Archive for the 'DVD' Category



Criterion’un Ekim Filmleri Belli Oldu

Criterion bir süre önce Ekim 2010’da çıkaracağı filmleri açıkladı. Stanley Kubrick’in başyapıtlarından (başyapıt olmayan filmi var mı diye sormak lazım) Paths of Glory, Ingmar Bergman’ın ilk dönem filmlerinden The Magician, Criterion’un favori yönetmenlerinden Wes Anderson’un ülkemizde gösterime girmeyen filmi The Darjeeling Limited ve Nobuhiko Obayashi’nin House filmleri yeni Criterion’lar (hepsi de hem DVD hem Blu-Ray formatında çıkacaklar). Ayrıca yine Ekim ayında, halen DVD’si piyasada olan Seven Samurai‘nin de Blu-Ray baskısı çıkmış olacak.

Filmlerin kapakları şu şekilde (The Magician‘ın kapağına özellikle dikkat çekmek isterim):

Criterion’un Eylül Filmleri Belli Oldu

DVD ve Blu-Ray koleksiyoncularının favori firmalarından Criterion, Eylül 2010’da çıkaracağı filmleri açıkladı. Nicedir beklenen Terrence Malick’in The Thin Red Line‘ı ve Nagisa Oshima’nın Merry Christmas Mr. Lawrence filmleri hem DVD hem de Blu-Ray formatında piyasaya sürülecek. Ayrıca Eclipse serisinin 24. seti olarak da The Actuality Dramas of Allan King başlığı altında yönetmenin Warrendale, A Married CoupleCome On Children, Dying at Grace ve Memory for Max, Claire, Ida and Company filmleri piyasada olacak (sadece DVD formatında). Bunun yanında 2 eski Criterion’un da Blu-Ray’leri çıkacak. Bunlar da Stanley Donen’in Charade ve Jean-Luc Godard’ın À Bout de Souffle (Breathless) filmleri.

Filmlerin kapakları şu şekilde:

Ayrıca bu vesileyle 30 Haziran 2010’da Criterion’un lisans anlaşması biteceği için piyasadan kalkacak olan filmlerin bir listesini de verelim (online satış mağazalarında stoklar tükenene kadar satılacak, ancak yeni baskıları yapılmayacak):

Billy Liar
Bob le flambeur
Diary of A Chambermaid
The Discreet Charm of the Bourgeoisie
Kind Hearts and Coronets
The Man Who Fell to Earth (DVD ve Blu-ray baskıları)
The Milky Way
The Phantom of Liberty
That Obscure Object of Desire
Touchez pas au grisbi
A Woman Is a Woman

Film mi Video Oyunu mu?

Shootem Up poster

Sinema dünyası daha ilk yıllarından itibaren farklı yerlerden uyarlama yapmayı çok sever. Uzun yıllar boyu roman ve tiyatro oyunu uyarlamaları filmler arasında önemli bir yer kaplamıştı. Zaman ilerledikçe çizgi romanlardan, dergi makalelerinden de filmler uyarlanmaya başlandı. En ilginç uyarlama çeşitlerinden biri de video oyunlarından yapılan uyarlamalar. Diğer uyarlama çeşitlerinde ortada zaten bir öykü varken bu öykü ya bire bir ya bir miktar değiştirilerek sinemaya uyarlanıyor, ancak video oyunlarından yapılan uyarlamalarda genellikle sadece ana karakter ödünç alınıp yepyeni bir hikaye yaratılıyor (kimi zaman çizgi roman uyarlamalarında da böyle olduğu söylenebilir). Video oyunlarında kimi zaman bir filmi dolduracak kadar öykü olmadığı düşünülürse gayet normal aslında (çok sağlam hikayesi olan video oyunları da var, o ayrı). Ancak böyle olunca da çoğunlukla ne video oyunu severler ne de sinemaseverler ortaya çıkan üründen memnun oluyorlar. Belki de video oyunu uyarlamalarında yeni bir yaklaşım belirlemek gerekli.

Bu günlerde sinemalarımızda oynayan Shoot ‘Em Up filmi böyle bir yaklaşımın ilk örneklerinden biri sayılabilir. Her ne kadar bu film bir video oyunu uyarlaması olmasa da kendisine isim olarak bir video oyunu türünü seçmiş. Ne yapılır peki bu shoot ’em up oyunlarında? Yukarıya ya da sağa doğru kayan bir ekranda önünüze gelen herşeye ateş edersiniz, kimilerinden puan kimilerinden ek özellikler kazanırsınız. Genellikle de oyunun da belli bir konusu da olmaz ya da siz önemsemezsiniz. İşte Shoot ‘Em Up filmi de bu tip bir video oyununu başarılı bir şekilde simule ediyor. Filmin ilk sahnesinden itibaren başlayan yoğun aksiyon filmin son anına kadar hiç hız kesmeden devam ediyor. Tüm film boyunca onlarca belki de yüzlerce kötü adamı öldüren kahramanımız Mr. Smith neredeyse yara bile almıyor ve bu arada da akla mantığa sığmayacak hareketler yapıyor. Hele bir sevişirken dövüşme sahnesi var ki anlatmak az kalır, görmek lazım.

Clive Owen

Yönetmen ve senaryo yazarı Michal Davis açısından hikayenin hiç bir önemi olmadığı açık. Ortada bir bebek, onun peşindeki kötü adamlar ve onu korumaya çalışan kahraman ve bir de bebeğin süte ihtiyacı olduğu bahnesiyle araya katılmış güzel bir kadın var o kadar. Filmin bunun dışında bir konusu da yok zaten. Filmin bir noktasında kötü adamların bebeği neden öldürmek istediği açıklanıyor belki ama seyirci olarak bunu bilmesek bir şey kaybeder miydik? Hayır. Zaten o sahneler de yoğun aksiyon içinde hafif bir nefes alma arası olarak kalmış.
Bu arada Davis’in ilk senaryosunun bir video oyunu uyarlaması olan Double Dragon olduğunu da not olarak düşelim.

Peki bir video oyununu başarıyla simule ediyor da Shoot’Em Up iyi bir film mi? Bakış açısına bağlı. Başka birisinin oynadığı video oyunlarını izlemekten keyif alanlar vardır mutlaka. Ben de onlardan biriyim. Belki de Shoot ‘Em Up filminden keyif almak için de bu tip insan olmak gerekli. Yine de aynı hafta gösterime giren Bourne serisini hem aksiyon hem de sinema açısından tercih ettiğimi belirtmeliyim. Belki de o da ayrı bir yazının konusu olur.

Not: Bu yazı ilk defa Gölge e-Derginin 2. sayısında yayınlanmıştır.

Kasım Ayının Promosyon DVD’leri

Fargo DVDHer ne kadar bu ay festivaller, festivaller sonrası iş güç nedeniyle fazlasıyla gecikmiş olsa da madem bu işi düzenli hale getirdik, Kasım ayının promosyon DVD’lerini de ihmal etmeyelim dedim. Dergiler halen bazı kitapçılar ve gazete bayilerinde bulunabileceği gibi dergilerin ilgili servisleri ile iletişime geçerek de alınabilir muhtemelen.

Arena: Arena dergisi bir sinema dergisi olmadığı halde DVD promosyonu vermeye devem edecek gibi gözüküyor. Üstelik bu kez son iki ayda olduğu gibi Discovery Channel’in bir belgeselini değil Türkiye’de gösterime girmemiş bir filmi hediye ediyor: The Notorious Bettie Page (Seksi Bettie Page). 1950’lerin çok ünlü pin-up modeli Bettie Page’in hayatını anlatan film yurtdışında iyi eleştiriler almış, ne hikmetse ülkemizde gösterime girmemişti. Gretchen Mol’un Page’i canlandırdığı filmin yönetmeni de Amerikan Sapığı ile tanıdığımız Mary Harron. Yeni bir filmi keşfetmek isteyenlere önerilir.

DVD+: Bu ay, daha önce de yaptığı gibi önceki aylarda verdiği DVD’ler arasından bir seçki veriyor DVD+. Her dergide iki adet DVD var. Dergiyi yeni takip etmeye başlayanlar ellerinde olmayan DVD’leri arayıp koleksiyonlarına Requiem for a Dream, In the Mood for Love gibi çok çok iyi filmler katabilirler. Madem Kasım ayının yazısını bu kadar geciktirdik o halde DVD+’nın Aralık ayında vereceği DVD seçeneklerini de sıralayalım burada: Sevmek Zamanı (Metin Erksan), Hard Candy (David Slade) ve Domino (Tony Scott).

Empire: Empire dergisi bu ay iki çok iyi film veriyor. Biri Coen kardeşlerin modern klasiği Fargo, diğeri ise Girl with a Pearl Earring (İnci Küpeli Kız). Fargo’yu zaten hemen her sinemasever izlemiştir. 1996 yapımı bu film gerek kusursuz oyunculukları gerekse şahene senaryosu ve yönetimiyle halen defalarca izlenebilecek bir film olma özelliğini koruyor. İzlemeyen kaldıysa bu sıradışı polisiyeyi kesinlikle tavsiye ediyorum. İnci Küpeli Kız ise hemen her karesi Vermeer tablolarından fırlamışa benzeyen görüntüleri ve Scarlett Johansson’un sade oyunculuğu ile izlenmeyi hakeden iyi bir film.

Milliyet Sanat: Derginin bu ay verdiği DVD, Lars Von Trier’in başyapıtlarından Avrupa (Europa). Trier’in görsel olarak pek çok farklı tekniği denediği bu film hakkında bugün geldiği çok daha sade sinema anlayışı benimseyen Trier ne düşünüyor bilinmez ama çoğu sinemasever için halen çok iyi bir filmdir. Bir dönem sinemalarda yapılan toplu gösterimlerin değişmez isimlerinden biri olan Avrupa her DVD koleksiyonunda yeri olan bir film. Ayrıca filmin DVD’sini bulmanın çok kolay olmadığını da ekleyelim.

Total Film: Total Film bu ay Zhang Yimou’nun Kahraman (Hero) ve Parlayan Hançerler (House of Flying Daggers) sonrası çektiği, aynı akıma dahil edilebilecek Altın Çiçeğin Laneti (Curse of the Golden Flower ya da orijinal adıyla Man Cheng Jin Dai Huang Jin Jia) filmini veriyor. Filmin konusunun çok derinlikli olduğu söylenemez. Tahmin edilebilir bir saray entrikasını anlatıyor. Ancak o kadar muhteşem görüntüleri, renk kullanımları var ki sırf bunları görmek için defalarca izlenebilir. Daha önce başka bir yerde şöyle demiştim: Hayatta var olduğunu bile bilmediğim bazı renkleri bu filmde gördüm.

Bir Üçüncü Sayfa Haberi

Üçüncü Sayfa DVD KapağıBu ay DVD+ dergisinin verdiği DVD’lerden birinin Üçüncü Sayfa olması nedeniyle bu filmle ilgili, film gösterime girdiği zamanlarda yazdığım bir yazıyı buraya da koymak istedim. O zamanlar Demirkubuz’un yeni bir yönetmen olarak tanımlandığı günlermiş. Demirkubuz’un sonraki filmleri ışığında bu filmi de tekrar değerlendirmek mümkün ama o zamanki yazımı aynen korumak istedim:

Türk sineması yeni yönetmenlerle gitgide daha da iyi bir seviyeye geliyor. Zeki Demirkubuz da bu yeni yönetmenler kuşağı içinde en iyilerinden biri. Popüler filmler yapmaktansa, bağımsız filmler yapıp belli bir seyirci sayısı ile yetinmeyi uygun buluyor. Demirkubuz’un filmleri, Türkiye’nin şu anki durumunu da çok iyi betimliyor.

Son yılların en iyi Türk filmlerinden Masumiyet’ten sonra Demirkubuz bu kez de Üçüncü Sayfa ile sinemalarımıza konuk oluyor. Yine kaybedenlerin dünyası, yine çıkışsızlıklar üzerine bir öykü. Filmin hemen başında genç ve henüz küçük işlerle uğraşan bir mafya babasından öldüresiye dayak yiyen İsa’yı görüyoruz. Bu dayağın tek sebebi de bu satırların okuyucularının çoğu için çok fazla bir şey ifade etmeyecek olan bir para: 50 dolar. İsa’nın dayak yediği bu oda çok sade ama bir o kadar da Türkiye’nin belli bir kesimini temsil eden bir mekan. Duvarda Tansu Çiller posteri, televizyonda futbol maçı, mafya babasının elinde cep telefonu ve dilinde “ya getireceksin, ya getireceksin” sözü. Tüm bunlar yanında belki de bir umut ışığını temsil eden, Masumiyet’te de gördüğümüz, bir türlü kapanmayan bir kapı. Ama o kapıdan çıkış İsa’nın sadece o an için dayaktan kurtuluşu anlamına geliyor. Hala önünde büyük bir 50 dolar problemi var, aslında her türlü problemin üzerine bardağı taşıran son damla olarak.

Artık İsa ihtihar etmenin eşiğindedir. Tam bu aşamada bir de ev sahibi birikmiş kira borcunu ödemesi için üzerine gelince de İsa bir an sinirine engel olamıyor ve gidip evsahibini öldürüyor, sonra da bayılıyor. Sabah uyandığında ise kendisini odasında buluyor ve hiç bir şey yapmadan olaydan sıyrılıyor. Gelişen olaylarla birlikte, çoğunlukla uzaklarda olan kocası ile sorunlu bir evliliği olan, komşusu Meryem ile aralarında bir yakınlaşma da başlıyor. Artık İsa’nın hayatı bir düzene girmiş gibidir. Konunu devamı için filmi izlemeniz gerekecek.

Zeki Demirkubuz bu filminde Double Indemnity (Çifte Tazminat), The Postman Always Rings Twice (Postacı Kapıyı İki Kere Çalar) ve Body Heat (Vücut Isısı) gibi film-noir klasiklerinden gelen bir temayı kullanmış ama bu filmlerin en önemli karakterleri olan kadın karakter burada hiç de bildik anlamda bir femme-fatale değil. Tam da Türkiye’nin varoş kesiminden olduğu her halinden belli. Tıpkı türkücülerin dizilerinde figuranlık yapan hatta zaman zaman diyaloglu rollere bile çıkan İsa gibi. Demirkubuz’un bu filmdeki en temel başarısı da tıpkı Masumiyet’te olduğu gibi bir kaç kişinin çevresinde ülkemizin şu anki halini çok iyi anlatması. Çocuklarına Sibel ve Can ismini koyan anne-babalara, günün büyük kısmını televizyona bağlı geçiren insanlara (ki seyredilenler de türkücü dizileri, eski yeşilçam melodramları ve magazin programları) bakınca halimiz daha iyi anlaşılıyor.

Demirkubuz’un karakterleri de ayrıca incelenebilecek kadar ilginç. Hem Masumiyet’e, hem de Üçüncü Sayfa’ya baktığımızda dinsel olarak kutsal isimler taşıyan karakterlerin (Yusuf, İsa, Meryem) ne suç işlemişlerse işlemiş olsunlar aslında masum olduklarını, bu hayat şartlarında belki de başka bir şey yapmaya şansları olmadıklarını görüyoruz. Dikkat edilirse her iki filmin de baş kahramanı birer katil, ama her ikisi de aslında iyi insanlar. Öyle ya da böyle bir insanın hayatını bitirmiş olmaları onları kötü birer insan yapmıyor. Meryem ise pratik olarak hiç bir suça karışmamış olsa da düşündükleri ve planladıkları ile insanın kanını donduruyor. Yine de onun da bu çıkışsız dünyadan kurtulabilmek için aklına gelen tek şeyin bu olduğunu düşününce insan ona da hak vermeden edemiyor.

Üçüncü filmi ile Demirkubuz bazı temel takıntıları olduğunu iyice ortaya koyuyor (Bu arada ilk filmi C-Blok’u bu düşünceler ışığında tekrar izlemek gibi bir arzu duyduğumu da belirtmeliyim, umarım bir kanal tekrar yayınlar). Karakterler karşısındaki güçlü bir otorite, kapanmayan kapılar, eski yeşilçam melodramları ve aslında o filmlerden kopup gelen öyküler, yalın ve gösterişsiz bir görüntü ve ses anlayışı, uzun ve kesintisiz monologlar ve tıpkı Hitchcock gibi perdede ufacık bir süre görünme isteği, en azından Masumiyet ve Üçüncü Sayfa’nın ortak noktaları.

Başroldeki her iki oyuncu da övülmeyi hakediyorlar. Özellikle Başak Köklükaya çok başarılı bir rol çıkarmış ve karakterine bürünmüş adeta. Filmi izlerken ağlama sahnesinde biraz abartılı oynadığını düşünmüştüm ama film sonunda anladım ki o ufak abartı ve rol yapar gibi olma tavrı aslında gerekli bir tavırmış. O uzun monologda da gerçekten çok başarılı, hem de sonradan seslendirme olmasına rağmen. Yeri gelmişken o sahnedeki Demirkubuz’un, Meryem’in konuşmasını hem dış hem de iç ses şeklinde verme tercihinin filmin beri rahatsız eden tek yeri olduğunu da eklemem gerek. Güçlü bir sahne ama tümüyle konuşma şeklinde olsa idi (yani dudaklar oynayarak) daha makul olacağını düşünüyorum.

Üçüncü Sayfa ne yılın en çok hasılat yapan filmlerinden biri olacak, ne de geniş bir seyirci kesiminin ilgisini çekecek, ama benim için yılın en iyi Türk filmlerinden biri olacağını şimdiden söyleyebilirim. Uzun lafın kısası, Masumiyet’i görüp sevenler bu filmi de mutlaka görmeliler.

Ekim Ayının Promosyon DVD’leri

MasumiyetBu ay da çeşitli sinema dergilerinin promosyon DVD’leri kalite olarak gayet iyi. Sayı olarak geçen aykine göre bir daha az ama seçeneklerin kalitesine bakıldığında bu durum bir sorun yaratmıyor. Bu arada D-Smart dergisinin de geçen ay muhtemelen ilk sayı nedeniyle DVD vermiş olduğunu görüyoruz. Bu ay böyle bir uygulaması yok. Her zamanki gibi hangi derginin hangi DVD’leri verdiğine şöyle bir gözatalım:

Arena: Arena dergisi geçen ay olduğu gibi yine televizyon için yapılmış bir belgesel veriyor. Discovery Channel etiketi taşıyan, Sıradışı Dövüş Sanatları isimli bu DVD için sadece meraklısına diyerek geçelim.

DVD+: Bu ay, yine Kanal D Home Video’dan, bu kez 3 farklı film alternatifi ile karşımıza geliyor DVD+. Ancak bu kez 3 farklı Türk filmi söz konusu olan. Alternatifler, Zeki Demirkubuz’un Masumiyet ve Üçüncü Sayfa’sı ile geçtiğimiz sezonun vizyon filmlerinden İlk Aşk filmleri. Demirkubuz’un bu iki filmini izlemeyen ya da sevip de arşivine katmamış olan varsa mutlaka arşivlerine katmalılar. Özellikle Masumiyet’i Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak görürüm kendi adıma. Sadece ve sadece Haluk Bilginer’in muhteşem monoloğu için bile izlenebilir ama pek çok farklı erdemi de var. Her iki film de arşivlerinde mevcut olanlar için İlk Aşk da iyi bir alternatif olabilir. En azından geçen sezonun eli yüzü düzgün filmlerinden biri idi.

Empire: Empire dergisi yine iki farklı DVD seçeneği ile piyasayada. Biri Alejandro Amenábar’ın ötanazi hakkını sorgulayan filmi İçimdeki Deniz (The Sea Inside ya da İspanyolca adıyla Mar Adentro), diğeri de modern bir western olarak niteleyebileceğimiz, Tommy Lee Jones’un yönetip oynadığı Üç Defin (The Three Burials of Melquiades Estrada). Her ikisinin de çok iyi filmler olduğunu kabul etmekle birlikte, tek bir Empire dergisi olacak olanlara Üç Defin filmini tavsiye ederim. Kişisel olarak Amenábar’ın diğer filmlerini tercih etmekle birlikte İçimdeki Deniz’in de meraklısının çok olduğunu biliyorum. Ele aldığı konuda çok rahatlıkla duygu sömürüsü yapabilecekken buna prim vermeyen İçimdeki Deniz de izlenmesi gereken filmlerden.

Milliyet Sanat: Milliyet Sanat’ın bu ayki seçimi yine sadece belli bir seyirci kitlesine hitap eden ama iyi bir film: Yeniden Sev Beni (Reconstruction). Danimarkalı yönetmen, Christoffer Boe bu ilk uzun metrajlı filminde sürekli olarak zaman ve mekan düzleminde oynayan bir aşk hikayesi anlatıyordu. Farklı bir aşk filmi izlemek isteyenler için çok iyi bir seçim.

Total Film: Film seçimlerini genellikle beğenmediğim Total Film, bu ay Lütfen Beni Öldürme (Stranger than Fiction) filmini vererek bendeki bu imajjını kırdı. Kendi halinde bir hayatı olan bir adamın bir gün kendisinin bir roman kahramanı olduğunu anlaması ile şekillenen bu film de geçen sezonun en iyi filmlerinden biri idi. Bir komediden zekice olmasını bekleyen herkese önerilir. Ayrıca Will Ferrell, Emma Thompson, Dustin Hoffman ve Maggie Gyllenhaal gibi oyuncuları da cabası.

Eylül Ayının Promosyon DVD’leri

Minority ReportBu ay dergiler promosyon DVD konusunda coşmuş durumdalar. Düzenli olarak promosyon DVD veren dergiler alternatif sayılarını çoğalttığı gibi, piyasaya girmiş bazı yeni dergiler de muhtemelen satışı arttırmak için DVD veriyorlar. Üstelik sadece sayı olarak değil kalite olarak da gayet iyi filmler veriliyor. Hangi derginin hangi DVD’leri verdiğine şöyle bir gözatalım:

Arena: Piyasanın yeni dergilerinden Arena, sinema ile bir alakası olmamasına rağmen zaman zaman satışını arttırmak için DVD veriyor. Bu ay da Formula 1’in Gizli Dünyası isimli bir film veriyor. Discovery Channel’in belgesellerinden biri olduğu dışında bir bilgim olmadığı filmin, muhtemelen Formula 1 sevenlerin hoşuna gideceğini tahmin ediyorum.

D-Smart: Piyasaya bu ay giren D-Smart platformunun program dergisi Bruce Willis’in oynadığı 16 Blocks filmini veriyor. Bruce Willis’in standart performanslarından birini sergilediği 16 Blocks, vasatın üzerinde bir polisiye. Meraklısına tavsiye edilir. Önümüzdeki aylarda D-Smart dergisi DVD vermeye devam edecek mi bilinmez ama 2 YTL’ye hem dergi hem DVD, fiyat açısından gayet iyi bir seçim olabilir.

DVD+: Geçtiğimiz ay kapanmanın eşiğinden dönen DVD+ bu ay, Kanal D Home Video’dan 4 farklı film alternatifi ile karşımıza geliyor. Russell Crowe’un henüz ünlenmeden önce rol aldığı For the Moment filmi ve Vincent Cassel’in oynadığı Fransız korku filmi denemesi Sheitan başrol oyuncularına rağmen önemsenecek filmler değiller. Amerika’nın yargısız infazlarını anlatan The Road to Guantanamo (Guantanamo Yolu), pek çok farklı türde filme imza atan Michael Winterbottom’dan başarılı bir belgesel. Tsotsi ise 2006 En İyi Yabancı Film Oscar’ı alan bir Güney Afrika filmi. Yönetmen Gavin Hood’un da bu filmdeki başarısı sonucu yeni Wolverine filminin yönetmenliğini kaptığını da hatırlatalım. Henüz izlemediğim bir film olsa da ayın iyi seçimlerinden biri gibi gözüküyor.

Empire: Empire dergisi bu ay iki farklı DVD seçeneği ile piyasaya çıktı. Biri Steven Spielberg’in sağlam filmlerinden Minority Report. Philip K. Dick’in bir kısa hikayesinden uyarlanan film, yine Dick’ten uyarlanan Blade Runner benzeri bir atmosfere sahip. Spielberg’den beklenmeyecek kadar karanlık bir atmosfer bu. Spielberg’in son dönemdeki en iyi filmlerinden biri olan Minority Report, özellikle hala izlememiş olanlara şiddetle tavsiye edilir. Derginin diğer DVD seçeneği ise son yıllarda eski günlerini aratan Woody Allen’ın diğer filmlerinden farklı olsa da eski formunu kazandığını müjdeleyen Match Point. Allen’ın New York’u bırakıp İngiltere’yi mesken tuttuğu bu filmde arka planda sınıf çatışmaları ve hırslı insanların geçit yaparken bir yandan da bir suç hikayesi anlatıyor. Üstadın belki de 1989 tarihli Crimes and Misdemeanors filminden beri en iyisi. En azından 1994 tarihli Bullets Over Broadway’den beri en iyisi olduğu tartışılmaz. Yine izlemeyenlerin izlemesi gereken filmlerden.

Milliyet Sanat: Milliyet Sanat yine popüler kulvardan uzak kalmayı seçiyor. Ama bu kez gerçekten çok iyi bir film veriyor. Costa-Gavras’ın, İkinci Dünya Savaşı sırasında Vatikan’ın nazilere nasıl göz yumduğunu anlatan Amen filmi. İkinci Dünya Savaşı’nın pek çok yönünü anlatan binlerce film izledik belki ama Vatikan’ın bu konudaki tutumunu anlatan bir film olması ilginç. Film olarak da çok çarpıcı bir film. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Ulrich Mühe’nin anısına da izlenebilir.

Total Film: Eğer DVD seçimi alınacak dergiyi etkiliyorsa bana göre en sonda yer alıyor bu ay. Jason Statham’ın aksiyon yüklü filmi Crank, türden hoşlananların sevebileceği bir film belki ama benim için başkasının oynadığı bir bilgisayar oyununu izlemekten bir farkı olmamıştı. İzlerken belki o aksiyona kapılıp gitmek de mümkün ama izledikten 10 dakika sonra unutulan filmlerden.

DVD+ kapanmadı

DVD+ logoGeçtiğimiz ay yazdığım DVD+ kapandı başlıklı yazıyı “gelecek ay dergiyi bayilerde görüp aslında kapanmamış şeklinde bir yazı yazmak umudundayım hala” şeklinde bitirmiştim. Tam da öyle oldu. Aslında öncesinde kapanmadığına dair duyum almıştım ama dergiyi bayide görmeden tam anlamıyla emin olamamıştım. Evet, dergi kapanmanın eşiğine kadar gelmiş, forumda kapanacağı ilan edilmiş ama son anda direkten dönerek kapanmamış. Sevindirici bir gelişme. Üstelik bu ay 4 farklı DVD hediyesi veriyor (bir kaç gün içinde bunları da irdeleriz).

Bu arada benim derginin sayfalarına ve foruma erişememe nedenim, sayfalara yapılan saldırı ve bunun sonucunda forumun adresinin değişmesi olmuş. İlgilenenler ve eğer varsa benim gibi ulaşamayanlar için yeni forum adresinin http://forum.dvdarti.com/ olduğunu belirtelim.

DVD+ kapandı

Türkiye’nin ilk ve tek DVD dergisi DVD+’nın web sitesi bir süredir erişilemez durumda idi. Ağustos ayı dergisi ile birlikte, daha önceki sayılarda verdiği DVD’lerden bir derleme ile karşımıza çıkması da derginin bazı sorunlarla karşı karşıya olduğunun göstergesi idi adeta. Kulağımıza gelen haberlere göre dergi kapanmış durumda. Hala doğru olmadığını ummak istiyorum, çünkü her ne kadar DVD’lerin teknik açıdan değerlendirilmesinde yeterli olmasa dahi, alanında bir boşluğu kapatan bir dergi idi. Giderek de iyiye gidiyordu. Ayrıca hediye olarak verdiği DVD’lerden bazıları koleksiyonlarda başucuna yerleşmişti (Requiem for A Dream, In the Mood for Love, Princess Mononoke gibi). Bir de önümüzdeki sayıda derginin forumuna katkıda bulunanlara bir sayfa ayırılacaktı, tam da bir şeyler yazmaya başlamışken o da ayrı bir hayal kırıklığı oldu.

Aynı grubun diğer bir dergisi Film+ da bu sene başında kapatılmıştı. Ardında çok sağlam bir medya grubu olmayınca kaçınılmaz son bu oluyor galiba. Yine de gelecek ay dergiyi bayilerde görüp “aslında kapanmamış” şeklinde bir yazı yazmak umudundayım hala.

Ağustos Ayının Promosyon DVD’leri

Lost Highway kapakGeçtiğimiz ay gibi bu ay da promosyon olarak DVD veren dergilerin hangi filmleri verdiklerine bir göz atalım. Elbette yine vurgulamak lazım ki esas olan dergidir ve Sinema ve Altyazı gibi DVD vermeyen iyi sinema dergilerimiz de var.

DVD+: Çıktığından beri DVD arşivlerine çok iyi filmler kazandıran DVD+ bu ay eski filmlerinden derleme iki film vererek karşımıza çıkıyor. Her dergi paketinde birbirinden farklı iki DVD var. Bunlar arasında In the Mood for Love, Ali, Chaplin, Parlayan Hançerler gibi gayet güzel filmler var. Bir ara Matchpoint filmini de vereceği söylenen DVD+ sanırım yaşanan bazı sorunlardan dolayı böyle bir yola başvurdu. Her ne kadar daha önce bu DVD’leri almamış okuyucular için önemli bir hizmetse de derginin sürekli okuyucuları için, arşivlerinde aynı filmden iki adet olmasına yol açacak bir uygulama bu.

Empire: Bu ay da en iyi filmi veren dergi olarak Empire dikkati çekiyor. David Lynch’in başyapıtı Lost Highway (Kayıp Otoban). Dergi her ne kadar piyasada olan iki diskli versiyonu değil, sadece filmin yer aldığı tek disklik versiyonu verse de, insanın bilinçaltında dolaşan bu çok iyi filmi izlemeyenlerin mutlaka alması gerek. Elbette filmi defalarca, kare kare izleyip analiz etmek isteyenlerin de. Hoş onlar zaten çoktan almışlardır büyük ihtimalle ama.

Milliyet Sanat: Milliyet Sanat bir kez daha diğerlerine göre çok farklı bir filmle karşımızda. İran sinemasından Afganistan’a bir bakış. Mohsen Makhmalbaf’ın Kandahar filmi. Açıkçası bu film için Makhmalbaf’ın en iyi filmlerinden biri demek mümkün değil. 2001 yapımı film Afganistan’da o dönem yaşananların çarpıcı bir portresini oluşturuyor ama bir yanıyla da sanki dönemin politik atmosferi gereğince de konuya çok dışardan ve yüzeysel bakıyor. Halbuki usta yönetmenden çok daha içerden bir film beklenirdi.

Total Film: Bu ay Ridley Scott’ın Kingdom of Heaven’ını veriyor. Fena film olmasa da Ridley Scott ismine yaraşır bir olduğunu söylemek zor. Haçlı seferleri döneminde geçen filmin en önemli özelliği olarak, yine bir 11 Eylül sonrası dönemi filmi olarak dinlerin kardeşliğine verdiği önem gösterilebilir. Ancak filmin hikayesinde ciddi boşluklar var. Bu arada Total Film’in verdiği DVD filmin sinemalarda gösterilen versiyonunu barındırıyor. Sonradan piyasaya çıkan ve Scott’ın filme yaklaşık 50 dakika eklediği yönetmenin kurgusu için, bu versiyonun hikayedeki boşlukları doldurduğu söyleniyor. Bu yüzden sadece film için derginin alınması makul gözükmüyor. Piyasadaki yönetmenin kurgusunu almak daha uygun olabilir.

Not: Bu ay Billboard dergisi de daha önce verdiği bazı filmleri tekrar veriyor, ancak bunların VCD olduğunu ve görüntü kalitelerinin oldukça düşük olduğunu vurgulamak gerek.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 278.372 hits
Kasım 2020
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: