Archive for the 'Ödüller/Festivaller' Category



SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (10 Temmuz 2011)

SİYAD’ın 10 Temmuz haftası listesine Serseriler (Neds) filmi yedinci sıradan giriş yapmış. Bir Ayrılık (Jodaieiye Nader az Simin) filminin bir sıra yukarı çıkması ve Rio‘nun üç ayını doldurup liste dışına çıkması dışında listede göze çarpan bir farklılık yok.

Gelecek haftanın listesinde Harry Potter serisinin finalini ve Yağmuru Bile (Even the Rain) filmini görebiliriz.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Ömrümüzden Bir Sene (Another Year)

3.46

2

3

Bir Ayrılık (Jodaieiye Nader az Simin)

3.2

3

2

Pina

3.15

4

4

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

3.1

5

5

İstila (Monsters)

3

6

7

Kadının Fendi (Made in Dagenham)

2.89

7

Serseriler (Neds)

2.88

8

8

Ruhlar Bölgesi (Insidious)

2.83

9

9

Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole)

2.73

10

10

X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class)

2.7

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (3 Temmuz 2011)

SİYAD’ın bu haftaki listesine geçen hafta da tahmin ettiğimiz gibi Bir Ayrılık (A Separation) filmi giriş yapıyor. Üstelik üçüncü sıradan. Bu filmin listeye girmesi diğer filmleri birer sıra kaydırmış ve geçen hafta onuncu sırada yer alan Super 8 filminin liste dışında kalmasına neden olmuş. Zaten listenin geri kalanında yer alan filmlerin ortalamalarında herhangi bir değişiklik yok.

Gelecek hafta gösterime girecek filmlerden listeyi zorlayabilecek bir yapım gözükmüyor. Muhtemelen benzer bir liste ile karşılaşacağız.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Ömrümüzden Bir Sene (Another Year)

3.46

2

2

Pina

3.15

3

Bir Ayrılık (A Separation)

3.14

4

3

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

3.1

5

4

İstila (Monsters)

3

6

5

Rio

2.9

7

6

Kadının Fendi (Made in Dagenham)

2.89

8

7

Ruhlar Bölgesi (Insidious)

2.83

9

8

Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole)

2.73

10

9

X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class)

2.7

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (26 Haziran 2011)

SİYAD’ın 26 Haziran haftası listesine iki yeni giriş görüyoruz. Gerçek bir hikayeden alınan Kadının Fendi (Made in Dagenham) altıncı sıradan, gerçekten tedirgin edici bir korku filmi olan Ruhlar Bölgesi (Insidious) da yedinci sıradan listeye giriyor. Bu iki filmin listeye girişi ile Daha İyi Bir Dünyada (Haevnen / In a Better World) ve Aşkın Büyüsü (Water for Elephants) filmleri liste dışı kalmış oluyor.

Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerden Bir Ayrılık (A Seperation) filminin listeye girmesi beklenebilir.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Ömrümüzden Bir Sene (Another Year)

3.46

2

2

Pina

3.15

3

3

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

3.1

4

4

Istila (Monsters)

3

5

5

Rio

2.9

6

Kadının Fendi (Made in Dagenham)

2.89

7

Ruhlar Bölgesi (Insidious)

2.83

8

6

Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole)

2.73

9

7

X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class)

2.7

10

8

Super 8

2.67

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (19 Haziran 2011)

SİYAD’ın bu haftaki listesinde J.J. Abrams’ın yönettiği ve Steven Spielberg’in yapımcılığını üstlendiği Super 8 filminin sekizinci sıradan giriş yaptığını görüyoruz. 1970’lerin sonralarında bir grup çocuğun amatör bir film çekerken yollarının uzaylılar ile kesişmesini anlatan film gerçekten de başarılı bir yapım. Bu filmin listeye girmasi dışında liste geçen haftaki ile aynı. Önüzümdeki hafta da çok fazla bir değişiklik yaşanması beklenmiyor.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Ömrümüzden Bir Sene (Another Year)

