Archive Page 62

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (22 Mart 2009)

Bu hafta SİYAD’ın listesinde epeyce değişiklik var. Öncelikle uzunca bir süredir birinci sırada yer alan ve bu hafta Ankara Film Festivali’nde de en iyi film ödülünü alan Sonbahar, vizyondaki 3 aylık süresini doldurarak listeyi terkediyor. İşin ilginci bu hafta gösterime giren ve bir anlamda Sonbahar‘ın tema olarak tamamlayıcısı olarak görülebilecek Açlık (Hunger) filmi yeni 1 numara oluyor. Haftanın yenilerinden Güreşçi (The Wrestler) 6 numaradan listeye girerken, geçtiğimiz haftanın filmlerinden Teldeki Adam (Man on Wire) ise ortalamasını arttırarak 10 numaradan giriş yapıyor. Yeni girişler, Gran Torino ve Bolt filmlerinin de liste dışı kalmasına sebep oluyor. Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerden Reha Erdem’in yeni filmi Hayat Var‘ın listeye üst sıralardan girmesi beklenebilir.

Not: SİYAD’ın web sitesinden tek tek puanlara bakınca Süt ve Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road) tekrar yer değiştirmiş gözüküyor. Her ne kadar SİYAD’ın sayfasında liste bu şekilde olmasa da ben buradaki listeyi ona göre değiştirdim.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

Açlık (Hunger)

3.5

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

3

4

Süt

3.15

4

3

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.12

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

6

Şampiyon (The Wrestler)

3

7

6

Sahtekar (Changeling)

2.95

8

7

Frost/Nixon

2.91

9

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

10

Teldeki Adam (Man on Wire)

2.83

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (15 Mart 2009)

Geçtiğimiz hafta Ankara Film Festivali’ni takip ettiğim için blogu çok fazla güncelleme fırsatı bulamadım. Ancak arşivde kalması açısından bir hafta gecikmeli de olsa 15 Mart 2009 tarihli SİYAD’ın son üç ayın en iyi 10 film listesini koymayı atlamak istemedim. Bu listede bir önceki haftaya göre çok fazla bir değişiklik bulunmuyor. Sadece Hayallerin Peişinde (Revolutionary Road) filmi bir sıra yukarı tırmanmış gözüküyor.

 

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.35

3

4

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.16

4

3

Süt

3.15

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

3

6

6

Sahtekar (Changeling)

2.95

7

7

Frost/Nixon

2.91

8

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

9

9

Gran Torino

2.8

10

10

Bolt

2.78

Natasha Richardson (1963-2009)

İngiliz sinemasının köklü ailelerinden gelen Natasha Richardson geçtiğimiz gün kayak yaparken kötü bir kaza geçrimiş ve başından ağır yaralanmıştı. İlk andan itibaren gelen haberler hiç iç açıcı değildi ancak sevenleri yine de ümitle bekliyordu. Ne yazık ki kötü haber çok gecikmedi ve Richardson’ın hayata gözlerini yumduğu açıklandı.

11 Mayıs 1963’de dünyaya gelen Richardson, ünlü oyuncu Vanessa Redgrave ve ünlü yönetmen Tony Richardson’ın kızı idi. Ailesindeki oyuncuların yazmaya kalksak uzun bir paragraf ayırmak zorunda kalırız muhtemelen. Richardson, 1994 yılından beri de Liam Neeson ile evliydi ve çiftin 2 de oğlu bulunuyordu. Richardson’ın önemli filmleri arasında Gothic, The Handmaid’s Tale ve Nell sayılabilir. Ayrıca tiyatroda da önemli rollerde oynadığını belirtelim.

20. Ankara Film Festivali Başladı

Ankara’nın en köklü film festivali 20 yaşına bastı. Festival, sinema etkinlikleri açısından her ne kadar son bir ayda hareketlense de kısır bir sezon geçiren başkente 13-22 Mart 2009 tarihleri arasında sinema dolu bir 10 gün yaşatacak. Dün akşam Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’ndaki açılış töreni ile başlayan festivalde film gösterimleri bugün başlıyor. Gösterimler Kızılay Büyülü Fener Sineması’nın 2. ve 3. salonları ile Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak. Burada Büyülü Fener Sineması’na festival için 2 salon ayırdıkları için teşekkür ederken en büyük salonları olan ve bundan önceki festivallerde festival filmlerinin gösterimi için ayrılan birinci salonlarını festivale değil, vizyon filmlerine (muhtemelen Güneşi Gördüm filmine) ayırdıkları için sitemlerimizi de iletelim.

Festivali yaklaşık 15 yıldır takip eden sadık bir seyircisi olarak özellikle “20 Yılın En İyilerinden” bölümünde yer alan her bir filmi tavsiye ederim. Bunun dışında öne çıkan bir kaç film arasında Mike Leigh’in Daima Mutlu (Happy-Go-Lucky), İsveç’ten gelen ve yılın en sükse yapan filmlerinden olan Gir Kanıma (Låt den Rätte Komma In), Gezici Festival’de en iyi film ödülünü alan İçimdeki Çöl (Desierto Adentro), üç farklı yönetmenin Tokyo’da geçen farklı filmlerinden oluşan Tokyo! sayılabilir. Ayrıca festivalin geniş bir kısa film ve belgesel seçkisine sahip olduğunu da eklemeden geçmeyelim.  Gösterim programına festivalin İnternet sitesinden erişilebilir.

Vizyon Takibi: Umut, Beşir’le Vals, Hayallerin Peşinde, Sıradan Bir Gündü, Cüceler Devler’e Karşı: Gizli Oda, Zoraki Tatil

Umut:

Utanmazca duygu sömürüsü yapan, başından sonuna kadar her sahnesi ile seyirciyi ağlatmaya çalışmaktan başka derdi olmayan, bunu yaparken komik duruma düşen, üstelik bir de her nedense en sonunda Nazım Hikmet’in bir dörtlüğü ile bitirilerek büyük ustaya da adeta hakaret eden düpedüz kötü bir film. Yönetmen Murat Aslan’ın bundan önceki Maskeli Beşler serisi bile daha iyiydi sanki.

 

 

Beşir’le Vals (Vals Im Bashir / Waltz with Bashir):

Bir belgesel ama aynı zamanda bir animasyon. Bir belgesel ama gerçek arşiv görüntülerini neredeyse hiç kullanmıyor. Gerçek olayları, gerçek tanıklıklarla anlatıyor ama bir yandan da bu tanıkların düşlerini ve kabuslarını da filme yediriyor. Sadece bu yapısı bile filmi eşsiz bir hale getiriyor. Belki de bu nedenle kimi yerlerden en iyi belgesel ödülü aldı, kimi yerlerden en iyi animasyon. Pek çok da yabancı dilde en iyi film ödülü var. Oscar’ların da bu dalda en büyük favorisi idi ama nasıl olduysa kazanamadı.

Filmin belgesel-animasyon yapısı eşsiz olsa da bir filmi iyi yapmak için sadece bu yeterli değil elbette. Beşir’le Vals, 1982 Sabra ve Şatilla katliamı sırasında İsrail ordusunda olan ve o zamanlar gencecik birer asker olan bir grup insanın o günlere dair anılarını gösteriyor bize. Bu askerlerden biri de filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Ari Folman. Filmin çıkış noktası da Folman’ın o günlere dair anılarının çok bulanık olması ve özellikle katliam günü orada olmasına rağmen o günü hiç hatırlayamaması olmuş. Filmde de onun eski silah arkadaşları ile tek tek görüşerek o günlere dair anılarını tekrar kazanmasına tanıklık ediyoruz. Günümüzde gelişen olaylar düşünüldüğünde daha da anlamlı olan bu filmi mutlaka izlemek lazım. Yılın en iyilerinden.

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road):

Bir gün önce Beşir’le Vals’i izledikten, bir kaç gün öncesinde ise !f Ankara’da 19 film izledikten sonra hepsinden iyi bir filme karşılaşmak, üst üste bu kadar iyi film izlemek insana kendini iyi hissettiriyor.

Başta American Beauty olmak üzere bundan önceki 3 filmiyle de çok başarılı olan Sam Mendes yine çok iyi, Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio karşılılı birer oyunculuk gösterisi sunuyorlar, senaryo son derece başarılı. Thomas Newman’ın sürekli benzer temaların tekrarlandığı müziği filme çok uyuyor. Roger Deakins yine mükemmel bir görüntü yönetmenliği yapmış. Filmin diğer tüm teknik yanları da gayet başarılı. Bu arada oyunculuklarda öne çıkan isimler sadece Winslet ve DiCaprio değil, en ufak rolde oynayan ismi bilinmedik şahsiyetler bile döktürmüş. Michael Shannon zaten Oscar adaylığı ile de taçlandırılan şahane ve film açısından çok kritik bir performans sergilemiş ama  mesela çiftin komşularını oynayan oyuncular da en az onun kadar iyiydi. Dört dörtlük bir film kısacası. Galiba bu yıl sonu ilk 10’umda olacak filmlerden biri belli oldu.

Daha açılışından itibaren başarılı filmle karşı karşıyayız. Doğrusu fragmanlardan bir çiftin tanışma, evlenme, bir süre mutlu mesut yaşama sonra da evliliklerinin çatırdaması hikayesini izleyeceğimi düşünüyordum. Mendes, çok kısa tutulmuş tanışma faslının hemen arkasından çiftin evlenmiş ve hatta iki çocuğu olmuş haline dönerek seyirciyi sağlam bir kavga ile başbaşa bırakıyor ki o sahnelerde salonda hissedilen hava Kate ve Leo’dan romantizmin doruklarında bir film bekleyen bazı seyircilerin alt üst olduğu idi. Arada evliliklerinin ilk dönemine çok kısa aralıklarla dönse de hikayenin büyük kısmı zaten evliliğin çatırdadığı noktada geçiyor.

Karakterlerin durumları görsel olarak da çok başarılı tasvir edilmiş. Pek çok kez her iki karakteri de çeşitli görsel sınırlarla çizilmiş alanlarda adeta hapsedilmiş olarak görüyoruz. Ki Mendes aynı şeyi American Beauty’de de defalarca yapmıştı. Mendes’in yine sıradışı tercihleri var. Mesela Michael Shannon belki de filmin en vurucu cümlelerini söylediği anda arka planda flu bir karakter olarak görünüyor. Kamera ise ön plandaki uzun süredir sessiz kalan ve tepkisiz duran Kate Winslet’e odaklanmış bir şekilde bekliyor.

Filmin son sahnesi de bir harika. Aslında bomboş bir pencere ve önünde filmi izleyenlerin bilebileceği bir leke olan plan ve arka planda adres verilirken “Revolutionary Road” dendiği anda bitse de çok iyi bir son olurmuş. Film bu noktadan sonra devam ettiği anda gereksiz yere uzadığı hissi hakim oluyor ama sonunda öyle bir final yapmış ki Mendes ve senaryo yazarı Haythe, en az boş pencere planı kadar şahane (filmin uyarlandığı romanı okumadığım için romanın da böyle bitip bitmediğini bilemiyorum). Üstelik söz konusu son sahnede ana karakterlerimizden hiç biri yer almıyor.

Aile kavramını alt üst eden yapısından dolayı akademinin bu filmi nasıl pas geçtiğini anlaşılabilir bir durum ama The Reader’ı henüz izlememekle birlikte Kate Winslet orada daha iyi olabilir mi ya da buradaki Leonardo DiCaprio dururken Brad Pitt nasıl aday olabildi bilemiyorum doğrusu (ki normalde Brad Pitt’in oyunculuğunu çok daha fazla severim). Galiba herhangi bir karakterin yıllara yayılan yaşam öyküsünü anlatırken yaşlılığını da oynamak bir avantaj oluyor bu tip ödüllerde.

Sıradan Bir Gündü (He Was A Quiet Man):

Christian Slater ve Elisha Cuthbert’in başrollerini paylaştıkları Sıradan Bir Gündü, büyük bir şirkette sıradan bir iş yapan, yalnız yaşayan, hayattaki tek dostu kırmızı akvaryum balığı olan, sessiz ve içe kapanık bir adamın hikayesini anlatıyor. Ayrıca bu adamın çalıştığı şirkette basamakları hızla tırmanan uzaktan uzağa hoşlandığı bir de genç kız var. Bir de günün birinde ofiste hoşlanmadığı insanları öldürmek gibi bir hayali. Fakat günün birinde ofisten başka birisi aynı şeyi yapınca ve o da bu işi yapan kişiyi öldürünce bir anda beklenmedik bir şekilde kahraman oluyor. O hoşlandığı genç kızın da yaşanan olaylar sonucu sakat kalması ile şirketin basamaklarını tırmanan o oluyor, arkadaşları oluyor üstelik o kızla bir ilişki de kuruyor. Ama her şey bu kadar güzel gitmiyor elbette.

Doğrusu modern yaşam ve iş hayatındaki insanın yalnızlığı, ilişkilerin sahteliği, yükselmek için yapılanlara dair gayet yerinde tespitleri olan bir film karşımızdaki. Ama ne yönetmenlik ve senaryo ne de oyunculuk açısından vasatı aşamayan bir film ne yazık ki. Aynı fikir, farklı bir kadro ile hayata geçirilse çok daha iyi bir film çıkabilirmiş ortaya.

Cüceler Devlere Karşı: Gizli Oda (Gnomes and Trolls: The Secret Chamber):

Dağıtımcılarımız tarafından çocuk filmlerinin iyi gişe yapması nedeniyle getirilmişe benzeyen orta karar bir animasyon. Bir yandan çocuklara kendimize güvenelim derken bir yandan da ailelere çocuklarınıza yeterli özgürlük alanını bırakın ve kendi başlarına bir şey başaracaklarına inanının gibi mesajlar da veriyor. Doğrusu hakkında çok fazla da yazacak bir şey yok. Büyük ihtimalle sinemalarımıza şöyle bir uğrayıp geçecek.

Zoraki Tatil (Four Christmases / Anywhere But Home):

Amerikan sinemasında önemli türlerden biri de kalabalık ailelerin noel, şükran günü v.b. sebeplerle bir araya gelmeleri sonucu yaşananların anlatıldığı filmlerdir. Bu çıkış noktası üzerinden ortaya komedi filmleri çıkabildiği gibi sağlam dramalar da çıkmıştır. Zoraki Tatil ele aldığı konuyu klasik romantik komedi kalıplarından dışarı çıkmayarak ele alıyor. Türe getirdiği tek yenilik ise uzun süredir ailelerini görmeyen ve bu tip özel günlerde ailelerinden köşe bucak kaçan çiftimizin o yıl bir terslik sonucu ailelerini görmek zorunda kalmaları ve her ikisinin de anne babası boşanmış olduğu için ziyaret edilecek 4 aile olması. Çiftimiz bu 4 aileyi de sırayla ziyaret ediyor ve her bir ziyarette ilişkilerine dair farkında olmadıkları bir yön ön plana çıkıyor. Sonuç elbette bir romantik komediden beklendiği gibi.

Filmin en seyredeğer yanı yan rollerdeki Robert Duvall, Jon Voight ve Sissy Spacek gibi deneyimli oyuncuları anne baba rollerinde görmek olabilir. Onun dışında da çok özelliği olan bir film değil doğrusu.

!f Ankara 2009 İzlenimleri – Kuzey Işıkları: İstemsiz

Festivalin Kuzey Işıkları başlıklı, isminden de anlaşılabileceği gibi kuzey ülkelerinin sinemasından oluşan seçkisinden sadece bir film Ankara’ya geldi. O filmi de seyir programıma aldım.

İstemsiz (De Ofrivilliga / Involuntary):

Bu film öncesinde en azından kişisel olarak tanımadığım bir yönetmen olan Ruben Östlund gerçekten başarılı bir film ortaya çıkartmış. İsveç’te bir günde yaşanan ve birbirleri ile kesişmeyen bir grup hikayeyi anlatan film ilk önce görsel yapısı ile dikkat çekiyor. Yönetmen hızlı kurguya alışmış günümüz sinema seyircisini rahatsız edecek uzunlukta planlar kullanıyor ve hemen her sahnede kamerayı tek bir yere koyuyor ve hareket ettirmiyor. Hatta eğer yanılmıyorsam tüm film boyunca sadece tek bir sahnede kamera hareket ediyor ve orada da sadece sağa ve sola dönüyor. Ayrıca kamera için seçilen yerler de genellikle sıradışı seçimler. Kimi zaman konuşan kişinin yüzünü göremediğimiz bir açı seçilirken kimi zaman da olaylara çok uzaktan tanıklık ediyoruz. Filmin ele aldığı konuların görsel yapısı kadar çarpıcı olmadığı söylenebilir ancak yine de suçluluk, eşcinsellik, monotonlaşan evlilikler, gençlik halleri ama ön önemlisi başkalarının görüşlerine göre kendi hayatını şekillendirme gibi konuların çevresinde dolaşan her bir hikaye de gayet izlenebilir bir nitelik taşıyor. Festivalin iyilerinden.

!f Ankara 2009 İzlenimleri – Hit Filmler: Wendy & Lucy, Gökyüzü Savaşçıları

!f festivali Ankara’ya “Hit Filmler” bölümünden genişçe bir seçkiyle geldi. Bu bölümdeki toplam 13 filmden 9 tanesi Ankara’da da gösterildi. Ancak bu filmlerin bir kısmı zaten gösterime gireceği için bu bölümden sadece 2 film seçtim. Yine de gösterime girip girmeyeceği tam olarak belli olmayan ama Pinema’nın Türkiye haklarını almış göründüğü Synecdoche, New York ve The Burning Plain filmlerinde aklımın kaldığını, Pinema’nın bu filmleri gösterime sokmayıp sadece DVD’sini çıkarması halinde kendilerine sitemlerimi ileteceğimi söylemeliyim.

Wendy & Lucy:

Amerikan bağımsız sinemasının son yıllarda öne çıkan yönetmenlerinden Kelly Reichardt yeni filminde evinden uzaklarda köpeği ile birlikte Alaska yollarına düşmüş bir genç kızın bir kaç güne sığan hikayesini anlatıyor. Bu yolculuk sırasında arabasının bozulması sonucunda Oregon’da sıkışıp kalan Wendy, cebinde de çok az parası olunca ne arabasını tamir ettirebiliyor, ne geri dönebiliyor ne de yoluna devam edebiliyor. Üstelik bir marketten yiyecek çalarken yakalanması üzerine kısa bir süre hapse girince yolculukta kendisine eşlik eden Lucy’yi de kaybediyor. Zaten filmin büyük bir kısmında da Wendy’nin Lucy’yi arama çabasını izliyoruz.

Bağımsız sinema kavramının belirsizleştiği bu günlerde Wendy & Lucy, başrolünde Michelle Williams gibi tanınmış bir oyuncunun yer almasına karşın tam anlamıyla bağımsız bir film. Aslında Williams’ın zaten sık sık bağımsız sinema örneklerinde yer aldığını da unutmamak lazım. Filmde Reichardt, sürekli olarak Wendy’yi izleyen kamerası ile sessiz, sakin bir anlatım tutturmuş ve çok gerçek bir film ortaya çıkarmış. Filmi fazlalıklardan tümüyle arındırarak seyirciye Wendy’nin hayatından bir kaç günü sunuyor sadece. Onun hakkında neredeyse Oregon’da karşılaştığı güvenlik görevlisi kadar bilgimiz oluyor. Ne onun neden evinden ayrıldığını, ailesi ile arasının neden bozuk olduğunu biliyoruz ne de gelecekte onu nelerin beklediğini. Sadece hayattan bir kesit ve filmin gücü de burada.

Gökyüzü Savaşçıları (Sukai Kurora / The Sky Crawlers):

Özellikle Ghost in the Shell’in yönetmeni olarak tanınan Mamoru Oshii geçtiğimiz yılki festivalde Yemek Kuyruğundakilerin Acayip Öyküleri filmi ile ufak çaplı bir hayal kırıklığı yaşatmıştı. Bu yıl usta yönetmen, Gökyüzü Savaşçıları ile tekrar eski formunu yakalamakta olduğunun işaretlerini verdi. Film girişinde ve ilk yarım saatinde Top Gun’ın animasyon versiyonu gibi bir izlenim verse de giderek derinleşiyor ve farklı sulara yelken açıyor. Aslında en baştan beri yeni karakterin bir şeyleri hatırlıyor gibi olması ile zaten ipuçları veriliyor ama hikayenin gelişmesi biraz zaman alıyor. Ama sonuçta Oshii, bir savaş filmi iskeleti üzerinde insan olma durumuna, hafızaya ve varoluşa dair bir film yapmayı başarıyor. Hatta kimi zaman Ghost in the Shell ve Blade Runner’ın temaları ile ortak alanlara giriyor. Ancak süresinin biraz uzun olması ve animasyon tekniğinin zaman zaman günümüzden geride kalması nedeniyle seyirciyi zaman zaman sıkabildiğini de eklemek gerek. Ama Mamoru Oshii severim diyenin izlemesi gerek.

Bir de ufak not. Filmin en sonunda, yazılar da bittikten sonra epeyce uzun süren bir sahne daha var ve bu sahne filmin sonucunu değiştirebilecek bir sahne.

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (8 Mart 2009)

SİYAD’ın bu haftaki listesine tek yeni giriş Gran Torino. Bu filmin 9. sıradan listeye girmesi ile ilk 10’da Sahtekar (Changeling) ile birlikte iki adet Clint Eastwood filmi olmuş oldu. Bu arada Vicky Cristina Barcelona da bir kez daha liste dışında kaldı. Bu hafta gösterime giren filmlerden Watchmen‘in 2.72 gibi bir ortalama ile listenin hafifçe dışında kaldığını da ekleyelim. Ocak ayında olsa, bu ortalama ile listeye girermiş. Haftaya gösterime girecek olan filmlerden Teldeki Adam’ın (Man on Wire) da listeye girmesi beklenebilir.

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Sonbahar

3.62

2

2

Beşir’le Vals (Vals im Bashir)

3.36

3

3

Süt

3.15

4

4

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road)

3.14

5

5

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button)

2.96

6

6

Sahtekar (Changeling)

2.94

7

7

Frost/Nixon

2.9

8

8

Pandora’nın Kutusu

2.89

9

Gran Torino

2.89

10

9

Bolt

2.78

Bergman Filmleri Ankara’da

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali ile İsveç Büyükelçiliği’nin ortaklaşa düzenlediği “Bergman ve Kadınlar” festivali 5-12 Mart tarihleri arasında Ankara’da Kızılırmak Sineması’nda yapılacak. Bilet fiyatlarının 6 Lira olacağı festivalde Bergman filmleri 35 mm’lik kopyalarla gösterilecek. Ingmar Bergman’ın ilk dönem filmleri dışında kimi başyapıtlarının da gösterileceği program şu şekilde:

5 Mart 2009 Perşembe 19:00 Açılış
20:00 Bekleyen Kadınlar (Kvinnors Väntan / Waiting Women)
6 Mart 2009 Cuma 19:00 Monika’yla Geçen Yaz (Sommaren med Monika / Summer with Monika)
21:00 Kadın Düşleri (Kvinnodröm / Dreams)
7 Mart 2009 Cumartesi 19:00 Persona
21:00 Yaşamın Eşiğinde (Nära Livet / Brink of Life)
8 Mart 2009 Pazar 19:00 Çığlıklar ve Fısıltılar (Viskningar och Rop / Cries and Whispers)
21:00 Bekleyen Kadınlar (Kvinnors Väntan / Waiting Women)
9 Mart 2009 Pazartesi 19:00 Bütün Bu Kadınlardan Söz Etmeden (För att Inte Tala om Alla Dessa Kvinnor / Now About These Women)
21:00 Güz Sonatı (Höstsonaten / Autumn Sonata)
10 Mart 2009 Salı 19:00 Yaşamın Eşiğinde (Nära Livet / Brink of Life)
21:00 Monika’yla Geçen Yaz (Sommaren med Monika / Summer with Monika)
11 Mart 2009 Çarşamba 19:00 Güz Sonatı (Höstsonaten / Autumn Sonata)
21:00 Persona
12 Mart 2009 Perşembe 19:00 Bütün Bu Kadınlardan Söz Etmeden (För att Inte Tala om Alla Dessa Kvinnor / Now About These Women)
21:00 Çığlıklar ve Fısıltılar (Viskningar och Rop / Cries and Whispers)

!f Ankara 2009 İzlenimleri – Keş!f: Park Etmek, Jen’in Öyküsü

!f festivalinin geçen yıl başlattığı bölümlerden biri olan Keş!f bölümünde kariyerlerin başındaki umut vaat eden yönetmenlerin dikkat çekici filmleri gösteriliyor. Aynı zamanda bu bölümdeki filmler arasında düzenlenen yarışma da festivalin tek yarışması olarak dikkat çekiyor.

Park Etmek (Ting Che / Parking):

Yarışmalı bu bölümün büyük ödülünü kazanan Park Etmek, ne mutlu ki henüz ödül alan film belli olmadan yapılan programda Ankara’da gösterime girecek filmler arasında yer almıştı. Serra Yılmaz, Dario Argento, Jose Rivera, Molly Hassel ve Thomas Sotinel’den oluşan festival jürisi tarafından hakkında, “Bağlılık ve özgürlük arayışı üzerine karanlık ve dokunaklı bir meditasyon. Anneler günü üzerine bir daha asla aynı şekilde düşünemeyeceksiniz.” şeklinde bir yorum yapılarak ödül verilen film gerçekten festivalin en başarılı filmleri arasında yer alıyordu. Bir anneler gününde evine pasta götürmek için arabasını park eden bir adamın sürekli olarak arabasının kitlenmesi sonucu o bölgeden bir yere ayrılamayıp evine geri dönemeyişi üzerinde şekillenen film, bu çaba sırasında karşılaşılan farklı karakterler ve sıradışı olaylarla dikkat çekiyordu. Kimi zaman absürd bir komedi filmi havasına bürünmesine karşın genelde hüzünlü bir hava tutturan film bir yerlerde rastlanırsa kaçırılmaması gereken filmlerden biri.

Jen’in Öyküsü (Story of Jen):

Henüz 15 yaşında bir kız Jen. 30 yaşlarında olan annesi ile birlikte Kanada’nın sessiz sedasız kasabalarından birinde yaşıyor. Babası yakın zamanda intihar etmiş, evlerine de kendilerine bakacak bir erkek olarak Ian gelmiş. Ian’ın babasının en yakın arkadaşı ya da üvey kardeşi olduğuna dair rivayetler olsa da kim olduğu tam olarak da belli değil. Kocası yeni ölmüş üstelik zaten çok genç yaşta hamile kalmış bir kadının evinde kalan bekar bir erkek elbette kasabada söylentileri hareketlendiriyor. Evde bir de ergenlik çağında, kendi arzularını yeni keşfetmeye başlayan, belki o arzulardan da tam olarak emin olamayan bir kız olunca olaylar farklı bir boyut kazanıyor.

Filmin hikayesini bu şekilde anlatınca çok orijinal bir hikayesi olmadığı görülebilir. Zaten filmin amacı da hikayesi ile seyirciyi şaşırtmak değil. Film daha çok duru ve ekonomik yönetmenliği ve özellikle filmin çekildiği mekanları büyük bir başarı ile beyazperdeye yansıtan görüntü yönetmenliği çalışması ile dikkat çekiyor. Ayrıca anne kızı oynayan ve aslında aralarında sadece 10 yaş olan Marina Hands ve Laurence Leboeuf’un başarılı oyunculuklarına değinmeden de geçmemek gerek.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 320.609 hits
Nisan 2026
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.