Eylül 2009 için arşiv

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (27 Eylül 2009)

Geçtiğimiz hafta Pelin Esmer’in yönettiği 11’e 10 Kala ve François Ozon’un yönettiği Ricky‘nin SİYAD’ın listesine girmesi muhtemel filmler olduğunu söylemiştik ama her iki film de eleştirmenleri yeteri kadar tatmin etmemiş olacak ki bu hafta da listeye yeni bir giriş yok. Ponyo, O’Horten ve Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds) halen ilk 3 sıradalar. Listenin altlarında da ufak tefek oynamalar dışında herhangi bir değişiklik yok.

Halen listedeki filmlerinin ortalamalarının epey düşük olduğunu düşünürsek, önümüzdeki hafta için Çağan Irmak’ın Karanlıktakiler filmi ya da Matrak Adamlar (Funny People) filmlerinin listeye girdiğini görebiliriz.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

2.94

2

2

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

3

3

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.93

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

8

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

8

9

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.62

9

7

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.6

10

10

Tabu (Towelhead)

2.59

Reklamlar

61. Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu

61. Emmy Ödülleri bu gece sahiplerini buldu. Beklendiği gibi en çok adaylığı alan 30 Rock ve Mad Men dizileri gecenin galipleri oldular. Ancak özellikle 30 Rock geçen yıllardaki gibi bütün ödülleri silip süpürmedi. Daha önceden açıklananlarla da birlikte 30 Rock 5, Mad Men ise 3 Emmy aldı bu yıl. İlginçtir, gösterimden kaldırılmış olsa da bir kesimin çok sevdiği Pushing Daisies de 4 Emmy ile kapadı bu yılı. Bu arada her ne kadar kazananlara bir lafımız olmasa da Michael C. Hall ve Neil Patrick Harris Emmy için biraz daha bekleyecekler anlaşılan. Ayrıca televizyon filmi olarak Grey Gardens’ın, mini dizi olarak da Little Dorrit’in öne çıktığını da eklemek gerek.

Ana kategorilerde ödül kazananların listesi aşağıdaki gibi. Tüm liste için http://cdn.emmys.tv/awards/2009ptemmys/61stemmys_nomswin_pt.php?action=search_db#1 adresi incelenebilir.

En İyi Komedi Dizisi: 30 Rock
En İyi Drama Dizisi: Mad Men
En İyi Televizyon Filmi: Grey Gardens
En İyi Mini Dizi: Little Dorrit
En İyi Erkek Oyuncu (Komedi Dizisi): Alec Baldwin (30 Rock)
En İyi Erkek Oyuncu (Drama Dizisi): Bryan Cranston (Breaking Bad)
En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Brendan Gleeson (Into the Storm)
En İyi Kadın Oyuncu (Komedi Dizisi): Toni Collette (United States of Tara)
En İyi Kadın Oyuncu (Drama Dizisi): Glenn Close (Damages)
En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Jessica Lange (Grey Gardens)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi Dizisi): Jon Cryer (Two and a Half Men)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama Dizisi): Michael Emerson (Lost)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Ken Howard (Grey Gardens)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi Dizisi): Kristin Chenoweth (Pushing Daisies)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Drama Dizisi): Cherry Jones (24)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mini Dizi ya da Tv Filmi): Shohreh Aghdashloo (House of Saddam)

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (20 Eylül 2009)

Bu hafta bayram haftası olduğu için sinemalardaki yaz ve Ramazan rehaveti bitmiş gibi gözüküyor. Tam 10 film gösterime girdi. Ancak geçen hafta da tahmin ettiğimiz gibi bu 10 filmden hiçbiri eleştirmenlerin ilgisini yeteri kadar çekmemiş olmalı ki SİYAD’ın bu haftaki listesinde herhangi bir yenilik yaratamadılar. Hatta öyle ki liste geçen haftanın listesiyle tümüyle aynı.

Önümüzdeki haftadan itibaren ise daha iyi filmler gösterime girmeye başlıyor neyse ki. Pelin Esmer’in yönettiği 11’e 10 Kala ve François Ozon’un yönettiği Ricky önümüzdeki hafta gösterime girip listeyi değiştirebilecek filmler.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

2

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

3

3

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.93

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

7

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.69

8

8

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

9

9

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.6

10

10

Tabu (Towelhead)

2.6

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (13 Eylül 2009)

Yazın bittiği şu günlerde bu hafta da SİYAD’ın listesinde önemli bir değişiklik yok. Yeni filmlerin ortalaması listeye girecek kadar yüksek olmayınca geçen haftaki ile hemen hemen aynı bir liste ile karşı karşıyayız. Soysuzlar Çetesi‘nin (Inglorious Basterds) ortalaması hafifçe düşünce ikinci sıradan üçüncü sıraya gerilemiş. Ayrıca Kuzey (Nord) filmi listeden çıkınca yerine aşağıdan Alan Ball’un Tabu (Towelhead) filmi listeye dahil olmuş.

Önümüzdeki hafta bayram haftası. Sinemalar bereketleniyor, tam 10 yeni film gösterime girecek. Ama listeyi ciddi şekilde hareketlendirecek bir film gözükmüyor ufukta. Belki alt sıralarda bir kaç değişiklik beklenebilir.

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

3

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

3

2

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.93

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

7

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.69

8

8

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

9

10

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.6

10

Tabu (Towelhead)

2.6

Patrick Swayze (1952-2009)

Bir dönem gençliğinin, özellikle genç kızların, kalbinde ayrı bir yer edinen Patrick Swayze, iki yıldır savaştığı pankreas kanserine yenik düştü ve hayata veda etti.

1952 doğumlu olan Swayze, kariyerine dansçı olarak başladı. Grease’in müzikal versiyonunda Danny karakterini canlandıran çok sayıda oyuncudan biri oldu. 1979 yılında da ufak tefek filmler ve dizilerle kariyerine farklı bir yön çizmeye başladı. Coppola’nın The Outsiders’ı ile dikkat çekse de o filmin kalabalık oyuncu kadrosu içinde henüz parlayacak bir fırsat edinememişti. İlk çıkışı dansçılık özelliğini hiç göstermediği 1985 yapımı Kuzey ve Güney (North and South) dizisi ile oldu. Amerikan İç Savaşı’nı anlatan bu dizi zamanında bizde de çok sevilmişti.

Ama Swayze’ye dünya çapındaki şöhretini kazandıran film elbette ki 1987 yapımı Dirty Dancing idi. Hiç de o kadar iddialı olmayan bu film bir anda bir fenomene dönüştü ve gençlerin defalarca izlediği bir film oldu çıktı. Patrick Swayze de gençliğin yeni starlarından biriydi artık. Bu filmden sonra bir kaç önemsiz filmde oynadı Swayze. Bu dönemin en başarılı filmi Bar Fedaisi (Road House) idi. En azından finansal açıdan.

Ama 1990 yılında Hayalet (Ghost) filmi ile bir kez daha büyük bir fenomenin içinde yer aldı Swayze. Bu duygusal film de tıpkı Dirty Dancing gibi beklenmeyen bir başarı idi. Öyle ki bu küçük mütevazi film o yılın dünya çapında en çok izlenen filmi oluyordu. Ertesi yıl da kendisi gibi bir gençlik starı olan Keanu Reeves ile Ponit Break isimli aksiyon filminde başarılı bir performans çiziyordu. Bir kaç yıl sonra To Wong Foo, Thanks for Everything! Julie Newmar filminde o zamana kadar oynadığı rollerden çok farklı bir karaktere bürünen Swayze için bundan sonra işler yolunda gitmiyordu. 1996 yılında bir film çekimi sırasında attan düşerek bacaklarını kırması sonrasında rol aldığı filmler genelde orta karar filmlerdi (başrolünde olmadığı Donnie Darko’yu ayrı bir yere koymak lazım elbette).

2008’in başında hastalığına dair haberler gelmeye başladı. Ama o dönem, basında doktorların hayatından ümidi kestiklerine dair haberler çıkmasına rağmen tedaviler beklenenden olumlu sonuç verdi ve Swayze 2009 yılına 13 bölümlük The Beast adlı diziyi de sıkıştırmayı başardı. Son oyunculuk performansı da bu oldu. Üstelik bu dizideki rolü ile çok iyi eleştiriler de aldı.

Mekanı cennet olsun.

Vizyon Takibi: Gran Torino, Köpek Oteli, Gölge, Şampiyon, Sahtekarlar

Bir süredir Vizyon Takibi kısmını ihmal etmiş ve takip ettiğim festivallerden bazıları ile ilgili yorumlarımı eklemeyi de atlamıştım. Yazın bittiği şu günlerde sırayla açıkları kapatmak istedim. Belki DVD’de bu filmleri almayı düşünenler için ufak da olsa bir katkı olur.

Gran Torino:

Clint Eastwood baba bu kez yaşlı, aksi ve ırkçı bir Kore Savaşı gazisi olarak çıkıyor karşımıza. Ama film boyunca böyle devam etmiyor tabii ki. Zamanla uzakdoğulu komşularına ısınıyor ve mahallenin koruyucusu oluyor adeta. Eastwood  Unforgiven’da western için yaptığını burada Dirty Harry için yapmaya çalışmış gibi. Bu filmdeki karakteri başta Dirty Harry tarzında bir karakter ama bir süre sonra şiddetin çözüm olmadığını savunan bir noktaya geliyor. Ama Gran Torino, Unforgiven kadar başarılı bir film değil. Özellikle filmin başlarındaki Eastwood’un aksi ihtiyar tavırları fazla abartılı. Üstelik o abartılı tavırlardan sonra da yelkenleri çok çabuk suya indiriyor.

Filmin sonu ise çok orijinal olmasa da Eastwood açısından önemliydi. Zaten muhtemel iki sondan biri olacaktı ve ortada Eastwood’un sinema geçmişi varken ikisi de olabilirdi. Doğru olan seçilmiş belki ama Eastwood’un filmin sonunda yaptığı hareketin aslında pek bir şeyi değiştirmediği gösterilerek daha karamsar bir son yapılabilirdi sanki.

Her ne kadar çok çok başarılı bir film olmasa da Eastwood’un oyuncu olarak son kez kamera karşısına geçtiğini belirttiği bu filmi kaçırmamak lazım yine de.

Köpek Oteli (Hotel for Dogs):

Anne babaları hayatta olmadığı için koruyucu aileler yanında kalan iki kardeş onlardan gizli olarak bir köpeğe bakmaktadır. Fakat evde bu köpeği saklamak iyice güçleşince yeni bir çözüm arayışına giderler ve tesadüfen terkedilmiş bir otel bulurlar. Burada sakladıkları köpek sayısı hızla arttıkça yeni arkadaşlar da edinirler ve oteli de köpekler için ideal bir yer haline getirmeye başlarlar.

Yukardaki kısa özetinden de anlaşılabileceği gibi Köpek Oteli tamamen çocuklar hedeflenerek yapılmış gayet sevimli bir film. Pek çok farklı türde köpeğin arzı endam ettiği film, hayvanseverler tarafından da zevkle izlenebilir.

Gölge:

Mehmet Güreli’nin Peyami Safa’nın romanından uyarladığı Gölge, Türk sineması için ilginç bir deneme. Bir dönem filmi olmasının yanında başarılı da bir film-noir örneği. Elbette ortada film-noir’ın vazgeçilmez öğesi olan bir kadın, bir femme-fatale var. Filmin uyarlandığı romana da adını veren Selma (ki Görkem Yeltan bu rolde son derece iyi) ve Selma’nın çevresinde Nevzat ve Halim adlı iki arkadaş.

Filmin aşk, tutku, gizem, cinayet, intihar gibi unsurlar arasında dolaşan konusuna uygun başarılı bir atmosfer oluşturulmuş. İlginçtir, diyaloglar son derece ağdalı, oyunculuklar son derece teatral ama filmin anlattığı dönem ile diyaloglar ve oyunculuklar uyumlu olmuş. Sonlara doğru biraz aksıyor ama başarılı bir yapım sonuçta.

Şampiyon (The Wrestler):

Wrestler bu yıl Oscar’larda Mickey Rourke ile adından çok sözettiren bir filmdi. 80’lerde en iyi günlerini yaşayan, bugün hala o günleri özlemle anan ve hayatını hala bir şekilde o güne bağlı olarak idame ettiren bir güreşçinin hikayesini anlatan filmde Rourke belki de hayatının rolünü çıkarmış. Belki Oscar’ı Milk ile Sean Penn’e kaptırdı ama her ikisinin de bambaşka oyunculuk stilleri ile akılda kalıcı performanslar çıkardıklarını söylemek gerek. Rourke burada karakterinin dugusal çöküşünü yansıtmasının yanında kimi zaman fiziksel olarak da kendini gerçekten çok zorlamış. Ama filmi Mickey Rourke’a indirgemek de hata olur. Genellikle İnternet ortamında ve boyalı basınımızda çıplak sahneleri ile gündeme geldi ama Marisa Tomei de son derece başarılı örneğin. Gayet incelikli bir oyunculuk çıkarmış ve elbette senaryonun da katkısı ile her ne kadar onu çok fazla göremesek de oynadığı karakterin arkasında The Stripper adı ile bambaşka bir film çıkartabilecek malzeme olduğu gözüküyor.

Elbette yönetmenlik de çok iyi. Darren Aronofsky şu ana kadar beni hayal kırıklığına uğratmış bir yönetmen değil zaten. Sadece tek bir örnek. Ram’in (Mickey Rourke) şarküteriye çıkışının ringe çıkışı ile benzeştirilmesi hatta ses bandında da tezahüratların verilmesi şahane bir sahne idi.

Ayrıca filmde çalan 80’lerin parçaları da filmin atmosferi ile uyum içinde. Zaten filmin en sonunda Axl Rose’a özel bir teşekkür var. Sweet Child O’ Mine şarkısının filmde ücretsiz olarak kullanımına izin vermiş çünkü. Bu arada Rourke, boks yaptığı günlerde ringe Sweet Child O’ Mine şarkısı ile çıkarmış, tıpkı buradaki gibi (80’lerde Rourke ile Axl’in aynı ortamlara sık sık takıldıklarını düşünürsek yanılmayız herhalde). Ayrıca yine son jeneriğin sonlarına doğru Clint Mansell tarafından yapılan orijinal müziklerdeki gitarları Slash’in çaldığı özellikle belirtilmiş.

Yılın en iyilerinden.

Sahtekarlar (Duplicity):

Julia Roberts ve Clive Owen’ı karşı karşıya getiren Sahtekarlar bir çok türü harmanlamış bir film aslında. Bir yandan bir casusluk filmi iken diğer yandan bir kara komedi, hatta ne seninle ne de sensiz diyen aşıklar düşünüldüğünde romantik komediye kayan anları da yok değil. Daha önce Avukat (Michael Clayton) filmi ile karşımıza çıkan yönetmen/senarist Tony Gilroy bu kez daha hafif bir filmle karşımızda. Ama o filmle bir ortak nokta kurulabilir. Filmin kötü adamları aslında büyük şirketler bir kez daha.

Roberts ve Owen filmde bir zamanlar CIA ve MI6 ajanı olan iki karakteri canlandırıyorlar. Bu karakterlerin hayatları bir yerde kesişiyor ve aralarında bir sevgi/nefret ilişkisi doğmaya başlıyor ve sonrasında voliyi vurmak için kendilerini özel sektöre atıyorlar.

Filmin karışık bir hikaye yapısı var. Gizemini açık etmemek için sürekli geri dönüşler kullanıyor ve bu da bir süre sonra yorucu olmaya başlıyor. Üstelik gizemi çözdüğümüzü düşündüğümüz anda aslında arkada bambaşka şeyler olduğunu anlıyoruz. Aslında başarılı bir hikaye yapısı ama komedi dozunun yüksek olduğu bir film için fazla karmaşık bulunabilir.

Birbirine rakip iki şirketinin başkanını canlandıran Tom Wilkinson ve Paul Giamatti’ye de değinmeden geçmeyelim. Bu iki karakter oyuncusu her zamanki gibi çok başarılı. Belki de filmin en iyi oyuncuları bu iki isim.

Tümüyle çok iyi bir film duygusu vermiyor sonuçta ama hem Tony Gilroy’un detaylı senaryosu ve perdenin her köşesini dolduran yönetmenlik stili hem de oyuncuları için izlenebilir bir film.

SİYAD: Son Üç Ayın Top 10 Listesi (6 Eylül 2009)

Bu hafta da SİYAD’ın listesinde önemli bir değişiklik olmamış. Yine yeni filmlerden hiçbiri ilk 10’a girememiş. Ortalamalardaki ufak tefek farklar sonrasında Ponyo yine zirvede tek başına kalmış. Ayrıca Körlük‘ün (Blindness) 3 aylık süresini doldurup listeden çıktığını ve Kuzey (Nord) filminin 9. sıradan listeye girdiğini görüyoruz.

Önümüzdeki hafta da benzer bir liste ile karşılaşacak gibi gözüküyoruz.

 

Sıra

Geçen Haftaki Sıra

Film Adı

Ortalama Notu
(4 üzerinden)

1

1

Küçük Deniz Kızı Ponyo (Ponyo on a Cliff by the Sea)

3

2

2

Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds)

2.96

3

3

Yalnızlık Çökünce (O’Horten)

2.94

4

4

Seni O Kadar Çok Sevdim ki… (I’ve Loved you so long)

2.88

5

5

Buz Devri 3 (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)

2.84

6

6

Halk Düşmanları (Public Enemies)

2.79

7

8

Aşka Son Şans (Last Chance Harvey)

2.69

8

9

İçimizdeki Düşman (L’Ennemi Intime)

2.67

9

Kuzey (Nord)

2.63

10

10

Felekten Bir Gece (The Hangover)

2.6


Sinema Manyakları, Gezici Festival'i destekliyor.

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 262.217 hits
Eylül 2009
P S Ç P C C P
« Ağu   Eki »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.
Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: