Ankara Film Festivali 2011 İzlenimleri – 2.Gün: Tulpan, Eller Yukarı!, Özgürlük, Görünmeyen Göz, Benim Güzel Oğlum, Ne Yaptın Sen?

Tulpan:

Ankara Film Festivali bu yıl Kazak filmlerine ayrı bir yer ayırdı. Tulpan da bu filmlerden biriydi. Film, askerden gelen genç bir adamın hayatını bir düzene sokmak için evlenme çabalarını anlatıyordu. Filme adını veren Tulpan tarafından kulakları büyük olduğu gerekçesi ile reddedilen bu adam giderek bir hayal olduğunun farkında olsa da Tulpan ile evlenmeyi kendisine amaç edinerek yaşamaya başlar. Tulpan hem hüzünlü hem de düzeyinde tutturulmuş bir mizah anlayışına sahip.  Ayrıca en az hikayesi kadar, doğa ile iç içe yaşayan bölge halkının yaşayışından bir kesit sunması ile de öne çıkıyor. Kazak sinemasının gerçekten iyi bir yerde olduğunu gösteren bir örnek olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Bu arada ilginç bir not olarak filmin odağında olan ve filme adını veren karakter Tulpan olduğu halde onu bir kere bile görmediğimizi, tıpkı ona talip olan genç gibi, onun bizim için de perdelerin arkasından bakan ulaşılmaz bir figür olarak kaldığını belirtelim.

Eller Yukarı! (Rece do Góry / Hands Up!):

Jerzy Skolimowski’nin festivalin ilk günü izlediğim yakın tarihli filmi Anna ile Dört Gece gerçekten başarılı bir filmdi. Polonyalı ustanın 1967 tarihli Eller Yukarı! filmini de merak ediyordum doğrusu. Üstelik filmin çekildiği yıl yasaklanmış ve 1981’de Skolimowski tarafından yeniden kurgulanmış ve yeni çekilmiş görüntüler eklenmiş olması da merak derecesini arttırıyordu. Ancak belli ki yönetmenin tarzı aradan geçen yıllarda epeyce değişmiş. İlk yıllarda çok daha simgesel bir anlatım seçen Skolimovski yıllar geçtikçe daha düz bir anlatım tarzı seçmiş. Doğrusunu söylemek gerekirse ilk dönem filmlerinden olan bu yapıma girebilmek epey zor oldu benim için. Filmde bilim kurgusal imgelerden tiyatro dekorlarına pek çok imge var. Hatta bir ara Stalin döneminden bahseden bir grup genç bilim adamı da görüyoruız. Farklı denemelerden hoşlananlara tavsiye edilebilir.

Özgürlük (Korkoro / Freedom):

Tony Gatlif festivallerde en çok ilgi çeken yönetmenlerden biri. Özgürlük filmi de dolu dolu bir salonda oynadı. Hatta merdivenlere oturmak zorunda kalan epey seyirci oldu. Gatlif bu filminde de odağına çingeneleri alarak onu tanıyan seyircileri şaşırtmıyor. Ancak bu kez önemli bir fark var. Filmdeki müzik seviyesi oldukça düşürülürken asıl fark filmin anlattığı dönemde. Genelde çingenelerin günümüzdeki durumlarına bakan Gatlif bu kez kamerasını 2. Dünya Savaşı dönemine döndürüyor. 2. Dünya Savaşı ile ilgili bir çok film izledik ancak Gatlif bambaşka bir yerden bakarak bize hikayesini anlatıyor ve taze bir nefes sunuyor.

Savaşla hiç bir ilgisi olmayan ve savaş öncesi Avrupa’da istedikleri gibi dolaşan çingeneler günün birinde geldikleri kasabada göçebeliğin yasaklandığını öğreniyorlar. Kentin belediye başkanı ve öğretmeni onlara yardım ediyorlar, biraz da kanunların boşluklarından faydalanarak onlara bir arazi sağlıyorlar. Çingeneler burada yaşamaya çocuklarını okula göndermeye başlıyorlar. Hatta iyi eğitimi olmayan yetişkin çingenelerden bile okula gidenler oluyor. Ama yerleşik bir hayata alışık olmayan çingeneler bundan hoşlanmadıkları gibi yöre halkı da onların sürekli yanıbaşlarında olmasından memnun değiller. Zaman geçtikçe onlara sığınan çingene olmayan bir çocuğun da etkisi ile olaylar karışık bir hal alıyor ve trajik bir sona doğru sürükleniyor.

Her şeyi yerli yerinde bir Tony Gatlif filmi. Yönetmeni sevenlere tavsiye edilir.

Görünmeyen Göz (La Mirada Invisible / The Invisible Eye):

1982’de Arjantin’de askeri yönetimin yıkıldığı günlerdeyiz. Filmimiz zengin ailelerin çocuklarına katı bir eğitim veren bir okulda geçiyor. Her şey kurallara uygun olmalı, öğretmenlere karşı en ufak bir disiplinsizlikte bulunulmamalı, öğretmenlerin her dedikleri kayıtsız şartsız kabul edilmeli. Ayrıca, derslere ayrılan zamanı etkileyeceği ve dikkat dağıtacağı için karşı cinsle duygusal yakınlaşmalar da yasak, cinselliğin ise adı bile anılamaz. Ülkede askeri rejim sürerken okulun içinde de bunun bir yansıması var yani. Böyle bir eğitimden geçen öğrenciler büyüyüp ülkenin yönetiminde önemli noktalara geldiklerinde ülkeyi düzene uygun şekilde yönetecekler belli ki.

Böyle bir ortamda filmimizin ana karakteri Maria Teresa ile tanışıyoruz. Maria bu okulda öğretmenlik yapmakta olan genç bir kadın. Hem kendisi tüm kurallara uyuyor, hem de öğrencilerinin bu kurallara uyması için elinden gelen tüm çabayı gösteriyor. Son derece otoriter bir kişilik. Ama filmin başından itibaren Maria’nın iç dünyasında dıştan göründüğünden başka şeyler olduğunu da hissediyoruz. Evine döndüğünde annesi ile yalnız bir yaşam sürdüğünü gördüğümüz Maria belli ki hayatını kapalı bir ortamda yaşamış ve herhangi bir erkek arkadaşı da olmamış. Zamanla okuldaki bazı erkek öğrencilerden hoşlanmaya başlayan Maria gizlice onları izlemeye ve farklı hazlar hissetmeye başlıyor.

Genç bir kadının cinselliği ile yüzleşmesini anlatırken, bir yandan da sadece okulun içini göstererek bu mekanı dışarıda olanların bir aynası olarak göstermeyi de başarmış yönetmen Diego Lerman. Bunu yaparken başrol oyuncusu Julieta Zylberberg’den de önemli bir destek almış. Zor bir rolde bir an tökezlese filmin inandırıcılığı bozulabilirmiş ama Zylberberg tüm filmi büyük bir başarı ile götürüyor. Ayrıca kapalı bir mekanı gayet başarılı kullanan kamera çalışması da takdir edilmeli. Festivalin başarılı filmlerindendi Görünmeyen Göz.

Benim Güzel Oğlum, Ne Yaptın Sen? (My Son, My Son, What Have Ye Done):

Her ne kadar çok fazla vizyonda izleme şansı bulamasak da usta yönetmen Werner Herzog, durup dinlenmeden film çekmeye devam ediyor. Neyse ki festivaller var da onun filmlerini izleyebiliyoruz. Yapımcılığını da David Lynch’in yaptığı 2009 tarihli bu filminde Herzog annesini antika bir kılıçla öldüren bir adamın gerçek hikayesinden yola çıkarak oluşturduğu bu filmde (aslında gerçeklerden çok uzaklaştığını kendisi çekinmeden söylüyor) sıradışı bir polisiyeye imza atıyor. Aslında hikaye kalıbı son derece klişe bir polisiye film/diziye benziyor. Karşı evdeki bir kadını öldüren bir adam kendi evine sığınır ve iki de rehine alır. Evin çevresini saran polisler rehinelere zarar gelmemesine çalışarak adamı etkisiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. Bu arada olayı soruşturan iki polis dedektifi de adamın yakın çevresi ile görüşerek hem olayın nedenlerini anlamaya çalışmakta, hem de adamı evden çıkartacak bir ayrıntı yakalamaya çalışmaktadırlar. Tabii ki bu sorgulamalar sırasında biz de seyirciler olarak flashback’ler eşliğinde adamı bu noktaya getiren olayları izleriz.

Filmin oluşturduğu amosfer ise klasik polisiyelerin çok dışında. Herzog, tüm olayları başarıyla çözen becerikli polisler ve kurnaz suçlular klişesinden de polisiyenin daha sert ve gerçekçi kanadından da uzak durarak kendine göre bir yapı kuruyor. Karşımızdaki dünyanın kurmaca bir dünya olduğu açık ama bu kadarı da abartı diyeceğiniz bir noktada değil, izlediğimiz flashback’lerin bazıları olay hakkında ipuçları verse de bazıları tamamen alakasız bir noktada. Filme girip çıkan yan karakterler için de aynı şeyi söylemek mümkün. Ayrıca rehine olayı da hiç akla gelmeyecek absürd bir noktaya bağlanıyor.

Film aynı zamanda çok da iyi bir oyunucu kadrosu barındırıyor. Polis dedektiflerinde Willem Dafoe ve Michael Peña, suçluda her ne kadar geniş kitle tarafından çok tanınmasa da her izlediğimiz filminde oyun gücüne hayran kaldığımız Michael Shannon, benzer cümleleri kurabileceğimiz Chloë Sevigny ve hangi filmde ne zaman gözünse tekinsizlik hissi yaratan Udo Kier.

Açıkçası iyi bir film olabilmek için her şeyi tamam Benim Güzel Oğlum, Ne Yaptın Sen?‘in. Ancak ya Herzog’un oluşturmaya çalıştığı yapının içine giremedim ya da filmde adını koyamadığım beni rahatsız eden başka bir şey vardı. Somut olarak bir neden bulamasam da çok sevemediğim bir film oldu. Belki de klişelere fazla alıştık, kimbilir.

Reklamlar

0 Responses to “Ankara Film Festivali 2011 İzlenimleri – 2.Gün: Tulpan, Eller Yukarı!, Özgürlük, Görünmeyen Göz, Benim Güzel Oğlum, Ne Yaptın Sen?”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




Sinema Manyakları Gezici Festivali'i destekliyor

Kategoriler

Arşiv

Twitter’da ben…

Blog Stats

  • 251,072 hits
Nisan 2011
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  
Sinema Manyakları blog'u Hasan Nadir Derin tarafından hazırlanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: