Archive for the 'Sinema' Category



SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (4 Ekim 2009)

Haftalardır çok sakin duran SİYAD listesinde sonunda bu hafta bir hareketlenme var. Bu yılın en iyi yabancı film Oscar’ını alan Son Veda (Okurubito) filmi SİYAD’ın listesinde de ilk sırayı paylaşan filmlerden biri oldu. Yine haftanın yeni filmlerinden, bildik Adam Sandler filmlerinden farklı bir yerde duran Matrak Adamlar (Funny People) 8. sıradan, geçen haftanın filmlerden 11’e 10 Kala da 10. sıradan listeye girmişler. Uzunca bir aradan sonra ilk defa 3 film birden listeye giriyor. Yine de hala listedeki filmlerin ortalamaları oldukça düşük.

3 aylık sürelerini doldurup listeden çıkan filmlerse; Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long), Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs) ve İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerden şimdiden övgüler toplayan Uzak İhtimal‘in listeye girmesine kesin gözüyle bakabiliriz. Ayrıca Aşkın 500 Günü (500 Days of Summer) filminin de listeye girmesi beklenebilir.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

Son Veda (Okurubito)

2.94

2

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

2.94

3

2

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

4

3

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.93

5

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

6

8

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.62

7

9

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.6

8

Matrak Adamlar (Funny People)

2.6

9

10

Tabu (Towelhead)

2.59

10

11’e 10 Kala

2.52

Kel ama Karizmatik, Sert ama Sevimli: Bruce Willis

Bruce Willis. Günümüzün en çok kazanan ve filmleri en çok kazandıran oyuncularından birisi. Ama bu konuda bir istikrarı yok. Bir filmde çok iyi bir gişe başarısı yakalarken hemen arkasından çektiği filmin gişesi yerlerde sürünebiliyor. Eleştirmenler açısından da benzer bir durum geçerli. Hiç bir zaman çok iyi bir oyuncu olarak kabul görmedi ama iyi bir yönetmen ve sevdiği bir proje olunca gayet iyi performanslar çıkardığını da biliyoruz. Amerika’da Cumhuriyetçi olarak bilinir (kimi zaman Cumhuriyetçi adayları açıkça desteklemiş kimi zaman da bu nitelemeyi reddetmiştir), silahlanma yanlısıdır, Amerika’nın başka ülkelerde güç kullanımını onaylar. Ama filmleri iyi ya da kötü olsun, politik görüşünü onaylayın ya da onaylamayın filmlerine ilgi duymamak mümkün değildir. O bir stardır çünkü. Starların da ortak özelliği budur herhalde. Bir şekilde ilgi göstermeden duramazsınız onlara. Bu hafta sinemalarımıza Suretler (Surrogates) filmi ile konuk olan Willis’in de bu günlere nasıl geldiğine bir bakalım o halde.

Walter Bruce Willis, 1955 yılında o zamanki Batı Almanya’da dünyaya geliyor. Doğum yeri bizi yanıltmasın, Amerikalı bir ailenin oğlu. Annesi bankacı, babası ise bir asker. Belki de Willis’in bugünkü politik görüşleri o günlere dayanıyor. Willis ailesi 1957 yılında Amerika’ya geri dönüyor ve baba Willis fabrikada çalışmaya başlıyor. İlerleyen yıllarda, 1972’de Willis’in anne babasının boşandığını görüyoruz. Bu yıllarda okuduğu okullarda Willis’in çeşitli oyunculuk denemeleri yaptığını da görüyoruz ama bunlar çok ciddi denemeler olmuyor. Liseyi bitirdikten sonra ise pek çok işe girip çıkıyor. Güvenlik görevlisi oluyor, barlarda çalışıyor hatta bir ara özel dedektiflik bile yapıyor. Ama bir süre geçtikten sonra oyunculuk eğitimini de araya sıkıştırıyor ve kimi tiyatro oyunlarında oynuyor, bazı televizyon dizilerinde ufak roller alıyor.

1985 yılına kadar Willis’in hayatı böyle gidiyor. O yıl bir televizyon dizisi için ağzı kalabalık, hiç bir şeyi ciddiye almayan, gününü keyfini çıkara çıkara yaşamayı seven, zıpır ve sorumsuz ama şeytan tüyü olan bir dedektif rolü için seçmeler yapılıyordu. Willis de bu seçmelere girdi ve pek çok adayın arasından bu rolü kaparak çıktı. Elbette bu dizi Mavi Ay’dan (Moonlighting) başkası değildi. 1989 yılına kadar süren bu dizi ile Willis biraz da kendisine benzeyen David Addison karakteri ile seyircileri kendisine hayran bırakmayı başardı. O şeytan tüyü sadece karakterde değil, kendisinde de vardı. Çoğunlukla televizyon dizileri ne kadar başarılı olursa olsun televizyon dünyasından filmlere geçiş çok karşılaştığımız bir durum değil. En azından televizyon yıldızları çoğunlukla filmlerde yan rollerde kalmışlardır. Bunun istisnaları da var ve Willis de bu istisnaların en önemlilerinden biri. Henüz dizi devam ederken Blake Edwards’ın yönetmenliğinde 2 filmde başrol oynamayı başardı Willis. Kör Talih (Blind Date) ve Sunset isimli bu filmler çok büyük başarılar değildi beki ama Willis açısından Hollywood’un ilk basamakları oluyordu.

Bu arada o yıllarda yeni ünlenmeye başlayan bir başka oyuncuyla da hayatını birleştiriyordu. 1987 yılında evlenen Demi Moore ve Bruce Willis’in evlilikleri 2000 yılında sonra erecekti ama onlar belki de evliliklerine sığdırdıkları 3 çocuklarının da etkisi ile hep dost kalacaklardı. Boşandıktan sonra da farklı ortamlarda onları bir arada sık sık gördük. 2005 yılında Demi Moore, Ashton Kutcher ile evlenirken Willis de konuklar arasındaydı. Tıpkı bu yıl içinde Willis, Emma Heming ile evlenirken Moore’un ve hatta Kutcher’ın konuklar arasında olması gibi. Bu arada bir magazin notu olarak her ikisinin de 1978 doğumlu çıtırlarla(!) evlendiğini de belirtmiş olalım.

Willis’in özel hayatına dair bu kısa parantezden sonra tekrar kariyerine dönelim. Onu asıl yıldızlığa taşıyan film yine Mavi Ay dizisi devam ederken rol aldığı Zor Ölüm (Die Hard) filmi olacaktı. Bir aksiyon filmi olarak çok başarılı olan bu filmde bir anlamda dizideki karakterinin daha sert bir versiyonunu canlandıran Willis kariyerine damgasını vuran rollerden birini oynuyordu. 80’lerin bol kaslı, sert mizaçlı, pek konuşmayan Stallone, Schwarzenegger, Seagal gibi aksiyon yıldızları yanında yine sert ve vurduğunu deviren ama yeri geldiğinde esprisini patlatmaktan da geri durmayan bir karakteri canlandırarak ayrı bir yerde duruyordu. Bu karakterin günümüzün daha gerçekçi aksiyon kahramanları ile o yılların aksiyon starları arasında bir geçiş noktası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Zor Ölüm o kadar tutmuştu ki ilerleyen yıllarda başka filmler de bu filmin adıyla anılmaya başlandı. Hız Tuzağı (Speed) için “Otobüste Zor Ölüm” ya da Dağcı (Cliffhanger) için “Dağda Zor Ölüm” tanımlamasını yapanlar az değildi. Haksız da sayılmazlardı doğrusu. Bu büyük başarıdan sonra Willis’in televizyona çok fazla zaman ayırmadığı bir gerçekti. Dizideki partneri Cybill Shepherd ile özel hayattaki anlaşmazlıkları ve onun da başka nedenlerden dolayı diziye yeterince vakit ayıramaması yüzünden belki 3-4 yıl daha sürebilecek olan Mavi Ay dizisi sona erdikten sonra Willis sinema kariyerine hızla devam etti. Bugün Willis dendiğinde ilk hatırlanan filmlerden olmasa da Norman Jewison yönetmenliğindeki In Country filminde bir Vietnam savaşı gazisini canlandıran Willis bu rolü ile sinema dalındaki tek Altın Küre adaylığını da alacaktı (daha önce Mavi Ay ile yeterince adaylık ve ödül almıştı aslında). Sonrasında seslendirmede de iddialı olduğunu, arka arkaya Bak Şu Konuşana (Look Who’s Talking) ve Bak Bu Da Konuşuyor (Look Who’s Talking Too) filmlerinde bir bebeği seslendirerek gösterecekti. Zor Ölüm’ün devamını bekleyenleri de fazla bekletmedi ve 1990’da Zor Ölüm 2 (Die Hard 2) ile karşımıza çıktı. Bu film ilki kadar sevilmese de yine de hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıyordu.

Ancak sonraki bir kaç yıl Willis için çok iyi geçmeyecekti. Şenlik Ateşi (The Bonfire of the Vanities), Hudson Hawk gibi iddialı projelerin (üstelik ikincisi kendi projesi idi) gişede çökmesi, zaten çok iddialı bir film olmayan ama Demi Moore ile beraber oynadığı için ilgi görmesi beklenen Ölümcül Düşünceler’in (Mortal Thoughts) de başarılı olamaması zor günler yaşattı belki ona ama Son Görev (The Last Boy Scout) ve Vuruş Mesafesi (Striking Distance) gibi orta karar aksiyon filmleri ile hayranlarına ulaşmaya devam ederken Billy Bathgate ile bir gangster filmini de kariyerine katıyordu. Bu dönemdeki belki de en başarılı filmi olan Ölüm Kadına Yakışır’da (Death Becomes Her) işin içine aksiyonu katmadan da komedi yeteneğini gösterme fırsatı buluyordu. Kendisini Bruce Willis olarak çok kısa bir rolde gördüğümüz Robert Altman şaheseri Oyuncu’yu (The Player) da unutmamak lazım ama rolü sadece bir cameo niteliğinde olduğu için filmin başarısını ona bağlamak mümkün değil elbette. Bu dönemi kapattığı söylenebilecek Gecenin Rengi (Color of Night) filmi ise hem film olarak hem de Willis’in performansı açısından çok kötü eleştirilere neden olacaktı. O dönem gişede de çöken bu film erotik içeriği ile ses getirmişti yine de ve sonradan video piyasasında önemli bir gelir getirdi. Anlaşılan filmi sinemada izlemeyenler, Jane March ve Bruce Willis’in çok konuşulan sevişme sahnelerini evde izlemeyi tercih etmişlerdi.

