Ekim 2020 için arşiv

Vizyon Takibi: Mulan, Antebellum, Sırlar Kitabı, Davetsiz, Pretoria’dan Kaçış, Penguenler Takımı Uzayda

Mulan:

Her adımını ince ince planlayan Disney’in, Mulan’daki zincir halindeki yanlış kararları ilginç. Üstelik güçlü bir kadın karakter için tam da uygun bir zamanken. Ama yönetmen koltuğunun Niki Caro’ya verilmesinden, Disney+ kararına kadar bir dizi yanlış var ortada. Gerçi Disney+ kararının doğru olduğunu yolunda da haberler çıktı ama Disney, çok şeffaf olamadığı için emin değiliz.

Filmi animasyonun büyülü ve eğlenceli havasından uzaklaştırmaya ve çok sert olmayan bir savaş filmi çıkarmaya çalışmışlar. Fakat kamera arkasında uzakdoğu geleneklerine hakim bir yönetmen daha iyi olabilirmiş. İzlediğimiz uzakdoğu wuxia filmlerini düşününce, buradaki sahneler çok yavan ve sıkıcı kalıyor. Zaten Çin’den de film, bizim kültürümüzü doğru yansıtmamış şeklinde çok fazla eleştiri aldı.
Hikaye ana hatları ile animasyon ile benzese de dediğim gibi, o filmin eğlenceli yerleri törpülenmiş. Ama bence asıl sorun, Mulan’ın karakterindeki değişiklik. Animasyonda Mulan, sıradan bir genç kadındı ve babasına yardım etmek için orduya girdikten sonra, çalışarak kendini geliştiriyor ve savaşta zekası ile başarılı oluyordu. Burada ise adeta bir süper kahraman hikayesi izliyoruz. Böyle olunca da karakterin hikayesi eskisi kadar ilgi çekici olmuyor. Gong Li’nin filmin karizma eksikliğini kapattığı cadı rolü iyi bir fikir. Özellikle onun Mulan ile ortak noktalarının, toplumun güçlü kadına bakışı noktasında kesişmesi filme farklı bir açılım getiriyor ama cadının hikayesinin bağlandığı yer hiç olmamış.

Bu arada filmde Jet Li’nin de olduğunu, finaldeki yazıları okurken fark ettim. Ne zamandır görmüyorduk onu. Sakallı, bıyıklı olunca epey değişmiş. Eh, doğal olarak yaşlanmış da biraz. Ama onu da şöyle bir aksiyon içinde görmek isterdik. Burada, fazla pasif bir rolde.

Antebellum:

Hakkında hiçbir şey bilmezseniz, izlemenin daha keyifli olabileceği filmlerden. O yüzden ilk cümlede sadece fikri sevdim ama uygulamada ciddi sorunlar var diyeyim. Devamında mümkün olduğu kadar spoiler vermeyeceğim ama izlemeye niyetiniz varsa, geçebilirsiniz.
Film, Amerika’da köleliğin en yoğun şekli ile yaşandığı, iç savaş döneminde açılıyor. Beyaz adam kölelere her istediğini yapar durumda, itiraz etmeye çalışanlar ise en ağır şekilde cezalandırılıyor. Fakat ilk 20-30 dakika sonrası, aynı oyuncuları günümüzde, farklı karakterlerle görüyoruz. İki hikaye arasında nasıl bir bağlantı var, bir alternatif gerçeklik mi, hikayelerden biri rüya mı gibi sorulara çengel atıyor. Aslında deneyimli bir seyirci için çözmesi zor değil. Film de gizemi çok uzatmadan, ortalarda bir yerde cevabı neredeyse tümüyle veriyor zaten. Burada açıkça yazmayacağım ama olayın olabileceğini kabul etmek/ettirmek mümkün ama arada o kadar mantığa oturmayan şeyler oluyor ki, olabilir ama bu şekilde olamaz diyorsunuz. Oyunculuklar da filmin olacakmış da olamamış yapısını destekliyor. Başrolde Janelle Monáe gayet iyi ama Jena Malone ve Jack Huston gibi oyuncular, fazla abartılı.
Filmin posterinde Get Out ve Us’ın yapımcılarından olduğunu söylüyor. Bazen böyle cümleler çok anlamsız olabiliyor ama burada benzerlikler var gerçekten. Proje önce Jordan Peele’e gitmiş ama o kabul etmemiş deseler, inanırım.

