Archive for the 'Haberler' Category



29. İstanbul Film Festivali Altın Lale Ödülleri Sahiplerini Buldu

29. İstanbul Film Festivali kapsamında verilen Altın Lale ödülleri bu gece yapılan törenle sahiplerini buldu. Ulusal yarışmada en iyi film ödülünü Vavien alırken, jüri özel ödülünü de Bal aldı. Min-Dit’in de en iyi yönetmen ödülünü aldığı yarışmada bir istisna dışında diğer ödülleri de bu filmler paylaştı. İstisna ise Beş Şehir filmindeki başarılı oyunuyla en iyi erkek oyuncu ödülü alan Tansu Biçer’den geldi.

Uluslararası yarışmada ise en iyi film ödülüne Şeylerin Boktanlığı (De Helaasheid Der Dingen / The Misfortunates) filmi layık görüldü.

Bu arada ödül töreninde Emek Sineması’nın yıkılması kararına karşı duyulan tepkiden bolca sözedildi ve yarınki (18 Nisan 2010) protesto yürüşüne de herkes davet edildi. Biz de hala duymamış olan varsa buradan bir kez daha hatırlatmış olalım. Yürüyüş 18 Nisan 2010’da saat 17:00’da Taksim Meydanı tramvay durağından başlayacak. Emek Sineması’nın yıkılmasına karşı olan herkes orada olmalı.

Son olarak tam ödül listesini verelim:

Altın Lale Uluslararası Yarışma:
En İyi Film:
Şeylerin Boktanlığı (De Helaasheid Der Dingen / The Misfortunates)
Jüri Özel Ödülü: Matmazel Chambon (Madamoiselle Chambon)

Altın Lale Ulusal Yarışma:
En İyi Film:
Vavien
En İyi Yönetmen: Miraz Bezar (Min Dit)
Jüri Özel Ödülü: Bal
En İyi Erkek Oyuncu: Tansu Biçer (Beş Şehir)
En İyi Kadın Oyuncu: Şenay Orak (Min Dit)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Barış Özbiçer (Bal)
En İyi Senaryo: Engin Günaydın (Vavien)
En İyi Müzik: Mustafa Biber (Min Dit)

Fipresci Ulusal Onat Kutlar En İyi Film Ödülü:
Vavien
Fipresci Uluslararası En İyi Film Ödülü: Matmazel Chambon (Madamoiselle Chambon)

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü FACE
En İyi Film:
Ajami
Jüri Özel Ödülü: Tanrının Gittiği Gün (Le Jour où Dieu est Parti en Voyage / The Day God Walked Away)

Radikal Gazetesi Halk Ödülü
Uluslararası Yarışma:
Annemi Öldürdüm (J’ai Tué Ma Mère / I Killed My Mother)
Ulusal Yarışma: Bal

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (11 Nisan 2010)

Bir süredir son 3 ay içinde vizyona girmiş filmlere SİYAD üyelerinin verdiği notlara göre düzenlenen en iyi 10 listelerini yayınlamıyordum. Eksik haftaları pas geçerek bu haftadan itibaren SİYAD’ın açıkladığı bu listelere blogumda yeniden yer vermeye başlıyorum.

Bu hafta gösterime giren 9 yeni filmden sadece Bal listeye girebilmiş. Altın Ayı sahibi Bal, listeye 4. sıradan giriyor. Haftanın listeden çıkan filmi ise uzun süredir birinci sırada olan ve vizyonda 3 ayını doldurduğu için listeden çıkan Gir Kanıma (Let the Right One In). Bu film listeden çıkınca ilk üç sıraya da Terry Gilliam’ın yeni şaheseri Dr. Parnassus (The Imaginarium of Doctor Parnassus), Martin Scorsese’nin müthiş bir atmosfer yarattığı, Zindan Adası (Shutter Island) ve kişisel olarak henüz izleyemediğim ama çok umutlu olduğum Ay (Moon) listenin ilk 3 sırasına otumuş oldular.

Haftaya Reha Erdem’in uzun süredir vizyon sırasını bekleyen filmi Kosmos‘un epey üst sıralardan, muhtemelen birinci sıradan, listeye girmesini bekleyebiliriz.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

2

Dr. Parnassus (The Imaginarium of Doctor Parnassus)

3

2

3

Zindan Adası (Shutter Island)

2.95

3

4

Ay (Moon)

2.87

4

Bal

2.86

5

5

Aklı Havada (Up in the Air)

2.82

6

6

Çılgın Kalp (Crazy Heart)

2.82

7

7

Kim Kiminle Nerede? (Whatever Works)

2.81

8

8

Kan Arzusu (Thirst)

2.77

9

9

Kutu (The Box)

2.77

10

10

Nine

2.76

Sinema Manyakları, 2010 Blog Ödülleri’ne Aday

Sinema Manyakları blogu olarak, geçen yılki gibi, Blog ödülleri 2010′un “Efes Pilsen Kültür-Sanat Blogları” kategorisindeki adaylardan biriyiz. Tamamen kişisel bir çabayla yürüttüğüm bu blog ile her ne kadar pek bir iddiam olmasa da oy vermek isteyenleri http://2010.blogodulleri.com/frame/show/sinema-manyaklari-1886 adresine beklerim. Oy vermek için siteye kayıt olmak gerektiğini de hatırlatalım.

7. Yıldız Kısa Film Festivali Yaklaşıyor

Türkiye’nin ilk ve bağımsız öğrenci organizasyonu Yıldız Kısa Film Festivali yedinci kez sinema severlerle buluşmaya hazırlanıyor. Y.T.Ü. Sinema Kulübü tarafından düzenlenen, jüriliğini sinema sektörünün özgün ve seçkin isimlerinin oluşturduğu festivalin son başvuru tarihi 12 Nisan.

3 Mayıs tarihinde açılış etkinlikleriyle başlayacak festival, hafta boyunca yapılan gösterimlerle devam edecek, 7 Mayıs akşamı yapılan ödül töreni ve kokteyl ile son bulacak. Hafta boyunca gerçekleşecek gösterimlerin yanı sıra panel, söyleşi ve atölyeler de düzenlenecek. Etkinliklerin tümü Y.T.Ü. Beşiktaş kampüsünde olacak.

Festival kapsamında düzenlenecek yarışma bölümü ulusal çapta tüm öğrencilere açık. Yarışmaya katılan filmler, YTÜ Sinema Kulübü danışmanı Uğur KUTAY başkanlığında, YTÜ Sinema Kulübü Yönetim Kurulu ve Üyelerinden oluşan ön jüri tarafından değerlendirilecek. Ön jüri değerlendirmesinden geçen filmler arasından kurmaca, canlandırma ve deneysel dallarda ilk üçe giren filmler ise esas jüri tarafından belirlenecek.

Festival ile ilgili detaylı bilgi http://www.yildizkisafilm.org/ adresinden alınabilir.

Ankara Film Festivali 2010 İzlenimleri – 10.Gün: Sinema Aspirin ve Akbabalar, Trans Halindeki Ülke, Archibaldo De La Cruz’un Suçlu Yaşamı, Rövanş, Suç Ordusu

Sinema, Aspirin ve Akbabalar (Cinema, Aspirinas e Urubus / Movies, Aspirin and Vultures):
2. Dünya Savaşı yılları. Savaştan kaçan bir Alman, Brezilya’nın köylerinde dolaşmakta, onlara filmler göstermekte, o filmler arasında da piyasaya yeni çıkmış bir ilacın, aspirinin reklamını yapmakta ve bu ilacı köy sakinlerine satmaktadır. Tek başına çıktığı bu yolculukta yoldan aldığı bir Brezilyalı da kendisine hem yardımcı olmaya başlar, hem de ona yoldaşlık eder.

Sinema, Aspirin ve Akbabalar hem bu iki birbirinden çok farklı adamın günler geçtikçe gelişen arkadaşlığını anlatırken bir yandan da o dönemlerde savaşın bile uğramadığı Brezilya’nın bir portresini çiziyor. Gayet samimi ve doğal bir film. Bir önceki gün Hayatın Mutfağı filminde de izlediğimiz João Miguel başta olmak üzere oyuncular da başarılı ancak çok da önemli bir film olarak iz bırakmadı doğrusu.

Trans Halindeki Ülke (Terra em Transe / Earth Entranced):
1967 yılından gelen bu film Eldorado adlı hayali bir Latin Amerika ülkesinde aynı zamanda şair de olan bir gazetecinin devletin hakim güçlerine karşı mücadelesini ve bu arada halkı da arkasına almasını anlatıyor. Filmde hayali bir Latin Amerika ülkesinden bahsedilse de konu edilen ülkenin henüz 3 yıl önce bir askeri darbe yaşamış olan Brezilya olduğu çok açık. Hem bu yönüyle hem de genel olarak anlatılan öykü itibariyle önemli bir film karşımızdaki. Belli ki iyi bir restorasyondan geçmiş, çok temiz bir kopyadan izlemiş olmamız da bir avantajdı.

Buralarda çok tanınmayan yönetmen Glauber Rocha, kaynaklarda Brezilya yeni sinemasının (cinema novo) öncülerinden biri olarak görülüyor. Doğrusu bu akımın diğer filmlerini ya da yönetmenin tarzının bu filmdekine benzeyip benzemediğini bilmiyorum ancak okuduğum kaynaklar bu yönde olduğunu gösteriyor. Doğrusu bu tarzla ilgili bir problemim oldu benim. Zaman zaman son derece teatral ve abartılı oyunculukların rahatsız edici olduğunu söylemeliyim kendi adıma. Bu abartının bir devamı olarak kimi sahnelerin de destansı olması için özel olarak çaba sarfedilmiş belli ki. Bu anlayışla çekilmiş sahnelerin gayet etkileyici olduğunu kabul etmeliyim ama sanki daha gösterişsiz bir film daha etkili olacaktı. Yine de özellikle farklı ülkelerdeki sinema akımlarını merak edenlerin izlemesi gereken bir film.

Archibaldo De La Cruz’un Suçlu Yaşamı (Ensayo de un Crimen / The Criminal Life of Archibaldo de la Cruz):
Luis Buñuel’in Meksika’da çektiği çoğu film İspanya dönemindeki filmlerine göre daha az ses getirmiş filmlerdir. Archibaldo De La Cruz’un Suçlu Yaşamı da bu filmlerden biri. Halbuki film, içerdiği burjuvazi taşlaması, ironisi ve iyilik ve kötülük kavramlarına bakışı ile tam bir Buñuel filmi. En iyi Buñuel filmlerinden biri değil belki ama kesinlikle ilgiyi hak ediyor.

Film, çocukluğunda bir tesadüf eseri dadısını öldürdüğünü düşünen bir adamın seri katil olma hayallerini anlatıyor. Bu adam karşısına çıkan pek çok kadını öldürmeyi istiyor. Bunun için ince ince planlar yapıyor ama bu planlar bir türlü sonuca ulaşmıyor. Belki yine de bu kadınlar ölüyor ama hiçbirinin sebebi de bu adam olmuyor ve adam bir türlü katil olmayı beceremediği için sürekli bir üzüntü halinde yaşamını sürdürüyor. Halbuki en azından birini öldürebilse çok mutlu bir adam olacak.

Bu özet bile filmin absürd yapısını gösteriyor aslında. Elbette ki Buñuel her zamanki gibi çeşitli kurumlara da eleştiri oklarını sallamadan bırakmıyor. İyi bir Buñuel filmi ama elbette daha iyileri de var.

Rövanş (Revanche):
Rövanş geçtiğimiz yıl Avusturya adına Oscar’lara aday olmaya kadar gitmiş bir film. Ancak buralarda adı pek duyulmamıştı. Bu nedenle fazla beklentim olmayan bir filmdi benim için. Son derece başarılı bir film çıktı sonuçta.

Rövanş aynı zamanda hakkında çok fazla bir şey bilmeden izlemenin de daha iyi olacağı filmlerden biri. Bu nedenle hikaye gelişiminden çok kısaca karakterleri tanıtmakla yetinelim. Avusturya’da striptizci ve fahişe olarak çalışan Ukraynalı bir genç kız, onun sevgisi ve çalıştığı yerin güvenlik görevlisi, bu iki kişinin ilişkisinden habersiz olan her ikisinin de işverini olan ve kız için daha büyük planları olan bir adam, sıradan bir polis ve onun karısı.

Filmin farklı bölümlerinde bu karakterlerden bazıları daha bir öne çıkarken bazılarının önemi azalıyor, hatta hiç gözükmüyorlar. Neler olduğunu açık etmemek için fazla detay vermeyelim ama Avusturya gece klüplerinin arka planındaki pis işleri gösteren bir suç filmi gibi başlayan film yine suç ve ceza izleğinde yürüyen ve işin içine vicdan azabı gibi konuları da katan ama başlangıcından bambaşka noktalara gidip karakterlerin iç dünyasına giren bir film olmuş. Üstelik bu karakterler de son derece sahici karakterler. Hepsinin motivasyonlarını anlıyor, acılarına ortak olabiliyorsunuz.

Festivalin en iyilerindendi bence. Kesinlikle izlenmeli.

Suç Ordusu (L’armée du Crime / The Army of Crime):
Robert Guédiguian önceki festivallerden tanıdığımız bir yönetmen. Kendisini Marsilya’daki işçi sınıfını anlattığı, çoğunlukla azınlıkları da mutlaka hikayesinin içine kattığı ama hemen her zaman insan ilişkilerini ön plana aldığı filmlerle tanıyoruz ve seviyoruz. Aynı zamanda çoğunlukla da aynı oyuncularla çalışıyor.

Guédiguian bu yeni filminde yine azınlıklardan bahsediyor ve bir kaç oyuncu dışında yine bildiği ve tanıdığı oyuncularla çalışıyor ama bu kez daha görkemli bir film yapma peşine düşüyor. Üstelik bir dönem filmi yapıyor. Suç Ordusu adlı bu film, 2. Dünya Savaşı yıllarında Nazi işgalindeki Fransa’daki direnişçi azınlık grupları ve özel olarak Ermeni asıllı Missak Manouchian önderliğindeki grubun hikayesini anlatıyor. Başarılı bir film, ancak Guédiguian asıl ustası olduğu türden uzaklaşınca filme kendi damgasını vuramamış. Bu sefer de film diğer 2. Dünya Savaşı direniş filmlerinden farklı bir yere oturmuyor. Sadece Fransa’nın kurtuluşu için azınlıklar da hayatlarını ortaya koydu dedirtiyor o kadar.

Bu nedenle izlenmesi bir kayıp olmayacak ama festivalin çok iz bırakmayan filmlerinden biri oldu benim için.

3. Yeşilçam Ödülleri’nde En İyi Film Nefes, En İyi Yönetmen Reha Erdem

Yeşilçam ödülleri 3 yaşına girdi. Her ne kadar başta amaçlanan etkiyi yaratan bir ödül olmasa da (Türkiye’nin Oscar’ı olması iddiasında idi) düzenli olarak verilmeye devam edecek bir ödül olacak gibi gözüküyor. SİYAD ödüllerinin yanında daha popüler bir kulvarda dolaşan ödüllerde bu eğilimin göstergesi olarak, en iyi film olarak Nefes seçildi. Ancak Reha Erdem’in Hayat Var’daki yönetmenlik başarısı göz ardı edilememiş olsa gerek, en iyi yönetmen ödülü ona gitti. Diğer ödüller için de kötü seçimler değil ama daha iyileri vardı şeklinde bir yorum yapabilirim genelde kendi adıma. Ama Elit İşcan’ın En İyi Genç Yetenek ödülü tümüyle hakedilmiş bir ödüldü.

Tam liste şu şekilde:

En İyi Film: Nefes: Vatan Sağolsun (Levent Semerci)
En İyi Yönetmen: Reha Erdem (Hayat Var)
En İyi Kadın Oyuncu: Binnur Kaya (Vavien)
En İyi Erkek Oyuncu: Mert Fırat (Başka Dilde Aşk)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Derya Alabora (Pandora’nın Kutusu)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Cemal Toktaş (Güneşi Gördüm)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Soykut Turan (Güneşi Gördüm)
En İyi Senaryo: Engin Günaydın (Vavien)
En İyi Müzik: Atilla Özdemiroğlu (Vavien)
En İyi Genç Yetenek: Elit İşcan (Hayat Var)
Turkcell İlk Film Ödülü: Nefes: Vatan Sağolsun (Levent Semerci)

21. Ankara Film Festivali’nde En İyi Film Köprüdekiler

21. Ankara Film Festivali’nin bitmesine bir gün kala festivalin uzun ve kısa metraj filmler ile ilgili ödülleri açıklandı. En iyi film olarak, güzel bir tesadüfle bu hafta gösterime de giren Köprüdekiler filmi seçilirken, en iyi yönetmen olarak da 11’e 10 Kala filmiyle Pelin Esmer seçildi. En iyi erkek ve kadın oyuncu ödülleri de Başka Dilde Aşk filmine gitti.

Ulusal uzun metraj film yarışımasnın jürisi Ertan Yılmaz, Mahir Günşıray, Tayfun Pirselimoğlu, Fırat Yücel ve Hasan Ali Toptaş’tan oluşuyordu. Bu jürinin verdiği ödüllerin tam listesi şu şekilde:

En İyi Film: Köprüdekiler
Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü: İki Dil Bir Bavul
En İyi Yönetmen: Pelin Esmer (11’e 10 Kala)
En İyi Kadın Oyuncu: Saadet Işıl Aksoy (Başka Dilde Aşk)
En İyi Erkek Oyuncu: Mert Fırat (Başka Dilde Aşk)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Selen Uçer (Büyük Oyun)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Volga Sorgu (Kara Köpekler Havlarken) 
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü: Pelin Esmer (11’e 10 Kala) 
En İyi Görüntü Yönetmeni: Hayk Kirakosyan (Başka Dilde Aşk) 
En İyi Sanat Yönetmeni: Naz Erayda (11’e 10 Kala) 
En İyi Özgün Müzik: Sabri Tuluğ Tırpan (Büyük Oyun) 
En İyi Kurgu: Aylin Zoi Tonel, Vessela Martschewski, Christof Schertenleib (Köprüdekiler) 
Umut Veren Yeni Kadın Oyuncu: Suzan Genç (Büyük Oyun) 
Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu: Cemal Toktaş (Kara Köpekler Havlarken) 
Umut Veren Yeni Yönetmen: Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu (Orada) 
Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı: İlksen Başarır ve Mert Fırat (Başka Dilde Aşk) 
Seçici Kurul Özel Ödülü: Kara Köpekler Havlarken ve Başka Dilde Aşk
Seçici Kurul Oyunculuk Özel Ödülü: Fikret Portakal, Murat Tokgöz, Umut İlker ve Cemile İlker (Köprüdekiler) 
SİYAD En İyi Film Ödülü: Kara Köpekler Havlarken (bu ödülün jürisi Ali Hakan, Bülent Vardar ve Elif Tunca’dan oluşuyor)

Ulusal kısa film yarışmasının ödülleri de şu şekilde açıklandı (jüri: Şenay Aydemir, Cemal Erez, Ozan Açıktan, Gerard Labady, Mutlu Parkan)

En İyi Kurmaca Kısa Film: Meret (Hakan Ömer Zorka)
En İyi Deneysel Kısa Film: Uçurtma (İlhami Kapıcı)
En İyi Kısa Animasyon: Malfunction (Ayçe Kartal) 
Seçici Kurul Özel Ödülü: Dalga Teorisi (Gökhan Okur, Deniz Tarsus)

Festivalin belgesel dalındaki ödülleri ise daha önce açıklanmıştı.

21. Ankara Film Festivali Belgesel Ödülleri Belli Oldu

21. Ankara Film Festivali tüm hızıyla devam ederken belgesel dalındaki ödüller sahiplerini buldu bile. Mutlu Binark, Yaprak İşçibaşı, Hakan Aytekin, Özgür Şeyben ve Hacı Mehmet Duranoğlu’ndan oluşan jüri, amatör ve profesyonel belgesel film dalındaki ödülleri şu şekilde açıkladı:

Amatör Belgesel:
Birincilik Ödülü: Duvar (yönetmen: Emre Karadaş, Deniz Oğuzsoy)
İkincilik Ödülü: Romeyika’nın Türküsü (yönetmen: Yeliz Karakütük)
Üçüncülük Ödülü: Bağdat (yönetmen: Berrak Samur)

Profesyonel Belgesel:
Birincilik Ödülü: 5 No’lu Cezaevi (yönetmen: Çayan Demirel)
İkincilik Ödülü: Eylül Çocukları (yönetmen: Meltem Öztürk, Hülya Karcı)
Üçüncülük Ödülü: Son Mevsim Şavaklar (yönetmen: Kazım Öz)

Bu yıl festivaldeki belgesel filmleri izleme fırsatım olmadı. Ancak 5 No’lu Cezaevi’ni, Gezici Festival’de izlemiştim. Gerçekten güçlü ve etkileyici bir belgesel. Diğer filmleri izlemeden bile favorilerim arasındaydı.

21. Ankara Film Festivali Başladı

21. Ankara Film Festivali geçtiğimiz gün yapılan açılış töreni ile başladı. Gösterimler de dün start aldı. Bu yılki gösterimler Batı Sineması, Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe Enstitüsü’nde yapılacak. Ayrıca film gösterimleri dışında bu yıl geçtiğimiz yıllarla kıyaslayınca çok daha fazla yan etkinlik de var. Özellikle Festilab başlığı altındaki atölye çalışmaları geleceğin sinemacıları açısından çok faydalı olabilir.

Festivalin öne çıkan filmlerini kısaca sıralayalım (ama tabii ki program yaparken bunlarla yetinmemek, hiç bilinmedik filmlere de şans tanımak ve elbette kısa film ve belgeselleri de unutmamak lazım):

– Henüz gösterime girmeyen ama geçtiğimiz yıl pek çok festivalde önemli ödüller kazanmış bir Türk filmi olan Köprüdekiler
– 80 darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi’nin durumunu anlatan 5 No’lu Cezaevi
– Festivalin özel bir bölüm ayrıdığı Brezilya sinemasından çok ödüllü bir film, Estamira
– Usta işi bölümünde Takeshi Kitano, Michael Haneke, Costa-Gavras, Peter Greenaway gibi isimlerin yeni filmleri
– Akira Kurosowa, Luis Bunuel ve Eric Rohmer gibi artık aramızda olmayan ustalardan 2’şer film (ki görülmüş olsa bile sinemada izleme fırsatı kaçırılmamalı)
– !f Ankara’nın programından son anda çıkarılan Ölümcül Kar (Død snø / Dead Snow)
– İktidar ve İsyan bölümünde her ne kadar daha önce görmüş olma ihtimali yüksek olsa da her biri birer klasik sayılan Eğer… (If…), Rosa Luxemburg, Kızıl İlahi, Baader Meinhof Yargılanıyor gibi filmler
– Dünyanın Her Köşesinden bölümünde ise çoğunun adını pek duymamış olsak da keşfetmeye değer bir dizi film

Bu yıl da festivali takip edip yorumlarımı buradan paylaşmaya çalışacağım. Filmler, gösterim programı ve yan etkinlikler ile ilgili detaylı bilgi festivalin web sayfasından alınabilir.

82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu

82. Oscar Ödülleri sahiplerini buldu. Gecenin galibi en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi özgün senaryo ödülleri de dahil olmak üzere 6 Oscar alan The Hurt Locker oldu. En büyük rakibi sayılan Avatar ise teknik dallarda 3 ödülle yetinmek zorunda kaldı. Tüm oyuncu ödülleri de beklendiği gibi Jeff Bridges, Sandra Bullock, Christoph Waltz ve Mo’Nique’e gitti.

Gecenin üzerinden şöyle bir geçelim. Ödül töreni sürpriz bir şekilde Neil Patrick Harris’in şarkı ve dans gösterisi ile başladı. Steve Martin ve Alec Baldwin’in gayet başarılı girişinden sonra gecenin ilk ödülü beklendiği gibi Inglourious Basterds ile Christoph Waltz’a gitti. Yardımcı erkek oyuncu olarak başka bir isim düşünülmüyordu zaten. Animasyon ve şarkı dallarında da zafer beklendiği gibi Up ve Crazy Heart filmlerinin oldu. Benim tahminim Inglourious Basterds olsa da en iyi özgün senaryo ödülünün The Hurt Locker’a gitmesi de ihtimal dahilindeydi. Bu ödülün The Hurt Locker’ın daha büyük ödülleri de alacağının ilk göstergesi olduğu söylenebilir.

Precious filminin en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alacağı kesindi ama uyarlama senaryo ödülü de alması ufak bir sürpriz sayılabilir. Arka arkaya verilen teknik ödüllerden sanat yönetmeni ve görüntü yönetmeni ödüllerini Avatar, ses kurgusu ve ses miksajı ödüllerini ise The Hurt Locker alarak bu iki rakibin herhangi birinin tüm ödülleri toparlayıp gidemeyeceğini gösterdi. Müzik ödülünü Up’ın, görsel efekt ödülünü ise Avatar’ın alması kimseyi şaşırtmadı. En iyi film yolundaki önemli ödüllerden biri olan kurgu ödülü ise The Hurt Locker’a gitti.

En önemli ödüllere gelirken en iyi belgesel ödülünü The Cove’un alması bekleniyordu ama yabancı dilde en iyi film ödülünün Arjantin’den El secreto de sus ojos filmine gitmesi şaşırtıcı oldu. En azından benim için. Çoğunlukla Das Weisse Band ya da Un Prophète filmlerinden birinin bu ödülü alması bekleniyordu.

En iyi erkek oyuncu ödülü beklendiği gibi Jeff Bridges’e, en iyi kadın oyuncu ödülü ise Sandra Bullock’a gitti. En iyi yönetmen ödülünü açıklamak üzere sahneye Barbra Streisand çıktığında ödülün Kathryn Bigelow’a gideceğine töreni düzenleyenlerin de inandığı anlaşıldı, akademi üyeleri de onları şaşırtmadılar. Ama hala en iyi film çok kesin değildi. O da The Hurt Locker’a giderek Avatar’ın bu kadar büyütülmesinden rahatsız olan benim gibileri gayet mutlu etti.

Bu yıl onur ödüllerinin ayrı bir geceye alınmış olması dikkat çekiciydi. Bu arada ödüller verilirken bunun bir yarışma olmadığını belirtmek üzere “and the Oscar goes to” denirdi, bu yıl genellikle “the winner is” denildiği dikkatimi çekti.

İşte ödüllerin tam listesi:

En İyi Film: The Hurt Locker
En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart)
En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Inglourious Basterds)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo’Nique (Precious: Based on the Novel Push by Sapphire)
En İyi Özgün Senaryo: Mark Boal (The Hurt Locker)
En İyi Uyarlama Senaryo: Geoffrey Fletcher (Precious: Based on the Novel Push by Sapphire)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Mauro Fiore (Avatar)
En İyi Kurgu: Bob Murawski, Chris Innis (The Hurt Locker)
En İyi Sanat Yönetmeni: Rick Carter, Robert Stromberg (Avatar)
En İyi Kostüm: Sandy Powell (The Young Victoria)
En İyi Makyaj: Star Trek
En İyi Müzik: Michael Giacchino (Up)
En İyi Şarkı: “The Weary Kind” Söz-Müzik: Ryan Bingham, T Bone Burnett (Crazy Heart)
En İyi Ses Miksajı: The Hurt Locker
En İyi Ses Kurgusu: The Hurt Locker
En İyi Görsel Efekt: Avatar
En İyi Animasyon (Uzun): Up
Yabancı Dilde En İyi Film: El secreto de sus ojos – Arjantin
En iyi Belgesel (Uzun): The Cove
En İyi Belgesel (Kısa): Music by Prudence
En İyi Animasyon (Kısa): Logorama
En İyi Kısa Film: The New Tenants


Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 320.731 hits
Mayıs 2026
P S Ç P C C P
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.