3.46

2

2

Pina

3.15

3

3

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

3.1

4

4

Istila (Monsters)

3

5

5

Rio

2.9

6

6

Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole)

2.73

7

7

X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class)

2.7

8

Super 8

2.67

9

8

Daha İyi Bir Dünyada (Haevnen / In a Better World)

2.64

10

10

Aşkın Büyüsü (Water for Elephants)

2.6

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (12 Haziran 2011)

SİYAD’ın bu haftaki listesinde Mike Leigh’in yeni filmi Ömrümüzden Bir Sene (Another Year), önemli bir üstünlükle birinci sıraya oturuyor. Listenin geri kalanında ise çok fazla bir değişiklik yok, diğer filmler aşağı doğru kaymış. Böylece Pina ve Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil) filmleri ikinci ve üçüncü sıraya oturmuşlar. Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerden Super 8 ve Ken Loach’ın yeni filmi Tehlikeli Yol (Road Irish) filmlerinin listeye girmesi beklenebilir.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

Ömrümüzden Bir Sene (Another Year)

3.46

2

1

Pina

3.15

3

2

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

3.1

4

3

Istila (Monsters)

3

5

4

Rio

2.9

6

6

Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole)

2.73

7

5

X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class)

2.7

8

7

Daha İyi Bir Dünyada (Haevnen / In a Better World)

2.64

9

10

Press

2.6

10

8

Aşkın Büyüsü (Water for Elephants)

2.6

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (5 Haziran 2011)

SİYAD’ın 5 Haziran haftasının listesinde geçen haftaki listenin birinci, üçüncü ve beşinci filmleri olan Siyah Kuğu (Black Swan), Rango ve Gerçeğin Parçaları (Winter’s Bone) filmleri üç aylarını doldurup listeden çıkınca listede epey değişiklik olmuş. Wim Wenders’in üç boyutlu belgesel/dans filmi Pina birinci sıraya yükselmiş, Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil) geçen haftaki gibi ikinci sırada, geçen hafta sanırım bir yanlışlık sonucu listeden çıkarılan farklı ama başarılı bilim-kurgu filmi İstila (Monsters) ise üçüncü sırada. Ayrıca haftanın yeni filmlerinden X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class) da listeye beşinci sıradan girerek serinin iyi filmlerinden biri olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Önümüzdeki hafta, Mike Leigh’in yeni filmi Ömrümüzden Bir Sene (Another Year) filminin listeye girmesini bekleyebiliriz. SİYAD’ın animasyon sever üyeleri Kung Fu Panda 2‘yi de listeye sokabilirler.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

4

Pina

3.15

2

2

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

3.1

3

İstila (Monsters)

3

4

6

Rio

2.9

5

X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class)

2.78

6

7

Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole)

2.78

7

8

Daha İyi Bir Dünyada (Haevnen / In a Better World)

2.64

8

9

Aşkın Büyüsü (Water for Elephants)

2.6

9

10

İçimdeki Yangın (Incendies)

2.6

10

Press

2.6

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (29 Mayıs 2011)

SİYAD’ın 29 Mayıs listesinde yeni gösterime giren filmlerden Şeytanı Gördüm‘ün (I Saw the Devil) 2. sıradan listeye dahil olduğunu görüyoruz. Natalie Portman’a Oscar getiren Siyah Kuğu (Black Swan) filmi listedeki üç aylık süresini doldurmaya kısa bir süre kala halen birinci sıradaki yerini koruyor. Üçüncü sırada ise western kalıplarını animasyon içinde çok başarılı bir şekilde kullanan Rango yer alıyor. Önümüzdeki haftanın filmlerinin listeyi ne kadar değiştireceğini bir kaç gün sonra göreceğiz.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Siyah Kuğu (Black Swan)

3.47

2

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

3.33

3

2

Rango

3.22

4

3

Pina

3.15

5

5

Gerçeğin Parçaları (Winter’s Bone)

3

6

6

Rio

2.9

7

7

Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole)

2.73

8

10

Daha İyi Bir Dünyada (Haevnen / In a Better World)

2.64

9

Aşkın Büyüsü (Water for Elephants)

2.6

10

İçimdeki Yangın (Incendies)

2.6

SİYAD’a Göre 2010′un En İyi Yabancı Filmi Beyaz Bant

SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) bu yılın Şubat ayında bir önceki yılın yerli filmlerine verdiği ödülleri açıklarken üyelerinin oyları ile belirlenen 2010 yılının en iyi yabancı filmleri listesini de açıklamıştı. Aslında epey geç kalmış bir haber olacak ama üst üste gelen festivaller ve yoğun vizyon takvimi arasında bu listeyi bir haber olarak buradan paylaşmayı atlamışım. Her ne kadar aradan geçen zaman içinde meraklısı listeye ulaşmış olsa da önceki yılların listelerini buradan takip eden bir takipçimizin sorması üzerine geç de listeyi buraya da koymanın bir zararı olmaz dedim. Ne de olsa iyi bir filmi ne zaman izlediğinizin bir önemi yok. Hemen hepsi tekrar tekrar izlenmeyi hakeden filmlerin listesi şu şekilde:

1. Beyaz Bant (Das Weisse Band)
2. Parlak Yıldız (Bright Star)
3. Başlangıç (Inception)
4. Gir Kanıma (Låt Den Rätte Komma In)
5. Tek Başına Bir Adam (A Single Man)
6. Deccal (Antichrist)
7. Ciddi Bir Adam (A Serious Man)
8. Sosyal Ağ (The Social Network)
9. Toprak Altında (Buried)
10. Sihirbaz (L’illusionniste)
11. Ölümcül Takip (Chugyeogja)
12. Ay (Moon)
13. Annemi Öldürdüm (J’aı Tué Ma Mere)
14. Gözlerindeki Sır (El Secreto De Sus Ojos)
15. Zindan Adası (Shutter Island)
16. Hayata Çalım At (Looking For Eric)
17. Aslı Gibidir (Copie Conforme)
18. Aklı Havada (Up In The Air)
19. Kırık Kucaklaşmalar (Los Abrazos Rotos)
20. Köprüdekiler (On The Bridge)

Ayrıca kişisel olarak benim 2010’un en iyi filmleri listem de şu şekilde (yerli/yabancı ayırımı yapmadan):

1. Tek Başına Bir Adam (A Single Man)
2. Deccal (Antichrist)
3. Başlangıç (Inception)
4. Gir Kanıma (Lat Den Ratte Komma In – Let The Right One In)
5. Aklı Havada (Up in The Air)
6. Beyaz Bant (Das Weisse Band – The White Ribbon)
7. Kosmos
8. Toprak Altında (Buried)
9. Kan Arzusu (Bakjwi – Thirst)
10. Sihirbaz (The Illusionist – L’illusionniste)

Uçan Süpürge 2011 İzlenimleri – 7. Gün: Bir Zamanlar, Son Bir Hamle, Zefir

Bir Zamanlar (Vielleicht in Einem Anderen Leben / In Another Lifetime):

İkinci Dünya Savaşı sırasında Macar yahudilerinden oluşan bir grup kaçınılmaz kaderlerine doğru yol alırken aralarından bir kısmı yolda çıkan bir karışıklık sonrasında bir Avusturya köyünde mahsur kalırlar. Köy sakinleri bu yabancıları ilk başta nefretle karşılarlar. Sanatın insanlar üzerindeki gücünü hisseden bir opera sanatçısı, köyde bir opereti sergilemek üzere çalışmaya başlar ve bu konuda tutsak arkadaşlarından yardım alır. Bu operetin çalışmaları sırasında hem tutsaklar hem de köy halkı arasında farklı ilişkiler şekillenmeye başlar.

Bir Zamanlar, İkinci Dünya Savaşı ile ilgili izlediğimiz yüzlerce filmden bir yenisi. Açıkçası ufak tefek bazı farklılıklar ve finaldeki beklenmeyen hareket dışında çok da fazla bir yenilik vaad etmiyor. İzlemek bir kayıp olmayacaktır ama bu yazıyı yazarken bile filmin hafızamda bıraktığı izin ne kadar az olduğunu farkediyorum.

Son Bir Hamle (La Dernière Fugue / The Last Escape):

Noel yemeğinde bir araya gelen kalabalık bir aile. Anne, baba, üç çocukları, damatlar, gelinler ve torunlar. Belli ki uzun yıllardır ritüel olarak bunu tekrarlamaktalar. Ancak bir süredir baba parkinson hastasıdır ve artık belli ki son günlerini yaşamaktadır. Konuşmakta, yemek yemekte, üzerini değişmekte zorlanmakta, yapmak istediği hareketleri gerçekleştirmesi mümkün olmamaktadır. Masadan kalkmaya çalışırken düşmek ya da bir köşede uyuyup kalmak artık olağan durumlar haline gelmiştir onun için. Hastalığı daha da ilerlemesin diye hoşlandığı bazı yemekleri yemesi de yasaklanmıştır. Torunlarından biri dedesinin artık ölmesinin onun için daha iyi olacağını, aslında onun da bunu istediğini düşünür ve babasına da bu fikrini açar. Babası da bu duruma hak verince bunun yollarını aramaya başlarlar.

Son Bir Hamle, ele aldığı konu duygu sömürüsüne çok açık bir konu olmasına rağmen bu yöne kaymayarak doğru bir seçim yapıyor. Jacques Godin de parkinson hastası bir insanı başarılı bir şekilde canlandırıyor. Fiziksel özellikler bir yana, hastanın bir zamanlar çok kolaylıkla yaptığı günlük bazı işleri artık yapamamasının ve bunlar için yardım almak zorunda olmasının verdiği psikolojik çöküş çok başarılı olarak yansıtılmış. Ayrıca kadın-erkek ya da baba-oğul ilişkilerini irdelerken babanın otoritesini de sorgulayan alt metni de başarılı filmin.

Ancak kişisel olarak parkinson hastası baba figürü, yıllar yılı iç içe yaşadığım bir figür olduğu için objektif olarak değerlendirmemin ya da analiz yapmamın pek de mümkün olmadığı bir film oldu benim için. Bambaşka duygular içinde izledim filmi. Benzer deneyimler yaşamış insanların izlemesinin bir miktar zor olduğu söylenebilir.

Zefir:

Belma Baş’ın Zefir filmi uzun süredir çeşitli festivallerde gösterilen bir filmdi. Sonunda Fipresci ödülü aldığı Uçan Süpürge’nin kapanış töreni sonrası izleme fırsatı buldum (sonrasında bir kez yetmedi, bir defa da vizyonda izledim aslında). Peşin peşin şunu söylemeli. Kesinlikle hakedilmiş bir ödül. Zefir değil de şu film ödül alabilirdi diyebileceğiniz bir ya da iki film vardı zaten. Onlardan yana olanların da Zefir‘in ödülüne karşı çıkacağını düşünmüyorum.

Belma Baş’ın 2006 tarihli kısa filmi Poyraz da pek çok övgüler ve ödüller almıştı. Benim de çok beğendiğim bir kısa filmdi. Hemen hemen aynı kadro ile çektiği Zefir için bu filmin devamı denebilir. O filmde isimsiz bir kız çocuğunu canlandıran Şeyma Uzunlar, burada filme adını veren karakter. Hemen hemen tüm sahnelerde görünen Uzunlar, bu yaşında bile ne kadar iyi bir oyuncu kumaşı olduğunu gösteriyor. Henüz sadece bu iki filmde oynayan Uzunlar oyunculuk kariyerine devam etmeye karar verirse Türk sineması çok iyi bir oyuncu kazanabilir. Filmin diğer oyuncularından büyük bir kısmı da Baş’ın kendi ailesinden oluşuyor. Onlar da üstlerine düşeni yerine getiriyorlar. Anne rolündeki Vahide Gördüm ise zaten iyi bir oyuncu olduğunu bildiğimiz bir isim. Burada da bizi şaşırtmıyor.

Filmin konusuna gelince aslında öyle uzun uzun anlatılacak bir konusu yok. Yaz tatilini Doğu Karadeniz’de bir yayla evinde dedesi ve anneannesi ile beraber yaşayarak geçiren Zefir, büyük bir hasretle annesini beklemektedir. Bu arada yöreden çocuklarla oynamakta, doğa ile iç içe bir yaz geçirmektedir. Nihayet annesi geldiğinde ise aslında onu tamamen bırakacağını söylemeye gelmiştir. Ancak Zefir’in bunu kabul etmesi pek de kolay olmayacaktır.

Belma Baş tüm bu hikayeyi muhteşem doğa görüntüleri ile süsleyerek anlatıyor. Bunun yanında filmde bir kaç defa tekrarlanan temalar ve diyaloglar da var ki bunlar en başta çok anlamlı durmasa da filmin finalinde gerçekleşen olay ile bir anlam kazanıyor. Filmin gösterimi sırasında söz konusu olay olduğunda salonda bir hayret nidası koptu ve sonunda filmin sürpriz bir sonla bittiği yorumları yapıldı ama filmi zihninizde geri sardığınızda Baş’ın incelikli senaryosu ile adım adım bu finale doğru ilerlediğini görüyoruz. Neredeyse her sahne finale giden yola katkıda bulunuyor. Hatta filme yapımcı olarak destek veren ve sadece sesi duyulan Cem Yılmaz’ın söyledikleri bile başta bir yama gibi dursa da filmin ana teması ile çok ilintili aslında.

Film hakkında yapabileceğim iki ufak eleştiri var. Biri o muhteşem görüntülerle ilgili. Az sayıda da olsa bazıları tabloyu andıran güzel görüntüler olsun diye çekilmiş gibiydi. Bu anlamda Nuri Bilge Ceylan’ın ilk filmlerinde fotoğrafçı köklerinden kopamamış olmasını hatırlattı bana. Bir de Niyazi Koyuncu’nun ormanlık alanda şarkı söylediği sahne. Sanki abisine bir selam gönderme havası taşıyordu. Esasen şarkının sözleri de filmin temasına uzak değildi ama olmasa da olur dediğim bir sahne oldu.

Bu iki nokta dışında ağır temposuna rağmen tıkır tıkır işleyen çok başarılı bir film Zefir. Senenin en iyi Türk filmleri arasında rahatlıkla yer alabilir. Ne yazık ki bu yazı yazıldığı tarih itibariyle yaklaşık bir aydır vizyonda olmasına rağmen 2.500 seyirciye bile ulaşamamış. Halbuki çok daha fazla seyirciyi hakediyor.

Uçan Süpürge 2011 İzlenimleri – 6. Gün: Bozkırın da Ötesi, Havanalı Eva, Son Anna Raporu, Yağmuru Bile

Bozkırın da Ötesi (Beyond the Steppes):

1940 yılında Sovyetler Birliği, Polonya’dan pek çok kadını ülkelerinden ayırarak Kazakistan’a sürmüştü. Bu film de bu kadınlardan biri olan Nina’nın hikayesi. Kocası ve kardeşleri savaşa gitmek zorunda olan Nina, küçücük bebeği ile Kazakistan’a gitmek zorunda kalıyor. Tek başına bile oradaki ağır işlere ve doğa koşullarına dayanmak zorken bir de bebek olunca iş iyice zorlaşıyor. Üstelik Rus askerleri de güçten kuvvetten düşünlere hiç acımıyor, onları adeta ölüme terk ediyorlar. Bu yüzden Nina her anne gibi önce bebeğini düşünse de, ona bakabilmek için kendi de ayakta kalabilmek zorunda. Bir şekilde hayatını devam ettirmeye çalışan Nina günün birinde oğlunun hastalanması üzerine ona ilaç bulmak üzere çabalamaya başlıyor. Belli ki bulundukları yerde ona yardımcı olacak bir ilaç yok. O da önce şehre gitmek için izin alma, sonra da o uzun yola çıkıp şehirdeki doktoru ilaç vermesi için ikna etme çabasına giriyor. Bu sırada yolda kendisine eşlik eden Kazak aile ile de birbirlerinin dillerini anlamasalar da bir dostluk kuruluyor.

Zaman zaman can acıtıcı bir hal alsa da duygu sömürüsüne kaymayan Bozkırın da Ötesi başarılı bir film. Başroldeki Agnieszka Grochowska’nın performansının filmi sürüklediği söylenebilir. Yönetmen Vanja d’Alcantara, bu ilk uzun metrajlı filminde gayet soğukkanlı bir yaklaşımla başarılı bir yönetmenlik göstermiş.

Havanalı Eva (Habana Eva):

Adından da anlaşıldığı gibi Havanalı Eva filmi, Küba’nın başkenti olan Havana’da yaşamakta olan Eva adlı genç bir kadını konu alıyor. Bir tekstil fabrikasında (atölye de denebilir aslında) çalışmakta olan Eva’nın bir gün kendi tasarımlarını da yapabilmek gibi bir hayali vardır. Bir yandan da uzun zamandır beraber olduğu erkek arkadaşı Angel ile evlilik planları yapmaktadır. Angel beraber yaşayacakları bir daire inşa etme çabasındadır. Bu daire bittiği zaman Eva ve Angel evleneceklerdir. Ancak Angel bir miktar tembel olduğundan dolayı bir türlü bu işi bitirememekte, evliliğe de sıra gelmemektedir. Tam da bu dönemde kente gelen yakışıklı fotoğrafçı Jorge ile tanışan Eva yavaş yavaş ona tutulmaya başlar. Ancak zamanla Jorge’nin Havana’ya gelişinin nedeninin fotoğraf çekmekten fazlası olduğu ortaya çıkar ve iki erkek arasında kalan Eva bir karar vermek zorunda kalır.

Havanalı Eva romantik komedi kalıplarını kullanan bir film. Belli bir noktasından sonra ilginç bir biçimde doğaüstü olaylara da yer veriyor. Sadece bu iki boyutuyla bakıldığında karşımızda son derece eğlenceli, güzel ve yakışıklı oyuncuların arzı endam ettiği, sonuyla da seyirciyi hem şaşırtan hem de takdirini kazanan bir film var. Ancak biraz görünenin altına baktığımızda filmin savunduğu görüşün epey tartışmalı olduğunu görüyoruz. Yakışıklı ve zengin fotoğrafçı Jorge’nin sonradan ortaya çıkan diğer motivasyonları da düşünüldüğünde kapitalizmi temsil ettiği açık. Havana’nın sokaklarından çıkan tembel Jorge ise belli ki komünizmin temsilcisi. Filmin sonunda gelinen noktada her ne kadar kapitalizm ve komünizm belli bir ortak noktada buluşabilirler gibi bir mesaja bağlansa da filmin kapitalizme daha olumlu, komünizme daha olumsuz anlamlar yüklediği görülebiliyor. Bu şekilde bakıldığında üzerinde konuşmak gereken bir film var karşımızda.

Havanalı Eva’yı canlandıran güzel oyuncu Prakriti Maduro, festivalin konuklarından biri olunca bu konuları tartışmak için de güzel bir fırsat çıktı önümüze. Ancak gördük ki seyircinin büyük bir kısmı bu alt metni hiç dikkate almamış ve filmin sonundaki seçimin ne kadar güzel olduğundan dem vurmakta (finalde ne olduğunu tam olarak açık etmeyelim ama kadınların çok hoşuna giden bir final açıkçası). Ancak söyleşi ilerledikçe filmin alt metnine değinen sorular da gelmeye başladı. Aslında bu tip soruları filmin oyuncusuna sormak çok da anlamlı değil. Keşke yönetmen Fina Torres (ki senaryo yazarlarından biri de o) de konuk olsaymış da ona da aynı sorular gelseymiş. Prakriti Maduro filmde çalışma koşulları ya da Havana’nın durumu gibi konuların gerçeği yansıttığını ve Küba hükümetinin zaman zaman kendilerini eleştiren bu filme destek verdiklerini söylemekle yetindi ve o da filmin politik mesajlarına pek fazla girmemeyi tercih etti. Seyircilerden Küba ve Venezüella ile ilgili gelen soruları da bilgisi dahilinde cevaplamaya çalıştı. Çok doyurucu olmasa da eğlenceli bir söyleşiydi. Tıpkı film gibi.

Son Anna Raporu (Utolsó Jelentés Annáról / The Last Report on Anna):

Márta Mészáros, 1954 yılından beri hızlı bir tempo ile film çeken Macaristan’ın önemli yönetmenlerinden biri. Son 10 yıl içinde bu tempo biraz yavaşlamış olsa da 2009 tarihli Son Anna Raporu, yönetmenin hala formda olduğunun bir göstergesi.

Filme adını veren Anna, Macaristan’ın önemli politikacılarından Anna Kéthly. Aslında epey uzun bir zaman diliminde yaşanmış bir takım olaylara yer veren bu film temel olarak Kéthly’nin 1970’lerde zorunlu olarak Belçika’da sürgünde bulunduğu bir döneme odaklanıyor. Bu dönemde Macaristan hükümeti onun faaliyetlerinden haberdar olmak için bir yol aramaktadır. Sonunda çareyi onun eski sevgilisinin yeğeni Péter’ı bir bahane ile Macaristan’a göndermekte ve onu Anna’nın güvenini kazanıp yaptıklarını raporlamakla görevlendirmekte bulurlar. Aslında Péter da bunu yapmaya çok gönüllü değildir ama biraz da buna mecbur kalır. Ancak Anna’yı tanıdıkça fikirleri de değişmeye başlar.

Mészáros’un filmi konuyu bir kaç açıdan ele alarak sıradan bir biyografi filmi olmaktan uzaklaşıyor. Zaten Anna Kéthly’nin ateşli bir politikacı olduğu dönemde neler yaptığını sadece bir kaç flashback sahnesinde görüyoruz. Ancak yaşlılık dönemindeki tavırlarından bile ne kadar güçlü bir kişilik olduğu ve liderlik yeteneği görülüyor. Ama bir yandan onun özel hayatına da tanıklık ediyoruz. Yıllar yılı birbirini görmemiş, dinlenme korkusu ile telefonda bile konuşamamış iki insanın yaşları ne olursa olsun devam eden aşkları filmin bazı anlarını sağlam bir aşk filmine de dönüştürüyor adeta. Dönemin İsrail başbakanı Golda Meir ile iki kadın olarak muhabbet ettikleri sahne de filmin başarılı anlarından biri. Ayrıca Péter’ın hikayesine de önemli bir yer ayırarak dönemin herkesin birbirini takip ettiği, kimsenin birbirine güvenemediği tekinsiz atmosferini de filmin önemli parçalarından biri yapıyor.

Filmdeki bazı ayrıntıları yakalamak için Macaristan’ın yakın dönem tarihini de bir miktar biliyor olmanın gerekliliğinin filmin izleyici kitlesini bir miktar sınırladığı söylenebilir. Bu anlamda Macar seyircilerin çok daha fazla keyif alabileceği ve boşlukları doldurabileceği bir film gibi gözükse de izlemeye değer bir yapım.

Yağmuru Bile (También la Lluvia / Even the Rain):

Yağmuru Bile, 2000 yılında Bolivya’da halkın su kaynaklarının özelleştirilmesine karşı yaptıkları eylemlere götürüyor bizleri. Biliyoruz ki bu eylemler, Morales’in iktidara gelmesinin ilk adımları oldu. Film halkın bu dönemdeki tepkilerini anlatırken (ki bu dönemde yaşananlar Su Savaşları olarak geçiyor), bu hikayeyi başka bir hikayenin içinde eritiyor aslında. Filmin ana hikayesi bir film çekmek üzere Bolivya’ya gelen İspanyol bir film ekibi üzerinden yürüyor. Bu ekip Kristof Kolomb ve Amerika’nın keşfi üzerine bir film yapma çabasında. Filmde Amerikan yerlilerini canlandırmak üzere ucuz işgücü olarak Bolivyalı halk arasında bir seçme yaparken kızı ile seçmelere katılan bir adam yönetmenin dikkatini çekiyor ve filmdeki önemli rollerden birini ona vermeyi düşünüyor. Yönetmenin adamda bir ışık sezmesi boşa değil. Zamanla ortaya çıkıyor ki o özelleştirmeye karşı yapılan eylemlerin önderlerinden biri.

Filmin önemli özelliklerinden biri, bir yandan eylemleri gösterirken diğer yandan da uzun yıllar önce Amerikan yerlilerinin yaşadıkları ile de bağlantı kurması ve sömürgecilik anlayışının şekil değiştirerek de olsa aynı kaldığını vurgulaması. Bu nedenle film içinde çekilen filmin her sahnesi ile su eylemleri arasında bağlantı kurmak mümkün. Bu bağlantıyı incelikli bir şekilde kuran senaryo Paul Laverty’ye ait. Bu ismi nereden hatırlıyoruz diyenlere Laverty’nin Ken Loach’ın uzun yıllardır değişmez senaristi olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Yağmuru Bile, değindiği konular ile çok rahatlıkla Ken Loach filmi olabilecek bir yapım.

Senaryoyu överken yönetmenin başarısını da es geçmeyelim elbette. 2003 yılında Gözlerimi de Al filmi ile tanıyıp sevdiğimiz Icíar Bollaín yine çok başarılı bir yönetmenlik sergiliyor. O filmde de beraber çalıştığı İspanyol sinemasının en başarılı aktörlerinden Luis Tosar filmin yapımcısı rolünde her zamanki gibi yine iyi. Üstelik bu kez bir değişim yaşasa da abartılı duygusal çalkantıları olan bir karakteri canlandırmadığı için (son dönemlerdeki filmlerinde bu tip karakterler ağırlık kazanmıştı) kendini çok ön plana çıkartmadan etkili bir oyunculuk sergilemeyi başardığını bir kez daha gösteriyor. Yönetmen rolünde Gael García Bernal standart bir oyunculuk çıkarırken biraz da gişe için seçildiği izlenimini veriyor. Ancak filmin esas yıldızı eylemci Daniel rolünde Juan Carlos Aduviri. Filmin başında yönetmenin dikkatini çekmesi ile bizim dikkatini de üzerinde toplayan Aduviri film boyunca da etkisini sürdürüyor. Daha ilk filminde böyle bir performansa imza atmak kolay değil. Bakalım devamında neler gelecek.

Adını o dönem Bolivya’da yağmur sularının biriktirilip kullanılmasının bile yasaklamasından alan Yağmuru Bile ele aldığı konunun yanında sinemasal değeri ile de öne çıkan bir film. Hatta kişisel fikrime göre festivalin en iyi filmi. Planlar değişmezse 15 Temmuz 2011’de ülkemizde ticari gösterime de girecek olan bu filmi kaçırmamak gerek.


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 320.025 hits
Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.