Üst üste gelen bu başarısızlıklar ve orta karar başarılardan sonra 1994 yılında, Willis inandığı bir projede hem istediği yüksek ücretten feragat edebileceğini hem de gerçekten iyi bir oyunculuk performansı gösterebileceğini ispatlıyordu. Kariyerinde sadece bir film olan Quentin Tarantino’nun Ucuz Roman (Pulp Fiction) isimli projesine güveniyor ve filmin geniş oyuncu kadrosu içinde yer almayı kabul ediyordu. Filmin başrolünde değildi belki ama filmin bölümlerinden birinin onun karakteri üzerine kurulduğunu da unutmamak lazım. Herhalde bugün modern klasikler arasında sayılan bu filmde rol almasının ne kadar doğru bir tercih olduğunu burada vurgulamak gereksiz bir çaba olur. Aynı yıl gösterime giren Yaşamın İçinden (Nobody’s Fool), temel olarak bir Paul Newman filmi idi ama Willis açısından tıpkı Ucuz Roman gibi projeye inandığında gayet düşük bütçeli filmlerde yan rollerde de oynayabileceğini ve gayet iyi performanslar verebileceğini gösteren bir yapımdı.

Devam eden bir kaç yıl Willis için gayet verimli olacaktı. Önce John McClane karakterine geri dönen Willis gayet başarılı bir Zor Ölüm bölümü ile karşımıza çıkıyordu. Bu kez yanında Ucuz Roman’dan arkadaşı Samuel L. Jackson, karşısında ise eşsiz Jeremy Irons vardı. Bir kez daha ilk filmin yönetmeni John McTiernan’ın ellerine teslim edilen seri, 3. filmi ile bir kez daha kıvamını buluyordu. Arkasından 4 yönetmenli Dört Oda (Four Rooms) projesinin Tarantino’ya ait bölümünde ufak ama keyifli bir rolle karşımıza çıkan Willis sonrasında Terry Gilliam’ın başyapıtı 12 Maymun’un (Twelve Monkeys) başrolünde karşımıza çıkıyor ve bu ilk bilimkurgu filminde gayet iyi bir performans çıkarıyordu. Ama filmin başarısı Willis’in performansının çok daha üzerindeydi. Sonrasında Son Adam (Last Man Standing) ile bu kez Yojimbo’nun (ve dolayısıyla A Fistful of Dollars’ın) bir yeniden çevriminde rol alıyordu. Çok başarılı bir film olmasa da Willis’in performansında bir sorun yoktu.

Sonrasında Beavis and Butthead serisinin sinema filmine sesi ile destek veren Willis’in önünde bir bilimkurgu daha vardı. Bu kez kamera arkasında Amerikan filmlerine öykünen bir Fransız olan Luc Besson vardı. Doğrusu bu kez Besson Fransız çizgi romanlarının havası ile Hollywood filmlerinin temposunu çok güzel harmanlamış ve ortaya hem eğlenceli, hem hareketli ve heyecanlı hem de kimi yerlerden ödünç alınmış öğelerine karşın orijinal bir dünya tasarımı olan bir film çıkmıştı ortaya. Bugün Willis denince ilk akla gelen filmlerden birinin de 5. Güç (The Fifth Element) isimli bu film olmasına şaşmamak lazım.

Hemen her yıl en az 2 filmle karşımıza çıkan Willis’in her filminin iz bırakmasını ummak hata olur. 97-99 arasında Willis orta karar aksiyon filmlerinden Çakal (The Jackal), Şifre Merkür (Mercury Rising) ve Kuşatma (The Siege) ile karşımızda oluyordu. Alan Rudolph’un Şampiyonların Kahvaltısı (Breakfast of Champions) da ilginç ama başarısız bir deneme olarak kalıyordu. Yine de Willis’i bu filmde kendisi için çok farklı bir rolü kabul ettiği için kutlamak lazım. Dönemin Willis açısından en popüler filmi ise Armageddon idi. Willis bu kez dünyayı bir göktaşının çarpmasından kurtarması istenen bir ekibin lideri olarak karşımıza çıkıyordu. Michael Bay’in bildik taktiklerini uygulayarak seyirciyi tavladığı bu film, eleştirmenlere göre gayet vasat bir filmdi ama çok iyi hasılat yaptığını da unutmamak lazım.

1999 yılında Willis’in bir kez daha inandığı bir yönetmen ve inandığı bir proje ile karşı karşıya geldiği görüyoruz. Daha önce kariyerinde çok önemli bir film olmayan M. Night Shyamalan’ın yazdığı ve yönettiği Altıncı His (The Sixth Sense) filmindeki ölü insanları gördüğünü iddia eden bir çocuğa yardım eden psikiyatrist Malcolm Crowe rolü ona kariyerindeki en iyi eleştirilerden bazılarını getirecekti. Film de dönemine damga vuran filmlerden biri olacaktı. Bu başarının bir yıl sonrasında Shyamalan’ın yeni filminde başrolde yine Willis vardı. Karşısında ise Samuel L. Jackson. Ölümsüz (Unbreakable) adlı çizgi roman uyarlaması olmasa da o alanla yakın bağlantıda olan bu film belki Altıncı His kadar sansasyon yaratmadı ama en az onun kadar iyi bir filmdi. Willis’in performansı da yine gayet başarılıydı.

2000’li yılların ise Willis açısından çok parlak olmadığını görüyoruz. Yine hayranlarını sinemalara toplamayı başardı belki ama bu dönemdeki çoğu filmi geleceğe kalamayacak filmler oldu. Bu dönemde aksiyon filmi olarak Şeref ve Cesaret (Hart’s War), Güneşin Gözyaşları (Tears of the Sun), Rehine (Hostage), 16 Blok (16 Blocks) gibi yapımlarda yer alırken, aksiyon ve komedinin iç içe geçtiği Komşum Bir Katil (The Whole Nine Yards) ve devamı Katil Komşum Geri Döndü (The Whole Ten Yards), Şanslı Slevin (Lucky Number Slevin) ve Haydut (Bandits) gibi filmlerini de bu dönemde gördük. Soderbergh’in Ocean’s Eleven’ında da oynaması söz konusuydu ama sonuçta devam filmi olan Ocean’s Twelve’de kendisini canlandırmakla yetindi. Seslendirme yapmaya da devam etti. Rugrats Go Wild ve Orman Çetesi (Over the Hedge) bu dönemde seslendirme yaptığı filmlerdi.

Ama Willis’in 2000’leri boş geçirdiğini söylemek de yanlış olur. Yine bölümlere ayrılmış ve geniş bir oyuncu kadrosu barındıran Günah Şehri’nde (Sin City) bu kez Tarantino’nun kankası Robert Rodriguez ile beraber çalışacaktı. Aynı adlı çizgi romanın beyazperde uyarlaması olan bu film adeta çizgi romanı kare kare perdeye taşıyarak farklı bir tarz yaratıyor ve en iyi çizgi roman uyarlamaları arasında yerini alıyordu. Çoğunlukla sevdiği yönetmenlerin birden fazla filminde yer alan Willis’in, Tarantino ve Rodriguez’in ortak projesi olan Grindhouse’un Rodriguez ayağı olan Dehşet Gezegeni’nde (Planet Terror) de küçük ama etkili bir rolü vardı.

2007 yılında ise 12 yıl sonra yeni bir Zor Ölüm filmi daha karşımızdaydı. Bu kez yönetmen koltuğunda Len Wiseman vardı ve serinin fena olmayan filmlerinden biri ile John McClane karakterine hasretimizi gideriyorduk.

Bir süredir sinemalarımızda görmediğimiz Willis’i bu hafta bir başka çizgi roman uyarlaması olan Suretler filmi ile konuk ettik sinema salonlarına. Bu film de Willis adına çok iz bırakmadan geçip gidecek filmlerden biri gibi duruyor. Bundan sonra ise sırada Kevin Smith yönetmenliğinde başrollerden birini üstleneceği aksiyon komedi A Couple of Dicks ve 80’lerin aksiyon starlarını birleştirecek olan Sylvester Stallone’nin yazıp yönettiği The Expendables filmindeki kısa rolü var. İrili ufaklı rollerde kimler yok ki bu filmde: Sylvester Stallone, Dolph Lundgren, Mickey Rourke ve hatta çok kısa bir rolde Arnold Schwarzenegger. Daha yeni kuşaktan Jet Li ve Jason Statham’ı da unutmamalı elbette. Sonuç çok başarılı olur mu bilinmez ama bu isimleri beraberce görmek için izlenmesi gereken bir film gibi duruyor.

Belli ki Willis daha uzunca bir süre bazen iyi, bazen kötü filmlerle perdelerimize konuk olmaya devam edecek. Bize de onu takip etmek düşüyor.

Not: Bu yazının orijinal hali Gölge e-Dergi’nin 24. sayısında yayınlanmış, siteye konarken yazıda ufak değişiklikler yapılmıştır.

