Archive for the 'Sinema' Category



45. Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 4. Avrasya Film Festivali Ödülleri Belli Oldu

Altın Portakal Ödülleri

Altın Portakal Ödülleri

Ülkemizin en köklü film festivali olan Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 4 yıldır onun uluslararası ayağı olarak devam eden Avrasya Film Festivali bu yıl 10-19 Ekim 2008 tarihleri arasında gerçekleşti. Pek çok yerli konuğun yanısıra Mickey Rourke, Adrien Brody, Bo Derek, Marisa Tomei, Danny Glover, Jaquelline Bisset, Michael Ironside, Bille August, Maximilian Schell, Matthew Modine ve Michael York gibi isimler de konuk olarak katıldığı festivalin ödülleri geçtiğimiz Pazar günü belli oldu.

Pazar: Bir Ticaret Masalı ve Nokta filmlerinin ön plana çıktığı ödülerde Üç Maymun, Süt, Hayat Var ve Pandora’nın Kutusu gibi iddialı filmlerin önemli bir başarı kazanmaması ilginç bulundu. Ödüllerin tam listesi şu şekilde:

45. Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması:

  • En İyi Film: “Pazar-Bir Ticaret Masalı” (Yön. Ben Hopkins)
  • SİYAD En İyi Film Ödülü: “Hayat Var” (Yön. Reha Erdem)
  • Dr. Avni Tolunay Yurtiçi Kargo Jüri Özel Ödülü: “Nokta” (Yön. Derviş Zaim)
  • Behlül Dal Digiturk Genç Yetenek Ödülü: Aydın Bulut (“Başka Semtin Çocukları” filminin yönetmeni)
  • En İyi Yönetmen: Derviş Zaim (“Nokta”)
  • En İyi Senaryo: “Pazar-Bir Ticaret Masalı” (Ben Hopkins)
  • En İyi Erkek Oyuncu: Tayanç Ayaydın (“Pazar-Bir Ticaret Masalı”)
  • En İyi Kadın Oyuncu: Nurgül Yeşilçay (“Vicdan”)
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Volga Sorgu Tekinoğlu (“Başka Semtin Çocukları”)
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Övül Avkıran (“Pandora’nın Kutusu”)
  • En İyi Görüntü Yönetmeni: Zekeriya Kurtuluş (“Vicdan”)
  • En İyi Müzik: Mazlum Çimen (“Nokta”)
  • En İyi Sanat Yönetmeni: Türker İşçi (“Başka Semtin Çocukları”)
  • En İyi Kurgu: Mustafa Preşeva (“Vicdan”)
  • En İyi Ses Tasarımı-Miksaj: Kostasvi Variopiotis (“Nokta”)
  • En İyi Özel Efekt: Burak Balkan (“Üç Maymun”)
  • En İyi Kostüm Tasarımı: Zeynep Sırlıkıya (“Pazar-Bir Ticaret Masalı”)
  • En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı: Vesey Üsten (“Vicdan”)
  • En İyi Laboratuar: Fono Film (“Vicdan” ve “Gökten Üç Elma Düştü”)
  • Ulusal Kısa Film Yarışması:

  • En İyi Kısa Film: “Gemeinschaft” (Özlem Akın)
  • Ulusal Belgesel Film Yarışması:

  • En İyi Belgesel: “Adakale Sözlerim Çoktur” (İsmet Arasan)
  • Jüri Özel Ödülü: “Nefes” (Cüneyt Birol)
  • 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali Ödülleri:

  • En İyi Film: “Khamsa” (Yön. Karim Dridi)
  • En İyi Yönetmen: Hirokazu Koreeda (“Bitmeyen Yürüyüş”/”Aruitemo Aruitemo”)
  • SİYAD En İyi Film Ödülü: “Üç Maymun” (Yön. Nuri Bilge Ceylan)
  • Eleştirmenler Ödülü: “Nokta” (Yön. Derviş Zaim)
  • NETPAC Ödülü: “Sonbahar” (Yön. Özcan Alper)
  • Ortak Yapımlar Senaryo Geliştirme Ödülü: “El Yazısı” (Senarist: Ali Vatansever)
  • Bu arada bu yılki festivali kısıtlı olarak takip etme fırsatı buldum. Bir süre sonra, izlediğim filmlerin değerlendirmesini de burada bulacaksınız.

    Filmekimi (10-16 Ekim 2008)

    Filmekimi Logo

    Bir süredir her yıl Ekim ayında, çoğunlukla o sezonun flaş filmlerinden bir kısmının Gala ve ön gösterimi olması ve bir anlamda seyirciyi de tekrar sinemaya ısındırmak amaçlı gerçekleştirilen Filmekimi festivali bu yıl 10-16 Ekim 2008 tarihinde İstanbul’da Emek Sineması’nda gerçekleştirilecek.

    Festivalde gösterilecek filmlerden bir kısmı şöyle:

    • Woody Allen’ın, Scarlett Johansson, Javier Bardem ve Penélope Cruz’u buluşturduğu yeni filmi Vicky Cristina Barcelona
    • Six Feet Under dizisinin yaratıcısı Alan Ball’un özellikle ismiyle Amerika’da tepki toplayan filmi Towelhead (Tabu)
    • 2008 Cannes Altın Palmiye ödüllü Entre Les Murs (Sınıf)
    • Fight Club’ın yazarı Chuk Palahniuk’un romanından uyarlanan Choke (Tıkanma)
    • Dardenne kardeşlerin yeni filmi Le Silence de Lorna (Lorna’nın Sessizliği)
    • Wong Kar-Wai’nin 1994 tarihli kendi filmini restore edip bir miktar kısalttığı filmi Ashes of Time Redux (Zamanın Külleri)
    • Kim Ki-Duk’un yeni filmi Bimong (Rüya)
    • Hayao Miyazaki’nin yeni animasyonu Gake No Ue No Ponyo (Küçük Denizkızı Ponyo)

    Festival ve filmler hakkında detaylı bilgi almak için http://www.iksv.org/filmekimi_2008/ adresine girilebilir.

    Son Kumsal’a Engelleme

    Karadeniz sahil yolunun bölgeye verdiği zararı konu olan Son Kumsal belgeselinin İnebolu’da yapılan gösterimi, Başbakan Tayyip Erdoğan’a hakaret edildiği gerekçesiyle belediye başkanı İdris Güleç tarafından 10. dakikasından sonra engellendi.

    İşine geldiği zaman fikir özgürlüğünden bahsedenlerin kendi fikirlernin dışında bir şey gördükleri zaman nasıl davrandıklarını gösteren yeni bir örnek daha. Sansürden başka bir şekilde değerlendirilemeyecek olan bu uygulama Sinema Eserleri Meslekler Birliği ve SİYAD tarafından da kınandı.

    Film hakkında daha ayrıntılı bilgiye, http://www.turkishmoon.com/sonkumsal/ adresinden, konu hakkındaki Radikal gazetesinin haberine ise  bu linkten ulaşılabilir.

    Film mi Video Oyunu mu?

    Shootem Up poster

    Sinema dünyası daha ilk yıllarından itibaren farklı yerlerden uyarlama yapmayı çok sever. Uzun yıllar boyu roman ve tiyatro oyunu uyarlamaları filmler arasında önemli bir yer kaplamıştı. Zaman ilerledikçe çizgi romanlardan, dergi makalelerinden de filmler uyarlanmaya başlandı. En ilginç uyarlama çeşitlerinden biri de video oyunlarından yapılan uyarlamalar. Diğer uyarlama çeşitlerinde ortada zaten bir öykü varken bu öykü ya bire bir ya bir miktar değiştirilerek sinemaya uyarlanıyor, ancak video oyunlarından yapılan uyarlamalarda genellikle sadece ana karakter ödünç alınıp yepyeni bir hikaye yaratılıyor (kimi zaman çizgi roman uyarlamalarında da böyle olduğu söylenebilir). Video oyunlarında kimi zaman bir filmi dolduracak kadar öykü olmadığı düşünülürse gayet normal aslında (çok sağlam hikayesi olan video oyunları da var, o ayrı). Ancak böyle olunca da çoğunlukla ne video oyunu severler ne de sinemaseverler ortaya çıkan üründen memnun oluyorlar. Belki de video oyunu uyarlamalarında yeni bir yaklaşım belirlemek gerekli.

    Bu günlerde sinemalarımızda oynayan Shoot ‘Em Up filmi böyle bir yaklaşımın ilk örneklerinden biri sayılabilir. Her ne kadar bu film bir video oyunu uyarlaması olmasa da kendisine isim olarak bir video oyunu türünü seçmiş. Ne yapılır peki bu shoot ’em up oyunlarında? Yukarıya ya da sağa doğru kayan bir ekranda önünüze gelen herşeye ateş edersiniz, kimilerinden puan kimilerinden ek özellikler kazanırsınız. Genellikle de oyunun da belli bir konusu da olmaz ya da siz önemsemezsiniz. İşte Shoot ‘Em Up filmi de bu tip bir video oyununu başarılı bir şekilde simule ediyor. Filmin ilk sahnesinden itibaren başlayan yoğun aksiyon filmin son anına kadar hiç hız kesmeden devam ediyor. Tüm film boyunca onlarca belki de yüzlerce kötü adamı öldüren kahramanımız Mr. Smith neredeyse yara bile almıyor ve bu arada da akla mantığa sığmayacak hareketler yapıyor. Hele bir sevişirken dövüşme sahnesi var ki anlatmak az kalır, görmek lazım.

    Clive Owen

    Yönetmen ve senaryo yazarı Michal Davis açısından hikayenin hiç bir önemi olmadığı açık. Ortada bir bebek, onun peşindeki kötü adamlar ve onu korumaya çalışan kahraman ve bir de bebeğin süte ihtiyacı olduğu bahnesiyle araya katılmış güzel bir kadın var o kadar. Filmin bunun dışında bir konusu da yok zaten. Filmin bir noktasında kötü adamların bebeği neden öldürmek istediği açıklanıyor belki ama seyirci olarak bunu bilmesek bir şey kaybeder miydik? Hayır. Zaten o sahneler de yoğun aksiyon içinde hafif bir nefes alma arası olarak kalmış.
    Bu arada Davis’in ilk senaryosunun bir video oyunu uyarlaması olan Double Dragon olduğunu da not olarak düşelim.

    Peki bir video oyununu başarıyla simule ediyor da Shoot’Em Up iyi bir film mi? Bakış açısına bağlı. Başka birisinin oynadığı video oyunlarını izlemekten keyif alanlar vardır mutlaka. Ben de onlardan biriyim. Belki de Shoot ‘Em Up filminden keyif almak için de bu tip insan olmak gerekli. Yine de aynı hafta gösterime giren Bourne serisini hem aksiyon hem de sinema açısından tercih ettiğimi belirtmeliyim. Belki de o da ayrı bir yazının konusu olur.

    Not: Bu yazı ilk defa Gölge e-Derginin 2. sayısında yayınlanmıştır.

    Sydney Pollack (1934-2008)

    Sydney PollackAmerikan sinemasının önemli isimlerinden Sydney Pollack 73 yaşında aramızdan ayrıldı. Ölüm nedeninin mide kanseri olduğu açıklanan Pollack, 9 aydır bu illetle boğuşuyordu.

    Kariyerine 1960’larda televizyon dizilerinin yönetmenliği ile başlayan Pollack, 60’ların ortalarından itibaren sinema filmlerine yöneldi. 80’lere kadar neredeyse her yıl bir film çekse de sonradan bu temposunu epey düşürdü. Ama bu dönemde de yapımcılığa ağırlık verdi. Bu arada yönetmenlik kariyeri ile beraber başlayan oyunculuk kariyerini de hiç aksatmadı. Oyuncu olarak hemen hemen hiç bir zaman başrol oynamadı ama önemli yardımcı rollerde gördük Pollack’ı.

    Robert Redford ile iyi bir ikili oluşturduklarını da eklemek gerek. İkili 1966’dan 1990’a kadar geçen zamanda 7 filmde beraber çalıştılar ve bu filmlerin büyük çoğunluğu da döneminin önemli filmleri haline geldi.

    Pollack’ın yönetmen olarak önemli filmleri arasında They Shoot Horses, Don’t They? (Atları da Vururlar), Jeremiah Johnson, The Way We Were, Three Days of the Condor (Akbabanın Üç Günü), Tootsie ve Out of Africa (Benim Afrikam) sayılabilir.

    Ülkemizde 20 Haziran’da gösterime girmesi beklenen Made of Honor filminde Pollack’ın sinema dünyasına son katkısını görme şansımız olacak ve onu baş karakterin babası olarak izleyeceğiz.

    Nuri Bilge Ceylan Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülünü Aldı

    Nuri Bilge Ceylan ödülünü alırken
    61. Cannes Film Festivali’nde Sean Penn başkanlığındaki juri ödülleri açıkları. Laurent Cantet’in Entre Les Murs filminin Altın Palmiye’yi kazandığı festivalde en iyi yönetmen ödülü de Üç Maymun filmiyle Nuri Bilge Ceylan’ın oldu. Böylece Ceylan uluslararası başarılarına bir yenisini daha eklemiş oldu ve daha önce bu ödülü alan Luis Buñuel, Ingmar Bergman, François Truffaut, Andrei Tarkovsky, Martin Scorsese, Emir Kusturica, Robert Altman, David Lynch, Michael Haneke gibi isimlerin yanına adını yazdırmış oldu.

    Ödüllerin tam listesi şu şekilde:

    Altın Palmiye (Palme D’or): Entre Les Murs (Laurent Cantet)
    Büyük Ödül (Grand Prix): Gomorra (Matteo Garrone)
    En İyi Yönetmen (Prix de la Mise en Scene): Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)
    En İyi Senaryo (Prix du Scenario): Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne (Le Silence de Lorna)
    Altın Kamera – En İyi İlk Film (Camera D’or): Hunger (SteveMcQueen)
    Altın Kamera Mansiyon (Camera D’or Special Mention): Ils Mourront Tous Sauf Moi (Valeria Gai Guermanika)
    Jüri Ödülü (Prix du Jury): Il Divo (Paolo Sorrentino)
    En İyi Aktör (Prix d’interpretation masculine): Benicio del Toro (Che)
    En İyi Aktris (Prix d’interpretation feminine): Sandra Corveloni (Linha De Passe)
    Özel Ödül (Prix de Festival de Cannes): Catherine Deneuve (Un Conte de Noel), Clint Eastwood (The Exchange)
    En iyi Kısa Film (Palme D’or): Metron (Marian Crisan)
    Kısa Film Mansiyon (Special Mention): Jerrycan (Julius Avery)

    Ankapol Sineması Kapanıyor…

    Bir süredir kulaktan kulağa yayılmakta olan haber sonunda herkese duyuruldu. Ankara’da Sinetek gösterimlerinin yıllardır mekanı olmuş Ankapol Sineması çok yakında kapanıyor. Çok yakında derken gerçekten çok yakında, 17 Nisan’da günlük film gösterimleri bitiyor. Daha sonra bir ya da bir kaç Sinetek gösterimi daha olacak gibi gözüküyor. Sonra tamamen kapanacak.

    Böylece Ankara’nın kalan tek büyük salonlu ve balkonlu sineması da kapanmış oluyor. Ankapol de yakın zamanda kapanan Kavaklıdere Sineması ve sessiz sedasız kapanmış gibi gözüken Megapol Sineması’nın yanına ekleniyor. Belki de sırada yenileri var.

    Ankapol Sineması 1997 yılında açılmıştı. O yıllarda Tüze Grup’un seri halinde açtığı sinemalardan biri olmuştu, bir süre sonra da Sinetek gösterimleri Kızılırmak Sineması’ndan buraya taşınmıştı (kişisel olarak Tüze Grubu’nun sinemaya tüccar yaklaşımı ile bakmasından rahatsız olduğum için yıllar içinde Sinetek ve festival gösterimleri dışında bu sinemaya çok gitmediğimi itiraf etmeliyim). Yakın zamanda Tüze Grubu’nun mali olarak zor duruma düşerek sinema sektöründen çekilmesi üzerine geçtiğimiz yıl sinemayı Sinetek gösterimlerini de düzenleyen Ankara Sinema Kültürü Derneği işletmeye başlamıştı. Ama bilindiği kadarıyla mal sahibi hala Tüze Grup’tu ve hasılattan yüzde alıyordu. Sonunda da sinemayı satmaya karar verdiler anlaşılan. Yine duyduğumuz kadarıyla mekan, sinema dışında bir amaçla kullanılacak bundan sonra.

    Korkarım yakın bir gelecekte alışveriş merkezleri dışında çok az sinema ayakta kalmayı başaracak. Evet bu alışveriş merkezlerindeki sinemaların bir kısmı gerçekten çok yeni teknoloji ile donanmış, ses ve görüntü kalitesi iyi olan salonlar. Bunlarda film izlemek ayrı bir keyif olabiliyor zaman zaman. Ama o sinema kokusu, sinema dokusu yok işte. Büyüklerimiz eskiden tiyatroya giderken takım elbiselerimizi giyerdik derlerdi de anlamazdık onları. Artık biz de yaş aldık herhalde ve onları daha iyi anladığımızı hissediyoruz. Eskiden biz de sinemaya giderken evden tamamen bu amaçla çıkardık, hangi filme gideceğimizi önceden belirlemiş ve günlerce belki haftalarca bunun hayalini kurmuş olurduk, sinema sadece eğlence aracı değil bir kutsal bir ritüeldi bizim için. Kimileri için bunların çoğu hala geçerli. Ama artık çoğunluk öyle değil ne yazık ki. Alışveriş yaparken bir de sinemaya gidelim diyor insanlar, afişlerine bakıp hangi filme gideceklerine o an karar veriyorlar. O karanlık gizemli salonlarda filmin büyüsüne kapılıp gitmiyor artık onlar, film sırasında konuşmak, gülüşmek neredeyse normal kabul edilir oldu.

    Ama ben herşeye rağmen hala sinema sinemada izlenir diyorum, sinemanın büyüsüne inanıyorum, o kutsal mabede gitmeye devam ediyorum. Ama ben eski sinemalarımı istiyorum….

    Ankara Film Festivali’nde Kazananlar Belli Oldu!

    Rıza 

    13-23 Mart tarihleri arasında gerçekleşen 19. Ankara Film Festivali’nde kazananlar belli oldu. Tam liste şu şekilde:

    En İyi Film: Rıza
    En İyi Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu (Rıza)
    Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü: Mutluluk
    Onat Kutlar Senaryo Ödülü: Fatih Akın (Yaşamın Kıyısında)
    En İyi Kadın Oyuncu: Fadik Sevin Atasoy (Zeynep’in Sekiz Günü)
    En İyi Erkek Oyuncu: Yetkin Dikinciler (Mavi Gözlü Dev)
    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Nursel Köse/ Patrycia Ziolkowska (Yaşamın Kıyısında)
    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tuncel Kurtiz (Yaşamın Kıyısında)
    Jüri Özel Ödülü: Nurcan Eren (Rıza)
    En İyi Görüntü Yönetmeni: Mirsad Heroviç (Mutluluk)
    En İyi Sanat Yönetmeni: Natali Yeres (Rıza)
    MESAM Özgün Müzik Ödülü: Zülfü Livaneli (Mutluluk)
    En İyi Kurgu: Andrew Bird (Yaşamın Kıyısında)
    Umut Veren Yönetmen: İnan Temelkuran (Made In Europe)
    Umut Veren Kadın Oyuncu: Saadet Işıl Aksoy (Yumurta)
    Umut Veren Erkek Oyuncu: Ferit Kaya (Mavi Gözlü Dev)
    Umut Veren Senaryo: Dersu Yavuz Altun (Münferit)
    En İyi Kısa Film, Kurmaca: La (Elif Nur Kerkük)
    En İyi Kısa Film, Deneysel: Aynanın İçindeki Cadılar (Özgür Özcan)
    En İyi Kısa Film, Canlandırma: Zlin Çorbası (Akile Nazlı Kaya)
    Kısa Film, Jüri Özel Ödülü: Oyun (Serhat Furtuna)
    En İyi Belgesel, Profesyonel Kategori, Birinci: Otel Odaları (Sevinç Yeşiltaş) 
                              İkinci: İbret Olsun Diye (Necati Sönmez)
                              Üçüncü: Kaybedebilme Kabiliyeti (Ender Yeşildağ)
                              Jüri Özel Ödülü: Devrimci Gençlik Köprüsü (Bahriye Kabadayı)
    En İyi Belgesel, Amatör Kategori, Birinci: Buzlar Kırılınca (Caner Erzincan/Mevlüt Çiftçi)
                              İkinci: Gölün Kadınları (Emine Emel Balcı)
                              Üçüncü: Son Kumsal (Rüya Arzu Köksal)
                              Jüri Özel Ödülü: Volga Volga (Ayşegül Taşkent)

    !f Ankara İzlenimleri – Nöbetçi Sinema: Ölüm Defteri 1, Ölüm Defteri: Son İsim

    Bu yılki !f Ankara izlenimleri Nöbetçi Sinema bölümü ile sona eriyor. Sırada Ankara Film Festivali var. Geceyarısı Sineması da denebilecek bu bölümde birbirinin devamı olan iki film izledik.

    Ölüm Defteri 1 (Desu Nôto/Death Note); Ölüm Defteri: Son İsim (Desu Nôto: The Last Name/Death Note: The Last Name): Meşhur Japon manga ve animesi Ölüm Defteri’nin sinema uyarlaması olan bu iki filmin yönetmenleri, senaryo yazarları ve oyuncuları aynı olduğuna ve muhtemelen beraber çekildiklerine göre tek bir film olarak bahsetmek daha doğru olacak. Toplam süresi 4.5 saati bulan filmlerin konusunu temel olarak şöyle özetlemek mümkün. Ortada bir (ya da bir kaç) ölüm defteri var. Bu deftere adı yazılan kişi ölüyor, gerekirse ölüm şekli detaylı bir şekilde tanımlanabiliyor. Bu deftere bir şekilde sahip olan Light Yagami, Kira takma adıyla deftere suçluların adını yazarak onları öldürüyor ve kendince dünyayı temiz bir yere dönüştürmeye çalışıyor. Ancak polis açısından onun yaptığı da cinayet olduğu için onun peşine düşüyorlar. Bu sırada da gizemli dedektif L’den yardım alıyorlar. L uzun süre filmde gözükmüyor, gözükünce de zaten sinema tarihindeki en tuhaf dedektiflerden biri çıkıyor ortaya. Zaten film bir süre sonra Kira ve L arasındaki satranç maçına dönüşüyor adeta. Filmin bir manga/anime uyarlaması olduğu çok belli. Bunu bilmeyen biri bile ölüm tanrılarının tasarımından, L karakterinin duruşundan ve filmdeki kadın karakterlerden çok rahatlıkla tahmin edebilir. Çok önemli filmler değiller belki ama türü sevenlerin keyifle izleyebileceği filmler. Asıl önemlisi eğer animeleri izlenmemişse, bir an önce bulup izlemeliyim hissi uyandırıyor.

    !f Ankara İzlenimleri – Gökkuşağı: Mavi Olmadan Kırmızı, Dorian Gray’in Portresi

    !f Bağımsız Filmler festivali eğer yanılmıyorsam ilk yılından beri eşcinsel temalı filmlere Gökkuşağı adında bir bölüm ayırıyor. Bu yıl bu bölümde yine ilgi çekici filmler vardı. Bunlardan izlediğim ikisi şunlar:
    Not: youtube’a erişim yine engellendiği için film fragmanlarını koyamıyorum. Belki daha sonra…

    Mavi Olmadan Kırmızı (Red Without Blue): Bu yılki festivalde eksikliğini hiç hissetmediğimiz belgesellerden bir diğeri de Mavi Olmadan Kırmızı. Filmin en başında, zamanın basit video kameraları ile çekilen görüntülerle Farley ailesini Mark ve Alex isimli ikizleri ile mutlu bir çekirdek aile portresi çizerken görüyoruz. Aradan yıllar geçip ikizlerin artık genç birer birey oldukları şu anki hallerine baktığımızda durum şu. Alex artık tam bir kadın görünümünde ve Clair adını almış, artık tek düşüncesi cinsiyet değiştirme ameliyatı olup tamamen kadın olmak. Mark ise kadın görünümünü benimsememiş ama eşsinsel olduğunu açıklamış. İki kardeş bir süre önce beraberce bir intihar girişiminde bulunmuş. Anne ve baba ayrılmış. İşin ilginci anne de artık başka bir kadınla yaşıyor ama eşsinsel olmadığını, aralarında cinsel bir ilişki de olmadığını sadece birlikte yaşadıklarını ve çok iyi dost olduklarını söylüyor. Bu arada Farley ailesinin genel olarak koyu dindar bir aile olarak bilindiğini de eklemek gerek. Film bu enterasan aileyi ikizlerin okudukları okullardan evlerine geri dönmelerinden Clair’in ameliyatına kadar geçen süre boyunca izliyor. Herhangi bir kurmaca filmde görsek abartılı gelebilecek bu aileyi izlemek gerçekten ilginç bir deneyim. Film boyunca hoşgörü ve anlayışın önemine de tanıklık ediyor, ikizlerin ihtihar noktasından kendileriyle barışık bir hayata doğru ilerlemelerini de görüyoruz. Geleceğin ne getirip ve götüreceği yine de bilinmez tabii ki.

    Dorian Gray’in Portresi (The Picture of Dorian Gray): Oscar Wilde’ın bu meşhur eserini günümüz New York’una taşıyan bu filme kötü demek içimden gelmiyor. Belli ki yönetmen Duncan Roy muhtemelen dijital kamera ile çektiği filmini video-art sınırlarında dolaştırarak farklı bir sinema anlayışı denemiş. Kimi zaman konunun akışını bölen ve perdenin tümünü kaplayan yazılar, kimi zaman onlarca parçaya bölünmüş ve her parçada bazen farklı bazen aynı imajı izlememiz ve film karakterlerinin yanısıra seyirciyi de Dorian Gray’in o cinsiyetler üstü güzelliğine hayran bırakma çabası hep farklı sinema dili nedeniyle takdir edilmesi gereken unsurlar. Ama kişisel olarak filmin içine hiç giremediğimi ve sıkıldığımı belirtmeliyim. Ama film çıkışı çok sevenlerinin olduğunu da duydum. Oscar Wilde’ın eserinin ne şekilde güncelleştirildiğini merak edenler izleyebilirler.


    Kategoriler

    Arşiv

    Twitter’da ben…

    Blog Stats

    • 322.410 hits
    Eylül 2026
    P S Ç P C C P
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    282930  
    Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.