Les traducteurs (Sırlar Kitabı):

Aslında film, umut verici bir gizem filmi olarak başladı. 9 çevirmen, popüler bir kitabı çevirmek üzere dışarı ile hiçbir bağlantılarının olmadığı bir eve kapanırlar. Kitabın yayıncısı tarafından her hareketleri izlenmektedir ama kitabın içeriği sayfa sayfa dışarı sızmaya başlar. Acaba suçlu kim ya da kimlerdir?

Ortada bir cinayet ve dedektif olsa, tipik bir Agatha Christie romanı aslında. Birbirini tanımayan 9 kişi, bir suç, hatta kitabın yayıncısını da dedektif yerine koyalım, bu suçu çözmeye çalışan bir adam. Olay merak uyandırıyor, hepsi farklı ülkelerden olan çevirmenleri canladıran oyucular gayet iyi ama senaryo yazarları hikayeye o kadar çok takla attırıp sürprizli dönemeçler yazmışlar ki, bir yerden sonra ilginizi yitiriyorsunuz. Fazlası, fazla işte. Bu kadar da olmaz dediğiniz bir olaya sonradan açıklık getiriyor belki ama o da tatmin edici değil. Çevirmenlerin farklı diller biliyor olmasını da hikayenin içine yedirmeye çalışmışlar ama pek olmamış.
Şöyle diyeyim, uno-dos-tres dediğinizde, İspanyolca bilmesek de anlıyoruz.

The Wretched (Davetsiz):

Enteresan sayılabilecek bir korku filmi. Babasının yanına yaz tatiline gelen ezik gencimiz, komşularını izlerken bir şeylerden şüphelenmeye başlar ve olaylar gelişir. Rear Window yapısı ile cadı filmlerinin bir birleşimi adeta. Cadının neden olduğu olayı ilginç buldum (fragmandan az çok anlaşılıyor ama spoiler olmasın). O olaya bağlı olarak, finale doğru gelen sürpriz de zekiceydi bence. İpuçlarını tüm film boyunca vermişler ama en azından ben fark etmemişim. Fakat çizilen cadı tiplemesi çok sıkıntılı gerçekten. Kadın karakterlerin içine giren cadımız nelere yol açıyor: Kadın bir anda seksi hale geliyor, cinselliği ile erkeğin kafasını karıştırıyor, onun ailesinden uzaklaşmasına neden oluyor, vs. vs.
Filmin aileyi kutsayan bir noktaya doğru ilerlemesi de şaşırtıcı olmadı. Enteresan yerleri olsa da temelde epey muhafazakar bir film.

Escape from Pretoria (Pretoria’dan Kaçış):

Güney Afrika’nın bağımsızlık mücadelesi sırasında çeşitli eylemler yapan iki beyazın, hapisten kaçış çabaları. Güzel de filme ilk 10 dakikayı kaçırıp girerseniz, herhangi bir nedenle hapse atılmış iki kişiyi izlediğinizi sanabilirsiniz. Bu adamların hapse girme nedenleri, işin politik tarafı kaybolup gidiyor ve elde sadece kuru bir hapisten kaçma filmi kalıyor. İşin o tarafında da sorunlar var. Tamam, gerçek bir olaydan, hatta kaçan kişinin kitabından alınmış ama yine de akla yatmayan şeyler var. Ayrıca gerekli heyecanı yaratmayı da başaramıyor. Adamların kaçacağını baştan biliyoruz zaten denebilir ama iyi bir film, şimdi ne ters gidecek, adamlar burada yakalanacak mı diye seyirciyi diken üstünde tutmayı başarır, hatta ikinci/üçüncü izleyişte bile o duyguyu korur. Burada pasif bir seyirci olarak, şu adamlar kaçsın da film de bitsin artık diye bekleyerek izliyoruz. Film bitiyor, evlerimize dağılıyoruz ve The Great Escape ne güzel filmdi be, diyoruz.

Penguin League (Penguenler Takımı Uzayda):

Sinema salonlarının yolunu nasıl bulduğunu anlayamadığımız animasyonlarda bu hafta.
Film kötü olmasına kötü de konusunun manyaklığı ile çok eğlendim:
Laktoz intoleransı olan penguenlerin sandviçlerine gizlice peynir konulur. Bu nedenle osura osura ölme tehlikesi(!!) geçiren penguenlerden sağlıklı kalanlar, bunu kimin yapmış olabileceğini bulmaya çalışırlar. Vallahi John Waters’ın aklına gelse, bunun filmini çekermiş…


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 277.149 hits
Ekim 2020
P S Ç P C C P
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: