İlk akla gelenler A Streetcar Named Desire, On the Waterfront, One-Eyed Jacks ve Baby Doll. Kariyerinin en parlak dönemini 50’li ve 60’lı yıllarda yaşayan Malden, 70’li yıllarda da yukarda adını andığımız televizyon dizisi ile gündemdeydi. 80’ler ve 90’larda çok fazla çalışmayan aktör son rolünü, 2000 yılında The West Wing dizisinin bir bölümde üstlendi.

Her zaman iyi bir oyuncu olarak hatırlanacak Malden’a buradan da saygılarımızı gönderiyoruz.

Görüntü Yönetmenleri, Sanat Yönetmenleri ve Kurgucular da Yılın En İyilerini Belirledi

Oscar’lara çok az bir süre kala meslek birlikleri de 2008’in en iyilerine ödül vermeye devam ediyorlar. Amerikalı kurgucular, görüntü yönetmenleri ve sanat yönetmenleri de ödüllerini açıkladı. Bu ödüllerdeki ortak ismin Slumdog Millionaire olması herhalde kimseyi şaşırtmayacaktır.

Art Directors Guild (Sanat Yönetmenleri Sendikası) Ödülleri:
Dönem Filminde En İyi Sanat Yönetimi: The Curious Case Of Benjamin Button (Donald Graham Burt)
Fantazi Filminde En İyi Sanat Yönetimi: The Dark Knight (Nathan Crowley)
Günümüzde Geçen Bir Filmde En İyi Sanat Yönetimi: Slumdog Millionaire (Mark Digby)
Sanat yönetmenlerinin televizyon dalındaki ödülleri ise Mad Men, Little Britain U.S.A., John Adams ve Weeds yapımlarına gitti.

American Cinema Editors (Amerikan Kurgucular Birliği) Ödülleri:
Drama Filminde En İyi Kurgu: Slumdog Millionaire (Chris Dickens)
Müzikal-Komedi Filminde En İyi Kurgu: Wall-E (Stephen Schaffer)
Belgesel Filmde En İyi Kurgu: Man on Wire (Jinx Godfrey)
Kurgucuların televizyon dalındaki tercihleri ise 30 Rock, Breaking Bad, True Blood, Recount ve 24: Redemption oldu.

American Society of Cinematographers (Amerikan Görüntü Yönetmenleri Birliği) ise uzun metrajlı film dalında yine Slumdog Millionaire ve onun görüntü yönetmeni Anthony Dod Mantle’ı yılın en iyisi olarak gösterirken, televizyon dalındaki ödülleri de CSI ve Eleventh Hour yapımlarına gitti. Ayrıca The Dark Knight’ın yönetmeni Christopher Nolan’a da bu filmin girişini ve çeşitli sahnelerini IMAX kameralar ile çekme tercihinden dolayı bir özel ödül verildi.

Amerikan Yazarlar Sendikası da Slumdog Millionaire ve Milk dedi

Oscar’ların açıklanmasına iki hafta kala 2008’in en iyilerine ödüller verilmeye devam ediyor. Geçtiğimiz haftasonu Amerikan Yazarlar Sendikası (Writers Guild of America) ödüllerini verdi. Diğer ödül törenlerinde de adlarına sık sık rastladığımız isimler ödülleri aldı ve Slumdog Millionaire uzun ödül listesine bir yenisini daha ekledi:

En İyi Özgün Senaryo: Milk (Dustin Lance Black)
En İyi Uyarlama Senaryo: Slumdog Millionaire (Simon Beaufoy)
En İyi Belgesel Senaryosu: Waltz with Bashir (Ari Folman)
En İyi Drama Dizisi Senaryosu: Mad Men
En İyi Komedi Dizisi Senaryosu: 30 Rock
En İyi Yeni Dizi Senaryosu: Breaking Bad

Bu ödülün adaylarını açıklarken belirttiğimiz gibi bu kategoriler dışında pek çok dalda daha ödül veriliyor ancak çoğu bizim çok ilgimiz olmayan kategoriler. Yine de bilgisayar oyunu tutkunları için bu daldaki ödülün Star Wars: The Force Unleashed’e gittiğini de ekleyelim. Ödüllerin tam listesine http://www.wga.org/content/default.aspx?id=3484 adresinden ulaşılabilir.

Amerikan Yönetmenler Sendikası da Danny Boyle ve Slumdog Millionaire dedi

Oscar’lar gitgide yaklaşırken Amerikan Yönetmenler Sendikası (Directors Guild of America) da 2008’in en iyilerine ödüllerini verdi. Zafer bir kez daha Slumdog Millionaire ve onun yönetmeni Danny Boyle’un oldu. Ödülün adaylarını açıklarken belirttiğimiz gibi 1948’den beri sadece 6 defa bu ödülü alan yönetmen, Oscar’larda en iyi yönetmen seçilmemiş. Bu da Danny Boyle’un Oscar şansını iyice arttırmış oldu.

Yönetmenler Sendikası’nın verdiği ödüllerin tam listesi şu şekilde:

En İyi Yönetmen (Film): Danny Boyle (Slumdog Millionaire)
En İyi Yönetmen (Belgesel Film): Ari Folman (Waltz with Bashir)
En İyi Yönetmen (Tv Filmi/Mini Dizi): Jay Roach (Recount)
En İyi Yönetmen (Drama Dizisi): Dan Attias (The Wire – Transitions)
En İyi Yönetmen (Komedi Dizisi): Paul Feig (The Office – Dinner Party)
En İyi Yönetmen (Müzikal/Varyete): Brent (Bucky) Gunts (Opening Ceremony Beijing 2008 Olympic Summer Games)
En İyi Yönetmen (Reality): Tony Croll (America’s Next Top Model – 1002)
En İyi Yönetmen (Arkası Yarın): Larry Carpenter (One Life to Live – Episode #10,281, So You Think You Can Be Shane Morasco’s Father?)
En İyi Yönetmen (Reklam): Peter Thwaites (Production Company: Gorgeous Enterprises)
En İyi Yönetmen (Çocuk Programı): Amy Schatz (Classical Baby (I’m Grown Up Now) The Poetry Show)
Özel Ödüller: Roger Ebert (yaşam boyu onur üyesi), William M. Brady, Kim Kurumada, Scott Berger


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 281.135 hits
Mart 2021
P S Ç P C C P
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: