68. Altın Küre Ödülleri (Golden Globe Awards) bu gece sahiplerini buluyor. Ödüllerin açıklanmasına saatler kala adaylara son bir kez göz atalım. Sinema dalında en çok sayıda adaylığı, 7 adaylıkla The King’s Speech almıştı. Ancak gecenin galibi olması pek beklenmiyor. Colin Firth’ün en iyi erkek oyuncu dalındaki adaylığı dışında favori olduğu dal yok denebilir. Hemen arkasından 6 adaylıkla iki film geliyor. Bu filmlerden ödül sezonunu çok başarılı bir karne ile geçirmekte olan The Social Network‘ün en iyi drama filmi, yönetmen, senaryo ve müzik ödüllerini alması kimseyi şaşırtmayacak. Yine de kendi adıma en iyi yönetmen ödülünü Black Swan ile Darren Aronofsky’nin almasını tercih ederim. Black Swan’ın daha güçlü göründüğü dal ise en iyi kadın oyuncu dalı ve Natalie Portman. Her ne kadar Jennifer Lawrence da ciddi bir aday gibi görünse de Portman’ın Altın Küre’yi alması beklenebilir. Yardımcı oyuncu dalındaki ödüller ise muhtemelen 6 adaylığı olan diğer film olan The Fighter‘ın olacak. Christian Bale ve Melissa Leo, dallarındaki güçlü adaylar.
Her ne kadar Altın Küre Ödülleri drama ve müzikal/komedi olmak üzere iki dalda verilse de drama dalı hep ön plana çıkmıştır. Doğrusu bu yıl müzikal/komedi dalı iyiyden iyiye zayıf görünüyor. En fazla vasat denebilecek The Tourist, henüz izlemesek bile gayet kötü eleştiriler aldığını duyduğumuz Burlesque ve Tim Burton kalibresinde bir yönetmene yakışmayacak bir uyarlama olan Alice In Wonderland‘in adaylıkları bize bunu gösteriyor. Sonuç ne olur bilinmez ama bu dalın en iyisi The Kids Are All Right gibi gözüküyor uzaktan bakınca.
Televizyon dalında ise drama dalında bir kez daha Mad Men, komedi dalında ise Glee favori gözüküyor. Ama belli de olmaz. Kendi adıma henüz izleme fırsatı bulamadığım Boardwalk Empire da arkasındaki Martin Scorsese’nin gücü ile ipi göğüsleyebilir. Mini Dizi ya da Tv Filmi dalında ise yarış, Emmy ödüllerinde farklı dallarda yarışarak ödülleri toparlayan The Pacific ve Temple Grandin arasında geçecek gibi görülüyor.
Gece boyunca ödüller dağıtıldıkça kimlerin kazandığını Sinema Manyakları’ndan takip edebileceğinizi belirterek aday listesini verelim:
Sinema dalındaki adaylar:
En İyi Film – Drama:
Black Swan
The Fighter
Inception
The King’s Speech
The Social Network
En İyi Kadın Oyuncu – Drama:
Halle Berry (Frankie And Alice)
Nicole Kidman (Rabbit Hole)
Jennifer Lawrence (Winter’s Bone)
Natalie Portman (Black Swan)
Michelle Williams (Blue Valentine)
En İyi Erkek Oyunucu – Drama:
Jesse Eisenberg (The Social Network)
Colin Firth (The King’s Speech)
James Franco (127 Hours)
Ryan Gosling (Blue Valentine)
Mark Wahlberg (The Fighter)
En İyi Film – Komedi ya da Müzikal:
Alice In Wonderland
Burlesque
The Kids Are All Right
Red
The Tourist
En İyi Kadın Oyuncu – Komedi ya da Müzikal:
Annette Bening (The Kids Are All Right)
Anne Hathaway (Love And Other Drugs)
Angelina Jolie (The Tourist)
Julianne Moore (The Kids Are All Right)
Emma Stone (Easy A)
En İyi Erkek Oyuncu – Komedi ya da Müzikal:
Johnny Depp (Alice In Wonderland)
Johnny Depp (The Tourist)
Paul Giamatti (Barney’s Version)
Jake Gyllenhaal (Love And Other Drugs)
Kevin Spacey (Casino Jack)
En İyi Yönetmen:
Darren Aronofsky (Black Swan)
David Fincher (The Social Network)
Tom Hooper (The King’s Speech)
Christopher Nolan (Inception)
David O. Russell (The Fighter)
En İyi Animasyon:
Despicable Me
How To Train Your Dragon
The Illusionist
Tangled
Toy Story 3
En İyi Yabancı Film:
Biutiful (Meksika, İspanya)
The Concert (Fransa)
The Edge (Rusya)
I Am Love (İtalya)
In A Better World (Danimarka)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Amy Adams (The Fighter)
Helena Bonham Carter (The King’s Speech)
Mila Kunis (Black Swan)
Melissa Leo (The Fighter)
Jacki Weaver (Animal Kingdom)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:
Christian Bale (The Fighter)
Michael Douglas (Wall Street: Money Never Sleeps)
Andrew Garfield (The Social Network)
Jeremy Renner (The Town)
Geoffrey Rush (The King’s Speech)
En İyi Senaryo:
Simon Beaufoy & Danny Boyle (127 Hours)
Lisa Cholodenko & Stuart Blumberg (The Kids Are All Right)
Christopher Nolan (Inception)
David Seidler (The King’s Speech)
Aaron Sorkin (The Social Network)
En İyi Müzik:
Alexander Desplat (The King’s Speech)
Danny Elfman (Alice In Wonderland)
A.R. Rahman (127 Hours)
Trent Reznor & Atticus Ross (The Social Network)
Hans Zimmer (Inception)
En iyi Şarkı:
“Bound To You” söz: Christina Aguilera & Sia Furler müzik:Samuel Dixon (Burlesque)
“Coming Home” söz-müzik:Bob DiPiero, Tom Douglas, Hillary Lindsey & Troy Verges (Country Strong)
“I See The Light” söz: Glenn Slater müzik: Alan Menken (Tangled)
“There’s A Place For Us” söz-müzik: Hillary Lindsey, Carrie Underwood & David Hodges (The Chronicles Of Narnia: The Dawn Treader)
“You Haven’t Seen The Last Of Me” söz-müzik: Diane Warren (Burlesque)
Cecil B. DeMille Ödülü: Robert De Niro
Televizyon dalındaki adaylar:
En İyi Dizi – Drama:
Boardwalk Empire
Dexter
The Good Wife
Mad Men
The Walking Dead
En İyi Kadın Oyuncu – Drama Dizisi:
Julianna Margulies (The Good Wife)
Elisabeth Moss (Mad Men)
Piper Perabo (Covert Affairs)
Katey Sagal (Sons Of Anarchy)
Kyra Sedgwick (The Closer)
En İyi Erkek Oyuncu – Drama Dizisi:
Steve Buscemi (Boardwalk Empire)
Bryan Cranston (Breaking Bad)
Michael C. Hall (Dexter)
Jon Hamm (Mad Men)
Hugh Laurie (House)
En İyi Dizi – Komedi ya da Müzikal:
30 Rock
The Big Bang Theory
The Big C
Glee
Modern Family
Nurse Jackie
En İyi Kadın Oyuncu – Komedi ya da Müzikal Dizisi:
Toni Collette (United States Of Tara)
Edie Falco (Nurse Jackie)
Tina Fey (30 Rock)
Laura Linney (The Big C)
Lea Michele (Glee)
En İyi Erkek Oyuncu – Komedi ya da Müzikal Dizisi:
Alec Baldwin (30 Rock)
Steve Carell (The Office)
Thomas Jane (Hung)
Matthew Morrison (Glee)
Jim Parsons (The Big Bang Theory)
En İyi Mini Dizi ya da Tv Filmi:
Carlos
The Pacific
Pillars Of The Earth
Temple Grandin
You Don’t Know Jack
En İyi Kadın Oyuncu – Mini Dizi ya da Tv Filmi:
Hayley Atwell (Pillars Of The Earth)
Claire Danes (Temple Grandin)
Judi Dench (Return To Cranford)
Romola Garai (Emma)
Jennifer Love Hewitt (The Client List)
En İyi Erkek Oyuncu – Mini Dizi ya da Tv Filmi:
Idris Elba (Luther)
Ian McShane (Pillars Of The Earth)
Al Pacino (You Don’t Know Jack)
Dennis Quaid (The Special Relationship)
Edgar Ramirez (Carlos)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu – Dizi, Mini Dizi ya da Tv Filmi:
Hope Davis (The Special Relationship)
Jane Lynch (Glee)
Kelly MacDonald (Boardwalk Empire)
Julia Stiles (Dexter)
Sofia Vergara (Modern Family)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – Dizi, Mini Dizi ya da Tv Filmi:
Scott Caan (Hawaii Five-O)
Chris Colfer (Glee)
Chris Noth (The Good Wife)
Eric Stonestreet (Modern Family)
David Strathairn (Temple Grandin)
62. Emmy Ödülleri sahiplerini buldu. Ana kategorilerde kazananlar aşağıdaki listede görüldüğü gibi. Tam listeye ise
Geçtiğimiz hafta 62. Emmy Ödülleri’nin adayları açıklandı. Geçen yıl olduğu gibi her dalda belirgin şekilde öne çıkan birer yapım var. Komedi dizisi dalında Glee 19 dalda adaylıkla en çok adaylık alan dizi. Drama dizisi dalında ise bir kez daha Mad Men’i zirvede görüyoruz. Başarılı dizinin 17 adaylığı var. Yılın en çok adaylık alan yapımı ise mini dizi kategorisinde. Ülkemizde de yayınlanan The Pacific toplam 24 dalda adaylık kazanmış. Gerçekten önemli bir başarı.
Büyük oyuncu Dennis Hopper’ı kaybettik. Sadece oyuncu değildi elbette. Aynı zamanda yazar ve yönetmendi ama sanatla ilgisi sinema ile de sınırlı değildi. Hatırı sayılır bir fotoğrafçılık kariyeri olduğu gibi resim ve şiir ile de ilgilenmişti. Bu çok yönlü sanatçı, 1954 yılında sinema ve televizyon kariyerine başlamıştı. Daha ilk yıllarda Rebel Without a Cause ve Giant gibi önemli filmlerde kendine rol bulmuş ve bu filmlerde oynayan James Dean ile yakın arkadaş olmuştu. Her zaman için de onun gördüğü en iyi oyuncu olduğunu söyledi.
Ülkemizde de Cnbc-e’de yayınlanmakta olan Heroes dizisi geçtiğimiz aylarda 4. sezonunu noktalamıştı. Dizinin Amerika’daki yayıncısı olan NBC televizyonu yeni sezonda dizinin devam etmeyeceğini açıkladı. Aslında beklenen bir karardı bu. İlk sezonu çok sevilen Heroes, sonraki sezonlarda kendini bir türlü toparlayamadı ve izlenme oranları sürekli olarak düştü. Yapımcılar sürekli olarak yaptıkları hatalardan ders aldıklarını söylediler ama yine de eski günlerine dönemedi dizi. Her ne kadar ucu açık bıraklımış olsa da 4. sezon finalinin bir anlamda diziyi toparladığı da söylenebilir. Yine de Sylar, Hiro Nakamura ya da Claire Bennett gibi sevilen karakterleri bir kez daha görme şansımız olabilir. Şu aralar yapımcılar ve NBC’nin diziyi toparlamak için 2 saatlik bir televizyon filmi yapmak üzere konuştukları söyleniyor. İlerleyen günlerde bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de belli olur.
Bruce Willis. Günümüzün en çok kazanan ve filmleri en çok kazandıran oyuncularından birisi. Ama bu konuda bir istikrarı yok. Bir filmde çok iyi bir gişe başarısı yakalarken hemen arkasından çektiği filmin gişesi yerlerde sürünebiliyor. Eleştirmenler açısından da benzer bir durum geçerli. Hiç bir zaman çok iyi bir oyuncu olarak kabul görmedi ama iyi bir yönetmen ve sevdiği bir proje olunca gayet iyi performanslar çıkardığını da biliyoruz. Amerika’da Cumhuriyetçi olarak bilinir (kimi zaman Cumhuriyetçi adayları açıkça desteklemiş kimi zaman da bu nitelemeyi reddetmiştir), silahlanma yanlısıdır, Amerika’nın başka ülkelerde güç kullanımını onaylar. Ama filmleri iyi ya da kötü olsun, politik görüşünü onaylayın ya da onaylamayın filmlerine ilgi duymamak mümkün değildir. O bir stardır çünkü. Starların da ortak özelliği budur herhalde. Bir şekilde ilgi göstermeden duramazsınız onlara. Bu hafta sinemalarımıza Suretler (Surrogates) filmi ile konuk olan Willis’in de bu günlere nasıl geldiğine bir bakalım o halde.
1985 yılına kadar Willis’in hayatı böyle gidiyor. O yıl bir televizyon dizisi için ağzı kalabalık, hiç bir şeyi ciddiye almayan, gününü keyfini çıkara çıkara yaşamayı seven, zıpır ve sorumsuz ama şeytan tüyü olan bir dedektif rolü için seçmeler yapılıyordu. Willis de bu seçmelere girdi ve pek çok adayın arasından bu rolü kaparak çıktı. Elbette bu dizi Mavi Ay’dan (Moonlighting) başkası değildi. 1989 yılına kadar süren bu dizi ile Willis biraz da kendisine benzeyen David Addison karakteri ile seyircileri kendisine hayran bırakmayı başardı. O şeytan tüyü sadece karakterde değil, kendisinde de vardı. Çoğunlukla televizyon dizileri ne kadar başarılı olursa olsun televizyon dünyasından filmlere geçiş çok karşılaştığımız bir durum değil. En azından televizyon yıldızları çoğunlukla filmlerde yan rollerde kalmışlardır. Bunun istisnaları da var ve Willis de bu istisnaların en önemlilerinden biri. Henüz dizi devam ederken Blake Edwards’ın yönetmenliğinde 2 filmde başrol oynamayı başardı Willis. Kör Talih (Blind Date) ve Sunset isimli bu filmler çok büyük başarılar değildi beki ama Willis açısından Hollywood’un ilk basamakları oluyordu.
Willis’in özel hayatına dair bu kısa parantezden sonra tekrar kariyerine dönelim. Onu asıl yıldızlığa taşıyan film yine Mavi Ay dizisi devam ederken rol aldığı Zor Ölüm (Die Hard) filmi olacaktı. Bir aksiyon filmi olarak çok başarılı olan bu filmde bir anlamda dizideki karakterinin daha sert bir versiyonunu canlandıran Willis kariyerine damgasını vuran rollerden birini oynuyordu. 80’lerin bol kaslı, sert mizaçlı, pek konuşmayan Stallone, Schwarzenegger, Seagal gibi aksiyon yıldızları yanında yine sert ve vurduğunu deviren ama yeri geldiğinde esprisini patlatmaktan da geri durmayan bir karakteri canlandırarak ayrı bir yerde duruyordu. Bu karakterin günümüzün daha gerçekçi aksiyon kahramanları ile o yılların aksiyon starları arasında bir geçiş noktası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Üst üste gelen bu başarısızlıklar ve orta karar başarılardan sonra 1994 yılında, Willis inandığı bir projede hem istediği yüksek ücretten feragat edebileceğini hem de gerçekten iyi bir oyunculuk performansı gösterebileceğini ispatlıyordu. Kariyerinde sadece bir film olan Quentin Tarantino’nun Ucuz Roman (Pulp Fiction) isimli projesine güveniyor ve filmin geniş oyuncu kadrosu içinde yer almayı kabul ediyordu. Filmin başrolünde değildi belki ama filmin bölümlerinden birinin onun karakteri üzerine kurulduğunu da unutmamak lazım. Herhalde bugün modern klasikler arasında sayılan bu filmde rol almasının ne kadar doğru bir tercih olduğunu burada vurgulamak gereksiz bir çaba olur. Aynı yıl gösterime giren Yaşamın İçinden (Nobody’s Fool), temel olarak bir Paul Newman filmi idi ama Willis açısından tıpkı Ucuz Roman gibi projeye inandığında gayet düşük bütçeli filmlerde yan rollerde de oynayabileceğini ve gayet iyi performanslar verebileceğini gösteren bir yapımdı.
Sonrasında Beavis and Butthead serisinin sinema filmine sesi ile destek veren Willis’in önünde bir bilimkurgu daha vardı. Bu kez kamera arkasında Amerikan filmlerine öykünen bir Fransız olan Luc Besson vardı. Doğrusu bu kez Besson Fransız çizgi romanlarının havası ile Hollywood filmlerinin temposunu çok güzel harmanlamış ve ortaya hem eğlenceli, hem hareketli ve heyecanlı hem de kimi yerlerden ödünç alınmış öğelerine karşın orijinal bir dünya tasarımı olan bir film çıkmıştı ortaya. Bugün Willis denince ilk akla gelen filmlerden birinin de 5. Güç (The Fifth Element) isimli bu film olmasına şaşmamak lazım.
Ama Willis’in 2000’leri boş geçirdiğini söylemek de yanlış olur. Yine bölümlere ayrılmış ve geniş bir oyuncu kadrosu barındıran Günah Şehri’nde (Sin City) bu kez Tarantino’nun kankası Robert Rodriguez ile beraber çalışacaktı. Aynı adlı çizgi romanın beyazperde uyarlaması olan bu film adeta çizgi romanı kare kare perdeye taşıyarak farklı bir tarz yaratıyor ve en iyi çizgi roman uyarlamaları arasında yerini alıyordu. Çoğunlukla sevdiği yönetmenlerin birden fazla filminde yer alan Willis’in, Tarantino ve Rodriguez’in ortak projesi olan Grindhouse’un Rodriguez ayağı olan Dehşet Gezegeni’nde (Planet Terror) de küçük ama etkili bir rolü vardı.
Bir süredir sinemalarımızda görmediğimiz Willis’i bu hafta bir başka çizgi roman uyarlaması olan Suretler filmi ile konuk ettik sinema salonlarına. Bu film de Willis adına çok iz bırakmadan geçip gidecek filmlerden biri gibi duruyor. Bundan sonra ise sırada Kevin Smith yönetmenliğinde başrollerden birini üstleneceği aksiyon komedi A Couple of Dicks ve 80’lerin aksiyon starlarını birleştirecek olan Sylvester Stallone’nin yazıp yönettiği The Expendables filmindeki kısa rolü var. İrili ufaklı rollerde kimler yok ki bu filmde: Sylvester Stallone, Dolph Lundgren, Mickey Rourke ve hatta çok kısa bir rolde Arnold Schwarzenegger. Daha yeni kuşaktan Jet Li ve Jason Statham’ı da unutmamalı elbette. Sonuç çok başarılı olur mu bilinmez ama bu isimleri beraberce görmek için izlenmesi gereken bir film gibi duruyor.
Bir dönem gençliğinin, özellikle genç kızların, kalbinde ayrı bir yer edinen Patrick Swayze, iki yıldır savaştığı pankreas kanserine yenik düştü ve hayata veda etti.