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (27 Eylül 2009)

Geçtiğimiz hafta Pelin Esmer’in yönettiği 11’e 10 Kala ve François Ozon’un yönettiği Ricky‘nin SİYAD’ın listesine girmesi muhtemel filmler olduğunu söylemiştik ama her iki film de eleştirmenleri yeteri kadar tatmin etmemiş olacak ki bu hafta da listeye yeni bir giriş yok. Ponyo, O’Horten ve Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds) halen ilk 3 sıradalar. Listenin altlarında da ufak tefek oynamalar dışında herhangi bir değişiklik yok.

Halen listedeki filmlerinin ortalamalarının epey düşük olduğunu düşünürsek, önümüzdeki hafta için Çağan Irmak’ın Karanlıktakiler filmi ya da Matrak Adamlar (Funny People) filmlerinin listeye girdiğini görebiliriz.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

2.94

2

2

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

3

3

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.93

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

8

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

8

9

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.62

9

7

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.6

10

10

Tabu (Towelhead)

2.59

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (20 Eylül 2009)

Bu hafta bayram haftası olduğu için sinemalardaki yaz ve Ramazan rehaveti bitmiş gibi gözüküyor. Tam 10 film gösterime girdi. Ancak geçen hafta da tahmin ettiğimiz gibi bu 10 filmden hiçbiri eleştirmenlerin ilgisini yeteri kadar çekmemiş olmalı ki SİYAD’ın bu haftaki listesinde herhangi bir yenilik yaratamadılar. Hatta öyle ki liste geçen haftanın listesiyle tümüyle aynı.

Önümüzdeki haftadan itibaren ise daha iyi filmler gösterime girmeye başlıyor neyse ki. Pelin Esmer’in yönettiği 11’e 10 Kala ve François Ozon’un yönettiği Ricky önümüzdeki hafta gösterime girip listeyi değiştirebilecek filmler.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

2

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

3

3

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.93

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

7

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.69

8

8

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

9

9

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.6

10

10

Tabu (Towelhead)

2.6

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (13 Eylül 2009)

Yazın bittiği şu günlerde bu hafta da SİYAD’ın listesinde önemli bir değişiklik yok. Yeni filmlerin ortalaması listeye girecek kadar yüksek olmayınca geçen haftaki ile hemen hemen aynı bir liste ile karşı karşıyayız. Soysuzlar Çetesi‘nin (Inglorious Basterds) ortalaması hafifçe düşünce ikinci sıradan üçüncü sıraya gerilemiş. Ayrıca Kuzey (Nord) filmi listeden çıkınca yerine aşağıdan Alan Ball’un Tabu (Towelhead) filmi listeye dahil olmuş.

Önümüzdeki hafta bayram haftası. Sinemalar bereketleniyor, tam 10 yeni film gösterime girecek. Ama listeyi ciddi şekilde hareketlendirecek bir film gözükmüyor ufukta. Belki alt sıralarda bir kaç değişiklik beklenebilir.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

3

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

3

2

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.93

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

7

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.69

8

8

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

9

10

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.6

10

Tabu (Towelhead)

2.6

Patrick Swayze (1952-2009)

Bir dönem gençliğinin, özellikle genç kızların, kalbinde ayrı bir yer edinen Patrick Swayze, iki yıldır savaştığı pankreas kanserine yenik düştü ve hayata veda etti.

1952 doğumlu olan Swayze, kariyerine dansçı olarak başladı. Grease’in müzikal versiyonunda Danny karakterini canlandıran çok sayıda oyuncudan biri oldu. 1979 yılında da ufak tefek filmler ve dizilerle kariyerine farklı bir yön çizmeye başladı. Coppola’nın The Outsiders’ı ile dikkat çekse de o filmin kalabalık oyuncu kadrosu içinde henüz parlayacak bir fırsat edinememişti. İlk çıkışı dansçılık özelliğini hiç göstermediği 1985 yapımı Kuzey ve Güney (North and South) dizisi ile oldu. Amerikan İç Savaşı’nı anlatan bu dizi zamanında bizde de çok sevilmişti.

Ama Swayze’ye dünya çapındaki şöhretini kazandıran film elbette ki 1987 yapımı Dirty Dancing idi. Hiç de o kadar iddialı olmayan bu film bir anda bir fenomene dönüştü ve gençlerin defalarca izlediği bir film oldu çıktı. Patrick Swayze de gençliğin yeni starlarından biriydi artık. Bu filmden sonra bir kaç önemsiz filmde oynadı Swayze. Bu dönemin en başarılı filmi Bar Fedaisi (Road House) idi. En azından finansal açıdan.

Ama 1990 yılında Hayalet (Ghost) filmi ile bir kez daha büyük bir fenomenin içinde yer aldı Swayze. Bu duygusal film de tıpkı Dirty Dancing gibi beklenmeyen bir başarı idi. Öyle ki bu küçük mütevazi film o yılın dünya çapında en çok izlenen filmi oluyordu. Ertesi yıl da kendisi gibi bir gençlik starı olan Keanu Reeves ile Ponit Break isimli aksiyon filminde başarılı bir performans çiziyordu. Bir kaç yıl sonra To Wong Foo, Thanks for Everything! Julie Newmar filminde o zamana kadar oynadığı rollerden çok farklı bir karaktere bürünen Swayze için bundan sonra işler yolunda gitmiyordu. 1996 yılında bir film çekimi sırasında attan düşerek bacaklarını kırması sonrasında rol aldığı filmler genelde orta karar filmlerdi (başrolünde olmadığı Donnie Darko’yu ayrı bir yere koymak lazım elbette).

2008’in başında hastalığına dair haberler gelmeye başladı. Ama o dönem, basında doktorların hayatından ümidi kestiklerine dair haberler çıkmasına rağmen tedaviler beklenenden olumlu sonuç verdi ve Swayze 2009 yılına 13 bölümlük The Beast adlı diziyi de sıkıştırmayı başardı. Son oyunculuk performansı da bu oldu. Üstelik bu dizideki rolü ile çok iyi eleştiriler de aldı.

Mekanı cennet olsun.

Vizyon Takibi: Gran Torino, Köpek Oteli, Gölge, Şampiyon, Sahtekarlar

Bir süredir Vizyon Takibi kısmını ihmal etmiş ve takip ettiğim festivallerden bazıları ile ilgili yorumlarımı eklemeyi de atlamıştım. Yazın bittiği şu günlerde sırayla açıkları kapatmak istedim. Belki DVD’de bu filmleri almayı düşünenler için ufak da olsa bir katkı olur.

Gran Torino:

Clint Eastwood baba bu kez yaşlı, aksi ve ırkçı bir Kore Savaşı gazisi olarak çıkıyor karşımıza. Ama film boyunca böyle devam etmiyor tabii ki. Zamanla uzakdoğulu komşularına ısınıyor ve mahallenin koruyucusu oluyor adeta. Eastwood  Unforgiven’da western için yaptığını burada Dirty Harry için yapmaya çalışmış gibi. Bu filmdeki karakteri başta Dirty Harry tarzında bir karakter ama bir süre sonra şiddetin çözüm olmadığını savunan bir noktaya geliyor. Ama Gran Torino, Unforgiven kadar başarılı bir film değil. Özellikle filmin başlarındaki Eastwood’un aksi ihtiyar tavırları fazla abartılı. Üstelik o abartılı tavırlardan sonra da yelkenleri çok çabuk suya indiriyor.

Filmin sonu ise çok orijinal olmasa da Eastwood açısından önemliydi. Zaten muhtemel iki sondan biri olacaktı ve ortada Eastwood’un sinema geçmişi varken ikisi de olabilirdi. Doğru olan seçilmiş belki ama Eastwood’un filmin sonunda yaptığı hareketin aslında pek bir şeyi değiştirmediği gösterilerek daha karamsar bir son yapılabilirdi sanki.

Her ne kadar çok çok başarılı bir film olmasa da Eastwood’un oyuncu olarak son kez kamera karşısına geçtiğini belirttiği bu filmi kaçırmamak lazım yine de.

Köpek Oteli (Hotel for Dogs):

Anne babaları hayatta olmadığı için koruyucu aileler yanında kalan iki kardeş onlardan gizli olarak bir köpeğe bakmaktadır. Fakat evde bu köpeği saklamak iyice güçleşince yeni bir çözüm arayışına giderler ve tesadüfen terkedilmiş bir otel bulurlar. Burada sakladıkları köpek sayısı hızla arttıkça yeni arkadaşlar da edinirler ve oteli de köpekler için ideal bir yer haline getirmeye başlarlar.

Yukardaki kısa özetinden de anlaşılabileceği gibi Köpek Oteli tamamen çocuklar hedeflenerek yapılmış gayet sevimli bir film. Pek çok farklı türde köpeğin arzı endam ettiği film, hayvanseverler tarafından da zevkle izlenebilir.

Gölge:

Mehmet Güreli’nin Peyami Safa’nın romanından uyarladığı Gölge, Türk sineması için ilginç bir deneme. Bir dönem filmi olmasının yanında başarılı da bir film-noir örneği. Elbette ortada film-noir’ın vazgeçilmez öğesi olan bir kadın, bir femme-fatale var. Filmin uyarlandığı romana da adını veren Selma (ki Görkem Yeltan bu rolde son derece iyi) ve Selma’nın çevresinde Nevzat ve Halim adlı iki arkadaş.

Filmin aşk, tutku, gizem, cinayet, intihar gibi unsurlar arasında dolaşan konusuna uygun başarılı bir atmosfer oluşturulmuş. İlginçtir, diyaloglar son derece ağdalı, oyunculuklar son derece teatral ama filmin anlattığı dönem ile diyaloglar ve oyunculuklar uyumlu olmuş. Sonlara doğru biraz aksıyor ama başarılı bir yapım sonuçta.

Şampiyon (The Wrestler):

Wrestler bu yıl Oscar’larda Mickey Rourke ile adından çok sözettiren bir filmdi. 80’lerde en iyi günlerini yaşayan, bugün hala o günleri özlemle anan ve hayatını hala bir şekilde o güne bağlı olarak idame ettiren bir güreşçinin hikayesini anlatan filmde Rourke belki de hayatının rolünü çıkarmış. Belki Oscar’ı Milk ile Sean Penn’e kaptırdı ama her ikisinin de bambaşka oyunculuk stilleri ile akılda kalıcı performanslar çıkardıklarını söylemek gerek. Rourke burada karakterinin dugusal çöküşünü yansıtmasının yanında kimi zaman fiziksel olarak da kendini gerçekten çok zorlamış. Ama filmi Mickey Rourke’a indirgemek de hata olur. Genellikle İnternet ortamında ve boyalı basınımızda çıplak sahneleri ile gündeme geldi ama Marisa Tomei de son derece başarılı örneğin. Gayet incelikli bir oyunculuk çıkarmış ve elbette senaryonun da katkısı ile her ne kadar onu çok fazla göremesek de oynadığı karakterin arkasında The Stripper adı ile bambaşka bir film çıkartabilecek malzeme olduğu gözüküyor.

Elbette yönetmenlik de çok iyi. Darren Aronofsky şu ana kadar beni hayal kırıklığına uğratmış bir yönetmen değil zaten. Sadece tek bir örnek. Ram’in (Mickey Rourke) şarküteriye çıkışının ringe çıkışı ile benzeştirilmesi hatta ses bandında da tezahüratların verilmesi şahane bir sahne idi.

Ayrıca filmde çalan 80’lerin parçaları da filmin atmosferi ile uyum içinde. Zaten filmin en sonunda Axl Rose’a özel bir teşekkür var. Sweet Child O’ Mine şarkısının filmde ücretsiz olarak kullanımına izin vermiş çünkü. Bu arada Rourke, boks yaptığı günlerde ringe Sweet Child O’ Mine şarkısı ile çıkarmış, tıpkı buradaki gibi (80’lerde Rourke ile Axl’in aynı ortamlara sık sık takıldıklarını düşünürsek yanılmayız herhalde). Ayrıca yine son jeneriğin sonlarına doğru Clint Mansell tarafından yapılan orijinal müziklerdeki gitarları Slash’in çaldığı özellikle belirtilmiş.

Yılın en iyilerinden.

Sahtekarlar (Duplicity):

Julia Roberts ve Clive Owen’ı karşı karşıya getiren Sahtekarlar bir çok türü harmanlamış bir film aslında. Bir yandan bir casusluk filmi iken diğer yandan bir kara komedi, hatta ne seninle ne de sensiz diyen aşıklar düşünüldüğünde romantik komediye kayan anları da yok değil. Daha önce Avukat (Michael Clayton) filmi ile karşımıza çıkan yönetmen/senarist Tony Gilroy bu kez daha hafif bir filmle karşımızda. Ama o filmle bir ortak nokta kurulabilir. Filmin kötü adamları aslında büyük şirketler bir kez daha.

Roberts ve Owen filmde bir zamanlar CIA ve MI6 ajanı olan iki karakteri canlandırıyorlar. Bu karakterlerin hayatları bir yerde kesişiyor ve aralarında bir sevgi/nefret ilişkisi doğmaya başlıyor ve sonrasında voliyi vurmak için kendilerini özel sektöre atıyorlar.

Filmin karışık bir hikaye yapısı var. Gizemini açık etmemek için sürekli geri dönüşler kullanıyor ve bu da bir süre sonra yorucu olmaya başlıyor. Üstelik gizemi çözdüğümüzü düşündüğümüz anda aslında arkada bambaşka şeyler olduğunu anlıyoruz. Aslında başarılı bir hikaye yapısı ama komedi dozunun yüksek olduğu bir film için fazla karmaşık bulunabilir.

Birbirine rakip iki şirketinin başkanını canlandıran Tom Wilkinson ve Paul Giamatti’ye de değinmeden geçmeyelim. Bu iki karakter oyuncusu her zamanki gibi çok başarılı. Belki de filmin en iyi oyuncuları bu iki isim.

Tümüyle çok iyi bir film duygusu vermiyor sonuçta ama hem Tony Gilroy’un detaylı senaryosu ve perdenin her köşesini dolduran yönetmenlik stili hem de oyuncuları için izlenebilir bir film.

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (6 Eylül 2009)

Bu hafta da SİYAD’ın listesinde önemli bir değişiklik olmamış. Yine yeni filmlerden hiçbiri ilk 10’a girememiş. Ortalamalardaki ufak tefek farklar sonrasında Ponyo yine zirvede tek başına kalmış. Ayrıca Körlük‘ün (Blindness) 3 aylık süresini doldurup listeden çıktığını ve Kuzey (Nord) filminin 9. sıradan listeye girdiğini görüyoruz.

Önümüzdeki hafta da benzer bir liste ile karşılaşacak gibi gözüküyoruz.

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

2

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.96

3

3

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

8

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.69

8

9

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

9

Kuzey (Nord)

2.63

10

10

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.6

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (30 Ağustos 2009)

SİYAD’ın bu haftaki listesine yeni filmlerden hiçbiri giriş yapamamış. Geçen haftaya göre ufak bir değişiklik olarak Tarantino’nun yeni filmi Soysuzlar Çetesi‘nin (Inglorious Basterds) ortalamasını biraz arttırdığını ve böylece ilk 3’teki filmlerin ortalamasının aynı olduğunu görüyoruz. Ayrıca Donmuş Irmak (Frozen River) da 3 aylık süresini doldurup listeden çıkıyor ve Felekten Bir Gece (The Hangover) da onun yerine bir kez daha onuncu sıradan listeye giriyor.

Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerden de listeyi etkileyebilecek bir film gözükmediğine göre benzer bir liste ile karşılaşacağız muhtemelen.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

3

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

3

3

2

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

3

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.87

5

6

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

7

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

8

Körlük (Blindness)

2.71

8

9

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.67

9

10

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

10

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.63

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (26 Temmuz-2-9-16-23 Ağustos 2009)

SİYAD’ın son bir aydaki listelerine hafta hafta kısaca göz atacak olursak, 26 Temmuz’da gösterime giren filmlerden hiçbirinin listeye giremediğini görüyoruz. Ancak bir hafta önce gösterime giren Aşka Son Şans (Last Chance Harvey) ortalamasını yükseltip listeye 10. sıradan giriyor. Haftanın dikkat çeken bir başka olayı bir önceki hafta 1. sıradan listeye giren Halk Düşmanları‘nın (Public Enemies) 8. sıraya kadar gerilemiş olması. 2 Ağustos’da listenin 1. sırasının değiştiğini görüyoruz. İstanbul’da tek bir sinemada gösterime giren Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea) 1. sıraya oturuyor. Uzun süredir listenin üst sıralarında yer alan Rumba da 3 aylık süresini doldurup listeden çıkıyor.

9 Temmuız’da yine uzun süredir listede yer alan Milk ve Nokta‘nın da 3 aylık sürelerini doldurup listeden çıktıklarına şahit oluyoruz. Özellikle Milk‘in çıkışı Ponyo’yu zirvede rakipsiz bırakıyor. Listeden çıkan filmler yerine de aşağıdan İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime) ve Evlilik Sınavı (Easy Virtue) listeye dahil oluyor. 16 Ağustos’ta gördüğümüz tek değişiklik ise Koralin ve Gizli Dünya‘nın (Coraline) listeden çıkıp Felekten Bir Gece‘nin (The Hangover) listeye girmesi oluyor.

23 Ağustos’da ise uzunca bir aradan sonra aynı hafta gösterime giren iki filmin birden hem de üst sıralardan listeye dahil olduğunu görüyoruz. Yalnızlık Çökünce (O’Horten), 2. sıradan (Ponyo ile aynı ortalamada olduğuna göre 1. sıradan da diyebiliriz aslında), Tarantino’nun alternatif bir 2. Dünya Savaşı tarihi yazdığı Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds) ise 3. sırdan listeye giriyor. Bu filmlerin girişi ile Evlilik Sınavı ve Felekten Bir Gece ise liste dışında kalıyor.

Son bir ayın detaylı listeleri aşağıdaki şekilde:

26 Temmuz 2009:

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Milk

3

2

2

Rumba

3

3

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.87

4

5

Donmuş Irmak (Frozen River)

2.86

5

6

Nokta

2.83

6

7

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.83

7

8

Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)

2.82

8

3

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.81

9

9

Körlük (Blindness)

2.69

10

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.67

2 Ağustos 2009:

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

1

Milk

3

3

3

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.87

4

4

Donmuş Irmak (Frozen River)

2.86

5

5

Nokta

2.83

6

6

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.83

7

7

Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)

2.82

8

8

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.81

9

9

Körlük (Blindness)

2.69

10

10

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.67

9 Ağustos 2009:

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

3

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.87

3

4

Donmuş Irmak (Frozen River)

2.86

4

6

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.83

5

8

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.82

6

7

Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)

2.82

7

9

Körlük (Blindness)

2.69

8

10

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.67

9

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

10

Evlilik Sınavı (Easy Virtue)

2.64

16 Ağustos 2009:

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

2

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.87

3

3

Donmuş Irmak (Frozen River)

2.86

4

4

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.83

5

5

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.82

6

7

Körlük (Blindness)

2.71

7

8

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.67

8

9

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

9

10

Evlilik Sınavı (Easy Virtue)

2.64

10

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.63

23 Ağustos 2009:

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

3

3

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.95

4

2

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.87

5

3

Donmuş Irmak (Frozen River)

2.86

6

4

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.83

7

5

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.82

8

6

Körlük (Blindness)

2.71

9

7

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.67

10

8

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 322.404 hits
Eylül 2026
P S Ç P C C P
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.